İçsel Yolculuk.......

İçsel Yolculuk.......

Yorum Ekle

2015

 Uzun zamandır içinde bulunduğum değişen ruh halim ve zaman zaman  bozulan psikolojim sebebiyle gördüğüm depresyon tedavisi neticesinde ben de bazı arayışlara girdim. İlaç kullanmak istemediğim gibi içimdeki mutsuzluk yetersizlik ve çaresizlik duygularından sıkılıyordum. Ama nedenini  kendimin dahi bilmediği bir sebep  varmış da beni bu hislere sahip olmaya itiyormuş gibi geliyordu.

Sonra birden o an gelir ya , ya da bir sebep olur, ya da bir tesadüf  eseri taşlar yerine oturmaya, düğümler yavaş yavaş çözülmeye başlar.

Daha önce de ilaç tedavisi ve terapilerle iyi olmaya gayret ettim. Kendimce çözümler aradım. Ancak bunlar geçici çözümlerdi ve beni içinde bulunduğum durumdan kurtaramıyordu. Terapiye gittiğim süre boyunca kendimi iyi hissettiğim oldu. Kendimle ilgili farkındalıklarım ve çözümlemelerim oldu. Ancak en ufak bir kıvılcımla yeniden bozulan psikolojim, hatta sebepsiz  içine sürüklendiğim rahatsız edici duygulardan kurtulamadım. Bazı cevaplar buldum sorularıma, kimi eksikliklerimi giderdim. Ama neden sonra yine geldi huzursuzluklar, çaresizlik ve yetersizlik hissi ve çabalamalar.


Tamam fazla hassas olduğumu biliyorum, her şeyi fazla ince düşünüp sorguladığımı, gereğinden fazla bazı şeylere taktığımı biliyordum. Geçirdiğim depresyonların sebepleri de vardı elbet. Ama en ufak bir sorunda ilaca ve tedaviye başvurmamalıydım. Ben de bir şeyler eksikti en azından ben elimde olmayan bir şeyler olduğunu hissediyordum.

Hatta son zamanlarda iyice artan geçmişe özlem duygularımı sorguluyor, neyim var benim bilmek istiyorum diyordum. İçimde neden mutsuz ve çaresiz biri var. Beni neden rahat bırakmıyor ve huzur vermiyor. Keşke bu duyguları söküp atmak yerine olumlu duyguları koymak mümkün olsaydı diyordum. meğer bu cevaplara ne kadar yakınmışım. Evet hepsinin sebebini öğrendim yakın bir zaman önce. Ancak süreç henüz sonlanmadığından paylaşımıma burada ara vereceğim. Ve bittiğinde tamamını buradan paylaşacağım. Belki benim gibi olanlara da bir faydam dokunur ümidiyle bir el uzatmak ümidiyle yazacağım. Ve yaşantımı yeniden gözden geçirecek, yapmam gereken esas şeylere yönelecek hayata geliş amacımı ortaya çıkaracak ve içimdeki gücü keşfederek kendimi tamir edeceğim.

2018
Yazmanın önemi diye bir başlık da uygun düşerdi sanırım.....
Yaklaşık üç yıl önce yazmış olduğum bir yazının üstüne söyleyecek yeni şeylerim var. Yazmayı orada bırakmışım neden? Sonuç mu tatmin etmemiş acaba? Yoksa inanç mı değişmiş?
Şimdi şöyle bir gözlem yapıyorum kendim üzerinde. Önce olayı baştan alayım.

