İtalyaaaa ( Part 1 )

Yorum Ekle
Nihayet üç ay aradan sonra yazabildiğim daha doğrusu tamamlayabildiğim İtalya maceramı yayınlayabildim. Çok yakın bir arkadaşımın düğünü sebebiyle gittiğim üç günlük kısa ama dopdolu geçirdiğim ve üstüne üstlük türlü maceralar yaşadığım gezimi uzun uzadıya yazdığım için iki bölümde yayınlamaya karar verdim. İlk bölüm için buyurunuz...... Keyifli okumalar.


 Yaklaşık 1.5 saatlik yolculuktan sonra Bari'deydim. Pasaport kontrolüne kadar yürürken kendinizi çok sade bir yerde hissediyorsunuz. Sakin, telaşsız ve bizimkine nispeten gayet sıradan, gösterişsiz bir havaalanı. İnsanlarının rahatlığı ve koşturmacasız hali yansımış sanki daha ülkeye ilk girişte karşılama alanına. Şansıma uçak da hiç kalabalık eğildi. Üstelik bagajım da olmadığı için uçaktan ilk inenlerdendim. Çabucak pasaport kontrolden geçtikten sonra bana verilen talimatlar doğrultusunda, önce merkeze gidecek otobüse bakındım. Merdivenlerden aşağı inip dışarı çıkar çıkmaz gördüm otobüsü. Ben biner binmez de kalkınca zamanın benim yararıma işlemesine sevindim içimden. Merkezde inip Lecce'ye gidecek treni sormak için bir kaç kelime İtalyanca öğrenmiştim. "Trene per Lecce"... Tren biletini aldıktan sonra gösterilen yere doğru ilerledim. Tren 15 dakika sonra kalkacaktı. Şimdilik her şey yolunda gidiyordu. Çalışmayan telefonum dışına....

Uçaktan iner inmez eşime, anneme, ve beni istasyondan alacak arkadaşıma mesaj gönderdim. Ancak iletilmediğini gördüm. Hızla yürürken "nasılsa birazdan gider" diye düşünerek telefonu cebime koyup devam ettim. Otobüste tekrar baktım. Hala gitmemişti mesaj. Peki ama nedendi? Şu anda bu konuya odaklanamıyor, bir an önce trene yetişmeye çalışıyordum. Trene bindiğimde, uçaktan ineli 1 saat olmuştu. Vardığımı öğrenmek isteyenler için uzun bir zamandı bu. Trende telefonu kurcalamaya başladım. Hala anlayamıyordum. Yurt dışı paketinı karşılayan tarifem olduğunu Turkcell'den daha önce öğrenmiştim. Tarifem yurt dışına açıktı. O halde neden internete giremiyordum. Neden kimseyi arayamıyordum? Bir süre sonra yaptıklarımın bir işe yaramadığını gördükten, çabalarım sonuçsuz kaldıktan sonra, geceden kalma uykusuzluk ve yorgunlukla, daha 2 saatlik yolum olduğunu düşünerek hafif bir uykuya daldım. Bilet toplamaya geldiklerinde telefonumu gösterip neden kullanamadığımı sormaya çalıştım. Sormaya çalıştım diyorum zira İngilizce bilmiyorlar ve bende de o kadar İtalyanca yok :) Keyifli bir tren yolculuğundan sonra ( her şeye rağmen her anın tadını çıkarmak gerek ) saat 17.00'de Lecce'ye vardım. Esas şimdi çalışmayan telefonumla ne yapacaktım? Arkadaşım beni istasyondan alacak Leverano'ya götürecekti. Leverano Lecce'nin bir ilçesi ve arkadaşımızın düğününün olduğu yerdi.

