İradeli Ve Tutkulu Çocuklar

Yorum Ekle

İnatçı, ben merkezci ve kendi isteklerinde direten çocukları başlıktaki gibi tanımlarsak bakış açımız değişir mi acaba? İradeli çocuk, tutkuları olan çocuk ilk olarak harika çocuk gibi gelmiyor mu kulağa? Aslında bildiğin şımarık çocuk bizim kültürümüzde. Çünkü bizde çocuk dediğin, denileni yapan, itaat etmeyi bilen ve buna rağmen hep başarılı olan, akıllı ancak aklı evvel olmayandır.

Geçenlerde okuduğum bir makalede güçlü istekleri olan bir çocuğa sahipseniz, şanslısınız diyordu. Küçükken ailelerini zorlasalar da, büyüdüklerinde müthiş birer yetişkin olurlar. Kendi kendini motive edebilen, istediklerinin peşinden giden kişiler olurlar. Aileler böyle çocukların güçlü iradelerini kırmamak için zor tutarlar kendilerini ama bu çocuklar ileride çoğunlukla liderler olarak karşımıza çıkarlar.

İradeli ve tutkulu çocuklar, cesaretlidir. Başkalarının söylediklerini kabul etmeyip kendi kendilerine bir şeyleri öğrenmeye çalışır. İsteklerini her şeyin üzerinde görüp ısrarla üzerine giderler. Duyguları tutkulu ve kocamandır. Aileleriyle sık sık çatışmaya girerler. Ancak kararlı ve tutkulu çocukların yüksek enerjileri vardır. Bu özelliklerini avantajlı ve işbirliğine açık hale getirmek için yapmamız gerekenler neler olabilir?

Bu konuya değindiğime göre evet bizim evde de bir tane var bunlardan. İpikomuz bu tanımlara çok uyuyor. Ben de konuyla ilgili araştırma yaptığımda bakın neler elde ettim.

* Kurallar ve rutinlerle güç savaşlarına girmemek gerekiyor. Yapılması gereken sakince kuralı hatırlatıp devam etmek. Mesela koyulan yemeği yemek istemediği zamanlarda, çatışmaya girmek yerine "bugün evde bu yemek var. Akşam yemeğimiz bu"..gibi cümlelerle sakince durumu açıklayıp yemeye devam etmek gibi. Ya da çizgi film izlemek için tutturuyorsa, kızmak hayır demek yerine "Şu an çizgi film izleme zamanı değil. oyuncaklarınla oynayabilir ya da birlikte puzzle yapabiliriz"...gibi. Hala ısrar ediyorsa tek yapacağınız sakin kalmak ve tutatlı olmak.

* İradeli çocuklar kendileri görerek öğrenmeyi tercih ediyor. Mesela sobanın sıcak olduğunu bizzat deneyimleyerek öğrenmesi daha etkili onlar için. Tabii ki ciddi bir güvenlik tehlikesi olmadığı takdirde deneyimlemelerine izin verebiliriz. Ayrıca bu çocuklar sınırları zorlamasını da çok iyi bildiklerinden esas anahtar kelime sakinlik. Onlara karşı sakin kalabilirsek aramızda geçebilecek sürtüşmelerin de önüne geçebilirmişiz.

* Liderlik ve hakimiyet onlar için her şeyden önemlidir. Davranış ve hareketlerinin kontrolü mümkün olduğunca onun üzerinde olmalı. Mesela dişlerini fırçalamasını söyleyip durmak yerine daha farklı bir soruyla dikkatlerini çekebiliriz. Çıkmadan önce başka ne yapmamız gerekiyordu? gibi...Her sabah kahvaltı ederiz, tuvalete gideriz ve çantamızı hazırlarız. Çantanı hazırlamışsın bile bravo..Başka ne yapmamız gerekiyordu?.....

