Tatil Güncesi 2 ( Bodrum )

Yorum Ekle
Bodrum'a giderken uğramayı ihmal etmediğimiz bir yer var. Bafa Gölü. Nesi var derseniz o sıcak havada püfür püfür esen cafe restoranı, göl manzarası eşliğinde enfes gözlemeleri yedikten sonra masanıza gelen elinizle beslediğiniz minik serçeleri, gölde izlediğiniz karabatakları ve bu sene ilk kez gördüğümüz özel olarak besledikleri yılan balıkları var. Yılan balığı görmeye gelin diye demiyorum :))) ilginç geldi onu da paylaşayım istedim.
 Bafa Gölü'nden sonra Bodrum'a 1 saat 15 dakika kadar süre kalıyor. O yol da çabucak bitiyor.

Vee Bodrummm
Pazartesi gününü varış ve yerleşme ile geçirerek, akşamında da bir Bodrum akşamı yaparak hasret giderdik. Ancak eşimin hastalanması keyfimizi biraz kaçırmıştı. Sanırım yolda klimayla yapılan seyahat neticesinde ya mikrop almış ya da üşütmüş olacak ki yatak döşek yatar vaziyete geldi. Böylece 3 gün boyunca dinlenerek denize bile giremeyerek geçirdi. Biz de İpek ile baş başa kaldık. Salı günü denizde havuzda bol bol vakit geçirdik. Denize gitmeden önce evde bir konuşma yaptık. İpek'i zapt etmek bazen zor olabiliyor. İstediği şey olmayınca tutturduğu bazı şeyler oluyor. Bu durumla mücadele etmek de epey yorucu. Bu yüzden öncesinde esaslı ve kararlı bir konuşma yaptım. Şöyle ki; İpek -ki eminim bir çok çocuk- önceden planlı olarak geçirilecek zamanı anlattığınızda ve verilecek izinleri, süreleri birlikte kararlaştırdığınızda çok güzel uyum sağlayabiliyor. Peki bazen ne oluyor da olmuyor? Planlanmamış durumlar, ve birden gelişen olaylar da var tabii. Ayrıca hangi çocuk her zaman aynı harekette bulunuyor ki? Öncelikle günü nasıl geçireceğimizi anlattım. Sırasıyla yapacaklarımızdan bahsettim. Deniz ve dinlenme zamanını, havuza girme sürelerini, yiyeceklerimize kadar her şeyi söyledim. O da hepsine tamam diyerek söylediklerimi kabul etti. Ve günümüz gayet sorunsuz, her iki taraf da memnun bir şekilde bitti.
Çarşamba günü Ömer hala iyileşmeyince kızımla ben bu kez de başka sahillere gidelim dedik. Lugga beach hoş bir mekan. Aynı zamanda otel. Biz beğendik. Orada da eğlendik ve İpiko beni yine üzmedi.




Perşembe bizim evlilik yıldönümümüzdü. Gündüz biz yine İpikoyla ikili olarak takılarak denize gittik.