İstasyondaki dükkanlara girip beden diliyle ve yine de çağrışım yapar umuduyla İngilizce konuşarak derdimi anlatmaya çalıştıysam da bir sonuç elde edemedim. Lakin ortak wifi kullanım alanı yoktu. Bu sefer de canım fena halde kahve çektiğinden bari bir kahve içeyim de kendime geleyim diye düşündüm. Kahvemi alıp gelene geçene "speak English?" sorusunu sorarak, telefonu gösterip yardım alabilir miyim diye bekleyerek başka ne yapabileceğimi düşündüm. İstasyonun önündeki taxilere yaklaşıp Leverano'ya beni götürebilir mi diye sordum. İyi ki elimde Guiseppe'nin (arkadaşımın müstakbel eşi) kartı vardı. Orada da ev adresi yazılıydı. Eh kendimi garantiye almıştım nasılsa düğün vaktinden önce oraya varırdım. Lecce -Leverano arası yalnıca 20 dakikaymış. O sırada bilet satılan bankoya gidip  telefonumla ilgili sorun olduğunu anlatmaya çalışınca bana "Windt" diye bir yer gösterdi. Orası neresi diye bakınırken bizim Turkcell bayii gibi bir yer olduğunu anladım. Ve içeri girip "English?" soruma "Yes" cevabını alınca birden aydınlandım. Derdimi anlatıp çaresizce ne yapabileceğimi öğrenmeye çalışınca, oranın abonesi olmadığım için bir şey yapılamayacağını, yeni hat almamın da bir sürü prosedüre bağlı olduğunu öğrendim. Görevli  kişi telefonumu isteyip ardından  bir şeyler yapınca telefonuma mesajlar gelmeye başladı. Meğer kendi wifi şifresini girmiş sağolsun.  Dünyayla yeniden bağlantım kurulmuş gibiydi. Gelelim dünyayla sanki bağlantım kopmuş gibi hissettiğim anlara. Kaybolmuş ve "hiç" likte gibi hissettiğim anlar:

Trenden inmiş tanımadığım, dilini bilmediğim ve hiç kimseyle iletişim kuramadığım bir yerde, beni merak edenlere dahi haber veremediğim bir anda hissettiklerim....boşlukta, hiçlikte, hiç bir yerde, kendimle baş başa ve oldukça hafif hissettim. Bazen tuhaf düşünceler gelir aklıma, tuhaf hayaller. "Şu an uzay boşluğunda, her şeyden uzak, kısa bir an için bile olsa kaybolsam", derim. Belki de o anlık sorunlardan uzaklaşma arzusu, kendini dinleme ve kurtarma isteği. İşte o an sanki bu hayalimi yaşadığımı hissettim. Hiç kimseyle bağlantı kuramadığınız, dilini bilmediğiniz, daha önce bulunmadığınız bir yerde durmak. İşte bu anı yaşamak için bir süre sadece durdum. İstasyondan çıkıp durdum ve etrafıma bakındım. Garip bir haz veren durum vardı. Zaten ben bir kahve içeyim keyfinin de ancak böyle bir açıklaması olabilirdi. Her durumda keyifli bir an yaratmak.

Kahveden sonra kafam daha çok çalışmış olacak ki, bilet satan yere de sorup windt denen yere gitmem ve telefona kavuşmam bu sayede oldu. Sonunda arkadaşım beni almaya geldi. Hazırlanıp düğüne gitmek için vaktimiz bile kalmıştı.

Düğün......... ( devamı bir sonraki yazıda..)





Yaza Hazır Mısınız?

Yorum Ekle

Yaz aylarına yaklaştıkça cildimize, vücudumuza, kilomuza ve görüntümüze daha bir dikkat ettiğimiz gerçeğine dayanarak, ben de bu konuda biraz araştırma yapmak istedim. Cilt bakımı yaptıracaksak nasıl bir bakım istemeli ya da nereleri tercih etmeliyiz? Kilo verme ve beden incelmesi uygulamalarında nelere dikkat etmeliyiz? İstenmeyen tüylerden kurtulmak için hangi cihazlar güvenli? 

Tüm bu soruların cevaplarını almak için daha önce bir kaç kez gidip hizmetlerinden memnun kaldığım Dermathica Güzellik Merkezi'nin kapısını çaldım. Kurucusu sevgili Elif Zor ile çok hoş bir sohbetimiz oldu. Sohbet sırasında verdiği önemli bilgiler ve güzellik sektörüyle ilgili doğru bilinen yanlışlarla ilgili konuşurken, bu sohbeti bir röportaja döndürmeye ve bu önemli bilgileri paylaşmaya karar verdim. İşte röportajımız. Keyifli okumalar... 