*Emirler verirseniz terslenecektir. Seçenek sunarsanız kendi kendinin hakimi gibi hisseder. Tabii ki makul seçenekler sunmalısınız. Eğer markete gitmek istemiyor, oyun oynamaya devam etmek istiyorsa sorulacak soru; şimdi mi yoksa 10 dakika sonra mı gitmek istersin? 10 dakika sonra gitmek de zor geliyorsa senin için ne yapabilirim?

*Bedeninin söz hakkı kendine ait olmalı. Mesela hava serin ve ceket giymek istemiyor. "Ceket giymek istemediğini anlıyorum. Senin kararın. Ben ceket giyeceğim ve dışarısı da soğuk. Sen de dışarıda üşür ve kararını değiştirirsen eve geri dönmek istemiyorum. O halde ceketini yanımıza almamıza ne dersin?"
Ve eğer ceketine ihtiyaç duyarsa siz kazanmışve haklı olduğunuzu vurgulamak yerine doğal davrandığınız takdirde o da rahatlıkla fikirlerin değişebileceğini ve bunda utanılacak bir şey olmadığını görecektir.

* Size karşı gelmesi için zorlamayın. İnsanlar hangi yaşta olursa olsun zorlama geri tepmeyi bereberinde getirir. Eğer kızgın ve kavgacı bir tutum içinde olursanız o da aynı şekilde karşılık vermek isteyecektir. Güç savaşına girmemelisiniz. Durun ve derin nefes alın. Ve kendinize şunu hatırlatın. Çocuğunuzla girdiğiniz bir savaşı kazanmak çocuğunuzla olan ilişkinizi kaybetmekle sonuçlanabilir.

* Onu dinleyin. Bir yetişkin olarak en iyi sizin bildiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ancak iradeli çocuğunuzun kendi onuru ve tutkuları var. Ve kendi doğru bildiğini savunmak gibi bir durumu var. Yalnızca sakin bir şekilde onu dinleyerek ve yansıtarak anlamaya çalışmanız daha yargısız olacaktır. "Banyo yapmak istemediğini anlıyorum. Biraz daha bunu bana açıklar mısın?" gibi bir soruyla  altta yatan sebebi öğrenmeniz de kolaylaşacaktır.

*Onun bakış açısıyla görmeye çalışın. Ona söz verdiğiniz bir şeyi yapmayı unuttuğunuzda onun sinirlenmesini şımarıklıkla suçlayabilirsiniz. Ancak ona göre o çok haklı çünkü ona söz verildiği zaman yerine getirilmesi gerektiğini öğrettiniz. Ama siz sözünüzü tutamadınız. Bu durumda özür dilemeli hatanızı kabul etmelisiniz.

*Çocuklar kavgayla öğrenmez. Hepimiz gibi adrenalin pompalanırken öğrenme algıları kapanır. Ne kadar kızar çocuğunuzu cezalandırırsanız o kadar sizi memnun etme isteğini yıkarsınız. Eğer üzgünse bunu ifade etmesine yardım edin. Böylelikle evde herkesin birbirini kibarca dinlediğini öğrenir. Çocuklarınız söylediklerinizden çok yaptıklarınızdan öğrenir.

*İradeli çocuklar saygı bekler. Eğer bunu onlara sunarsanız onlarda bu saygıyı korumak için savaşmak zorunda kalmazlar. Ve çoğumuz gibi, çocuk da anlaşıldığını hissettiğinde rahatlar.

Karp'ın dediği gibi "Çocuklar çiçek gibidir. Her biri birbirinden farklı ama özel."


  Çocuğunuzu benzersiz özellikleriyle kabul edip, onları incitmeden soldurmadan sevmeli ve yetiştirmeliyiz.

Sevgiyle ve mutlulukla kalın...

