Oyuncak Müzesi

3 Yorum
Uzun zamandır gitmek istersiniz de hani bir türlü fırsat bulamaz, sonra birden plansız bir şekilde aniden karar verir ve gidersiniz ya, işte bizim oyuncak müzesi ziyaretimiz de öyle oldu. Demek ki oraya minişimizle gitmek kısmetmiş.

Çocukluğunuzu hatırlamak, çeşit çeşit oyuncakları bir arada görme şansına sahip olmak, oyuncak dünyasının tarihinde yolculuk etmek istiyorsanız Oyuncak Müzesi'nin uğramanız gereken yerlerden olduğunu düşünüyorum. Çocukla gitmek kısmına gelince; küçük çocukların çok da anlayabileceği bir yer değil bence. Çünkü sergideki oyuncaklara dokunamama, oynanmayan oyuncağın varlığını idrak edememe çağında olan minikler için çok cazip olmasa gerek bir oyuncak müzesi. Ama yaşı biraz daha büyüyüp çeşitleri gördükçe hayal gücünü harekete geçiren, oyuncak dünyasında zaman geçirmek isteyen ve kendilerinden önce neler varmış neler dedirten, aynı zamanda dünya tarihini eğlenceli bir yolla öğreten bir gezi hoşlarına gidecektir. Sergilenen oyuncaklar, o dönemin önemli olayları hakkında bilgi verirken, kendi hikayelerini de anlatmaktadır.

Müzeye girişte 3 yaş altı çocuklar ücretsiz olarak girerken, 3 yaş sonrası ve öğrenci 9 TL, tam 12 TL bilet parası ödüyor.  Giriş katında yerli yapım oyuncaklara yer verilmiş daha çok.



Bunların içinde benim oyuncaklarımdan da var :)))) 
Buranın önünde fotoğrafını çekmemi istedi. Araba farları hoşuna gitti galiba :) 

Küçük bir tren kompartımanı gibi yaptıkları odada oyuncak trenler sergileniyor. Baba-kız pek beğendiler. 



İçleri minik eşyalarla dolu çeşit çeşit evler hayranlık verici 


En sevdiği odaya geldik. Uzaylı oyuncaklar. Bu odanın tavanını da uzay gibi yapmışlar. Neden bilmem uzay giysilerine, uzay oyuncaklarına ve gemilerine bir merakı var. İçeri girince öyle bir heyecanlandı ki, tahmin edersiniz ki en çok vakit burada geçirildi. 







Nereden geldiğini hatırlamıyorum ama bu minik askerlerden de vardı bizde :))

En alt katta bir kafeterya var. Orada da yine sergilenen oyuncaklar var. Ayrıca çocukların oynaması için de masalar ve üzerine oyuncaklar koymuşlar. Siz çayınızı kahvenizi içerken çocuklarınız da gözünüzün önünde oyun oynayabiliyor. Burası küçük bir yer olduğundan oturacak yer bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Bir de yiyecek bir şeyler bulma konusunda da sıkıntı olabiliyor.  

Şubat tatilinde gidecek olursanız gün gün etkinlikler var. 
Alt katta ayrıca dışarıya kış bahçesine açılan bir bölüm var. Masalar, maket evler ve oyuncaklar olan kapalı bahçenin yan tarafında da ayrıca bir oda var. 
Çocuklar için etkinlikler düzenlenen odanın o günkü etkinliği tahta boyama atölyesiydi. Önce tahta bir oyuncak seçiyorsunuz sonra da çocuğa veriyorsunuz dilediği gibi boyuyor. Biz şirin bir kedi seçtik. Boyadıktan sonra satın almış olduğunuz oyuncağı paketleyip eve götürüyorsunuz.
Bize göre nostaljik, kızımıza göre değişik ve hepimiz için eğlenceli bir günün ardından kedi figürü oyuncağımızla birlikte müzeden ayrıldık.