O sıralar arayışlar içinde olduğum bir dönemdi. Babamı yeni kaybetmiş(2015), aylıksız iznim bitip çalışma hayatına geri dönmüş, kızımı da ilk kez okula kaydettirmiştim. (3 yaşında iken) Pek çok ilkler yaşıyordum. Ki en acısı ilk kez birinci dereceden bir kayıp yaşıyor oluşumdu. Nasıl üstesinden geleceğimi bilemediğim bir acıydı. Kaybolmuş, yaralanmış, anlamsızlaşmış hissediyordum. Öte yandan bu hislerimi kızıma belli etmeden davranmaya çalışırken, kızımla yaşadığımız ilk ayrılığı da kabullenmeye ve ona destek olmaya çalışıyordum. Ve uzun zamandır ayrı olduğum çalışma hayatına adapte olmaya çalışıyordum. Zaten varoluştan hassas olan bir bünyeye takdir edersiniz ki fazlasıyla fazla geldi tüm bunlar. Ruh gibi ortalıkta dolaşmaktan başka çareler üretmeliydim. Önce babamın kaybından oluşan acımı kabullenmeyi öğrenmek için desteğe ihtiyacım vardı. 

Bu arayışlar içerisindeyken Mutluluk Kulübü ve Müge ile ve aynı zamanda Gülbahar Hoca ile tanıştım. Müge ile terapi seanslarımız oldu. Gülbahar Hoca ile ise regresyon çalışmaları yaptık. Çok ilginç bir deneyimdi benim için. Yarı hipnotize halinde gerçekleşen bu seanslar neticesinde bilinçaltımda yer alan bazı duygular açığa çıktı. Gülbahar hocanın yorumlamasıyla buna genetik geçiş ya da inancınıza göre reenkarnasyon denebiliyordu. Her iki inanış ve açıklamada da size ait olmayan duyguları kendi duygularınız gibi yaşamak var. şöyle ki şayet reenkarnasyona inanıyorsanız bundan önceki hayatınızda olduğunuz kişinin ruhunu taşıdığınız için onlar size ait duygular değil. O yüzden hislerini anlamlandıramıyor, nedenini bulamıyor, bazen sebepsiz bir hüzün, bazen alakası olmayan bir korkuyu içinizde taşıyabiliyorsunuz. Regresyon seansları ile bu duygularla yüzleşiyor ve bir süre sonra onların size ait olmadığını kabul ediyorsunuz. İşte o kabul edişten sonra adına "EFT" denen bir takım duygu aktarımları yapılıyor size. Olumlu duygular ekiliyor ve olumsuz duyguları dışarı atıyorsunuz. Bunu kendi kendinize yapabiliyor olmak için de EFT, Reiki gibi eğitimler almak ve inanmak gerekiyor tabii. 
Reenkarnasyona inanmıyorsanız inandığınız başka bir biçimle açıklanabiliyor bu durum. Şöyle ki genetik aktarımlar ailemizden bize gelen miraslar. Kimi zaman aile geçmişimizde bizden çok çok önceden yaşamış kişinin duygularını da taşıyabiliyorsunuz. Bu noktada açıklama şu şekilde. Algıları çok açık, farkındalık düzeyi yüksek kişiler bu aktarımları hissedebiliyor ve anlamına varmak üzere düşünüyor.

Şimdi bana gelecek olursak benim regresyon seansında yaşadığım, beni bilinçaltımla yüzleştiren şey, bana kimi zaman taşıdığım anlamsız hüzün ve korkuları açıklıyordu.
Yaşadığım deneyimi sizlerle paylaşmaya artık hazır olduğumu düşünüyorum. Ya da zamanı şimdi imiş demek ki. Yazmaya neden ara vermişim, ya da bu yazıya neden bu kadar zaman geri dönmemişim bilmiyorum ama şimdi yazmak istiyorsam vardır bir sebebi.

2020
Yine iki sene sonra bir dönüş....ve artık yazı tamamlanıyor....

Seans

Önce rahat bir koltuğa oturdum.

Seansa başlamadan önce fiziksel olarak da rahat olmak için tuvalet ihtiyacı varsa gideriliyor, oturma şeklini en rahat pozisyona ayarlıyorsun. Sonra gözünü kapatarak kendini terapistine teslim ediyorsun. ( Burada demek istediğim, kendini bırakabilmen, açabilmen ve tüm bunlara inanarak ve bunları isteyerek yapman) Önce gevşetme egzersizleri ile bedenini, zihnini serbest bırakıyorsun. O sırada gelen talimatlara göre derinleşiyorsun. Düşüncelerin serbest, bedenin gevşek ve hislerini serbest bırakıyorsun.

