Tatil Güncesi 1 ( İzmir )

1 Yorum

12 Temmuz’da Yenikapı’dan kalkan feribotla Bandırma’ya, oradan da İzmir’e olacak yolculuğumuz saat 14.00da başladı. Sabahın köründe olmayışı iyiydi. Alelacele çıkmak durumunda kalmadan yola çıktık. 2.5 saat süren feribot yolculuğumuz keyifliydi. Feribotun içinde hareket halinde olabilmek, yemek içmek çocukla yolculuğu kolay kılan etmenlerdi. Size de tavsiyem yolculuğunuzun ,varsa böyle bir ihtimali, bir kısmını bu şekilde geçirmeniz. Malum arabada çocuk oyalamak çok kolay olmuyor. Feribotun içinde bir de oyun parkı oluşu zaten bir avantaj. Ama burada komik bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Çocuklar oyun parkında oynarken, haliyle birbiriyle çekişir, bağırır, paylaşamama durumları olur. Ama araya anneler girince vay hallerine. Vay ki ne vay. Herkese göre kendi çocuğu haklı ve öncelik onda olmalı. Kavganın sebebini anlayamadım ama neden seninki önceymiş, benimki neden sonraymış, o insin bu binsin… falan filan aldı beni bir gülme. Sonra da baktım sesler artıyor, uzaklaştım oradan. Bu dünyada bir tek senin çocuğun mu var güzel kardeşim ne girersin çocukların arasına. Senin yapacağın çocuğunu uyarmak sadece. Başkalarına sataşmak değil. Ama kendi çocuğuna sahip çıkman gerek tabii. Neyse bu konuya ileride tekrar geleceğim. (Benim de yaşadığım bir şey var, onu anlatacağım )

İzmir'e varışımız akşam saatlerindeydi. Arkadaşlarımızın yaşları 9 olan ikiz oğulları var.( İpek onlardan "abilerim" diye bahseder hep. Hatta insanlar benim 5 çocuğum var filan zanneder. Kuzenimin kızı var ona da ablam der. Bir de yeğenimin kızı var ona da kardeşim der. Valla 5 çocuklu kadın olmuşum haberim yok :))) Çocuklar bir araya gelip harika vakit geçirince tatilde biraz esnemenin rahatlığını yaşadım. İlişmedim pek. Tatilde yatma kalkma saatleri biraz oynayabilir. Hoş bizimkinde yatma saatleri oynuyor ama kalkma saatlerinde hiç bir değişiklik yok. Biraz uyu di mi yavrum. Yok 7.00 bilemedin 7.30 uyanıyor çocuk.

Nasıl olsa erken kalkıyoruz diyerek önce plaja gidelim sonra da gezeriz biraz diye düşündük. Sığacık plajlarından birine gittik. 2-3 sene önce Sığacık'ta tatil yaptığımız, ev tuttuğumuz günler geldi aklıma. Seviyorum burayı. Sakin şehir, hatta yavaş şehir anlamına gelen “cittaslow” diye de bir ünvanı bile var. Her şeyi güzel ama denizi bir soğuk bir soğuk anlatamam. Bildiğin buz. Ama hakikaten buz. Hani buzu eline alırsın da elini acıtır ya o hesap. Yüz yüz alışamıyorsun. Temiz, berrak, keyifli, balıklı ama soğuk işte. Geçirdiğimiz güzel günün ardından akşamın ve ertesi günün planlarını yapmaya başladık. ( Akşam planı gerçekleşemedi tabii kiii. Çocukla bütün günü plajda geçir. Bir de akşama hal mi kalsın? Şaşırdın kızım sen herhalde. Eski tatillerin sandın. Yap akşam üstü keyfini plajda deniz kenarında. Sonra git dinlen. Nitekim öyle oldu. Ne de güzel oldu. )




 Benim niyetim bu gelişimizde İzmir’den Şirince ve Çeşme’ye de geçmekti. Ne de olsa toplamda 5 gün ayırmıştık İzmir’e. Şirince ilk görüşte aşık olduğum şirin bir köy. Çeşme’ye de yıllar oldu gitmeyeli özledim dedim. Cuma günü için Şirince planı yaptık ve hatta kalma hayalleri kurduk. Benim de aklımdaydı orada en azından bir gece geçirmek. Sevgili Eminem de ister imiş meğer. Tabii hızlıca planlar yapıldı. Yerler araştırıldı ancak karar verilemedi. Kalacak yer işini oraya gidince oluruna bırakmaya karar verdik.  
Vee Cuma günü Şirince.