1700'lü yıllardan günümüze oyuncak tarihinin çeşitli örneklerinin sergilendiği müze, dünyadaki örnekleri arasında önemli bir yere sahip olmuş, İstanbul'a, oyuncak müzelerinin başkenti ünvanını kazandırmıştır. Müzeyi kuran şair-yazar Sunay Akın'ı tebrik eder, o gün müzede bulunmadığından (bazı günler ziyaretçilerle sohbetleri oluyormuş)tanışamamış olsak da kendisine sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 


Organik Beslenmede Dikkat Edilmesi Gerekenler

2 Yorum
Geçtiğimiz günlerde yine bir toplantıda organik beslenmeyle ilgili üreticiler, ürünler ve sertifikalar hakkında  önemli bilgiler  edindik. Sevgili Yeşim Şenel ( @biryagmurtanesi ) 'in davetiyle katıldığım toplantıda, sosyal medyada @annemdenetimde olarak tanıdığımız sağlıklı yaşam koçu, beslenme uzmanı, marka ve beslenme danışmanı Gülden Kılınç Doğan, birbirinden değerli bilgilerini bizlerle paylaşırken, pek çok sorumuzu da cevaplandırdı.


Organik gıda nedir? Güvenilir marka ve sertifikalar hangileridir? Aldığımız ürünün denetlemesi yapılıyor mu? Bir çoğumuzun aklında bu sorular varken, çevreden zaman zaman gelen "Organik diye bir şey yoktur, hiç bir şeye güvenmiyorum." şeklinde tepkilerle karşılaşırken, her geçen gün daha kötü şeyler duyduğumuz gıda sektörüne inancımız azalırken, yine en doğrusu bıkmadan, usanmadan doğruyu ve sağlıklı olanı arama, araştırma ve sorma fikrinden vazgeçmememizdir. Ben bu konuda gerçekten çok fazla okuyor, araştırıyor, dinliyor ve değerlendiriyorum. ancak Gülden hanım'ın da dediği gibi organik beslenme ve organik yaşam konusunu çok fazla takıntı haline de getirmiş değilim. Çünkü çok fazla sardığınızda psikolojinizin de bozulmasına yol açabiliyorsunuz. Benim mantığım kaçabildiğim kadar zarardan kaçıp, ulaşabildiğim kadar doğru üreticiye ulaşıp, dürüst ve güvenilir üreticiyi destekleyip bunun dışında kalanı ya da yetişemediğimi olduğu gibi kabul etme yolundan geçiyor.


Gülden Kılınç Doğan, ülkemizde tarımda kullanılan zararlı kimyasallardan bahsederken, her organik tarım ve üretim diyene de itibar etmememiz gerektiğini, gerekirse şüphe ettiğimiz ürünü denetlemeye gönderebileceğimizi, güvendiğimiz yerel üreticiler varsa onlardan alış veriş yapabileceğimizi anlatırken, bizzat denetimini yaptığı güvendiği marka ve firma isimlerini de paylaştı. Bu firmalardan biri olan @gekoorganik ürünler üreticisi Özlem Atabaş da o gün aramızdaydı. Gekoo ürünlerinin hijyenik ve doğaya saygılı prensiplerle lezzetli ve ekolojik olarak üretildiğini anlatırken, sahip olduğu sertifika belgelerinin zor alınır belgeler olduğunu da sözlerine ekledi. Gerçekten çok lezzetli ve pratik organik gıdalar üreten Gekoo ürünlerinden bazılarını tatmak imkanı bulduk. Kekler ve kurabiyeler çok başarılıydı. Daha önce Gekoo un ve kurabiyelerinden kullanmıştım. Artık daha güvenle ve inanarak tüketmeye devam edeceğim. Özlem Hanım 2 senedir devam ettikleri sağlıklı ve ekolojik gıda üretiminin yanı sıra, aynı zamanda kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlenmesini hedefleyen bir sosyal ve eko girişimci.


Biz bu keyifli sohbeti sürdürürken, My Gym eğitmenleri çocuklarımıza hareketli ve eğlenceli vakit geçirtirken, enerjilerini atmalarına yardımcı oldular. Ara ara göz attığımda minişimin keyfinin ne kadar yerinde olduğunu görebiliyordum.




Gülden Kılınç Doğan ile sohbetin ardından anneler @joimove eğitmeni sevgili Zehra Dörter ( @rythmmom) ile bebek ve çocuklarla birlikte dans etmek için salona geçtiler. Açıkçası bu herkese yönelik, kışkırtıcı uluslararası dans hareketine bayılıyor ve kendilerini destekliyorum.


Dolu dolu geçirdiğimiz bugün için öncelikle bizlere ev sahipliği yapan ve çocuklarımızla harika etkinlikler gerçekleştiren My Gym Akatlar'a, bu toplantıda yer almam için beni davet eden Yeşim Şenel'e (biryağmurtanesi), faydalı bilgileriyle bizleri aydınlatan Gülden Kılınç Doğan'a ve sağlıklı üretimleriyle organik piyasasında haklı bir yer edinen Gekoorganik Özlem Atabaş'a, joimove dans hareketinin öncülerinden biri olarak oraya gelip anne ve bebeklerini dans ettiren Zehra Dörter'e ve tabii ki bu renkli kareleri yakalayan @binnuraytekin_photography e teşekkürlerimi yeniden iletmek isterim. 
Sevgilerimle.....





