Jaleceanne.com

1 Yorum








Yenilendik....Tazelendik.... Geliştik...Birazcık da Büyüdük...

Jaleceanne.blogspot.com artık yeni sayfasında. Bundan sonra jaleceanne.com sitesi olarak devam edeceğim yoluma.  Web sitem ile daha ileriye taşımak istediğim sayfam yolunu bulacak ve ilerlemeye devam edecek. 

Blog yazmaya başladığımda sayfa tasarlamak, düzenlemek bana o kadar yabancıydı ki, sırf bu yüzden blog sayfası açmaktan uzak duruyordum. Sonra yazılarımı yazmaya başlayınca onları yayınlayacak bir kanal bulmak gerekliydi. O günlerde pek çok blog sayfasını inceliyordum. Google dan araştırarak nasıl blog sayfası oluşturulacağını öğrendim. Sonrası adım adım geldi. Google ın ücretsiz olarak sağladığı domain sitesi olan blogspot bana uygun geldi. Çeşitli tasarımlar deneyip son haline getirene kadar belki saatlerimi verdim. Kendimi o kadar önemsiyor o kadar inanılmaz bir şey yaptığımı düşünüyordum ki, o motivasyonla o dönem peş peşe hemen hemen her gün yazı yayınlıyordum. Hiç bilmediğim bir alanda blog sayfası düzenlemede denemeler yanılmalar düzeltmelerle epey yol aldım. Çeşitli sitelerden yardım aldım. ( bloghocam.blogspot.com gibi ) Hatta blog yazmaya ilk başladığımda akıllı telefonum bile yoktu. Hamilelik döneminde ve kızımı dünyayı getirdiğim ilk senede telefonla hiç işim olmadı. Elime bile almıyordum neredeyse. O yüzden de akıllı telefona hiç ihtiyaç duymadım. Hatta uzak bile duruyordum fikrine. Ancak ne zaman ki 2013 senesinde ilk yazımı yayınlamaya başlayıp, blog dünyasına girince sosyal medyanın önemini ve gerekliliğini gördüm. Blogger olarak kurduğum bağlantılar ve hatta blog yazarak karşıma iş imkanları çıkması, marka danışmanlığı yapmak girince işin içine, ben de bir akıllı telfon edindim. Evet kabul ediyorum benim bu dünyaya girişim biraz geç oldu. Blog hayatıyla sosyal medyaya karışmam aynı anda olmayınca tanıtımda biraz geç kaldım. Çünkü orası çok ayrı bir mecraydı ve
çok çabuk tüketip değişiyordu. Ayak uydurmak ve aynı hızda gitmek gerekiyordu.

Özellikle instagram hesabı ile jaleceanne daha da gelişti. Her ne kadar çalışma hayatına geri dönüşümle birlikte eskisi kadar zaman ayıramasam da, blog yazmak ihmal etmek istemediğim, hep geliştirmek istediğim bir alan oldu. Bu nedenle bir adım daha ilerleyip web sitesi olmaya karar verdim. Ve jaleceanne.com olarak artık karşınızdayım. Yeni sayfamı, yeni içerik ve düzenlemeleriyle beğeneceğinizi umarım.

Yeni sayfamla birlikte bir başka yenilikten de bahsedeyim. Artık jaleceanne youtube kanalım da var. Abone olur, beğenirseniz çok mutlu olurum. Paylaşacağım konularla ilgili çeşitli sürprizlerim olacak.

Bütün bunlar siz sevgili okurlarımla, değerli yorumlarınız ve katkılarınızla daha güzel....
Sevgilerimle.....

Mart Başlarken...

Yorum Ekle
Mart ayına girdiğimiz ilk günlerde yazmaya başladığımdan yazının başlığı böyle oldu. Herhalde ortasına gelmeden yayınlarım :)))))    ( Yine neredeyse ortasını bulmuşum )
Sinema


Bu ayın filmi kesinlikle La La Land. Bence Oscar ödül töreninde yapılan yanlışlığın altta yatan bir anlamı vardı. Belki de ödülü esas hak eden filmdi. Benim ödülüm bu filme. Tutkunun bu kadar güzel ve hassas işlendiği, seyirciyi alıp götüren, iyi oyunculukla, gerçekten iyi yönetmenin birleşimi, konu ahım şahım olmasa da, izleyene geçen duygu ve anlam bana yetti. Müzikal olarak da müzik ve dansıyla ayrı bir bütünlük katan filmi kaçırmamanızı tavsiye ederim. Mutlaka sinemada izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. İyi seyirler....

