Çocuğunuzun Sesine Kulak Veriyor Musunuz?

3 Yorum



Bazen evet, bazen hayır.

Başlık, şu aralar ikinci kez okuduğum Aletha J. Solter'ın "Çocuğunuza Kulak Verin" adlı kitabından. Şimdi kimilerine göre çocuk yetiştirmek kitapla olmaz. "Her şey orada yazıldığı gibi değildir". "Biz öyle mi yetiştik?". "Yabancı kitaplardaki eğitim sistemi bize uymaz". "Sen öyle büyümedin de ne oldu?" "En doğru bilgi iç sesindir."....gibi gibi çoook daha uzatabileceğim bir listeyle insanlardan gelen düşünceler ve hatta eleştirileri buraya yazabilirim. Eh artık ben de bir cevap vermek istiyorum...Ya da kendi fikrimi ifade edip rahatlamak istiyorum.

Öncelikle ve elbette her şey kitapta yazıldığı gibi değildir. Zaten o kitabı okumak harfiyen her denileni yerine getirmek demek değildir ki. Ayrıca her kitabı, her işin uzmanıyım diyeni ya da her "bu işin doğrusu budur" tarzında yaklaşanı dikkate almıyorsunuz ki. Bir kere kitap okumak başlı başına yeni bir pencere açmaktır beyninde. Hele bir de okuduğunuz kitap, gerçekten konunun uzmanlarınca yazılmış veya danışılmış ise, öğüt verir tarzında değil, bilimsel açıklamalarla destekli ise, "bir de bu açıdan bakın" yaklaşımında ise, işte o kitap okunmaya değerdir diye düşünüyorum. O yüzden kitap seçimi konusunda titiz davranıyorum. Hepsinde ortak bir anlatıma ve belli sonuçlara rastlıyorsam yine doğru yolda olduğumu anlıyorum. Bir de o iç ses var ya işte o iç ses, bana doğru seçim yaptığımı söylüyor.

*"Siz öyle yetişmediniz". Ben de öyle yetişmedim. Buna verecek bir kaç cevabım var. Birincisi aynı zamanlardan bahsetmiyoruz. Her şey değişim gösterir. Kaldı ki teknolojik gelişmelerden sonra bu değişim inanılmaz bir süratle olmaya başladı. Hızına yetişemiyoruz. Bu hız içinde yetiştirmekte olduğumuz çocukları nasıl eski usullere ve terbiyeye göre yetiştirebiliriz ki? Biliyorum bazı şeyler değişmez ama bazı şeyler de değişir. İkincisi hepimizde çeşitli eksiklikler yok mu? Bir kere milletçe mutsuzuz. Ben demiyorum. Araştırmalar bunu göstermiyor mu? Oldukça kendine güveni eksik bir toplum değil miyiz? Özgünlükten uzak, biraz tembel, biraz hırçın ve epey şiddet eğilimli bir toplum değil miyiz? Peki toplum olarak bu kadar eksiğimiz varken, demek ki doğru olmayan bir şeyler var. Bir insan yetiştirmek bir toplum yetiştirmektir. Senin benim çocuğum oluşturacak ilerde bu toplumu. Peki bir şeylerin değişme zamanı gelmedi mi?

*"Yabancı toplum için doğru olanlar bize uymaz". Aslına bakacak olursak, ortak doğrular, genel gerçekler vardır insandan insana değişmeyen. Bunun toplumla bir ilgisi yoktur. Çocuğa hak tanımak, ona saygı göstermek, çocuğun söz hakkı olması, bazı kararları onlara bırakmak rahatsız edici mi geliyor? Ne var bizim topluma uymayan? Aile yapısı derseniz evet biz toplum olarak çok daha birbirine bağlıyız belki. Tamam peki. Buna engel değil ki yetiştiriş tarzın ve bağlılığın. Ama bağımlılık diyorsanız evet o farklı bir şey. Bizde bağlılıktan çok bağımlılık vardır. Ki bu da hiç doğru bir şey değil, hatta oldukça zarar verici ve travmatiktir.  Çocuğunuz kanınız canınız dünyanız da olsa, o ayrı bir birey. Öncelikle bunu anlamak ve kabullenmek gerekir. Ben uzun bir süreç sonunda bunu anlayıp kabullendim. Ben de bağımlı bir çocuktum diye düşünüyorum. Kendimden ayrı düşünemediğim anne ve babama karşı hissettiklerimi kızımın bana karşı hissetmesini istemedim. Mesela kendimi onları mutlu etmekle yükümlü, mutsuz olduklarında bundan ötürü suçlu hissederdim. Elimden geleni yapmaya çalışır, gelmeyeni de kendime dert ederdim. Üstelik bu öylesine kuvvetli bir duyguydu ki, bunu tüm ailem ve sevdiklerim için de hissetmeye başlamıştım. İşte bu yorucu, yıkıcı ve çok ağırdı. Hiç kimse kimsenin mutluluğundan sorumlu değildir. Herkes kendinden sorumludur. Kendi seçimleri ve değerleri doğrultusunda bir şeyler yaşar ve kimseye kendinden başkasının yardımı kendi kendine yardımı kadar dokunamaz. İşte bunları idrak etmekle biraz daha büyüdüm. Demek ki o yüzden çocuk büyütmek aynı zamanda büyümektir diye bir söz var. Ben bunları çocuk büyütürken idrak ettim. Daha fazla derine girmeden konuya dönmek istiyorum. Çocuklarımıza anne babalarımızın bize davrandığından farklı davranmak, çevremizden gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan farklı hissetmek ve yaşamak suç değil. Daha iyisinin arayışına girmek yanlış değil. Kopya ederek değil, deneyimleyerek daha iyiye gitmek yeni adet değil. Hepsi bir çırpınış, bir adım daha öteye gitme ve güzelleştirme isteğinden ileri gelir.