Alfa, beta ve teta boyutlarında geziyorum. Bu kavramları daha önce deneyimlememişim ancak ruhumun derinlerine gittiğimi hissediyorum. 

Burada öğrendiğim bazı bilgileri de paylaşmak istiyorum. Böylelikle yaşadığım deneyimin mantıksal ve gerçekle uyumlu bağlantısını da aktarmış olurum gibi geliyor. 

Beyin elektrokimyasal bir organ. Bu elektriksel aktivite farklı beyin dalgalarından sorumlu olan şey. İnsanoğlunun doğasında temel olarak dört zihin durumu var. Beta, Alfa, Teta ve Delta. Zihnimiz Beta durumundayken kişi uyanık durumda. Günlük hayatta içinde bulunduğumuz zihin durumu. 
Gözlerimizi kapayıp biraz gevşediğimizde Alfa frekansına geçiyor. ( Hafif hipnoz ) Bu haldeyken bilinçli zihin kontrolümüz azalıp, yaratıcılığımız artıyot. Delta ise uyku durumu.Yani uyumak için yattığımızda zihnimiz önce hafif hipnoz olan Alfa'ya, sonra derin hipnoza tetaya ve sonunda uyku hali deltaya bırakıyor. Alfa ve teta uyanık ama kademeli olarak gevşemiş olduğumuz durum. 


Biz de böyle bir çalışmanın içindeyken bilinçaltına doğru bir yolculuğa çıktık. Zihin durumum alfa düzeyindeydi. Bilinçaltımızda odalar varmış. Bana o odalardan birine girmemi istedi hocam Öyle kolay olmadı hemen odaya, olaya giriş. Ne de olsa beynine hakim kontrol sahibi biri olduğumu biliyorum. Hatta hipnoz yaptırabilir miyim endişelerine merakına sahibim. Neyse biraz gayretle bilinçaltı odalarından birine girdim. Bana bulunduğum yeri anlatmamı söyledi. Nasıl bir oda, kim var, etrafta neler var gibi. O an gözümde canlanan oda bir hastane odası idi. Dışarısındaki duvarlara kadar görüyor, hissediyordum. İçeride yatakta yatan biri vardı ve yalnızdı. O Ben'dim. Sonra hastananin dar ve uzun koridorlarında yalnız başına koşmaya ve ağlamaya başladım. Çok garipti. Ayaklarımı görüyordum ama kendimi görmüyordum. Ben olduğuma dair bir his sadece. Orada biraz konuşturdu beni. Ayrıntıları şimdi çok hatırlamıyorum ama bir iç dökmeydi sanki....
Sonra başka bir odaya gidiyoruz dedi. Bilinçaltımda bir başka oda . Orası da eski bir okulun bodrum katında bir sınıftı. ( Bilinçaltımda okul olmasına şaşırmadık tabii ) Orada çok huzursuzdum. Yalnız bırakılmış hatta terk edilmiş gibi.  Yine hislerimi ve o an yaşadıklarımı anlatıyordum. Sonra ağlamaya başladım. Ve bu kez ağlamamı durduramıyordum.
Sevgili Gülbahar hanım yanıma geldi, omzuma dokundu ve haydi gözlerini aç dedi. Açmak istemiyor, sarsılarak ağlamaya devam etmek istiyordum. Sesinde endişe mi vardı yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama, biraz uğraştı sanırım beni çekip koparmak için. Bitmemişti, ağlamaya, bağırmaya devam etmek istiyordum.
Sonra huzurlu bir ses tonuyla. Bitti dedi. O sen değilsin. Haydi şimdi derin nefes alıp ver ve rahatla. Gözümü açtım ve yavaş yavaş sakinleşmeye başladım. Ne olmuştu? Neden o kadar derin ve hüzünlü gelmişti. Neden bitmemiş yetmemişti?
Elimi yüzümü yıkayıp geri oturduğumda bana tatlı tatlı anlatmaya başladı Gülbahar hocam. Yukarıda da bahsettiğim açıklamayı yaptı. Buna genetik geçiş diyoruz, dedi. Genetik kodlamamda vardı bu hisler. Hassas ve farkındalık düzeyi yüksek ve bu yüzden sanırım enerjisi de yüksek bir kişi olduğumdan etkilenmem fazlaydı. Enerji konusuna da gelirsek, mutlaka enerji çalışmaları yapmamı öneriyordu. Kendime ve hatta çevreme de faydalı olacak potansiyelim vardı. Ancak ben henüz yaşadıklarımı sindirmeye çalışırken başka bir çalışma düşünmüyordum.
O günden sonra kendime ait olmadığını düsündüğüm hisler beni rahatlatmıştı. Bir anlamı vardı. Hatta bu anlamı fark edince çözüm için de yollar arayabilir en azından nedir bu hissinden kurtulabilecektim?
Kesinlikle bende bir değişim yarattı bu tecrübe.  Sanki beynimde farklı nöronlar harekete geçmiş, birbirleriyle bağlantı atağına kalkmış, bana yeni pencereler açıyordu. Zaten yaşla beraber artan farklı bakış açıları ve tecrübelerle kendimi başka başka boyutlara taşımıştım kendimce. 
Kendini aşmak demek istiyorum. Evet kendimi aştım ve bu keşfin büyüsüne kapılarak öğrenme açlığıyla beraber yeni yollar, yeni fikirler ve deneyimlere açtım kendimi.
Burada anahtar, bunun farkında olmak, rahatlamak ve daha açık ve sezgisel olmayı öğrenmek ve duygusal yönetim üzerinde çalışmaktı sanırım.
Neden şimdi? Neden paylaştım? Bilmiyorum. Bu da yolculuğumun bir durağı sanki. Bu durakta biraz mola verip anlatma ihtiyacı. Belki de kendime açacağım yeni kapıların başlangıcı.