Kitap
                                                                     Tutunamayanlar

Okumaya başladığım ancak belki de okumaya henüz hazır olmadığım kitap. Önceden beridir hep okumak istediğim, nedense okumaya başlayınca bir türlü içine giremediğim kitap oldu. Bir süre ara verip yeniden başlayacağım. Bu arada okuyan varsa yorumlarını alabilirim.


Tiyatro-Etkinlik

Odada 4 Mevsim





Uniq Hall sahnesinde Kasım ayından beri gösterimde olan tiyatro oyununun müzikleri Vivaldi'nin Dört Mevsim eserine ait. Konusu ise; odasında nasıl vakit geçireceğini bilmeden canı sıkılan bir çocuğun yardımına bilge sinek Bay Cızbız çıkar. Vivaldi'nin eşsiz müziğinden yararlanarak küçücük odanın içinde bir dünya yaratırlar. Danslarla ve görsel efektlerle zenginleşen oyunda çocuklar, hem hayal güçlerinin sınırsızlığını hem de müziğin nasıl bir anlatım gücüne sahip olduğunu keşfediyorlar. 4 yaş üzeri çocuklarınızı götürmek, sanatsal zevklerini geliştirmek, hayal dünyalarını genişletmek, klasik müzikle tanıştırmak için harika bir seçim olduğunu düşünüyorum. Biletlerini Biletix'ten ya da gişeden alabilirsiniz.

                                          Oyundan sonra sahnede fotoğraf çektirme faslı





Müzik
La La Land filmini izledikten sonra, caz müzik dinleme isteğim artınca D&R da görüp anında aldığım bir albüm. Ustalara Saygı serisinin ilk albümü "Caz Denince Akla Gelenler", albümünde Caz müziğinin büyük yorumcuları ve en önemli şarkılarına yer veriyor. 2 CD'lik albümde 30 şarkı yer alıyor. Kafa dinlerken, kahvaltıda, akşam yemeğinde, sohbet ederken, kitap okurken, araba kullanırken, canın romantizm çekerken.......bence o kadar çok yakışıyor ki....Dinleyin..



Mekan Keşfi

Nişantaşı'nda kahve içmek için Moc'a giderken, kahve öncesi bir şeyler atıştıralım diye bir yer ararken rastladık BUN'a. BUNedir diyecek olursanız, ne yiyeceğinize bir türlü karar veremediğinizde, canınızın ne istediğini bilemediğinizde, farklı bir şeyler olsa da yesek dediğinizde karşılığını bulacağınız bir yer bana göre. Tertemiz bir mutfak, hızlı servis ve lezzetli menülerle bizden tam puan aldı BUN. Falafel seçeneğini görünce canımın nasıl da çektiğini fark edip siparişi verdim. Falafelli salataları, balıklı alternatifleri ve daha bir çoğuyla benim için favori bir mekan olacağa benziyor. Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin. Ayrıca sipariş de alıyorlar.



Gezilecek Yer

Abant. Ayrıntılı yazısı ve fotoğraflar için tıklayınız.http://jaleceanne.blogspot.com.tr/2017/03/abant-gezimiz.html#more