Çocuklarımıza söz hakkı vermekle, sınır koyma arasında bocalama yaşıyor olabiliriz. Çünkü biz yeni yetiştirme şekline adapte etmeye çalışıyoruz kendimizi. En azından kendi adıma zorluklar yaşadığım konulardan birinin bu olduğunu söyleyebilirim. İsteklerine nereye kadar evet demeli nerede dur demeliyim. Her şeyden önce kuralları önceden koymak ve o kararlarda tutarlı olmak gerekiyor. Bu kuralları koyarken de yalnızca kendi doğrularınız önemli. Sizin çekirdek ailenizin doğruları. Neye ne kadar izin vermeyi uygun görüyor, ne kadarını tolere edebileceğinizi düşünüyorsunuz? Çocukların sınırsızca isteme gibi  durumları vardır. Mesela çocuk her daim oyuncak alınsın isteyebilir. Sizin koyduğunuz kural ayda bir oyuncak almaksa öyle yapacaksınız. Yok daha uzun süreliyse öyle. Kendi harçlığıyla almasını desteklemek istiyorsanız öyle davranacaksınız. Eğer bu konuda bir karar varsa, uygulaması da sıkıntı yaratmamalı. Bu kararı uygularken çocuk ağlayacak ve diretecekse ağlayabilir. Sınırları ve kuralları öğreniyor. Çünkü sınır önceden çizilmiş, çocuk önceden uyarılmıştır. Gerisi onun emrine girmekle girmemek arasında vereceğiniz karardır. Tabii çocuk ağlarken ona nasıl davranacağınız da çok önemli. Öncelikle duygusunu yansıtmalısınız. Ona değer verdiğinizi, ne olursa olsun onu sevdiğinizi göstermelisiniz. Sakin yaklaşıp duygusunu yansıtmak önemli. Şöyle ki "o oyuncağı almak istiyorsun. Keşke alsalar diyorsun." diye onaylamak gerekiyor. Sonra "ama bizim oyuncak alma zamanımız değil". diyerek yanında olmaya devam ederek ağlamasına izin vermek ve bu süreçte yine sakin kalabilmek önemli. Bu ne çocuğu yaralayan bir tutumdur ne de sınırlarınızı ihlal eden. Parktan çıkmak mı istemiyor ya da arkadaşından ayrılıp eve gelmek mi? Başladı ağlamaya diyelim. Önceden karar verilmiş bir zaman limiti olmalı muhakkak. Ve önceden uyarıp gitmemize 10 dakika kaldı diyerek çocuğun kendini hazırlama süresi tanımak. Ondan sonra gelecek ağlamaların bir önemi yok. Siz sadece koyduğunuz kuralları uyguluyor, ve çocuğunuza bunu kavratmaya çalışıyorsunuz. İşler ne zaman sarpa sarıyor? Çocuk ısrarla ağlamaya devam edince anne babanın sabrı taşıyor ve "ağlarsan ağla" ya da "istediğin kadar ağla almayacağız", "gidiyoruz hemen" gibi söylemlerle hem ağlamasını engelleyerek çocuğun yaşadığı duyguyu yaşamasına izin vermiyoruz  hem de öfkemizi kontrol edemeyerek onlara kötü örnek oluyoruz. Bu sakinliği korumak hiç ama hiç kolay değil. Hele ki öğrenilmiş davranışlardan ve tepkilerden kurtulmak hiçkolay değil. İçinizden anneniz babanız çıkabiliyor. Ya da yaşadığınız toplumda gözlemlediğiniz bir başka ebeveyn. Hep gördüğünüz ve alıştığınız tutumlardan farklı bir tutum sergilemek belli kalıpları yıkmayı gerektiriyor. Ve kalıpları yıkmak kolay bir şey değildir.


