Yazmak, Söylemek Lazım...

Yorum Ekle
İçinde bulunduğumuz ortam ve tedirgin edici gelişmeler elimizi kolumuz bağlıyor olabilir. Toplumsal olarak depresif ve kaygılı durumlar içinde olabiliriz. Bu duygu durumlarından bunalıp, her şeyden elimizi eteğimizi çekmek istiyor da olabiliriz. Her ne olursa olsun gerçek değişmeyecek.

Şu anda dünyada var olan bir gerçek var bana göre. Çoğunluk üzerinde hakimiyet ve üstünlük kazanıp tüm şartları lehine çevirmek. Bunun da altında yatan şey korku bana kalırsa. İnsanlık ve medeniyet açmazlara girerken, çoğu kaynak tükenmekte ve yağmalanmakta. Bu durumda birilerinin ayakta kalabilmek için diğerlerini ezmesi ve üstünlük sağlaması gerekir. Çünkü doğa kanununa göre güçlü güçsüzü yener. Büyük balık küçük balığı yutar.

Ancak, insana vicdan, düşünme kapasitesi, bilinç ve sevgi tohumları bahşedilmiş olduğundan, yeterince üzerinde düşünüp çalışsa, emek verse, birlik içinde olabilse ortak çözümler üretmeye de muktedir olacaktır.

Doğası gereği insanoğlu konuşur ve düşünür. Gerekli gördüğünü paylaşır. Doğası gereği bizim toplumumuz hem konuşmayı hem de şikayet etmeyi sever. Şikayet etmek ya da eleştirmek karşı olduğum bir şey değil ama ne sürekli şikayet etmek ve edilmesinden hoşlanırım, ne de düşünmeden ya da çözüm üretmeden eleştirmekten. Bana göre eleştiri ardından bir çözüm önerisiyle birlikte gelmelidir. Peki her eleştirdiğimiz şeyin çözümü bizde mevcut olabilir mi? Hayır. O halde ne yapmalıdır, var olan çözüm önerilerine önyargılı yaklaşmayıp üzerinde düşünülmelidir. Üzerinde düşündükçe belki daha iyi çözümlere ulaşılacaktır.

Demem o ki; içinde bulunduğumuz üzücü ve sarsıcı ortamın farkında olarak ve bu konuyu yok saymayarak, kendimizi ve çevremizdekileri harap etmekten çok, ne yapılabilire odaklanmalı ve bu ne yapılabilirlik tartışmalarında içinde sevgi ve barış barındıran her hangi bir çözüme ön yargıyla yaklaşmadan, içinde barış ve sevgi barındırmayarak daha yıkıcı söylemler içeren farklı düşünenleri suçlayarak uzaklaştırmak yerine, onlara da bu bilinci kazandıracak yaklaşımlar bulmak gayesinde olmak belki sonuca ulaşmakta daha etkili olacaktır. Başta da belirttiğim gibi insana vicdan, düşünme ve sevgi tohumları bahşedilmiş olduğundan, henüz sökülüp atılmamış mini minnacık parçalara ulaşmayı başarabilirsek doğru hedefe ilerlemekte olacağımızın altını çizmek isterim.

Peki bu nasıl imkanlı hale gelecek? Şöyle ki, küçücük bir iyilikle küçük fetihler elde edersin. Küçük bir dokunuşla buz tutmuş kalbi eritebilirsin. Tüm bunların da yalnızca bir oluş şekli var bana göre. Eğitim. Çocuklar umudun kaynağı ve tünelin ucundaki ışık olma kapasiteleriyle başlanacak nokta olmalı gibi geliyor bana. Ancak mutlak ve mutlak yanlarında aileleriyle ulaşılması gereken bir kaynak. Nasıl ki her bebek masum doğar, tertemiz bir sayfa ile başlarsa, çocuklar da henüz kirlenmemiş, masumiyetlerini kaybetmemişken, ele alınmalı, her birinin içindeki sevgi ve barış tohumları güçlendirilmelidir.

Kimin neye gücü varsa, kim ne şekilde ulaşabiliyorsa, potansiyelini kim nasıl işe yarar kullanıp faydalı olabilecekse...

Bir öğretmen, sınıfında, toplantılarında, her konuşmasında, bir anne ya da baba, çocuğunu eğitirken her davranış ve yaklaşımında, bir yazar yazılarında ve tartışmalarında, belediyeler, muhtarlar, toplumu yönlendirmede etkili olan merciler....hepsi aynı amaçta birleşse aynı toplum bilinci oluşmaz mı?

Ne kadar hayalci gibi görünürse görünsün, her birey kendi yapabileceği üzerinde biraz düşünür çözüm ararsa, ortak bilince katkısı olacağını düşünüyorum. Kötülüğü ve karanlığı ancak, aydınlık işler ve iyilik savabilir. Bence bunun başka şekli yoktur.




Doğru, sevgi ve barış dolu yolda birlikte var olabilmek dileğiyle.....





Yorum için açıklama