Çocuk Yetiştirirken Hangi Modeli Benimsemek Gerek?

1 Yorum

Aslında yukarıda da yazdığı gibi çocuk yetiştirmek için bütün bir köye ihtiyaç vardır. Bu sözü ilk kez Harvey Karp'ın "Mahallenin En Mutlu Yumurcağı" kitabında okumuştum. Çok doğru gelmişti.

Anne olmak garip bir şey. Daha hamilelikten itibaren başlıyorsunuz okuyup araştırmaya, sorup soruşturmaya. Hele bir de geç anne olanlardansanız yandınız. Çünkü daha çok kasacaksınız demektir. Geç oldu ama tam olsun gibisinden. Çocuğun uykusundan, yemesine içmesine, davranışlarından disiplinine her şeyi enine boyuna araştırır hatta kendinize hedefler koyarsınız. Sonra bu hedeflerden çoook sapmalar yaşarsınız. Anne olmadan önce (AÖ) ve anne olduktan sonra(AS) arasında belli bir yolu katettikten sonra deneyimli anneler kategorisine girer, öğrenip uyguladıklarınızı da paylaşmaya başlarsınız. Tabii bazen de, "yazdığımı yapın yaptığımı yapmayın" durumları ortaya çıkabilir.

Şaka bir yana benim açımdan işler nasıl oldu bakalım. Evet ben de geç anne olanlardandım ve evet çok okudum araştırdım. Benim hedeflerim ve idealim çocuğumu mutlu ve sağlıklı bir birey olarak yetiştirmekti. Hepsi bu. Takıntım olan konu ise toplumumuzun çocuk yetiştirme tarzı ve modellerini benimsemeyip çağdaş batıda çocuk yetiştirme tarzında bir model geliştirmekti. Çünkü bizim kültürümüzdeki "ayıp" anlayışına ve "itaate" bağlı çocuk yetiştirme tarzına çok sıcak bakmıyordum. Çünkü bu durumda eleştirel düşünme, sorgulama, yaratıcılık ve özerklik çocukta gelişemiyor. Ancak ebeveyn olarak bu özerkliği vermeden çocuktan istiyoruz. Çatışma bu noktada başlıyor. Çünkü arada kalıyoruz. Açıkçası bizim kültürümüzde çocuklarda ve hatta yetişkinlerde güven eksikliği gözlemleniyor. Ben bunu tamamen yetiştiriliş tarzına bağlıyorum. Bu yüzden de kendi kültürümüzden çok fazla koparmadan çağdaş batı kültürünün modelini harmanlayarak kendi modelimi çıkarmaya çalışıyorum.

Bizim kültürümüzle batı kültürü arasındaki farklar nelerdi? Çevremizden, gözlemlediklerimizden örnekler verecek olursak; "Bizim çocuklarımız bu kadar çok ağlarken, nasıl oluyor da elin kızı/oğlu sakin sakin oturmuş yemeğini yiyor ya da masada oturuyor ya da yolda yürüyor?" şeklinde konuşmalara şahit olmuşsunuzdur muhakkak. Çocuğunu karşısına alıp büyük bir insan gibi her şeyi anlatan anneyi "ne gerek var bu tarz şeylere, ne anlar ufacık çocuk" diyerek yadırgayanları görmüşüzdür. Hal böyleyken şımarık, tembel, inatçı, mızmız sıfatlarını kendi kültürümüzün çocuklarına yakıştırırken, batılıların aklı başında, kendi işini görebilen çocuklar olduğu fikrinde birleşmez miyiz pek çok kimseyle? Ben de gerek kendi çevremi gerekse gözlemde bulunduğum kültürlerin çocuk yetiştirme tarzlarını incelediğimde işte bu benzer sonuçlara vardım. Çocuğuma kazandırmak istediğim iki temel hedef mutlu olması ve kendine güvenip kendine yetebilmesiydi. Bu anlamda neler yaptım? Neler yapılabilir?