Sevgilerimle............


ÇOCUK, NEFES VE YOGA

1 Yorum

       
 Bu başlık için kendimden kopya çektim. Bir kaç sene önce yazdığım bir yazının gelişmiş ve başka şeyler eklenmiş haliyle yeniden yazmak istedim. o yazımı da buradan okuyabilirsiniz.


         
          İlk anlatmak istediğim konu doğru nefes alma yani nefesini doğru kullanabilme. Bebekler diyaframlarını çok iyi kullanarak doğru nefes alırlar. Bebek gün boyu yüksek sesle ağlasa da sesi bile kısılmaz. işte bunun sebebi tam kapasite kullanabildiği diyafram adalesi sayesindedir. Daha sonra ne oluyor da bebek, diyafram adalesini aynı başarıyla kullanamamaya başlıyor? Nedenini merak ettim ve araştırdım. Bilmek isterseniz buradan  okuyabilirsiniz. Diyafram kasını kullanma kapasitesini kaybetmemesi için de rehberlik etmek gerekiyor. İşte tam da bu yüzden çocuklara bu konuda destek olup rehberlik yapmak gerekiyor. Bu konu ciddi. Doğru nefes alımıyla hayatınız daha sağlıklı, daha olumlu ve sakin geçiyor.

         Yogaya başlangıçta da en önemli adım doğru nefes alma egzersizleridir. Çocuklara yoga ile doğru nefes almayı öğretebilir ya da kalıcı hale getirebilirsiniz. Yogaya eğlenceli bir başlangıç olarak öncelikle nefeslerinin farkında olmak için yapılan basit bir egzersiz örneği vermek istiyorum. Aynı zamanda eğlenceli bir aktivite.
         Gelin sizlerle de bir alıştırma yapalım. Çocuklarınızın çok seveceği bu etkinlik nefesini doğru kullanmasını, farkına varmasını sağlayacak.

          Pipetlerle pon ponları  üfleme. Biz bu etkinliği yaptığımızda İpek 22 aylıktı. Biraz erken başlamışım :)))
Başlarda ne yapılacağını anlayamamıştı ama üfleyerek pon ponları yerinden oynatmayı başarınca pek keyiflenmişti.