Çocuk ağlıyorsa ya da mızmızlanıyorsa bunun bir sebebi vardır diyor terapistler. Çocuk bir ihtiyacını gidermek için bunu yapıyordur. Önemli olan bunu anlamak. Bunu anlamak derken, neden ağladığını anlamaktan değil, sebebi olduğunu düşünerek onu anlayışla karşılamaktan bahsediyorum. Ve bunun ne kadar zor olduğunu kendi yaşadıklarımdan biliyorum. İpek'in mızmızlanmasının onun yaradılışı gereği olduğunu ya da bize şımardığı için yaptığını düşünürdüm. Bunun sonucu olarak da haliyle sinirleniyordum. Beni manipule etmesini engellemek için de aldırış etmiyordum. Bazen sakinliğimi koruyamadığım, bağırdığım da oluyordu elbet. Defalarca şunu söylediğim de;" ağlayarak ya da mızmızlanarak istediğini yapamazsın. Bunu öğrenmen gerekir." Peki öğreniyor muydu? Hayır. Çünkü çocuklar sizin konuştuklarınızın -hele de eğer uzun cümlelerse- çok az bir kısmını anlıyorlar. Ve ve  en önemlisi onlara ne söylersek söyleyelim kızmadan bağırmadan ama ciddi bir şekilde söylemek gerekiyor. Biz ise ciddiyetten kızmayı anlıyoruz. Kızınca söylediğimiz bütün o önemli sözlerin kurduğumuz cümlelerin bir önemi kalmıyor. Halbuki aynı cümleleri gözünün içine bakarak ciddi ve tutarlı bir tutumla ama sakin olarak söylesek etkisi çok daha fazla oluyor. Çünkü çocuklarımız bizim kontrolü kaybettiğimizi düşünüp daha çok paniğe kapılıyorlar. Paniğe kapılınca da aynı hareket daha da şiddetle devam ediyor. O yüzden kendi kontrolümüzü sağlamamız çok önemli.

Çocukların sesine kulak vermekten ben bunu anlıyorum. İhtiyacını anlamak ve koyduğumuz sınırlar ve kurallar çerçevesinde sevgiyi hep göstererek, onları  anladığımızı belirterek durumu çözümlemeye çalışırken mutlaka ama mutlaka sakin ve kontrolde kalabilmek.

Sakin kalabilmeyi ve kontrollü olabilmeyi de kendimizi önemseme ve mutlu etme konusunda , çokça örnek aldığım bir başka kitap olan "Bağırmayan Anne Baba Olmak" kitabındaki cümlelere bağlıyorum. Orada da bahsettiği gibi kendi mutlu olmayan bir ebeveyn çocuğuna da çevresine de mutluluk veremez. Şöyle örneklendireyim. Çocuğunuzun hoşunuza gitmeyen bir şey yaptığını ya da inatlaştığını düşünün. Aynı davranışına kendiniz sakin ve mutlu olduğunuz bir anda verdiğiniz tepkiyle, çok yorucu bir gün ya da can sıkıcı bir modda olduğunuzda, sinirli olduğunuz bir anda verdiğiniz tepkiyi düşünün. İkisi de birbirinden farklı değil mi? En azından benim için öyleydi. Aynı şeyi eşimde de gözlemledim. Bu tutarlı bir davranış değildi. Çocuk için kafa karıştırıcı ve anlamsızdı. Demek ki aynı davranışa farklı tepkiler verebiliyorduk. Kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda daha anlayışla ve sakin yaklaşabiliyorduk. Ve sakin yaklaştığımız her seferinde sorun daha kolay çözülüyordu. Şimdi bir örnek daha vermek istiyorum. Hani kocasına kızıp çocuğunu dövenler vardı ya eskilerden hani mizah konusu olmuştur, aslında nasıl vahim ve ne kadar acı bir gerçek bu bahsettiğimiz. Anne mutlu değilse beklentileri karşılanmamış ve ezilmişse çocuğunu da ezmeye yeltenir. Yaptığının doğruluğunu savunmuyorum elbette ama sebep ve sonuca bakığımızda aynı yere varıyoruz. Kendimize iyi bakmadığımız, kendimizi sevmediğimiz müddetçe, kendimize faydamız dokunmadığı müddetçe başkalarına da iyi davranamaz onlara da iyi gelemeyiz.

Çocuğumuza kulak vermek için önce kendimize kulak verip, sonra da sevgi ve saygıyı ön planda tutarak davranışlarımıza o şekilde yön vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bazen diyorum çok mu düşünüyorum. Çok mu kasıyorum. Sonra diyorum ben buyum. İyi ki de düşünüyorum....

Sağlıcakla, akılla ve mutlulukla kalın.

Sevgilerimle.....

Not: Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Yazım kitaptan alınan fikirlerle birlikte benim kattığım düşüncelerle yazılmıştır.

3 yorum

Bu yorum yazar tarafından silindi.

Kesinlikle dogru soylemissin. Bati toplumlarinin farki gercekten onceligi cocuktan ziyade kendilerine vermeleri zira kendisi mutlu olmayan ebeveyn maalesef yavrusuna da mutlu edemiyor. Misal ucaklarin acil durum uyarilarindan biri bu degil midir? Maskeyi once kendinize sonra yavrunuza takin��. Eline kalemine saglik��

Evvet tatlımcım aynen öyle. Yorumun için öpüyorum seni koccamaaaaan...

Yorum için açıklama