Eskişehir Notları

4 Yorum
Ani bir karar, süper bir organizasyon ve 2 günlük  hafta sonu kaçamağı ile Eskişehir'de buldum kendimi. Eskişehir, benim uzun zamandır merak edip gitmek istediğim ancak bir türlü zamanını denkleştiremediğim, içimde kalmış bir meraktı. "Neden bu kadar merak ettin?" derseniz, modern Avrupai, temiz ve doğal güzellikleri olan bir şehir olarak methini çokça duymuştum. Porsuk Çayı, Balmumu Müzesi, Odunpazarı evleri gibi gezilecek görülecek hem doğal, hem kültürel, hem de tarihi mekanları ile tam gidilecek yer diye düşünürdüm.

Çok sevdiğim ve halen görüştüğümüz ilk okul arkadaşlarımla uzun zamandır konuşuyorduk şöyle bir yerlere gitsek hep birlikte diye. Bir anda plan, organizasyon “haydi” dediler, “Eskişehir’e gidiyoruz.”  İpek’i bırakıp bırakamama konusunda endişeliydim. Çok özlemiştim böyle ani programlar yapmayı, biraz özgür kalabilmeyi… Ama işte o “ama” lar yok muydu…Bensiz durur muydu, beni arar mıydı, yatar mıydı, kalkar mıydı?......3.5 yaşına gelmişti. Babasıyla arası gayet iyiydi. Birlikte çok da güzel vakit geçiriyorlardı. Denemeli diye düşündüm. Biraz da alıştırmalı hem kendimi hem de kızımı küçük ayrılıklara. Sonra zamanı gelince her ikimiz için de zor olmasındı. "Bunu yapmak sana da ona da iyi gelir" dediler. Ben kafamda netleştirdim ve onayladım. Ömer’e sordum acaba nasıl bir fikir bu diye. Sağolsun O da onayladı. “Sen bırakabiliyorsan, karar verdiysen git”, dedi. Müjdeyi arkadaşlara verdim. Hazırlık başlasındı. Biletler, otel ayarlandı. Hızlı terenle yolculuk yapacaktık.

Yolculuktan iki üç gün önce, vazgeçsem mi düşünceleri üşüştü beynime. Daha çok küçüktü. Özlemez miydim. Eskişehir 2.5 saatlik yoldu. Daha yakın bir yere giderek mi deneseydim ilk önce. Bir gece bir arkadaşımda kalmak olabilirdi mesela. Bütün gece düşündüm durdum. Sabah tekrar gözden geçirdim durumları. Saçmalıktı. Bırakacağım kişi babasıydı. Ona güveniyordum ve hiçbir şey olmayacaktı. Verilen karardan dönülmemeliydi.

Son gece valiz yapıldı. Hayatımın en sade yolculuğuna çıktım. Yanıma hiç bir şey almadım en acil olanlar dışında. Hızlı tren Pendik’ten kalkıyordu. Bileti en erken saatlere almıştık. Zaten azıcık zaman bari vakitli gidelim gezmeye süre kalsın dedik. 6.45 trenine yetişmek için evden erkenden çıkıldı. Durumu kızıma birkaç gün öncesinden anlatmıştım. Gece uykuya yatırmadan önce öpüp hoşça kal dedim. İlk söylediğimde “Ben de geleceğim” diyerek biraz söylenmişti. Daha sonra babasıyla kalacağını birlikte vakit geçireceklerini anlattım. Babasını duyunca sevindi. Yani hiç sorun çıkarmadı bir tanecik minişim.