 Nereden başlasam bilmem ki. Nasıl bir masal dünyası ise burası, beni benden alan bir yer. Önce yemek yiyelim ardından da Şirince turu atalım dedik. Yemek yediğimiz yer çok şirin bir gözlemeciydi.
Hatta yemek öncesinde gözlemeci teyze çocukların kendi gözlemelerini yapmasına izin verdi. İpek'in o kadar hoşuna gitti ki, oraya vardığımızda az biraz huysuzluk yapıyordu, o sayede geçiverdi :))))

Keyifli ve lezzetli yemeğimiz ardından turumuza başladık. Meğer biz şimdiye kadar Şirince turu yapmamışız. Rehberimiz Emine olunca daha önce görmediğimiz yerleri de gördük.





Nişanyan evleri 
Hele hele bu odası.... 





 Hele hele tepelerde nasıl güzel yerler var. Akşam olmaya yakın dolaş dolaş yorulduk elbet. Meşhur Şirince şaraplarını alacağımız yere götürdü bizi Emine. Gerçekten kaliteli şaraplar yapılıyordu burada. Fabrikasyon olanlardan çok daha doğal ve içimi çok daha hoş. Ayrıca dükkan sahibinin anlattığına göre ertesi gün baş ağrısı yapmayan, doktorların kan yapıcı özelliğiyle önerdiği sağlıklı şarap bunlarmış. Kargo ile gönderim yaptıklarını da söyleyince kartını da aldık .

Dükkana gelen müşterilerden hatıra notları. Neler yok ki...Şiirler, yazılar..... 

Sohbet esnasında kalacak yer tavsiyesinde bulundu bize dükkan sahibi. Hadi bir de orayı görelim dedik. Adı gibi masal gibi bir yerdi “Masal pansiyon”.

Üst katta iki oda, arada bir sofa ve tam aradığımız gibi bir ev. İki odayı tutunca çocuklar uyuduktan sonra sofada sohbet edebilme ihtimalini düşününce burası için çok çabuk karar kıldık. Akşam yemeğini de yedikten sonra sevgili şirin evimize çıktık. Çocuklar yattıktan sonra da sofada oturup aldığımız şarapları test edelim dedik. Nasıl keyifli bir akşam geçirdik anlatamam. 


Sabahında “Ocakbaşı” diye bir yerde yapılan kahvaltı keyfimize keyif katacak cinstendi.


 Kahvaltılar edildikten sonra biz İzmir’ e doğru yola çıktık. Arkadaşlar ise Aziz Nesin köyünü  gezmeye görmeye gittiler. Sonradan bana söylediğine göre daha çok büyük yaştaki çocuklar, hatta liseye, üniversitelere hitap eden bir köymüş. Görmeyi çok isterdim ama İpek biraz daha büyüsün daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Biz İzmir'e yeğenime gitmek üzere yola çıkmıştık. İpek’imin kardeşim dediği yeğenimin kızına gidişimiz kızımı oldukça heyecanlandırdı tabii. Kızımın büyüdüğünü kardeşiyle ilgilenirken gördüm. Öyle bir sahiplenme, ilgilenme, koruma beklemiyordum doğrusu. Demek ablalık da yaparmış benim kızım. Onunla konuştuğu dil. gösterdiği özen öyle hoşuma gitti ki demek ki bizden de öyle davranışlar görmüş ki uyguluyor diye de sevindim. Cumartesi günümüzü birlikte parkta, evde ve hep bir arada geçirdik.




 Pazar günü ise hep birlikte Karaburun plajına gittik. Karaburun Dalış Merkezi'nin yakınındaki plajda günümüzü geçirdik. Ve ben ilk kez dalış denemesini gerçekleştirdim. Ayrıntıları bir önceki yazımda paylaştım.> burada. Karaburun dönüşünde de İpikomun gerçek günündeki doğum gününü de birlikte kutladık. Böylelikle doğum günü kutlamaları finalini yaptık :))))
Dostlarla bir kez daha..... 