Pon ponları nefesiyle gösterdiğim çizgiye kadar hareket ettirmesini istedim. Ancak yerinden kıpırdatabilmesi bile yeterli.   Pon ponları belirlenen hedefe ulaştırma ise daha ileri yaşta çocuklara yaptırılabilir. Odanın bir ucundan diğer ucuna üfleyerek hedefe ulaşma eklenebilir.  Türlü türlü oyunlar denenebilir. Çocuklar arası yarışma şeklinde oynanabilir. Kaç nefeste nereden nereye ulaştırabildiği birlikte sayılabilir.


Çocuklarımıza nefes egzersizleri yaptırarak doğru nefes almayı bırakmamalarını sağlamamız gerekiyor.. Egzersiz sayesinde çocuklardaki stres, huysuzluk, sinir gibi sorunların üstesinden gelinebilir. Başlarda ne yapıldığının farkında olmayan çocuğun, sonra sonra alışkanlık haline getirip zor anlarında öğrendiği nefes tekniklerine başvurabilir.

Diyeceğim doğru nefes alma ciddi ve önemsenmesi gereken bir konu. Yıllar önce aldığım tiyatro eğitimi sayesinde doğru nefes alma tekniklerini öğrendiğim ve artık otomatik olarak o şekilde nefes almayı bildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. 

Herkesin, yaşam kalitesini arttırmak için doğru nefes alma tekniklerini öğrenmesi ve uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Bizler bilelim ki çocuğumuz bebekliğinden beri zaten sahip olduğu doğru bilgiyi kaybetme dönemi geldiğinde onlara rehberlik edebilelim. 

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...

                                                                                    05/06/2020


Geri Dönüşümlü Oyun

Yorum Ekle
                                                                               

                                                 
                                                                                                                               03/05/2020

Okuldan aile etkinliği olarak verilmiş geri dönüşüm temalı bir etkinlik yapmak. Günlerdir geciktiriyoruz, tembellik yapıyoruz. Ama malzemeler birikiyor bir yandan da. Nedir bu malzemeler derseniz, yumurta kartonları, tuvalet kağıdı ve kağıt havlu ruloları, plastik ambalaj ve paketler, kumaş parçaları...gibi.

Bugün oturduk, çok çalıştık ve ortaya birbirinden hoş, yapması keyifli, kullanması pratik dönüşümler çıkardık. Telefon tutucular, sepetler,kutular ve çantalar. Hepsi de pek hoş olmuştu doğrusu.
İpek başlarda bize katılmak istemese de sonradan eline alınca bir kutuyu başladı onu süslemeye. Yaratıcılık bir kere girince insanın içine fokurdayan kazan gibi taşmaya hazır hale geliyordu. İşte o vakit onu izlemesi öyle zevkli oluyordu ki, yaptığı işe odaklanması ve her yaptığı aşamada onay bekleyen, ortaya çıkardığı şeyin kabul görmesini bekleyen bir haz duyuyordu o da kanımca.

Aslında yumurta kartonlarını boyamaya bir kaç gün önceden başlamıştık. Ara ara oynadığımız oyunlarda ben karton boyamayı seçiyor, böylelikle hem oynuyor hem de boyama yaparak ben de deşarj oluyordum. Bu arada şunu da belirtmekte fayda var. İpek tek çocuk olduğu için sürekli ya benimle ya da babasıyla beraber oynamak ister. Kendi başına oynamaktan pek hoşnut olmaz. Ama aslında bizimle bir süre oynayıp doyuma ulaştığında pekala da kendi kendine kalabiliyor. Neyse ben de bu duruma şöyle bir çözüm getirmiştim oyun terapistimizin öneisiyle. Bir zaman koyuyordum ve şu kadar süre oynayacağız sonra ben odadan ayrılacağım diye. Bu hem bana yarıyordu, ne kadar oynayacağımı bilmek açısından, hem de İpek'e yarıyordu. Ne zaman ne olacağını bilmesi açısından. Çocukların buna çok ihtiyacı var. Ayrıca, kendimi de oyuna daha iyi verir olmuştum. En azından belirlediğim süre boyunca başka hiç bir şey yapmıyor, sadece kızımla oluyordum.