Yüksek Hızlı Trene ilk kez binecektim. Daha önce bildiğimiz kara trene binmiş, yataklı kompartımanda seyahat etmiştim. Bana çok keyifli gelir tren yolculuğu. Sabahın köründe vagonumuza geçip koltuklarımıza yerleştikten sonra, ilk kez birlikte tatile çıkmanın heyecanıyla hiç susmadan konuştuk güldük. Tren birkaç yerde durup yolcu aldı. Hızı zaman zaman 250km e çıkan trende yolculuk güzeldi. Daha konforlu hale getirilebilirmiş gibi geldi bana. Mesela bir kafeteryasının olmaması büyük eksiklik bence. İçecek bir şeyler almak için küçük bir büfe gibi bir yer var, oradan alıyorsunuz. Alıp koltuklarınıza dönüyorsunuz çünkü öyle keyifli bir oturma alanı yapmamışlar. Çay kahve karton bardakta servis ediliyor ki bana göre hiç hoş değil. Dedim ya tren yolculuğu bana keyif verir bu yüzden de daha keyifli hale getirilirse çok daha iyi olur düşüncesindeyim.

Eskişehir’e vardığımızda saat 9.30 olmuştu. İner inmez ne yapacağımıza karar vermeye çalışıyorduk. Önce otele gidip valizleri mi bırakmalı yoksa derhal kahvaltı edecek bir yer bulup kendimize mi gelmeliydik. Zira trende bu ihtiyacınızı karşılayamıyordunuz. Çevreden birkaç kişiye sorup soruşturduk. Kahvaltı edilecek yerler Odunpazarı civarında olduğundan ve biz de gezimize Odunpazarından başlayacağımız için otele eşyaları bırakıp sonra kahvaltıya gelip ardından da gezimize başlamanın daha uygun olduğunu düşündük. Otele nasıl gidileceğini sorduğumzda 10-15 dakikalık yürüme mesafesinde olduğunu söylediklerinde önce yürümeye karar verdik. Ancak yanlış yönlendirme olduğunu söylemeliyim. Kaldığımız otel biraz yukarıda kalıyordu. Rixos Termal Otel. Taxiye binip gittiğinizde 5-6 dakikada varıyorsunuz.




Neyse sonunda otele gelip eşyalarımızı bıraktıktan sonra kahvaltı edebileceğimiz yer tavsiyesi aldık. Birkaç kişiden Odunpazarında buluna Pano Restoranın adını alarak otelden çıkıp yürüye yürüye Odunpazarı'na indik. Bu kez yürümek kolaydı çünkü hem valizlermiz yoktu hem de geze geze eski yapılara baka baka gitmek hoşumuza gitti. 15 dakikada Pano Restorana gidebildik. İşletme sahibi bizi güler yüzle karşıladı. Organik ve ev yapımı kahvaltıları olduğunu söyleyerek bizi içeriye buyur etti. Hoş döşenmiş mekanın ayrıca konaklama hizmeti de olduğu bilgisini de aldık. Siparişlerinizi verdik. Kahvaltı özellikle ev yapımı reçelleri ve çeşit çeşit peynirleri açısından zengindi. Her şey güzeldi yalnız ekmekleri daha çeşitli olabilirmiş diye düşündük.





Oradan çıkınca Odunpazarı evlerini geze geze biraz oraya buraya çarşılara bakarak dolaştık. Porsuk Çayına gitmek istiyorduk. Hava da güneşliydi. Hazır güneş varken  gondol sefası yapalım, daha sonra müzeleri gezmeye başlayalım dedik. Nasıl gideriz diye bir kaç kişiye soracak olduk. Bu kez yürüme gidin diyenlere itibar etmedik.  Vakit kısıyılı olunca yürümekle vakit kaybetmeyelim dedik. Tramvaya bindik. Ama ne kalabalık. İstanbul dan geri kalır yanı yok. İstanbul da olsam hayatta böyle araca binmezdim ama işte burada yabancı olunca bilemedik atlayıverdik. İçeride ayaklarımızın yerden kesilmesine az kalmıştı. Neyse ki iki durak gittik sadece. Porsuk Çayının kenarına gelmiştik. Burası ortadan geçen çay ve her iki tarafında yer alan cafelerden oluşuyor. Önce gondola binelim diye hevesle ilerlerken baktık ki çayda hiç hareket yok. Civardaki insanlara sorduk. Meğerse sezonu kapanıyormuş. Kışın çayda gezinti yokmuş. Bizim için hayal kırıklığı oldu tabii. Demek ki baharda bir daha gelmek gerek. Hem etraf yeşillenince daha bir güzel olur buraları sanki. Biz de biraz yürüyüp kahve içecek bir yer aradık. Her iki tarafını da dolaştık. 