Unutulmaz bir gün ve geceydi bizim için. 

Ertesi gün ise Bodrum'a yolculuk vardı. Tatilin devamı bir sonraki yazımda olacak.

Not: Tatilde çocuğu olan arkadaşlarla görüşmek ayrı bir önem taşıyor. Neden derseniz hem çocuğunuz akranlarıyla vakit geçiriyor eğleniyor diye seviniyor, hem de siz tatilin biraz olsun tadını çıkarabiliyorsunuz. Şiddetle tavsiye......:)))

Dalsam O Mavi Derinliğe....( İlk Dalış Tecrübesi )

1 Yorum



Bir uçmaya var merakım bir dalmaya. Tıpkı yaşadığım duygular gibi onlar da uç. Uçmak dediğim uçakla filan değil, bizzat kendi uçmam. Buna da en yakın şey yamaç paraşütü v.b sanırım. Bakalım ona bir fırsat bulur muyum. Ancaak diğeri için karşıma bir fırsat çıktı ve hemen değerlendirdim tabii.

Tatilimizin birinci kısmını hem bir mola yeri olarak hem de orada yaşayan sevdiklerimizi görmek için İzmir'de geçiriyoruz genelde. Senede bir de olsa dostlara uğramak, onlarla vakit geçirmek acayip keyif bizim için. Bu gelişimizde sevgili dostum bana bir programından bahsetti. Bir arkadaşı dalgıçlık kursuna gidiyor ve dalış yapıyormuş. Emine'ye de dalış yapmak isteyip istemediğini sormuş. O da isteyince planlar yapılmış. Bana böyle bir plandan bahsedince, derhal ben de programa dahil olmak istedim.

İzmir'de Karaburun Dalış Merkezi'nde gerçekleştirilecekmiş olay. O gün için planlar Karaburun'a yapıldı. Hep birlikte ailecek oraya gidilecek, yakınındaki plajda vakit geçirilecek,  biz de bu arada bir dalıp gelecektik :)
Sabah erkenden yola çıkıldı. Çoluk çocuk dalış merkezi yakınındaki plaja yerleştik. Sonra da haber gelmesini bekledik.

Dalış için çağrıldığımızda adeta koşarak dalış merkezine gidip, öncesinde bize verilecek brifing için bekledik. Bu bir deneme dalışı olacaktı. O yüzden derinlik çok olmayacak, hocalar eşliğinde dalınacaktı. Ancak yine de dalışla ilgili temel bilgiler verildi. Kullanılacak ekipmanlar tanıtıldı. Sırtımızda bizi 1.5 saat idare edebilecek dalış tüpleri olacak, ekipman kullanımı dahi hoca tarafından yapılacaktı. Bizden istenen yalnızca ağızdan nefes alıp vermek ve sakin kalabilmekti. Aşağıda panik yapmamak gerektiği, her şeyin zaten kontrol altında olduğu söylendi. Suya girince önce maskelerin kullanımı için deneme yapılıp sorun olmadığı anlaşılınca dalış başlayacaktı.
Bence işin en zor kısmı o bilmem kaç kilolok ekipmanı taşımaktı. Dalgıç kıyafeti kendi başına bile ağırdı zaten. Belimize ise kilomuza göre kurşun bir kemer takıldı. Daha da bi ağırlaştık mı.  Ardından palet ve gözlükler de verildikten sonra tüp ve yelek giymekteydi sıra. Önce arkadaşım sırtladı koca ekipmanı. Kızcağız iki büklüm kalınca başladım gülmeye. "Gül gül sıra sana da gelecek" dediler. Hazır mısın deyip koca yeleği sırtıma takıp bağladılar ve ben kaldım. Evet evet kaldım ve hareket edemiyorum. O nasıl bir ağırlıktı öyle...

