Kasım'da Neler Yapmışız? ...Sonbaharın Ardından....

Yorum Ekle

( Öncelikle yazımın iki başlığı olmasının sebebi, hem çok uzun bir yazı oluşu hem de içindeki konuların yalnızca yapıp ettiklerimiz değil, biraz hayattan kesit biraz da hislerle alakalı oluşudur.)

Veee Kasım ayını uğurlarken, dökülen yaprakların ve doğadaki renk cümbüşünün bakmaya doyamadığımız manzaraların tadını çıkardıysak, kış aylarının güzelliğine ve ayrıcalıklarına da merhaba demek zamanıdır. Hakikaten de her mevsimin ayrı bir güzelliği yok mu? Bakışını olumsuzdan olumluya çevirdiğinde, enerjini değişime, yeniliğe ve yaşadığın zamanın ritmine ve anın mucizesine aktardığında, daha bir anlam kazanmıyor mu her şey?

Hoş ben bu ay özellikle çok tadını çıkardığımı söyleyemeyeceğim. Hastalık bir geldi gitmek bilmedi. Hoş bu ara kim hasta olsa aynı. Yapışıyor yani anlayacağınız. Neyse gelelim benim bu ay ( yani artık geçtiğimiz ay oluyor ) neler yapabilip tavsiye verebileceğime...

Etkinlik

Kasım ayı başlarında Harbiye Askeri Müze'sinde Naturel Beden Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali gerçekleştirildi. Festivalin amacı, doğal yaşamın geniş yelpazesinde yer alan doğal sağlık yöntemleri, ekolojik yaşam, kişisel ve ruhsal gelişim, doğal ürünler, organik gıdalar, sağlık turizmi gibi konularda uzmanlar tarafından verilen doğru bilginin doğru kaynaktan doğrudan ziyaretçilere aktarılmasını hedefliyordu. Festival kapsamında seminerler, paneller, workshoplar, hizmet ve ürün tanıtımları yer almıştı.

Buğday Derneği, ekolojik yaşamı destekleme derneği. Standında yer alan atalık tohum dediğimiz yerel tohumları festival süresince ziyaretçilerine dağıtıyor ve bu sayede tohumların yayılıp anlam kazanması için çok değerli bir paylaşım yapıyordu. Buğday Derneği'ne tıklayarak siz de hakkında daha çok bilgi edinebilirsiniz.
Önünde sağlam bir kuruk olan stantlardan biri de Sirius Kuantum Enerji Merkezi idi. Adını ilk kez festivalde duyduğum merkezi tanımak için biraz bilgi aldım. "Sirius Kuantum Enerji Merkezi'nin temel amacı, olmamız gereken doğal durumumuza tekrar gelebilmek için mental, duygusal ve stres faktörlerinin azaltılmasına yardımcı olmaktır. Bu etkiler azaldığında birey kendisini daha dengeli, zinde, mutlu ve huzurlu yani doğal durumunda bulur." Dengede olmak deyince benim aklıma Fi,Çi, Pi üçlemesi kitabında okuduğum bir tanımlama geldi. Oradaki karakterlerden bazıları bir dengeleme merkezine gidiyorlardı. Kitapta anlatılan müthiş bir deneyim adeta bir yenilenmeydi. Ve ben bu bilgileri almadan önce böyle bir şeyin varlığından haberdar değildim. Aldığım bilgiye göre dengelemeyi yapan bir cihaz var. Hiç bir yan etkisi olmayan Kuantum Biofeedback enerji dengeleme cihazı ile, bedenin zayıf enerjisinin canlanmasına, dokuların enerji akışına, içsel gücünüzü harekete geçirmeye, enerji bedenini arındırmaya, çakralarınızı dengelemeye, doğal yaşam enerjinizi ( Çi ) canlandırmasına yardımcı olmak mümkün olduğu söyleniyor. Dengeleme sisteminde frekanslar, kişinin bileklerine ve başına elektrotlar bağlanarak iletiliyor. Seanslar bir buçuk saat sürüyor. 
Önceden randevu alınarak seansa katılım olmasaydı kesinlikle yaptırırdım. Ancak hem süresi uzun hem de randevular dolu olduğundan yaptıramadım. Ancak hakkında daha fazla bilgi edinip inceleyeceğim. Eğer böyle bir şeyi deneyimlersem emin olun sizlerle de paylaşacağım :)))

