Dört Yaşa Bir İki....

4 Yorum

Çocuklar büyüdükçe, kişilik iyice ortaya çıktıkça, bir şeylere çözüm bulmak ya da nasıl davranacağını kestirememek gibi durumlar ortaya çıkmaya başladı. Hoş iki yaş sendromu dediğimiz dönemle başlamıştı benzer durumlar ancak bu sefer karşınızda daha büyümüş, bir şeylerin daha çok idrakında ve daha farklı tepkiler verebilen bir çocuk var. Uzun zamandır ara vermiştim bu konularla ilgili okuma, araştırma yapmaya. Ara vermiştim derken zaten kasıtlı değil, vakitsizlikten varılan bir sonuçtu bu. Düşünüyorum da zamanında ne çok okumuşum.

Kimilerine göre ise hiç bir şey okumaya, araştırmaya gerek yoktur. Her şey olması gerektiği gibi, akışıyla, sırasıyla ve içinden geldiğince olacaktır zaten. Tabii de ben bu bakış açısıyla bakamadığımdan,, oluruna bırakma haline eremediğimden, içimden hiç öylesi gelmediğinden, araştırma, sorgulama ve üzerinde düşünmeye devam diyorum.

Yaklaşık bir senedir çalışma hayatına geri dönüşümle bir parçaya daha bölünmüş oldum. Bu da pek çok kadın gibi bende de yetememe sendromuna dönüştü. İşte bu yetemeyip, yetişemediğim şeylerden biri de merak ettiğim konular hakkında okuma, araştırma yapamamak. Üstelik de karşılaştığım onca zor duruma rağmen. Evet arkadaş ben zor ve içinden çıkamadığım durumlarla karşılaşınca okur, araştırır, sorarım. Aklıma en yatan ve en doğru bulduğumu yapmak için. Çünkü bana göre bir şeyleri öğrendikçe duruma göre daha hoşgörülü ve anlayışlı olabiliyorsun, yaşadıklarının normal ve olağan olduklarını görüp rahatlıyorsun, aklına gelmeyen çözüm önerilerine rastlayabiliyorsun ve en önemlisi çocuğunu daha iyi tanıyıp neyi neden yaptığını daha çok idrak edip, ya durumla mücadele etmeyi öğreniyor, ya da kendine farklı bakış açıları ve davranış modelleri benimsiyorsun.

Bu aralar dört yaşına iki ay kala gün be gün büyüdüğüne ve değiştiğine şahit olduğum kızımın inadı ve mızmızlanma halleriyle cebelleşiyorum. Onun da en az benim kadar zor bir sene geçirdiğini hatta çok yol aldığını aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum. Ancak bu çalışma hayatı sabrımı yarıya indirdi. Kendimi daha hoşgörüsüz, daha sabırsız ve bazen çocuk gibi inatçı görüyorum. Ayrıca yorgunluk ve doğru olanı yapma gayretinden kopuş, olmadığım bir Ben'e doğru sürüklüyor beni.

Yazmak ise en büyük ilacım. Bir yandan beni rahatlatırken, bir yandan da beni araştırmaya sevk ediyor. Çünkü benzer sorunlar yaşayan kişilere aktaracağım bilgilerin titizlikle araştırılıp yazılmış olması gerekiyor. Birilerine faydalı olmak, ya da birilerinin bana faydalı olması, bir şeyler paylaşıyor olmak çok çok önemli. Kendi tecrübe ve hislerimi paylaşmanın yanı sıra okuduklarımdan ve öğrendiklerimden aktarım yapınca kendimi daha bir sorumlu hissediyorum. O yüzden de ister istemez bu da beni okumaya ve bilgilenmeye yönlendiriyor.



Bu fotoğrafta olduğu gibi bir ışık yakmayı seviyorum....





O halde konumuz dört yaş ve sorunları. Öyleyse buyurunuz......

