Yaş Ve Yol Almak

1 Yorum

İnsanın hayatında belli evreler olduğunu ve her evrede bir oluşum tamamladığını düşünüyorum. Kimileri bu evreler arasında sancılı geçiş dönemi yaşarken, kimileri içinse geçilen evrelerin farkına varılmaz. Ancak hayat hep aynı sekansta devam etmez. Yaşanan her evrenin getiri ve götürüleri olduğu gibi farkındalık dereceleri de vardır. Şu anki satırları tamamen kendi düşünce ve deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum. Hayatımın evreleri ve gelişen farkındalığımla beraber aldığım yaşla birlikte yol almak.

Bugün benim doğum günüm( evet doğum günümde yani 25 Nisan'da yazdım ama bitirmemiş ve yayınlayamamışım :( ......) ve anlatmak istediğim her yeni yaşımla beraber katettiğim yollar. Yaşamımdaki değişiklik ve kattığım yeniliklerle eriştiğim Ben.....

Bu bir kişisel gelişim yazısı olarak adlandırılabilir ancak "kişisel gelişim" denince nedense söylemek istediğim basit kalıyor gibi geliyor. Belki de nedeni bu kavramın hayatımıza sokuluş ve popülerleştirilmesi esnasında gerçek anlamını yitirmesi. Çünkü bana göre kişisel gelişim dediğimiz şey sıradan ve basmakalıp kişisel gelişim kitapları ( hepsini kast etmiyorum tabii ki çok anlamlı ve değerli olanları mevcut ) okuyarak şıp diye olabilecek bir şey değil. Kimilerince bu gözle bakılıp içi boşaltılarak değerlendirildiğinden gerçek anlamını yitirdiğini düşünüyorum.

 Neyse gelelim kendi kişisel gelişimim ve varoluşumun anlamını keşfetmeye çalışmam ve yaşımla beraber aldığım yola. Kişi kendini bilir, tanırsa baş etmesi daha kolay olur. Herkesin eksik olan, fazla gelen ya da ideal yönleri vardır muhakkak. Eksiğiyle fazlasıyla farkında olmanın önemi o yönlerimizi ele alış ve kullanışımızla çok şeyi değiştirir çünkü. Kendimi bildim bileli olayları etraflıca düşünen, insanlara değer veren, karşısındakiyle güçlü empati yapan bir kişi olarak, bu özelliklerin her ne kadar olumlu olduğunu düşünsem  de bende biraz aşırısı olduğunu varsayarak üzerinde durmam gerekiyor.

Başkalarının dertlerine ortak olmak, çözüm aramak, destek ve yanında olmak başka bir şey, kendini bu soruna adayıp çare bulamazsan kendini suçlamaya varacak kadar kaptırmak başka bir şey. Olan biten bir şeyi ayrıntısıyla düşünmek başka bir şey, olayın derinlerine inip türlü çıkarımlarda bulunarak sonunda kendine dert edecek bir şey bulmak ya da iyi yönünden bakamamak başka bir şey. İnsanlara değer verip saygı duymak başka bir şey, değer verdiğin halde karşılığını bulamadığın gibi değersiz görülmek başka bir şey. Demek istediğim kişi önce kendini sonra başkalarını mutlu etmekle sorumludur.

Bu konuda kaydettiğim aşamadan bahsedecek olursam, gittiğim terapilerin, okuduklarım ve yazdıklarımın büyük katkısıyla ve öncelikle bilerek ve farkında olarak aldığım kararlarla şu an çok daha iyi durumda olduğumu söylemek istiyorum. Sizi zorlayan, memnun olmadığınız ya da değişmesini istediğiniz yönlerinizi terapi yardımıyla ve kendi isteğinizle aşmanın mümkün olduğunu gördüm.

Her şey kendini sevmekle başlar. Kendini mutlu etmek ve kendine değer vermekle anlam kazanır. Çevrendeki kişilere en başta çocuğuna ve ailene de ancak böylelikle faydan dokunur.

Bu yazının burada bitmediğini hissediyorum. Ancak bu kısmını artık yayınlamak istiyorum. Yazının başında da bahsettiğim gibi doğum günümde yazmaya başlamış ve bir türlü tamamlama vakti bulamadığımdan öylece bekleyen yazıma artık yol vermek gerektiğini düşünüyorum. Devamı gelince onu da yazarım.

.............................................................................................
Sevgilerimle...........Kendinizi seveceğiniz ve mutlu günleriniz olsun......

İtalyaaaa ( Part II )

Yorum Ekle
önceki yazının devamı....

Düğün

Son derece eğlenceli bir düğün, keyifli ve keyfine düşkün insanlar, samimiyet ve sıcaklık olarak özetleyebilirim sanırım o gece yaşadıklarımızı.  İtalyanlar müziği, eğlenmeyi, konuşmayı, muhabbeti, insanı yani kısacası yaşamayı seven insanlar olarak benim gönlümü fethettiler.