Duruşumun sebebi işte o ağırlık :)))

Denize girince rahatlayacağımızı söylediler neyse ki. Bir kaç adım sonra kendimizi sulara bırakınca bir ohhh diyebildik. Paletler de takılıp gözlükler yerleştirilince artık dalış için hazırdık. Önce kıyıda bir kaç nefes alma denemesi yaptık. Daha önce snorkel ve maske ile dalış yapan biri olarak bunlar bana zaten çok kolay geldi. Dalış yapmak dediğim suyun altını izlemek için kendi kendime yaptığım dalıştan bahsediyorum.

Derken hocanın yeleklerimizin havasını indirmesiyle biz de dibi boyladık. Ağırlıkla birlikte dibe çökünce kendimi külçe gibi hissedip hareket edemez hale geldim. Öyle komik ki popo üstü oturmuşum ancak ayaklarım havaya kalkıyor. Hacıyatmaz oldum. İçten içe kendime gülüyordum kesin. Yav yeterince ağırlık mı vermediler ben niye düzgün çökemiyorum diyorum. Kendi eksenimde dönüp duruyorum. Daha önce hocamız, dibe oturduktan sonra bizi çevirip yüzme pozisyonununa getireceğini söylemişti. Bari bekleyeyim dedim o anın gelmesini. Tabii önce her şeyin yolunda olduğuna dair işareti çakmak gerekiyordu.


Baş parmağınla işaret parmağını birleştirerek yaptığın işaret her şeyin yolunda olduğunu anlatıyordu. Neyse işaretleri de yaptık. Sonra baktım hoca bizi çeviriyor ama bir bocalama bir debelenme içindeyiz. Ne yapacağımı bilemedim. Nefes almada sorun yok. Panik yok. Her şey olağan ancak bir türlü yörüngeyi tutturamıyorum. Olmadı. Çıktık yüzeye bir ara. Aşağıda neden durmadan çarpıştığımızı sordum. Neden rahat hareket edemiyordum. Bu arada bizim hocamız yeğenimi ve beni  beraber aldı. Yani biz aşağıda yüzerken hoca da bizim biraz üstümüzde, tüplerimizden tutarak bizi kontrol ediyordu. "Belki de paletlerim size çarpmıştır" dedi. Sonra tekrar daldık ve ben artık ne yapacağımı daha iyi bilir haldeydim. Kapıp koyvermişim kendimi. Sonradan hocanın bana söylediğine göre, beni tutmakta zorlanıyormuş. Ben ipini koparmışlar gibi basıp gitmek istiyormuşum. Durmam için arada çekiştiriyormuş beni. Eeee yüzmeyecek miydik aşağıda?
Neyse hocamız sonunda benim derin dalışlara ve bunu devam ettirmeye hazır olduğuma kanaat getirdi. Heeyyyyt tutmayın beni :))))

Dalış bittiğinde yüzeye çıkınca ben yine mola verdik sandım. Hoca maskeleri çıkarabilirsiniz deyince "Aaaa bitti mi" diye sordum. Hoca da bunun bir deneme dalışı olduğunu ama benim kesinlikle sonraki adımlara hazır olduğumu söyledi. Ama benim beklentim daha farklıydı. Sanmıştım ki o büyülü dünya beni sarıp sarmalayacak, adeta sarhoş bir şekilde çıkacağım dışarı. "Aşağısı bambaşka bir dünya..üfff nasıl kendini kaybediyorsun..."filan demem gerekiyordu dalış tecrübemi anlatırken.... Amma ve lakin öyle olmadı. Hem bana göre çok kısa sürdü, hem de kendi başıma snorkel ve gözlükle yaptığım dalışlardan çok farklı gelmedi. Ben zaten dibe iner, balıkları taşları seyrederim. Sanırım daldığımız derinlik bana az geldi. Ama yine de  şu var ki, öyle bir ekipman daha önce kullanmadığım için, yani suyun tamamen altındayken nefes alıp vermeyi deneyimlemediğim için farklı bir tecrübe oldu elbette. En azından nasıl bir şey olduğuna dair heyecanımı attım. Çok rahattım denizin dibinde.


Bundan sonraki denemem beni daha çok tatmin edecek daha uzun süreli ve daha derinde yapılacak bir dalış olacak sanırım.


Sırada uçma deneyimi...Bakalım hangi şekilde olacak? Belki bir balonla,belki paraşüt, belki de bungee jumping. Yok yok var bi delilik orası kesin....:))))))))

................................