Devamı sonraki yazıda :))))))
Ne o her şeyi burada mı yazacağımı sandınız? Yooo o kadar zaman sonra yazılarıma dönmüşüm azıcık nazlanayım :)

Not: Laf aramızda yazılarımın okunması ve blogumun ziyaret sayısının artması benim için ayrı bir önem taşıyor. Tamam yazmak bana kişisel ayrı bir tatmin veriyor ama yine de okurlar olmasa, siz olmasanız bu blog yayında olmaz. O halde iyi ki varsınız. Lütfen olmaya devam edin ve yorumlarınızla da yazılarımı şenlendirin.

Sevgilerimle.......


Yine Yeniden....

6 Yorum


Pekala durum şu: Yazma isteğimi ve bununla beraber yeteneğimi kaybettim. Eee nolmuş yani o zaman yazma olsun bitsin. I Ih olmuyor. Bir şeyler doğru gitmiyor. Daha doğrusu beni tatmin etmiyor. Yani bu yazmama isteğinden ötürü rahatsız olduğumdan, yeniden yazabilmek için kendimi zorlamaya karar verdim. Çünkü yazmanın bana iyi geldiği zamanları hatırladım. Hiç bir şey olmasa o gün güzel bir yazı paylaştığım için kendimi önemli hissettiğim, değerli hissettiğim günleri özledim. Bu tamamen benimle alakalı bir durum. Yazdıkça açıldığım kendime daha az taktığım doğrudur. Üstelik yazdıklarımla bir çok kişiye ulaşıp ortak bir şeyler paylaştığım duygusu ve hazzının olmaması beni eksik yapar oldu.


Kendimi zorlamaya karar verdim dedim çünkü sevgili ilham perisi siz yüzüne bakmayınca küsüp gidiyor. Onu geri çağırmak lazım. Önceleri nazlanacak biliyorum. Hatta belki içime sinmeyen beğenmediğim yazılar çıkacak ortaya. Ve sonra birden akmaya başlayacak kelimeler eskiden olduğu gibi. Konular sıraya girecek yazılmak için. Ben yine duyguların ve bilgilerin gücüne bırakacağım kendimi.

O halde başlıyoruz. Lütfen benden ümidi kesmiş olan sevgili okurlarım siz de geri dönün. Çünkü yazmayı bırakmaya hiç niyetim yok.

Neler oluyor şu ara hayatımda? Sık yakalandığım hastalıklar, gribal durumlar bolca etrafımda. Hem beni hem de kızımı etkiliyor. Hastalıktan sonra en çok şikayet ettiğim halim enerjisizliğim. Yetmiyor, yettiremiyorum. Evet çok çabuk tükeniyor, enerjim ve halim olmayınca da durağanlaşıyorum. Yazamamam biraz da bu sebepten zaten. Önceleri yazmaya en çok vakit ayırabildiğim akşam saatleri artık yok denecek kadar az. Yani İpek'i yatırırken ben de çoğu kez onunla birlikte uyuyorum. Gündüz okula gidip geldikten sonra da kızım gelene kadar ya bir işimi hallediyor ya da azıcık dinlenme molası veriyorum kendime. Günler günleri bu şekilde kovalıyor.

Daha sabah saatlerinde bir kaç dakikaya bi sürü şey sığdırmaktan günün enerjisini fazladan yiyormuşum gibi hissediyorum. Saat 7ye çeyrek kala (bazen on kala, beş kalaya da zorluyorum) kalkıyor, önce İpek'in sütünü hazırlıyorum. Sonra onu kaldırıp sütünü içirdikten sonra ilaçlarını hazırlıyorum. Alerjik durumu sebebiyle sık sık yakalandığı öksürük ve hırıltı nedeniyle sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez makineden hava yoluyla ilaç veriyoruz. İkişer ilaç yaklaşık 15 dakika sürüyor. O sırada yiyecek bir şeyler hazırlıyor, ilacından sonra az da olsa vermeye çalışoyorum. Çünkü okulda ne yiyip yemediğinden emin olamıyorum. Önceden hazırlamış olduğum kıyafetlerini de bir yandan giydirmeye çalışırken arada tuvalete götürüp getirmem de gerekiyor. Bütün bunları benim nezaretimde yapma sebebi ise, yavrucağın henüz uyanıp kendine gelme süresini ona veremeyişimden ötürü duyduğum üzüntü ve mecburiyet hissi. Kıyafetlerini de giydikten sonra saç tarama ve toplama işlemi var. Daha sonra da servisi beklemek üzere birazcık dinleniyorum. Neyse ki servise babasıyla birlikte iniyor da ben de o sırada kendim çıkmak üzere hazırlanmaya başlayabiliyorum. Kendime bir kahve yapabilmişsem onu bir yandan yudumluyor öte yandan gardrop karşısına geçip kıyafetlerimi, süzüyorum ne giysem şeklinde. Saç, makyaj derken 15-20 dakika gibi bir sürede hazırlanıp okula doğru yola çıkıyorum.