Uzun uzadıya süren nikah kıyılmasının ardından, aperatif servisi dedikleri ama oldukça kapsamlı bir sunumla ilk kutlama aynı salonda yapıldı.( arada bir salon değiştiriyorduk :))) Nikahın uzama kısmına gelince nikah memuru, bildiğin aileden biri gibi sohbetlere ve kutlamalara da katıldı. Öncesinde komik hikayeler anlatıp, davetlilerle sohbet etti. Gelin ve damada takıldı. Yani oldukça neşeli bir merasim oldu. Hatta o kadar uzadı ki, biz tüm düğün orada olacak sandık. Benim bildiğim nikahı kıyıp giden memur yerine, fotoğraflarda bile yer alan, eğlenceli bir memur vardı karşımızda.


Bir süre sonra  yemek servisi yapılacak olan süslenip hazırlanmış salona alındık. Masalara yerleştik. Müzikle birlikte birbiri ardınca pek çok şey servis edildi. Sıcaklar, soğuklar, ara sıcaklar, ara soğuklar, ana yemek, ara yemek, hangisi hangisi olduğunu anlamadan peş peşe gelen yiyecekler, içecekler. Dedim ya eğlenmeyi ve yemeyi seviyorlar, aynı zamanda yedirmeyi de seviyorlar belli ki. Deniz mahsülü ürünlerin ağırlıkta olduğu yemeklerde pek çok çeşide yer verilmişti.

Müzikle birlikte dans etmek de kaçınılmaz olmaya başlayınca, herkes yavaş yavaş pistte yerini alıyordu. İçten, samimi, sıcak bir eğlenceydi bu. O kadar bizden ve bizim gibiydiler ki kendimizi hiç yabancı hissetmedik.

Daha sonra yeniden başka bir salona tatlı ikramı için davet edildik. Yine açık büfe şeklinde hazırlanmış tatlı masasında birbirinden lezzetli seçenekler vardı. Kesilen pasta, açılan şampanyalarla devam eden kutlamanın son durağı ise, epey ilerleyen saate rağmen restoranın dış mekanı idi. Davetliler arabalarına binmeden önce yine müzik eşliğinde ikram edilen shot ile eğlenceye son noktayı koydu.

Eve vardığımızda saat sanırım 3'e geliyordu. Her şey çok güzel geçmişti. Eve döndüğümüzde biraz üşüdüysek de büyük bir çabayla yakmaya çalışılan şöminenin eşliğinde yaptığımız sohbet bizi ısıtmaya yetmişti.

Karakol Maceramız

Ertesi gün arkadaşlar arabanın yanına gitmem ve polisle konuşmam için uyandırdılar. Neler oluyordu, polisle ne işimiz vardı? Meğer bir önceki gece düğünden gelirken arabayı park ettiğimiz yer karşı komşunun araba çıkışını zorlaştırdığından dikkat edin engellemek demiyorum zorlaştırdığından polise şikayet edilmiş ve ceza yemiştik. Hemen hazırlanıp arabanın yanında geldiğimde polis değil kızgın komşular vardı karşımda. Beni çağırmalarının nedeni ise onlarla İngilizce konuşarak iletişim kurabilme olasılığımdı. Lakin arkadaş grubumuzda İtalyanca bilen kişi de yoktu. Durumu komşulara açıklamaya çalıştım ve arabayı oradan çekip eve döndük. Düğün ertesi yani cumartesi günü niyetimiz kahvaltıdan sonra Roma'ya doğru yola çıkmak ve geceyi orada geçirip ertesi gün yani Pazar günü benim Roma havaalanından İstanbul'a dönüşüm şeklindeydi. Ancak planlar tutmadı.

Kahvaltı için dışarıya çıkmak için arabaya bindik. Biraz yol almıştık ki polis bizi durdurup bir şeyler anlatmaya başladı. Neyse ki yanımızda İtalyan arkadaşımız vardı da polisin ne dediğini anlayıp neler olduğunu anlamamıza yardımcı oldu. Yoksa polisle hem de dilini bilmediğin polisle muhatap olmak pek hoş olmayacaktı. Gerçi bu şekilde bile pek hoş olmadı ki bizi bir müddet orada tuttuktan sonra birlikte karakola gitmemizi istedi. Gece arabayı kullanan kişinin karakola gelmesini istediklerinde o anda evde olan arkadaşımızı almak için eve gidelim dedik ancak içimizden birini orada tutmak suretiyle ki bu kişi de arabayı kiralayan arkadaşımız olmalıymış. çabucak eve  gidip geldik. O sırada karakolda mahsur kalan arkadaşımız hoş vakitler geçirmemiş elbette. Dilini bilmediği pek de sevimli görünmeyen polisler arasında pasaportu alınmış olarak beklemek elbette can sıkıcıymış. Geri döndüğümüzde trajikomik halimize gülüp söylenip pasaportlarımızı kontrol edildikten sonra alıp karakoldan çıktığımızda ne yola çıkacak ne de gezecek halimiz vardı. Planlar aksamış, gün gitmişti. Önce birer kahve içip kendimize gelelim dedik.