Ekim Ayı İçin Seçtiklerim

Yorum Ekle

Ben bu yazıları yazmayı çok seviyorum. Biliyorum siz de seviyorsunuz. Bir çok şey öğrendik diyorsunuz. Benim de çok hoşuma gidiyor yazdıklarımdan birilerinin faydalanması. Neden hatırlatmıyorsunuz? Ne güzel her ay yazıyordum bir ara. O ay için derlediklerimi, gezdiklerimi, okuduklarımı, duyduklarımı paylaşıyordum. Şimdiye kadar hep olumlu eleştiriler aldım bu paylaşımım için. Madem öyle ben de devam edeyim diyorum. Her paylaştığım muhakkak o ay ile ilgili olmayabiliyor. Ben yalnızca her ay derlenecek yazılarımı paylaşımlarımı toparlıyuorum. Misal, Bienale Eylül ayında gittim ama bu ay paylaşacağım. Ya da tavsiye edeceğim kitabı daha önce okumuş olabilirim ama bu ay için bahsetmeye karar veriyorum gibi.

O halde buyurunuz keyifli okumalara ve birlikte paylaşmaya...



Kitap

İkinci kez okuduğum ve belki de daha önce tavsiye ettiğim bir kitap. O kadar çok şey öğrendim ve benimsedim ki kendi düşünce ve yorumlarımı kattığım bir yazı bile yazdım kitapla ilgili. 


Film

Her ay sinemaya gidemiyorum. Hele yaz aylarında gerek tatil yapmak ve gezmekten, gerekse açık hava sineması değilse kapalı yere gitmeyi istememekten dolayı pek tercih etmiyorum. Bu yüzden evde ya da sinemada izlediğim filmleri paylaşmaya devam edeceğim. Bu seferki tavsiyem internette   yasal olarak kullanılan online film izleme sitesi cokeandcorn  da izlediğim bir filmden bahsedeyim. 
Orjinal adı "Theory Of Everything" Fizikçi Stephen Hawking'in hayatının konu edildiği filmde başarılı bir senaryo, harika bir oyunculuk izleyeceksiniz. Cokeandcorn'da yer alan -maalesef her istediğiniz filmi bulamıyorsunuz- filmleri farklı seçeneklerde izleyebiliyorsunuz. Her filmde her seçenek olmuyor ama mesela İngilizce altyazılı ya da Türkçe altyazılı ya da Türkçe dublaj olarak alternatifler olabiliyor. Bizim tercihimiz İngilizce dinleyip İngilizce altyazı izlemek . İngilizcesini geliştirmek isteyenler için de güzel bir seçenek. Hmm hatta ben öğrencilerime de bundan bahsedeyim. Pratik yapmaları için de faydalı bir yöntem.  

Tiyatro

39 Basamak

Geçen sezon sonu gittiğim bir oyundu. Zorlu PSM'de gösterimdeydi. Mayıs ayındaki son oyunlardan birini yakaladım ve gittim. Hem oyuncular pek sevdiklerim, hem de komik, heyecanlı, hareketli, çılgın bir casusluk serüveni, dinamik bir aksiyon, binbir kalıba giren oyuncularla bezenmiş bir hikaye var. Bu sezon da gösterimde olan oyunun biletlerini biletix'ten temin edebilirsiniz. Ayrıca Zorlu PSM'de de gösterimde olacak oyunun biletleri için burayı tıklayabilirsiniz.


Etkinlik
Tap dance workshop

La La Land filmini duymuşsunuzdur. En iyi kadın oyuncu ve en iyi yönetmen oscar ödülü başta olmak üzere bir çok ödüle sahip olan filmin konusu ise; sanat tutkunu iki insanın hayallerini gerçekleştirme yolunda ilerlemeleri, bu iki insanın yollarının kesişmesi ve romantik müzikal modern zamana adanmış bir Hollywood masalı. Neyse film etkinliğini anlatacakken filmi anlatmaya başladım. Filmde harika müzikler eşliğinde tap dance yapıyorlar. Ve bu dans benim çocukluğumdan beri ilgi duyduğum, o siyah beyaz filmleri izlerken hayran olduğum bir danstı. Geçtiğimiz haftalarda Zorlu PSM, filmin Oscarlı müziklerini La La Land in Concert olarak gösterime sundu. Yan etkinlikler olarak da La La Land tap dance atölyesi koymuştu. Bunu görür görmez biletimi alıp & Ekim'de Sky Lounge'da yerimi aldım. Ve müthiş keyifli iki saatlik çalışma ile hayallerimden birini gerçekleştirdim. Ayrıca kurs olarak başlamayı da düşünüyor olabilirim. :)))))


Bienal 2017
Bienal İstanbul 2017, Eylül ayında başladı. Ben de Eylül sonlarında Galata Rum Okulun'ndaki bienali gezdim. 