Önce bebekliğinden itibaren ona saygı duymaya gayret ettim. Evet minicik bebeğe bile saygı duyduğunuzu belli edebilirsiniz. O konuşmayı bilmezken bile onunla konuşur, yaptıklarınızı gününüzü anlatır, sesler çıkardığında onu dinlersiniz. Biraz daha büyüyünce ise düşündüklerini ve hislerini ifade etmesine izin verir, "ne var ağlanacak bunda", "korkacak bir şey yok", "yok acımadı geçti" gibi ifadeler kullanmazken, hislerine değer verir onu anladığınızı gösterirsiniz.

Çocuğunuzu sevmekten, ona ilgi göstermekten asla kaçınmaz, ihtiyacı olduğunda yanında olduğunuzu gösterirsiniz. Her zaman olmamakla ve suistimale girmediğini anlamak kaydıyla kararlarına saygı gösterir, istemediği bir şeyi zorla yaptırmazsınız. (Örneğin öpmek istemediği amcaya öpücük vermesi, ya da sevmediği bir kişiyi zorla sevdiğini söylemesi gibi)

Çocuğunuzla ilgilenmenin onu yedirip içirmek ve genel bakımını yapmakla bitmediğini düşünür, birlikte zaman geçirmeye ve keyif almaya çalışırsınız. Uyku, yemek, gezme saatlerine ve rutine bağlı kalır, "çocuk bu ne anlar saatten" ya da "aa mu yönetecek senin gününü" tarzında laflara kulağınızı tıkarsınız. "Yemek yemiyorsa aç kalsın" diyerek yemek yeme kurallarını benimsetmeye çalıştığınız çocuğunuzu görseler aç bırakmak ve zalimlikle suçlandığınızda ya da gereksiz katılık tarzında yorumlansanız da taviz vermezsiniz.

"O daha küçük, yapamaz" fikrini aklınızdan çıkarır küçüklükten itibaren kendi işini yapmayı öğretirsiniz. Sorumluluk verir, yeri geldiğinde hayal kırıklıklar yaşatır, belki istediği bir şeyi almadığınız için mağazada ağlama krizine neden olup ancak herkes size bakıyor diye satın almaya karar vermeyip kararlı durursunuz. O zaman o çocuk orada belki bilmem kaç desibel hızında bağırıp çağırabilir ancak bir sonraki sefer bu şekilde diretmemeyi öğrenecektir.

Çocuğun çevreden duyup sarf ettiği kötü söz ya da küfür ve belki vurma hareketi şirin olarak nitelendirilip hem gülünüp hem kızılarak anlam karmaşıklığına gidilmeyerek, yaptığının yanlış olduğu abartmadan kararlı bir ses tonuyla verilir.

Bütün bunları söylemiş olmakla beraber bu işte çok başarılı olduğumu düşünmüyorum. Çünkü genetik boyutunun öneminin asla atlanmaması gerektiğini de vurgulamak isterim. Lakin öğrenilmiş bazı davranışlar vardır ki çocuk bunlarla doğar. İşte bu noktada sizin sabrınız ve iradeli, kararlı tutumunuzla öğrenilmiş yanlış davranışı yada istenmeyen davranışı değiştirmek size kalmış olacaktır. Ki bu konuda kendime çok fazla yüklenmekte olduğumu düşünüyorum. Çocuğun genlerinde olan bazı davranış modellerini değiştirememekle belki de kendimde olan genetik modelleme sebebiyle tam anlamıyla istediğim gibi davranamadığımı bilmekteyim. Çok mu karışık oldu? Diyeceğim ben bir çaba içerisindeyim ve gayret gösteriyorum ve olumlu geri dönüşler de alıyorum. Yeter ki sabırlı, kararlı ve inançlı olabileyim.

Peki ya sizin benimsediğiniz modeller neler? Ya tavrınız, tutumunuz? Benimle paylaşır mısınız?

Sevgilerimle....




1 yorum :

Anne cocuk arasındakı ılıskı cok özeldir her anne hangi durumlarda çocuğuyla nasıl iletişim kuracağını hisseder diye düşünüyorum. Eğer anne kendini dinleyebiliyorsa orda en mükemmel egıtım modeli vardır demektir ;) mıntessori Reggio waldorf gibileri kendini dinleyebilen bir annenin yanında ne ki....

Yorum için açıklama