jaleceanne: Elif Hanım öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

E.Z 1975 Ankara doğumluyum. Türkiye'nin ilk yeni doğan yaşam ünitesinde hayata döndürülmüş prematüre bir bebeğim. Hasta bir çocukluk geçirdiğim için oyun alanım çoğunlukla ev oldu.  Oyuncaklarım da daha ziyade annemin makyaj malzemeleri, takıları, topuklu ayakkabılarıydı. Dışarıda oynamak bisiklete binmek gibi seçeneklerim olmadı. Bu sebeple güzellik estetik çok küçük yaşlardan itibaren bir parçam olmuştu. Başarılı bir okul hayatım oldu. Uludağ Üniversitesi İşletme mezunuyum. İşletmecilik alanında otel sektörüne kendimi yakın görüyordum. Okuldaki başarım sayesinde de hocalarım beni bir çok 5 yıldızlı otele tavsiye etmişti. 4. sınıftayken Conrad otelinin ön büro yöneticiliğine aday gösterildim ve kazandım. O dönemde çocuklarımın babasıyla flört aşamasındaydık. O da saç ekimi üzerine bir klinik açmıştı. Kendisi Hollanda'dan Türkiye'ye yerleşmişti ve Türk ticaret yapısını çok iyi tanımıyordu. Bana beraber çalışma teklifinde bulundu. Kararım kariyerimi belirleyecekti. 1992 senesinde erkeklerin bakım dediğimiz şeyleri daha efemine bulduğu bir dönmede saç ekimi merkezi açmak cesaret verici bir şeydi. Benim de çok ilgimi çekti. Ya otelcilik sektöründe kariyer yapacak ya da estetik ve güzellik sektörüne geçecektim. Tercihimi estetik yönünde yaptım. Kısa zamanda bu sektörde büyük fark yarattık ve şubeleştik.

Jaleceanne: Dermathica nasıl doğdu?

E.Z: Önceleri Hollanda firmasının Türkiye distribütörü olarak görünüyorduk. Daha sonra Türkiye'nin çok büyük bir pazar olduğu anlaşılınca onlar da Türkiye'nin bazı şehirlerinde şube açmak istediler. Bu da sözleşmemize aykırı olduğu için biz sözleşmeyi feshettik. Kendimiz bir franchise oluşturduk. Ve çok kısa sürede 15 şubesi olan saçsızlığa çözüm merkezi haline geldik. O dönemde hep aklımda olan şey bu işi kadınlara yöneltmekti. Çünkü işimiz gereği bir çok plastik cerrahla çalıştık, medikal estetik paralel yürüttüğümüz bir alan oldu. Yalnızca erkeklere değil kadınlara yönelik faaliyet olsun istedim ancak firmamız içinde teklifim kabul görmedi. 3 sene önce eşimden ayrıldıktan sonra, kadınlara yönelik estetik danışmanlığı şeklinde bir yer oluşturmak istedim. Bu işi bilerek yapmayı, kendimde mutlu olduğum şeyleri insanlara sunabilmeyi istedim. Öncelikle kendimi bilgilendirmeyi hedef aldım. Paris, İtalya ve Amerika'da çok yoğun eğitimler aldım. Bu eğitimler çerçevesinde gelişmiş  ülkelerin kozmetikten medet ummayı bıraktıklarını, aslında kozmetiğin sadece cildin dermis tabakasını besleyen, esas melanin dediğimiz kısımda oluşmuş travmalara ulaşma gücü olmayan pazarlama balonları olduklarını gördüm. Kozmetiğe gereksiz paralar harcamış olduğumu fark ettim. Kadınların güzelliğinin cilt altı sağlığından kaynaklandığını keşfettim. Bu yönde çalışan kliniklerden medikal estetik eğitimi aldım. Zaten plastik cerrahi kısmı geçmişte eğitimini aldığım bir alandı. Bütün bunları birleştirdim. Kendi alanında profesyonel pek çok kişiyi bir araya getirerek Dermathica'yı kurdum.

Jaleceanne: Dermathica'yı kurarken en çok neyi hedeflediniz?

E.Z: Güzellik ve estetik sektörü özellikle kozmetikle birleştirilen sektör çok büyük bir pazar. Her kadının bulaştığı bir sektör. Dolayısıyla çok kirli bilgi var. (Zayıflama cihazlarının, epilasyon cihazlarının çok çeşidi olması, Avrupa da tedavülden kaldırılan cihazların burada mucize cihazlar gibi pazarlanması..vb..) Biz burada insanları yapamayacağımız şeylerle heveslendirmiyoruz, kozmetik ile geçici ve çok da fayda sağlamayan yöntemleri kullanmak yerine, cilt altı dokusunu zenginleştirmeye, cilt altı dokusunu daha sağlıklı hale getirmeye çalışıyoruz. Merkezimizde krem bile satmıyoruz.

Jaleceanne: Çünkü gücüne inanmıyorsunuz. Peki kremler ne gibi ihtiyaçları gidermek içindir?