Buraya birbirinden güzel fotoğraflar ekleyecektim. Ancak yanlışlıkla sildim :(  Şunu söyleyebilirim ki çok farklı ve ilgi çekici bir sergiydi. Bienal sona ermeden diğer yerlerde de gitmeyi planlıyorum. Oralarda çektiklerimi yayınlarım artık.


Mekan Keşfi

Fındıklı'da bir cafe. 
Bienalden çıktıktan sonra Fındıklı'ya doğru yürürken arkadaşımın tavsiyesiyle tam deniz kenarında bir cafede oturduk. Ama tam denizin üstü. Nasıl keyifli bir yer anlatamam. Adını hatırlamıyorum ancak, Mimar Sinan Üniversitesi'ni az geçince parkın içinden geçerek gidebiliyorsunuz. Bulunmayacak yer değil yani.

Bu aylık da bu kadar. 

Umarım paylaşımlarımı beğenirsiniz ve yorumlarınızı da alırım.
Sevgilerimle...






Çocuğunuzun Sesine Kulak Veriyor Musunuz?

4 Yorum



Bazen evet, bazen hayır.

Başlık, şu aralar ikinci kez okuduğum Aletha J. Solter'ın "Çocuğunuza Kulak Verin" adlı kitabından. Şimdi kimilerine göre çocuk yetiştirmek kitapla olmaz. "Her şey orada yazıldığı gibi değildir". "Biz öyle mi yetiştik?". "Yabancı kitaplardaki eğitim sistemi bize uymaz". "Sen öyle büyümedin de ne oldu?" "En doğru bilgi iç sesindir."....gibi gibi çoook daha uzatabileceğim bir listeyle insanlardan gelen düşünceler ve hatta eleştirileri buraya yazabilirim. Eh artık ben de bir cevap vermek istiyorum...Ya da kendi fikrimi ifade edip rahatlamak istiyorum.

Öncelikle ve elbette her şey kitapta yazıldığı gibi değildir. Zaten o kitabı okumak harfiyen her denileni yerine getirmek demek değildir ki. Ayrıca her kitabı, her işin uzmanıyım diyeni ya da her "bu işin doğrusu budur" tarzında yaklaşanı dikkate almıyorsunuz ki. Bir kere kitap okumak başlı başına yeni bir pencere açmaktır beyninde. Hele bir de okuduğunuz kitap, gerçekten konunun uzmanlarınca yazılmış veya danışılmış ise, öğüt verir tarzında değil, bilimsel açıklamalarla destekli ise, "bir de bu açıdan bakın" yaklaşımında ise, işte o kitap okunmaya değerdir diye düşünüyorum. O yüzden kitap seçimi konusunda titiz davranıyorum. Hepsinde ortak bir anlatıma ve belli sonuçlara rastlıyorsam yine doğru yolda olduğumu anlıyorum. Bir de o iç ses var ya işte o iç ses, bana doğru seçim yaptığımı söylüyor.