Tabii festival ruh ve beden sağlığı ile ilgili olunca masaj da olmazsa olmazlardan bana göre. Masaj koltuklarının tanıtımının yapıldığı stantda her iki koltuğu da denemek kaçınılmazdı. Hele bir de ayaklar için olanı vardı ki, inanın o koltuktan kalkmak istemedim. Koltukların daha basit ve ufak olanından bende var. O yüzden koltukları almayı düşünmedim ama ayak için olanını alsam mı diye düşünmedim değil. ( Fiyatı 750 TL idi. )


Benim gittiğim gün katılmak istediğim bir workshop vardı. İsmi "Bir Dilek Tut" . Çalışmayı yaptıran kişi ise Güler Pınarbaşı idi. Kendisi farkındalık eğitmeni ve bir kaç terapi konusunda uzman. 2000 yılında yayınlamaya başladığı 3. Göz dergisinde farkındalık bilinciyle yaşama sanatını anlatıyor. Biz katılımcılara yaptırdığı çalışma potansiyelimiz üzerine ve olumlama adına neler yapabileceğimizi gösterme amaçlıydı. Şöyle özetleyeyim; olmasını istediğin şeye karşı ne kadar olumlu yaklaşır, ne kadar inanır ve o enerjiyle hareket edersen, bu isteğine ulaşman o kadar mümkün olur.
Güler Pınarbaşı ile etkinlik sonrası

Pozitif enerji ve olumlu yaklaşım. İnanç ve sabır. Uzunca bir zamandır kendimde deneyimlediğim, kendimi olumlu yönde geliştirdiğim bu konularla ilgili benim de söylemek istediğim şeyler var. Olumlu düşünerek ve kendimi o yönde motive ederek olumlu şeylerle karşılaşıyorum. Örnek; arabanızı park etmekte zorlandığınız bir yere giderken orada park yeri bulacağımı bilerek ve inanarak gittiğimde çoğunlukla yer buluyorum. Hatta bir kaç kez öyle komik oldu ki, tam ben dolanıp park yeri aramaya başlayacakken park yerinden bir arabanın çıkması ve bana yer açılması inanılmazdı. Aynı şey çok kalabalık ve yer olmayan bir restorana gittiğimde tam da oturmak istediğim yerdeki müşterilerin masadan kalkması şeklinde de oldu. Ve kura ve çekilişlerdeki şansımı da buna bağlayabilirim. Bazen öyle bir şey oluyor ki bana çıkacak diyorum ve çıkıyor. Buna verebileceğim en güzel örnek; geçtiğimiz yazın ilk günlerinde bir yardım gecesine katılmıştım. Yardım için aldığımız biletler için çekiliş de düzenlenecekti. Ve bilin bakalım ne oldu? O gecenin talihlilerinden biriydim. üstelik de bana çıkan şey, çok da hoşuma gidecek ve yapmak isteyip de fırsatını bulamamış ya da zaman ayıramamış olduğum bir şeydi. Profesyonel stüdyoda şarkı kaydı yapmak. Evet evet geçtiğimiz ay onu da gerçekleştirdim. Şarkı söylemeye oldum olası merakım var. Öyle ki eskiden eğlenmeye bara gittiğimizde sahnede şarkı söylemişliğim çoktur. Yanımdakiler de alışmıştı artık benim bu deliliğime. Ne zaman gitsek,,"ee şarkı söylemeyecek misin" diye beklentiler gelirdi. Hele Ortaköy'de gittiğimiz bir yer vardı. Adı On The Rocks mı neydi. Gitar çalıp şarkı söyleyen şarkıcıdan gidip mikrofonu bir alışım vardı bir keresinde zannedersin ki sırası gelmiş şarkıcı şarkısını söyleyecek. Öyle davet filan beklemeden yani :))))