 Akşam için program yapmıştık zaten. Ömer gündüz biraz daha dinlensin diye onu evde bırakarak otelde yüzmeye gittik. Akşam planımız Bodrum Harem restoranda yemek yemekti.( Bodrum'da uğranacak yemek yenecek mekan olarak önerebilirim.)
Balığını, kalamarını afiyetle yedikten sonra bizim miniğin uyku geldi. Geçen seneden alışkanlık biz de koltukta uyumasına izin verdik. İlk kez geçen yaz başladığımız sandalye birleştirip bebe uyutmaca olayına bu sene de devam ettik tabii ki. Ama nasıl da keyifle uyudu maşallah :)))))
 Gayet hoş bir yemek ve akşamın ardından eve geldik. Henüz yatmamıştık ki o şiddetli depremle sarsıldık. Biz o esnada salonda oturuyorken İpek'imiz yatak odasında uyuyordu. Ben ilk sarsıntıyı hisseder hissetmez yatak odasına doğru yol aldım. Ömer de o sırada kapıyı açayım diye yönelmiş ama sokak kapısını bir türlü açamamış çünkü o sırada anahtar deliğini görememiş çünkü bir an elektrik de gitmiş. Ve sarsıntının devamı daha şiddetli olmuş. Ömer "Zor yürüdüm ben. Sen nasıl yatak odasına gidebildin" deyince, "Ben o sırada uçuyordum. Yürümüyordum ki" diye cevap verdim. Çünkü aklımda olan tek şey İpek'i odadan almaktı. Ama yataktan İpek'i alışım kolay olmadı. Öyle bir sallanıyordu ki, bir an "çıkabilecek miyiz acaba" diye düşündüm sanırım. Hızla dışarıya doğru kucağımda İpek ile çıktım. Hemen arabaya yöneldik. Elimde sıkı sıkı tuttuğum telefonla belki daha sonra bize ulaşamayacaklarını düşündüğüm yakınlarımız için mesaj gönderdim "biz iyiyiz" diye. Ellerimin titrediğini ve kendimi dışarı attığımız için rahatladığımı hatırlıyorum. Sosyal medya ile kısa süre içinde depremin nerede ve kaç şiddetinde olduğunu öğrendik. Merkezi epey yakınımızda olduğundan çok çok şiddetli hissetmiştik. Arabanın içinde sabah saat dörde kadar kaldık. İpek'im de Allah'tan hiç uyanmamıştı. Artık içeri girelim dedik. Bense kapıya yakın olma içgüdüsüyle odaya geçmektense salonda kalmayı tercih ederek İpek'i de alıp içeri geçtik.  Ancak daha sonra uyanıp yatak odasına gitmek isteyince kızımız, biz de mecburen o tarafa geçtik ama tedirginlik sürüyordu. Zira ardı arkası kesilmeyen artçı sarsıntılar devam ediyordu. Kendimizi telkin edecek cümleler kuruyordum, "Deprem normal bir olaydır. Zaten şiddetlisi oldu. Daha şiddetlisi olmaz. Hem zaten ev sağlam." falan filan diye sonra o ürkütücü sesle birlikte bir geliyor sarsıntı "dınk" diye kalıyorduk. Ne telkin ne bir şey.... Sabahı sabah ettik. İki ya da üç saat uyumuştuk ki İpek uyandı ve tabii ki biz de.

Deprem haberlerinin sosyal medyada yer almasıyla herkeslerin Bodrum'da olduğunu gördük :))))
Hatta İstanbul'da rastlaşamadığımız yurt dışından ziyarete gelen arkadaşlarımızla da bu sayede- yani deprem haberleri ve yer bildirimleri paylaşımı sırasında, tam olarak aynı bölgede hatta çok yakın olduğumuzu öğrenince- buluştuk. Kaldıkları otele gittik.

Dolayısıyla ertesi gün yani Cuma günü yeniden kaldığımız yerden devam ettik. Yavaş yavaş normale dönüyorduk. Alışmış mıydık? Hayır. Sarsıntıları hala zaman zaman hissediyorduk. Ama yine de bir şekilde normale dönmeliydik.

Cumartesi günü için önceden plan yapmıştık. Yunan adaları turumuz olacaktı. Tüm işlemler yapılmış ücret ödenmişti. Ancak deprem sonrası hele ki Kos adasında epey hasar olunca turumuz oraya gitmeyecekti. Diğer iki adaya da ( Rodos ve Symi ) doğrudan sefer yoktu. Biz de en doğrusunun turu iptal etmek olduğuna karar verdik. Planlar alt üst olunca kalakaldık mi. Yeni bir plan mı yapsak derken haliyle keyifsizlikten onu da boş verip Bodrum da devam edelim tatile dedik. Ve biraz da Bodrum keşfi yaptık. Deprem sonrası Bodrum'dan geri dönüş yapanlar olmuş, bazıları tatillerini yarıda kesmişti. Belki de sürekli artçıları hissetmekten tedirgin olup tadı kaçanlar oldu. Açıkçası ben Bodrum'un o an için her yerden güvenli olduğunu düşünüp, hele hele deprem riskinin en çok olduğu yerlerden biri olan İstanbul'a dönmeyi aklımdan bile geçirmemiştim. 