*"Siz öyle yetişmediniz". Ben de öyle yetişmedim. Buna verecek bir kaç cevabım var. Birincisi aynı zamanlardan bahsetmiyoruz. Her şey değişim gösterir. Kaldı ki teknolojik gelişmelerden sonra bu değişim inanılmaz bir süratle olmaya başladı. Hızına yetişemiyoruz. Bu hız içinde yetiştirmekte olduğumuz çocukları nasıl eski usullere ve terbiyeye göre yetiştirebiliriz ki? Biliyorum bazı şeyler değişmez ama bazı şeyler de değişir. İkincisi hepimizde çeşitli eksiklikler yok mu? Bir kere milletçe mutsuzuz. Ben demiyorum. Araştırmalar bunu göstermiyor mu? Oldukça kendine güveni eksik bir toplum değil miyiz? Özgünlükten uzak, biraz tembel, biraz hırçın ve epey şiddet eğilimli bir toplum değil miyiz? Peki toplum olarak bu kadar eksiğimiz varken, demek ki doğru olmayan bir şeyler var. Bir insan yetiştirmek bir toplum yetiştirmektir. Senin benim çocuğum oluşturacak ilerde bu toplumu. Peki bir şeylerin değişme zamanı gelmedi mi?

*"Yabancı toplum için doğru olanlar bize uymaz". Aslına bakacak olursak, ortak doğrular, genel gerçekler vardır insandan insana değişmeyen. Bunun toplumla bir ilgisi yoktur. Çocuğa hak tanımak, ona saygı göstermek, çocuğun söz hakkı olması, bazı kararları onlara bırakmak rahatsız edici mi geliyor? Ne var bizim topluma uymayan? Aile yapısı derseniz evet biz toplum olarak çok daha birbirine bağlıyız belki. Tamam peki. Buna engel değil ki yetiştiriş tarzın ve bağlılığın. Ama bağımlılık diyorsanız evet o farklı bir şey. Bizde bağlılıktan çok bağımlılık vardır. Ki bu da hiç doğru bir şey değil, hatta oldukça zarar verici ve travmatiktir.  Çocuğunuz kanınız canınız dünyanız da olsa, o ayrı bir birey. Öncelikle bunu anlamak ve kabullenmek gerekir. Ben uzun bir süreç sonunda bunu anlayıp kabullendim. Ben de bağımlı bir çocuktum diye düşünüyorum. Kendimden ayrı düşünemediğim anne ve babama karşı hissettiklerimi kızımın bana karşı hissetmesini istemedim. Mesela kendimi onları mutlu etmekle yükümlü, mutsuz olduklarında bundan ötürü suçlu hissederdim. Elimden geleni yapmaya çalışır, gelmeyeni de kendime dert ederdim. Üstelik bu öylesine kuvvetli bir duyguydu ki, bunu tüm ailem ve sevdiklerim için de hissetmeye başlamıştım. İşte bu yorucu, yıkıcı ve çok ağırdı. Hiç kimse kimsenin mutluluğundan sorumlu değildir. Herkes kendinden sorumludur. Kendi seçimleri ve değerleri doğrultusunda bir şeyler yaşar ve kimseye kendinden başkasının yardımı kendi kendine yardımı kadar dokunamaz. İşte bunları idrak etmekle biraz daha büyüdüm. Demek ki o yüzden çocuk büyütmek aynı zamanda büyümektir diye bir söz var. Ben bunları çocuk büyütürken idrak ettim. Daha fazla derine girmeden konuya dönmek istiyorum. Çocuklarımıza anne babalarımızın bize davrandığından farklı davranmak, çevremizden gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan farklı hissetmek ve yaşamak suç değil. Daha iyisinin arayışına girmek yanlış değil. Kopya ederek değil, deneyimleyerek daha iyiye gitmek yeni adet değil. Hepsi bir çırpınış, bir adım daha öteye gitme ve güzelleştirme isteğinden ileri gelir.