Abant Gezimiz

Yorum Ekle
Geçtiğimiz sömestr tatilinde Bolu Abant'ı tercih ettik. Muhteşem doğasına bir de kar manzarası eklenince hem doğası için, hem de biraz kar keyfi yaparız diye göl kenarındaki otellerden biri olan Büyük Abant Otel'de kaldık. Otel 5 yıldız kategorisinde temiz, konumu iyi olan bir otel. Ancak daha önce de söylemişimdir ben butik otelleri daha çok seviyorum galiba. Yine göl kenarında olan bir başka otel gördük çevreyi dolaşırken. Toplam 9-10 odalı butik ama şahane bir oteldi. Bir dahaki sefere orayı tercih ederim kesin..
Abant'a giderken Gökdere'ye uğramak gerektiğini kahvaltı etmek için mekan ararken görmüştüm. Fırsatı kaçırmayıp kahvaltı için Gökdere tesislerine gittik ve memnun kaldık. Öğleden sonra Abant'a otelimize vardık. Akşam olmadan çevreyi turlayalım istedik. Gölün etrafını gezerken, araba, fayton ya da yaya yürüme şeklinde tercihte bulunabilirsiniz. Mevsim bahar olup yürüyüşün keyfi çıkacak gibi olsaydı yürürdük ama etraf karlı kaplı olduğundan ve ortadan da arabalar geçtiğinden yürümenin pek de cazip olmayacağına karar verip arabayla dolaştık.

 Turumuzun ardından da yine göl kenarında hoş bir yer olan Göl Cafe'de kahve ve sahlep molamızı verdik. Gürül gürül yanan şöminenin yanı başında içilen kahvelere doyum olur muydu? Su ya da ateş gördüğüm yerde fotoğraf çekmeye doyamadığımdan ve o güzel anları da ölümsüzleştirmek için elbette fotoğraflar çekildi.
Bu da böyle farklı bir çalışma oldu. Evet o gölge ben oluyorum :)))))





Her türlü keyif yapılır :))))) 

Kahve molasının ardından biraz daha dolaştık.
Kayak yapmaya Kartalkaya'ya gidemeyenler ve fazla zamanı olmayanlar  için çevrede eğlenceli bir kayak pisti yapmışlar. Bizden kaçmadı tabii ki...
Derhal gerekli ekipmanlar tedarik edildi ve sonra gelsin eğlenceee ....




Tepeye kadar tırmanıp oradan aşağıya kendini bırakmak yorucu olduğu kadar anlatılmaz coşkuluydu aynı zamanda. Yaklaşık bir saatlik eğlence hepimize yetmiş artmıştı bile. Dönüşte otele geçip akşam yemeğine kadar dinlenmek istesek de, enerjisi bitmek bilmeyen bebeyi çocuk oyun odasına götürmek gerekiyordu. Ne de olsa önceden sözünü almıştı. 
Akşam yemeği seçenekleri açısından tatminkar ancak benim gibi zor beğenen biri için fazla yemeği bir arada görmek yine iştah kapatıcıydı. Butik otel istememin bir diğer sebebi de sanırım bu. Ben açık büfeden ziyade, masama servis edilen ve daha az kişiye çıkan yemekleri seviyorum. Yine de yemeklerin başarısız olduğunu söyleyemem. İpek bile yiyecek bir şeyler bulduysa bu bizim için artı bir özellikti. 
Ertesi gün kahvaltının ardından biraz daha dolaşıp, Göl Cafe'ye de uğradıktan sonra, yola çıkmak için hazırlandık. Yolda bir yerlere daha uğramak varsa yeni yerler keşfetmekti niyetimiz.
Mudurnu tam da böyle bir yer oldu. Nerede kalınır diye soracak olursanız bölgede konaklar çok meşhur. Her biri 100 seneyi aşkın süredir var olan, tarih kokan nostaljik yerler. 



Hacı Şakirler Konağı 170 yıllık bir konaktı. Eşsiz tarzda dekore edilmiş odalarıyla, ortak yemek masasında servis edilen yerel yemekleriyle burası adeta anneanne, babaanne evine yapılan bir ziyaret ve misafirlik tadında bir yerdi. Kalabalık olarak bir kaç aile mutlaka gelmeye karar verip maalesef öğle yemeği yiyemeden mekandan ayrıldık. Zira yemekleri yapan konağın hanımı arkadaşlarıyla gezmede olduğundan, evin beyi  kendisinin yemeklerini tercih etmeyeceğimizi söyleyerek bizi bir sonraki sefere bekleyeceklerini ekledi. 

Abant Gölü ve çevresini bahar ayında yeniden görmek, Mudurnu'ya da küçük bir ziyaret gerçekleştirmek için yolumuz buralara düşeceğe benzer. 
Keyifle....Sağlıkla....Sevgilerimle....