Evlerde kaldığımız şu dönemde ise haliyle oyun süremiz de arttı. Bu durumu da şöyle güncelledim. Sürenin yarısında benim istediğim oyun, diğer yarısında onun istediği oyun oynanıyordu. Ben daha çok yapılandırılmış oyunlar ( boyama, takı yapma, bebek giydirme, lego, puzzle gibi oyunlar ) seçerken, İpek'in oyunları yapılandırılmamış, akışına göre ve onun yönlendirmesine göre oyunlar oluyordu.

İşte ben de bir süredir benim oyun zamanında birlikte boyama yapmayı önerdim. Ve epey boyanmış, kesilmiş kartonumuz olmuştu. Bugün de o kartonlarai kutulata son şekillerini verdik.
Faydalandığım kaynak ise youtube oldu. Yumurta kartonlarından neler yapılır diye arayınca karşıma bir sürü şey çıkmıştı. Sonra biraz da bizim yaratıcılığımızla ortaya bu sonuçlar çıktı.

                                                                                        DENEYİN..SEVECEKSİNİZ....

















Yeni Yılın İlk Etkinliği

Yorum Ekle

Yeni yılın ilk etkinliğini @etkinlikistanbulda ile gerçekleştirdik. Sevgili arkadaşlarım Aylin Demir, Fatma Doğan ve Hanife Şahin'in kurmuş olduğu Etkinlik İstanbulda başarılı bir organizasyonla ilk etkinliği olan hediyeleşme etkinliğini geçtiğimiz haftalarda Mekan Közde Döner'de gerçekleştirdi.@mekandoner

İlk olarak mekan hakkında bilgi sahibi olduktan sonra birbirinden lezzetli ikramlarını tatmaya başladık. İkramlık dediysem her çeşitten doyumluk olarak da getirdiklerini söylemeliyim. Ancak lezzetleri öyle sıradışı ve belli ki özenle hazırlanmış, öyle denemeye değer ki hiçbirini geri çeviremiyorsunuz.

Menüde her biri yöresinden orjnalinden el emeği lezzetler barındıran @mekankozdedoner etini ununu yağını özel olarak getirtiyor.

Et suyuyla yapılmış mercimek çorbası, döner etinden içli köftesi, közde ateşte pişen döneri, halis yerinden yurdundan Kemalpaşa tatlısı olarak bilinen tadı bir başka peynir tatlısı, baklavası , mis gibi sütlaciyla kaliteden ödün vermeyip bilinir olmayı akılda ve damakta kalmayı ilke edinmiş bir müessese.

Gelelim bizim becerikli ekibimize. Yaptıkları hediyelesme organizasyonuyla bizleri bir araya getirmiş ve kıymetli sponsorlarla da tanısmamiza vesile oldular.

Kendilerine ayrıca teşekkür ediyor başarılarının daim olmasını diliyorum.
Organik kahvaltı reyonu ve özel ürünler

Halis orjinal karadut şerbeti

Mekan sahiplerinden zarif hediyeler 

Hediyeleşme etkinliğinde sevgili  Yeşim @yeşimlehertelden den çok şık ve sıcacık bir hediye


Mekanın hoş dekoru


Mercimek çorbası

İçli köftesi
Közde döneri, beyti kebabı

Hepsi birbirinden lezzetli ve hoş sunumları için teşekkür ederiz.