Geç olmadan Odun pazarına Balmumu müzesine gitmek için tekrar tramvaya binip yola çıktık. Balmumu müzesi gerçekten bir şaheser. İçeriye girdiğinizde heykellerin her biri sizi selamlıyor sanki. Hele bazıları o kadar gerçekçi olup benzemiş ki ve bazıları bakışlarıyla sanki size bakıyor ki çok etkileniyorsunuz.
Özelikle Atatürk'ün heykellerine bayıldım. Bakmaktan alamadım kendimi.








Müzede çocuklar için de bir oda yapılması ayrıca hoşuma gitti. 
Hatta çocuklara özel etkinlikler hazırlamışlar. 
Hikayeleri dinliyor, resimleri boyuyorlar. 


Müzeden sonra cam müzesi, arasta çarşısını dolaştık. Ufak tefek hediyeliklere baktık, satın aldık. Burada lületaşı meşhur. Çeşit çeşit kolyeler, yüzükler, küpeler yapmışlar. Ayrıca pek çok süs eşyası da var.
Cam müzesi


Arasta




Eskişehir'in meşhur helvasını da tadalım dedik. Met helvası. Bir tek Eskişehir'de bulunuyormuş. Pişmaniye benzeri ancak biraz daha kıvamlı gibi. Çiğ börek de meşhurmuş ancak bildik bir yerde yemek şart. Zira arkadaşlar denedi ve beğenmediler.



Bir güne ancak bu kadarını sığdırabildik. Ertesi gün arkadaşlar gezmeye devam edecekti. Ancak ben biletimi erken saate alıp onlardan önce dönecektim.

Otele geri döndükten sonra biraz da keyif yapalım diyerek otelin spa merkezini kullanmak üzere hazırlandık. Termal otel olarak, havuzunda ve hamamında termal sudan faydalanabiliyorsunuz. Önce buhar odasına girdik. Ardından çok kısa saunada kaldık. Sonra da hamam sefası....Günün yorgunluğunu atmak için harika bir terapi oldu bizim için.


Rixos Termal Otel 5 yıldızlı bir otel olarak hizmet kalitesi gayet iyi. Odalar geniş ve konforlu. Ancak benim şu yeni dizayn olan lavabolar odanın içinde düzenlemeleri pek sevmiyorum. Odanın içinde hiç hoş durmadığı gibi gereksiz bir ıslaklık ve yer işgali yaratıyor. Isıtma olarak klimanın tercih edilmesi de benim için bir başka şikayet konusu. Gece kapatsan olmaz kapatmasan olmaz. Haliyle hava çok soğuk olduğundan kapatamıyorsunuz. Ancak havayı öyle bir kurutup, hatta sesiyle rahatsız ediyor ki, üşümeye razı olup kapatarak uyumaya çalışabiliyorsunuz. Nitekim biz öyle yaptık. Yataklar geniş ve rahat ama gelgelelim yastıklar için aynı şeyi söylemek ne mümkün. Bir yastık az iki yastık çok geliyor. Yanında yastığını taşıyanlara şaşırmamak gerek. Hemen hemen her gittiğim otelde aynı sorunla karşılaşıyorum çünkü.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, yola çıkmak üzere hazırlanmaya geçtim. Erken dönmek istedim çünkü yaklaşık 3 saatlik yol üzerine bir de Pendik'ten eve dönüşü düşünerek, İpek'e geç kalırım diye düşündüm. Yatmadan önce kızımla vakit geçirmek istiyordum. Arkadaşlara veda ederek tren garının yolunu tuttum. Eskişehir'den İstanbul'a gelmek değil ama Pendik'ten evime gelmek çok ama çok yordu. Kar yağışının da başlamasıyla yaşadığım feci trafik eve ancak saat 15.00'te varmama sebep olmuştu.


Minişimle ilk ayrılığımız başarıyla sonuçlanmıştı. Birbirimizi çok özlemiştik tabii. Ama ikimiz de durmamazlık etmemiş, huysuzluk çıkarmamıştık. Küçük molalar herkese iyi gelir. Bu kısacık molada bile yenilendiğimi, tazelendiğimi hissettim.

Bu arada arkadaşlar benim döndüğüm gün Sazova Parkına ve akvaryuma gitmişler. Harika fotoğraflarından bana da gönderdiler sağolsunlar.






Sonuçta anlaşılan benim yolum Eskişehir'e bir kez daha düşecek. Bu kez bahar aylarında olmasını tercih edeceğim. Hem bu sefer minişimi de götürürüz. Çocuklar için de gezilip görülecek bir yer olduğuna karar verdim.

Bol gezmeli, bol keyifli günleriniz olsun.
Sevgilerimle.....