Gel zaman git zaman tabii büyüdük. Sahnelerde şarkı söylemiyoruz ama mikrofon sevdası sahne aşkı baki. Seslendirme kursuna yazıldım. Diksiyon ve seslendirme eğitimi aldım. Seslendirme ve dublaj alanında kendimi daha da geliştirmek için sevgili hocam Atilla Yiğit'ten ders aldım. Konu nereden nereye geldi. Ama anlatmak istedim birden. Tutamadım kendimi. Okumaya devam edenlere kocaman bir alkış :)))) Neyse bir kaç ufak tefek işler aldım. Bazı firmaların seslendirme işleri. Hedefim sinemada dublaj ve ya reklamlarda seslendirme ve dublaj yapmaktı. Ama işte öyle kolay değil o işler. Camianın içine girince anlıyorsunuz bir yerlere gelmenin zorluklarını. Kararlıydım. Bildiğim yolda ilerleyecek şansımı deneyecektim. Seslendirme ve kayıt stüdyolarında staj yaptım. Bir iki iş bile aldım.

Devamı gelmedi, gelemedi. Çünkü artık hayatımda yeni ve bambaşka bir heyecan vardı. İpek.....İpek doğana kadar mesleğim olan öğretmenliğe de bir süre ara vermek durumunda kalmıştım zaten. Ardından doğum izni ve sonrasında kızımıza kendim bakmak istemem sebebiyle 3 yıl işime ara vermemle birlikte hayatımda yeni bir dönem başlamıştı. İpek'i her annenin duyduğu benzer hisler ve istekle en iyi şekilde yetiştirmek için kendimi geliştirip, bilmediklerimi öğrenmeye çalıştım. İpek doğduktan 1 yıl sonra da blog sayfam doğdu. Bir başka alanda kendimi ifade etmeye başlamıştım. Öylesine bir doyumdu ki bu, adeta kendimi de yeniden keşfettim. Zaten annelik sürecinde bir çok şeyi yeniden fark edip belki de çokça değişiyorsun.

Ancaaaak sahne, mikrofon, şarkı, tiyatro...bunlar hiç sönmeyen hala içimde istekleri devam eden benim ayrı bir dünyam. Geçen sene de tiyatro ile ilgili bir şeyler yapmaya başladım. 2.5 ay süren doğaçlama tiyatro kursuna katıldım. Ondan da bir ara bahsederim. Konu çok uzadı. Duramıyorum :)))

Nerede kalmıştık? Profesyonel ses kayıt stüdyosunda şarkı kaydımı yaptık. Sezen Aksu'dan bir şarkı seçtim. Şahsen çok başarılı bulmadığım için paylaşmak istemedim. Ama kimbilir belki dayanamaz bir ara paylaşırım. Neden beğenmediğime gelince; okulda müzik öğretmeni arkadaşıma dinlettiğimde bu tarz kayıtlarda kişinin ses tonuna uygun olup olmadığına çok dikkat edilmediğini, farklı bir tonda girildiğinde çok daha başarılı olacağımı söyledi. Dolayısıyla daha iyisini yapabilirdim.
Bu da böyle güzel bir maceraydı diyelim ve devam edelim....

.................yazım çok uzun olduğundan yarın da ikinci bölümünü yayınlamayı düşünüyorum.

Sevgiye kalın....Hoşçakalın....Ve lütfen okumaya devam edin.....Yorumlarınızla da sayfamı şenlendirirseniz ne mutlu bana......

Yorum için açıklama