E.Z:  Krem kırışıklık ve leke gidermez. Ancak sizi güneşten korumalı ve cildinize nem vermelidir. Dünya artık daha natürel, parabensiz, kimyasal içerikleri daha minimum olan ürünlere yöneliyor. Tabii piyasada agresif bileşimleri olan, cilt yüzeyinde nokta atışı yapabilecek, cildi birden sıkılaştırma potansiyeli olan, botoks etkisi yaratacak agresif ürünler de var.  Ancak bu ürünler ciltte ilerideki dönemlerde başka kayba sebep olabileceği yıllarca ve gelişmiş üniversitelerce kanıtlanmış araştırma konuları olmuşlar. Biz de bu tür flash etkili olan uygulamalar yok.

Jaleceanne: Güzellik ve bakım denince akla çoğunlukla ilk önce cilt bakımı gelir. Sizce cilt bakımı kaç yaşından itibaren ve nasıl yapılmalıdır?

E.Z: Cildin 21 günde bir ölü hücreleri atan bir mekanizması vardır. Ölü hücreler cildimizin gözeneklerini kapatır. Bunlara ilaveten tozlar, kozmetik kalıntılar, makyaj kalıntıları da bu ölü hücrelere eşlik eder. Cilt gözenekleri zamanla kapanır. Cilt oksijeni alırsa altta cilt sağlığını oluşturacak bileşimleri etkiler. Kapanan gözenekler de cildin oksijen alımını azaltır. Dolayısıyla cilt oksijene ne zaman ihtiyaç duyarsa, bakımına o zaman başlanır. Mesela ben 12 yaşındaki kızıma, amacı yalnızca temizlikten ibaret olan temizleme jeliyle yüzünü temizleyerek, cilt bakımını yapmasını tavsiye ediyorum. Hormonal denge kızlarda on sekiz yaşından sonra oturur. Bu da demek oluyor ki profesyonel bakıma da 18 yaşından itibaren başlanabilir.

Jaleceanne: Cilt bakımı uygulamalarınızdan biraz bahseder misiniz?

E.Z:  Genel cilt bakımımız var. Bununla ilgili pek çok tanıtım kampanyamız oluyor. Bundan başka
içeriğinde yoğun besleyici maddelere alışmış olan kozmetiklerle cilt bakımı yaptırma beklentisi olanlara yönelik "luxury" denilen içeriğinde havyar bakımı, somon dna içerikleri olan lüx cilt bakımı seçeneklerimiz var. Medikal cilt bakımı, masajla takviye edilen cilt bakımı, sivilce izlerini gidermeye yönelik dermapen dediğimiz özel bir teknik uyguladığımız cilt bakımı, cilt altı kolojen dokuyu onarmaya yönelik "roller" bakımlarımız var. Leke bakımı, akne bakımı gibi... Öncelikle cildin analizini yapıyoruz ve ihtiyacı olan bakımı yapıyoruz.

Jaleceanne: Sivilceleri sıkmak ya da cilde buhar vermek yanlış bir uygulama mıdır?

E.Z:  Kişinin cilt yapısına göre karar verilmelidir. Çünkü kimi cilt, altta yağ butonları barındırır ve yüzeyin daha çok oksijen geçirmesi için sivilcelerin sıkılması gerekir. Kimisi de cildin yapısı çok incedir ve temizlerken cildin leke butonları aktif hale getirilebilir ve bu yüzden sıkılmamalıdır. Bence sıkmak ya da sıkmamak cildin yapısına göre verilen profesyonel bir karardır.

Jaleceanne: Peki bize diğer hizmetlerinizden bahseder misiniz?

E.Z: Ben medikal estetik, zayıflama ve beslenme üzerine danışmanlık yapıyorum. Danışmanlık önemli bir konu. Kadınlar ihtiyaçlarını belirliyor ama tercihlerini başkasında beğenerek yapıyor. Başkasının yüzünde beğendiği bir uygulamayı kendisinde istiyor. Oysa yüzümüzde mimik denen bir unsur var ve bu yüzden uygulama kişiden kişiye göre değişir. Kişinin istediğini değil doktorun tespit ettiği, sorunu ortadan kaldıracak yönlendirmeler yapmaya gayret ediyoruz. Plastik cerrahi konusunda da danışmanlık sağlıyoruz. Mesela göğüs protezi, liposuction, yüz germe, boyun germe gibi uygulamalarda, kişilerin doğru kişilerle buluşmasını sağlıyorum. Sektörel bilgilerimi, aldığım eğitimlerle birleştirerek kişilerin neye ihtiyaçları olduğunu belirleyip gerekli doktorla buluşturuyorum.