İşte beni yoran bu sabahın ardından okulda derslerim bitince kalan enerjimle gününe göre ya eve geliyorum ya da dışarıdaki işlerimi halletmeye çalışıyorum. Gönlümden geçen çoğunlukla eve gelip ayaklarımı uzayıp dinlenmek oluyor. Ama bu da çok sık olamıyor.

Baharın gelişiyle enerjimin artacağın,ı canlanacağımı şevk ve istek geleceğini düşünmüş ve fazlasıyla heveslenmiştim. Ancak baharla birlikte gelen yorgunluk yetmezmiş gibi havaların azizliğinden kurtulamadığım hastalıklar da tuz biber ekti. Hele son günlerde kışı hatırlatan bahar günlerini de yaşayınca yeniden kabuğuma çekilmiştım ki, bir şey dürttü. Artık yazmaya başla dedi ve işte buradayım.

Bundan sonra daha sık görüşmek dileğiyle.....

Vialand Tema ParkıTurumuz

5 Yorum
Uzun zamandır yazı yazmadığımı görünce ( sebeplerine sonra geleceğim ) bir yerden başlamak gerek diye düşündüm ve çok önceleri yazıp, yayınlamadığım bir yazıyı yayına almaya karar verdim. Eski bir yazıdır ancak gezilen yer hakkında yine de bilgi vermekte olduğundan paylaşmak istedim.



Ülkenin ilk Tema Parkı olan Eyüp'te bulunan Vialand'e gidişimiz serin hatta soğuk bir güne denk geldiğinden, tam anlamıyla faydalandığımızı söyleyemeyeceğim. Ama çoktandır gidip görmek istediğim bir yerdi ve en azından bir daha gitmek ister miyim ya da İpek için ne kadar uygun bir yer olduğu konusunda fikir edinebildim.
Oldukça kalabalık bir sıra bekledikten ve biletleri aldıktan sonra, çocuklar için hangi bölümlerin onlara göre olduğunu gösteren bir boy ölçüm tabelasına yaklaştık. 3 yaşında bir minik için çok fazla seçenek yoktu aslında. 
Burasının daha büyük çocuklar ve yetişkinler için daha eğlenceli olacağını düşünüyorum.


Gezimize başlarken, uzaktan gördüğü Nefeskesen ve Maceraperest trenler İpek'in ilgisini çekti ve onu çok heyecanlandırdı. Ancak yalnızca seyretmek istediğini de önceden belirtti.



Bu minik evlerin yanından geçmek, yanlarında fotoğraf çektirmek sanırım bizim için yeterli olacaktı :))) 


Sonunda hiç bir şeye binmek istemeyince biz de soğuğun da etkisiyle hızlı bir tur atıp çıkmaya karar verdik. 
Evde kitabını da okuduğumuz Kaptan Gaga'nın yanına çıkmayı çok istedi. Sanırım Vialand için en çok aklında kalan bu olacaktı.

Güncel bilet fiyatlarını buradan bulabilirsiniz.

Bundan sonraki gidişim İpek'siz ya da İpek biraz daha büyüyünce olacaktır. Görülmesi gereken bir yer mi? Bence evet değişik bir mekanda, adrenalin dolu saatler geçirmek isterseniz alternatif bir eğlence olacaktır. 

Sevgiler....





Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!

1 Yorum
Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.

Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.

Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.

http://www.unutkananneler.com/

Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.





Bir boomads advertorial içeriğidir.