Ve gelelim değerli sponsorlarımıza;
Çok beğenerek ve içim rahat kullandığım 
@highgenic  temizlik ürünleri 

@beehometurkiye makyaj düzenleyici

@mslturkiye Biotin takviye edici gıda

@sgakozmetik Zenvita renk açıcı cilt bakım kremi

Teremen ter azaltıcı sprey

@prosenin sac bakım urunleri

@artoffrd Art Of Feride harika kupa tasarımları 

Farmasi

Eskişehir'den hediyeleşme etkinliği ve tanışmak için gelen Farmasi ekibinden Firdevs ve Zeynep hanımdan birbirinden hoş hediyeler

O gün aramızda olamayan sevgili arkadaşımız  @begendimpaylaştım tan hepimize göndermiş olduğu yılbaşı hediyeleri için de tekrar teşekkürler.

Sevgili dostlarım @etkinlikistanbulda ekibine yeniden çok teşekkür eder, yollarının açık olmasını dilerim....











Sömestr Etkinlikleri (1)

Yorum Ekle
Yine geldik bir tatil arefesine. Tiyatrolar oyunlar etkinlikler kurslar hazırlıklarını tamamlamak üzere tatile girerken  "çocukları neyleyeyim" modunda olan ebeveynleri bekliyorlar.

Ben de bu süreci yakından takip eden biri olarak sorumluluğumu bilip elimden geldiğince listeler hazırladım hepimiz için.

Biletleri önceden alma gerekliliği olduğundan ve biletler tükenmeden almanız gerektiğinden önce tiyatro ile başlıyorum.

Çocuk Tiyatroları

Zorlu PSM'de çok güzel çocuk oyunları sahneleniyor. Şimdiye kadar olan hepsini izledik ve çok beğendik.  Şimdilerde iki yeni oyun gelmiş. Biz de ne yaptık hemen biletleri satın aldık elbette.  İsterseniz siz de bir göz atın.
3-9 yaş
Oyunun ardından saat 13.00-14.00 arası da ebeveyn ile oyun etkinliği yapılıyor. Aynı program saat !5.00te oyun 16.00da etkinlik şeklinde de yapılıyor. Harika değil mi? Kişi başı bilet ücreti ise 35 TL. Oyun sonrası etkinliğe de katılmak istiyorsanız bilet +etkinlik fiyatı 110 TL oluyormuş.
Diğer oyun ise;

6-10 yaş
Bu oyun da aynı şekilde 2 seans olarak oynuyor. Ve yine ardından etkinlik yapılıyor. Biletleri passo.com dan satın alabiliyorsunuz.
Bir de Lıkır'ın Doğum Günü var. O da 3-6 yaş arasına hitap ediyor. Onun da oyun tarihi 26 Ocak




Hemen önümüzdeki hafta sonu ise bir müzikal gösterimde olacak Profilo Kültür Merkezinde
19 Ocak saat 14.00da.



Gelelim Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatrolarına
Şehir Tiyatrolarında Pollyanna oyununa biz daha önce gitmiştik. Çok güzel sahneye koymuşlar. Bilet bulursanız muhakkak çocuğunuzu götürün. Harikalar Mutfağı oyununa da gitmiştik. Onu da düşünebilirsiniz.
9 Şubat'tan itibaren yeni bir oyun var şehir tiyatrolarında. Biz biletimizi aldık bile. Peri Kız Müzikali

Devlet tiyatrosunda Siz Ne Dersiniz? adlı yeni bir oyun var. Bilet bulursak belki sömestr ya da  sonrasın da düşünebiliriz. 

Ben neredeyse çoğu günleri tiyatroyla doldurmuşum:))))  Hazır vakit bulmuşken bol bol gidelim kızımla dedim. 

Daha neler var neler....
Lütfen takipte kalınız.....



Anıtkabir ve Ankara Gezimiz

Yorum Ekle
Size bir şey söyleyeyim mi şimdiye kadar iki kez gittim Ankara'ya. Biri seneler önce dil sınavına girmek için, diğeri de başka bir yere giderken uğramalı olarak kısacık belki bir kaç saat. Şimdi bunu neden söylediğime gelince; efendim bendeniz bu yaşıma kadar Anıtkabir'i ziyaret etmedim de ondan. Kendimi aklıyorum kendimce :)   

Bu kez koydum kafaya. Hem kendim hem de öğrencilerim için bu geziyi yapacak, yıllar yılı içimdeki ukdeyi silecektim. Halen öğretmenlik yaptığım okuldan otuz üç kişilik öğrenci ve üç öğretmen bir idareci grubuyla bir Cuma gecesi Ankara'ya yola koyulduk. Bu ziyareti gerçekleştirmek ve Ankara'ya gitmişken görülmesi gereken bir kaç yeri de ekleyerek bir tur şirketi ile anlaştık.