Çocuklarımıza söz hakkı vermekle, sınır koyma arasında bocalama yaşıyor olabiliriz. Çünkü biz yeni yetiştirme şekline adapte etmeye çalışıyoruz kendimizi. En azından kendi adıma zorluklar yaşadığım konulardan birinin bu olduğunu söyleyebilirim. İsteklerine nereye kadar evet demeli nerede dur demeliyim. Her şeyden önce kuralları önceden koymak ve o kararlarda tutarlı olmak gerekiyor. Bu kuralları koyarken de yalnızca kendi doğrularınız önemli. Sizin çekirdek ailenizin doğruları. Neye ne kadar izin vermeyi uygun görüyor, ne kadarını tolere edebileceğinizi düşünüyorsunuz? Çocukların sınırsızca isteme gibi  durumları vardır. Mesela çocuk her daim oyuncak alınsın isteyebilir. Sizin koyduğunuz kural ayda bir oyuncak almaksa öyle yapacaksınız. Yok daha uzun süreliyse öyle. Kendi harçlığıyla almasını desteklemek istiyorsanız öyle davranacaksınız. Eğer bu konuda bir karar varsa, uygulaması da sıkıntı yaratmamalı. Bu kararı uygularken çocuk ağlayacak ve diretecekse ağlayabilir. Sınırları ve kuralları öğreniyor. Çünkü sınır önceden çizilmiş, çocuk önceden uyarılmıştır. Gerisi onun emrine girmekle girmemek arasında vereceğiniz karardır. Tabii çocuk ağlarken ona nasıl davranacağınız da çok önemli. Öncelikle duygusunu yansıtmalısınız. Ona değer verdiğinizi, ne olursa olsun onu sevdiğinizi göstermelisiniz. Sakin yaklaşıp duygusunu yansıtmak önemli. Şöyle ki "o oyuncağı almak istiyorsun. Keşke alsalar diyorsun." diye onaylamak gerekiyor. Sonra "ama bizim oyuncak alma zamanımız değil". diyerek yanında olmaya devam ederek ağlamasına izin vermek ve bu süreçte yine sakin kalabilmek önemli. Bu ne çocuğu yaralayan bir tutumdur ne de sınırlarınızı ihlal eden. Parktan çıkmak mı istemiyor ya da arkadaşından ayrılıp eve gelmek mi? Başladı ağlamaya diyelim. Önceden karar verilmiş bir zaman limiti olmalı muhakkak. Ve önceden uyarıp gitmemize 10 dakika kaldı diyerek çocuğun kendini hazırlama süresi tanımak. Ondan sonra gelecek ağlamaların bir önemi yok. Siz sadece koyduğunuz kuralları uyguluyor, ve çocuğunuza bunu kavratmaya çalışıyorsunuz. İşler ne zaman sarpa sarıyor? Çocuk ısrarla ağlamaya devam edince anne babanın sabrı taşıyor ve "ağlarsan ağla" ya da "istediğin kadar ağla almayacağız", "gidiyoruz hemen" gibi söylemlerle hem ağlamasını engelleyerek çocuğun yaşadığı duyguyu yaşamasına izin vermiyoruz  hem de öfkemizi kontrol edemeyerek onlara kötü örnek oluyoruz. Bu sakinliği korumak hiç ama hiç kolay değil. Hele ki öğrenilmiş davranışlardan ve tepkilerden kurtulmak hiçkolay değil. İçinizden anneniz babanız çıkabiliyor. Ya da yaşadığınız toplumda gözlemlediğiniz bir başka ebeveyn. Hep gördüğünüz ve alıştığınız tutumlardan farklı bir tutum sergilemek belli kalıpları yıkmayı gerektiriyor. Ve kalıpları yıkmak kolay bir şey değildir.