Bundan başka lokal zayıflama cihazlarımız var. Cihazları seçerken en gelişmiş, en uzay görüntüsü veren cihazları değil, bugüne kadar bu alanda kendim neyden sonuç aldıysam, başka kliniklerden, yurt dışında aldığım eğitimlerden, kişilere hangi cihazların en iyi sonuç vereceği, başka zararlara yol açmayacağından emin olduğumuz cihazları almaya dikkat ettim. Kavitasyon yaparken ısıl işlem uygulan tekniğe yer vermemeye dikkat ederiz.

Jaleceanne: Isıl işlem nedir? Neden zararlıdır?

E.Z: Dokudaki yağ potansiyeli yağ dokusunu eritecek tekniklerle cilde ısıl işlem verilir. Fakat yüzeyde sıcağı artıracak teknikler belki yağ dokusunu eritir ancak kılcal damarları yüzeye taşır. Ve bu da potansiyel varis sorunu ortaya çıkabilir.

Jaleceanne: Epilasyon yaptırırken nelere dikkat etmeliyiz?

E.Z: FDA denilen bir departman var. Cilt altında ışınların nereye kadar gittiğini ölçer. Türkiye'de bu cihazları ölçen cihaz yoktur. Dolayısıyla pek çok klinikte FDA onayı yoktur. Çünkü bu ek bir maliyet getirir. Işınların sadece kıl köküne gittiğinin belgesi olan bir epilasyon yaptırıyoruz. İnsanlara güvenli epilasyon sunmuş oluyoruz. Cilt altında başka bölgelerde başka frekanslarla yapılan hiç bir işlemi uygulamıyoruz.

Jaleceanne: O zaman epilasyon yaptırmak isteyenler neye dikkat etsinler?

E.Z:  Yaptırdıkları epilasyon merkezinin FDA onayı var mı yok mu mutlaka dikkat etsinler. Bunun için sertifika istesinler. Bir de vücudumuzdaki her tüy eşit değildir. Bu cihazlar içerisinde farklı kıl köküne göre farklı işlem yapanlar vardır. Ancak agresif yoğun tüyler için geliştirilmiş cihazları yüz için kullanan klinikler var. Bu da yüzde lekeyi teşvik eder. Bu yüzden bilinçli yaptırmaları gerekir. Örneğin 4 mevsim cihazlar var. FDA onaylı cihazlar da bu anlama gelir. Biz burada epilasyon yaptırmaya gelenlere de  danışmanlık veriyorsunuz. Sonlandırmayacağımız epilasyon işlemini kabul etmiyoruz. Kökü beyaz olan kıl kökünü hiç bir cihaz sonlandırmaz. Hangi frekanta epilasyon yapacağımızı belirliyoruz. Cilt altında milyarlarca kıl kökü var. Yüzeydekini yok ederken alttakini aktive etmemek gerekir. Bunu da çok bilinçli bir şekilde yürütmek gerekir. Kişinin kullandığı ilaç olup olmadığı, hormonal tedavi var mı yok mu gibi özel durumlarını ona göre değerlendiriyoruz. Amaç sadece kılı sonlandırmak değil, sağlıklı bir şekilde sonlandırmaktır.

Jaleceanne: Son olarak zayıflama ve doğru beslenme  konusunda bir kaç pratik bilgi paylaşır mısınız?

E.Z: Kilo almak ihtiyacınızdan fazlasını vücudunuza yüklemektir. 30 yaşından sonra metabolizma yavaşlar. Akşamları daha çok taze çiğ sebze meyve yemek gerekir. Çok su içmek önemli. (3-3.5 litre)Spor bilincimiz yok. Halbuki sporu olmazsa olmaz şeklinde görmeliyiz. Mesela ben 7.30-8.30 arası mutlaka yürürüm. Güne metabolizmamı hızlandırarak başlarım. Aslında yaşam biçimimizi değiştirmekle, beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmekle adım atmalıyız. Çok fazla kilosu olanlar için de önerim, spor, beslenme ve özellikle ciddi kilo fazlası olanlar için geliştirilmiş cihazlardan yardım alma şeklinde olacaktır.



Bu güzel röportaj ve verdiği aydınlatıcı bilgiler için Elif Zor'a çok teşekkür ediyoruz.