Gece saat 00.30'da otobüsümüz hareket etti. Tur programımız günübirlik şeklinde yani Cuma gecesi gidip Cumartesi gecesi dönmek gibi olunca sabah erkenden Ankara'da olacaktık. Molalarla birlikte saat 7'ye doğru kahvaltı edeceğimiz restorana vardık. Kahvaltının ardından  ziyaretlerimize başladık.


Anıtkabir'de Resmi Tören

Okul ile birlikte yaptığınız ziyarette resmi tören yapılması talebinde bulunabiliyordunuz. Törenin ayrıntılarını öğrendikçe gitmişken mutlaka törene de katılalım istedim. Bunun için önceden Anıtkabir'den randevu alınması gerekiyordu. Randevuyu aldım. Okul adına  mozoleye koyulacak çelengi hazırlattık. Anıtkabir anı defteri için yazımızı hazırladık. Ve artık tören için hazırdık.

Heyecan Dorukta...

Anıtkabir'e vardığımızda bizi bir komutan karşıladı. Okul olarak gittiğimiz için resmi tören talebinde bulunmuştuk. Resmi tören bir askerin size eşlik etmesiyle çelengi mozoleye bırakmanız ve saygı duruşu ardından anı defterine yazımızı yazıp okumamızla bitiyordu.
Kafile başkanı olarak grubun başında durarak askeri selamlamak ve ardından mozoleye çelengi bırakmak bana düşüyordu. İnanılmaz bir heyecan duydum. Mozoleye doğru yürürken içimden yükselen minnet duygusu ve saygı ile gözyaşlarıma engel olamayarak yaklaştım ve çelengi bıraktım.
Bu yaşadığım gurur verici ve heyecanlı anlardan sonra yine bir asker eşliğinde Kurtuluş Müzesi'ni gezdik. Etkileyici bir anlatımla tüm o Kurtuluş Savaşı günlerini ve mücadeleyi an be an yaşayarak çok anlamlı bir gezi yaptık.











Anıtkabir ziyaretimiz sonrası öğle yemeği molamız vardı. Restoranda aldığımız öğle yemeği sonrası Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne doğru yola çıktık.




Anıtkabir ziyaretimiz öncesi 1. Meclisi görme şansımız da oldu. Ancak içerisindeki tadilat dolayısı ile içini göremedik.

Daha sonra 2. Meclise geçtik.










2. Meclis

Etnoğrafya Müzesi

Biraz hızlı bir tur yaptık ama yine de müzenin tamamını gezdik. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir yapılan kadar Etnoğrafya Müzesinde beklemiş.

Müzenin girişinde kutsal emanetler sergi alanı vardı. İstanbul'da Topkapı Sarayında kalabalıktan çoğu zaman güçlükle gezebildiğim kutsal emanetler bölümü burada çok rahatlıkla geziliyordu.

Müzede Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e nakledilene kadar burada muhafaza ediliyor.


Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde eserler, kronolojik olarak ayrılmış bölümlerde sergileniyor. Üst salonda Paleolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağı, Frig Krallığı, Geç Hitit Krallığı, Urartu Krallığı, ve alt salonda ise Çağlar Boyu Ankara ve Klasik Devirler bölümleri yer alıyor.

Hep birlikte unutulmaz bir ziyaret ve gezi yaptık. 

Ankara'ya giderseniz Anıtkabir'i ziyaret etmeli, müzeleri gezip görmeli ve tarih kokan bu yerleri tanımalısınız.
Her ne kadar kendi adıma geç kalmış olsam da eğer henüz görmediyseniz, ilk fırsatta görmenizi sizlere tavsiye ediyorum