Çocuk ağlıyorsa ya da mızmızlanıyorsa bunun bir sebebi vardır diyor terapistler. Çocuk bir ihtiyacını gidermek için bunu yapıyordur. Önemli olan bunu anlamak. Bunu anlamak derken, neden ağladığını anlamaktan değil, sebebi olduğunu düşünerek onu anlayışla karşılamaktan bahsediyorum. Ve bunun ne kadar zor olduğunu kendi yaşadıklarımdan biliyorum. İpek'in mızmızlanmasının onun yaradılışı gereği olduğunu ya da bize şımardığı için yaptığını düşünürdüm. Bunun sonucu olarak da haliyle sinirleniyordum. Beni manipule etmesini engellemek için de aldırış etmiyordum. Bazen sakinliğimi koruyamadığım, bağırdığım da oluyordu elbet. Defalarca şunu söylediğim de;" ağlayarak ya da mızmızlanarak istediğini yapamazsın. Bunu öğrenmen gerekir." Peki öğreniyor muydu? Hayır. Çünkü çocuklar sizin konuştuklarınızın -hele de eğer uzun cümlelerse- çok az bir kısmını anlıyorlar. Ve ve  en önemlisi onlara ne söylersek söyleyelim kızmadan bağırmadan ama ciddi bir şekilde söylemek gerekiyor. Biz ise ciddiyetten kızmayı anlıyoruz. Kızınca söylediğimiz bütün o önemli sözlerin kurduğumuz cümlelerin bir önemi kalmıyor. Halbuki aynı cümleleri gözünün içine bakarak ciddi ve tutarlı bir tutumla ama sakin olarak söylesek etkisi çok daha fazla oluyor. Çünkü çocuklarımız bizim kontrolü kaybettiğimizi düşünüp daha çok paniğe kapılıyorlar. Paniğe kapılınca da aynı hareket daha da şiddetle devam ediyor. O yüzden kendi kontrolümüzü sağlamamız çok önemli.

Çocukların sesine kulak vermekten ben bunu anlıyorum. İhtiyacını anlamak ve koyduğumuz sınırlar ve kurallar çerçevesinde sevgiyi hep göstererek, onları  anladığımızı belirterek durumu çözümlemeye çalışırken mutlaka ama mutlaka sakin ve kontrolde kalabilmek.

Sakin kalabilmeyi ve kontrollü olabilmeyi de kendimizi önemseme ve mutlu etme konusunda , çokça örnek aldığım bir başka kitap olan "Bağırmayan Anne Baba Olmak" kitabındaki cümlelere bağlıyorum. Orada da bahsettiği gibi kendi mutlu olmayan bir ebeveyn çocuğuna da çevresine de mutluluk veremez. Şöyle örneklendireyim. Çocuğunuzun hoşunuza gitmeyen bir şey yaptığını ya da inatlaştığını düşünün. Aynı davranışına kendiniz sakin ve mutlu olduğunuz bir anda verdiğiniz tepkiyle, çok yorucu bir gün ya da can sıkıcı bir modda olduğunuzda, sinirli olduğunuz bir anda verdiğiniz tepkiyi düşünün. İkisi de birbirinden farklı değil mi? En azından benim için öyleydi. Aynı şeyi eşimde de gözlemledim. Bu tutarlı bir davranış değildi. Çocuk için kafa karıştırıcı ve anlamsızdı. Demek ki aynı davranışa farklı tepkiler verebiliyorduk. Kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda daha anlayışla ve sakin yaklaşabiliyorduk. Ve sakin yaklaştığımız her seferinde sorun daha kolay çözülüyordu. Şimdi bir örnek daha vermek istiyorum. Hani kocasına kızıp çocuğunu dövenler vardı ya eskilerden hani mizah konusu olmuştur, aslında nasıl vahim ve ne kadar acı bir gerçek bu bahsettiğimiz. Anne mutlu değilse beklentileri karşılanmamış ve ezilmişse çocuğunu da ezmeye yeltenir. Yaptığının doğruluğunu savunmuyorum elbette ama sebep ve sonuca bakığımızda aynı yere varıyoruz. Kendimize iyi bakmadığımız, kendimizi sevmediğimiz müddetçe, kendimize faydamız dokunmadığı müddetçe başkalarına da iyi davranamaz onlara da iyi gelemeyiz.

Çocuğumuza kulak vermek için önce kendimize kulak verip, sonra da sevgi ve saygıyı ön planda tutarak davranışlarımıza o şekilde yön vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bazen diyorum çok mu düşünüyorum. Çok mu kasıyorum. Sonra diyorum ben buyum. İyi ki de düşünüyorum....

Sağlıcakla, akılla ve mutlulukla kalın.

Sevgilerimle.....

Not: Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Yazım kitaptan alınan fikirlerle birlikte benim kattığım düşüncelerle yazılmıştır.