Vakitler geçtikçe Roma'ya gitmek benim için anlamsızlaşıyordu. Artık gece bile değil,sabah karşı uçağa yetişmek üzere oraya  varmış olacaktık. Arkadaşların zaten acelesi yoktu. Beni uçağa yetiştirmek için hemen çıkmak durumunda kalıyorlardı. Aklıma bileti değiştirme fikri geldi. Uçuşumu Roma'dan değil de Bari'den yapsam hem acilen yollara dökülmemiş hem de Lecce'nin tadını biraz daha çıkarmış olacaktık. Ancak THY yurt dışı uçaklarda bilet değişimi yapmıyordu. Çaresiz biletimi yakacak, Bari'den uçacak yeni bilet alacaktım. Öyle de yaptım. Ve şimdi iyi ki de yapmışım diyorum. Çünkü Lecce'den Roma'ya 7 saatte belki de kaybolarak daha uzun sürede gidecek, koştura koştura uçağa binecek gereksiz bir telaş içinde olacaktım. Hem Roma'ya yetişme derdi kalmayınca hepimiz gevşeyip Lecce'yi,  insanlarıyla bütünleşmiş, huzur, rahatlık ve eğlence vaat eden şehri gezme kararı aldık.
Her köşe buram buram tarih kokuyor
Katedraller




Dar ve sarı sokaklar



Lecce uzun ve dar taş sokakları, pencerelerine çiçek asılmış evleri, sarı duvarları, antikacıları, butikleri ve meydanlarıyla, etkileyici amfi tiyatrosu, sokaklardaki müzisyenleri, tarihi yapıları ve katedralleri ile tarihi ve nostaljik olduğu kadar, sıcacık, samimi ve rahat bir yer. Rahattan kastım insanların yüzünden telaş okunmadığı, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği ve yeme içme gezme ve sohbet etmenin gayet ön planda olduğu bir yer oluşu.

amfi tiyatro
Lecce'nin meşhur kapıları

Piazza...Toplanma alanları meydanlar










Lecce gezimizden çok keyif aldım. Akşam yemeğimizi de pizza ile taçlandırarak olmazsa olmazlardan birini daha yerine getirdik. İtalyanların yemek kültürleri bizden farklı. Sabahları bir kahve ile güne başlıyorlar. Yanında bazen bir kruvasan, bazen bir kurabiye ya da benim de çok hoşuma giden briochi yiyorlar. Öğle yemeği saatleri şaşmıyor. 13.30'da herkes öğle yemeğinde. Belki de en önem verdikleri öğün. Çeşitli ve bol seçenekli öğle yemeklerinden sonra zaten bir dinlenme saatleri var. Tam da telaşsız ruhlarına uygun günün geri kalanına enerji depolamaya yarayan siesta nın ardından işlerine devam eden insanlar, iş çıkışlarında kafelerde buluşup çok sevdikleri sohbetlerini ihmal etmiyorlar. Akşam yemeğinde yine hafif bir atıştırmalıkla karınlarını doyuruyorlar. Ve içilen onca şaraba, yenilen o birbirinden lezzetli tatlılara kurabiyelere rağmen kilo almıyorlar. Belki bunda beslenme saatlerinin  belki de stressiz yaşantılarının ilgisi vardır. Çünkü bilinen bir gerçek ki stres kilo da aldırıyor :)))


Bölgeyi dolaşırken, bir tiyatro çıkışına denk geldik. İçeriye bakıp tiyatro salonunu gördüğümde kendimi Rönesans döneminde hissettim. O süslemeler, o oturma yerleri ve sahne. Maalesef oyun bitmiş seyirciler dağılmıştı. O muhteşem tiyatroda fotoğraf çekmemek olmazdı tabii.




Keyifli ve eğlenceli geçen Lecce turumuz ardından eve dönüp ertesi gün yola çıkmak için hazırlık yaptık.

Sabah kahvelerimiz ve tadına doyamadığım briochilerimizi yedikten sonra Bari merkeze doğru yola çıktık. Arkadaşlarımız bizi trene kadar yolcu etti . Ardından Bari'deydik. Uçuş öncesi alışverişler de yapıldıktan sonra gayet keyifli bir uçak yolculuğundan sonra İstanbul'a vardık.

İpek'imden ilk en uzun ayrılışımdı. Öpüşüp kucaklaşmamızın ardından İtalya ile ilgili sorular sordu. Birlikte de gitmek istediğini söyledi. Umarım en yakın zamanda hep birlikte bir gezi daha ayarlar, bu kez Roma'yı da dahil edeceğim bir program hazırlarım.

Keyifli gezi planlarıyla ve sağlıcakla kalın....
Sevgilerimle.....


Şık Mutfaklar İçin Ankastre Renkli Buzdolabı

Yorum Ekle
Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.



Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:



İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz.



Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.