Bodrum'da yeni yerler keşfimize Pazartesi akşamı başladık. O kadar Bodrum'a gelip Gümüşlük'e gitmemiş biri olarak bu eksikliği gidermek için derhal bir plan yaparak akşam yemeğimiz için bir yer buldum. "Soğan Sarımsak".( Ayrıntılar için tıklayınız.) Öyle sıcak öyle hoş bir mekandı ki hem gün batımını izleme hem de harika menülerinden tatma imkanı bulduk. Manzara da lezzetler de enfesti.

Bodrum'da kahvaltı etmek istersek nerelere gidelim diye bir araştırma yapınca karşıma Ortakent'te bahçe içinde, içinde sular akan, hayvanların olduğu, mükellef kahvaltı veren bir yer çıktı. Adı da "Rüzgarlı Bahçe". Ancak mekana gittiğimizde gördüklerimiz, kurumuş bir dere, bir kaç kedi, boş masalar ve bakımsız bir bahçeydi. Girmemizle çıkmamız bir oldu.
Neyse ki biraz ileride hakikaten hoş bahçesi ve gayet iyi kahvaltısı olan bir yer bulduk. "Bodrum Tadında" adı. Beğenmezseniz ödemeyin şeklinde kendinden emin bir yaklaşımla bizi buyur eden mekan sahibi hemen bize yer gösterip kahvaltıyı hazırlattı.
Sevdiğim Ege kahvaltılarından bol otlu, peynirli, taze ve lezzetli .....
Hamağımız bile vardı. :))

Akşamında istikamet Gündoğan oldu. Orada da bir kaç mekan belirledim. Gündoğanda restoranlar zaten sahil kenarında sıra sıra dizilmiş, seçim yapmanızı kolaylaştıracak bir şekilde konuşlanmış.

Benim aklımdaki yer meşhur midyeci Şehmuz Usta'nın yeriydi. Güzel de bir teras yapmışlar. 
Ben midye sevmiyorum. Ama buranın kalamar ızgara ve tavasını da övüyorlardı. O yüzden ben tercihimi kalamardan yana kullanırken, eşim midye tavasını denedi. 

Menülerin orjinalliği.....


 Geceyi meşhur Bitez dondurmacıda bitirdik. Yemeden dönmeyin dedikleri dondurmalarından balbadem, tahin, karadut ve mandalinayı tabii ki değerlendirdim. Çikolata ve damla sakızlıyı da unutmadım tabii :))))

Yunan adaları olmamıştı ama Bodrum'u gezmek, daha önce gitmediğimiz yerleri görmek de çok keyifliydi. Ancak garip ve komik olan bizim ikinci kez planlayıp da gidemeyişimizdi. Geçen yaz da aynı programla Bodrum'dan sonra Yunan adalarına geçecektik. Ne oldu? 15 Temmuz....Bu sene deprem.... Neyse... Ne diyelim? Sağlık olsun. Vardır her şeyde bir hayır. Bizim bu bahtsızlığımızla epey dalga geçildi tabii. "Siz tatile çıkmayın. Yer yerinden oynuyor. Oturun oturduğunuz yerde insanlara bir rahat verin" şeklinde cümlelerle bizi yıldırmaya çalışsalar da :)))) ben şansımızın üçüncü teşebbüste döneceğini düşünüyorum. 

Bodrum'dan ayrılınca İstanbul'a dönmeden önce bir uğrak yerimiz daha oldu. Orası da iki yıldır denk getirip ziyarete gidemediğimiz, İstanbul'dan yeni göç edip Foça'ya yerleşen arkadaşlarımızın eviydi. 
( Demek ki üçüncü de tutturuyoruz....!! )

Foça anılarımızı ve gezilecek yerlerini de bir başka yazıda kaleme alayım müsaadenizle....

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın........

Yorum için açıklama