Çocuğun Okula Gönderiliş Seramonisi

4 Yorum

Söz konusu çocuk olunca, insanın "kafasında kırk tilki dolaşıyor, kırkının kuyruğu da birbirine değmiyor" durumu hasıl oluyor. Benim kafamdaki tilkiler ise artık dolaşmayı bırakıp birbirine de dalaşıyor. Her kafadan bir ses çıkma durumu nasıl karmaşa yaratırsa, benim kafamın içinde her sesten bir karmaşa çıkıyor.

Zaten oldum olası bir şeyi suyunu çıkarana kadar ( suyunu değil biliyorum ama şimdi yazının adabını bozmayalım ) düşünürüm. Konu bir de çocuk olunca çıkaracak su bile kalmıyor. Anlayın nasıl bir debelenme halidir.


Gelelim yaklaşık üç aydır beni debelenme hallerine sokan duruma. Yazılarımı takip edenler bilirler, üç senelik çalışma hayatına ara vermemin ardından bu sene, öğretmenliğe dönüş yapmış, kızımı da okul hayatına başlatmış bulunmaktayım. Hamileliğimle birlikte ( riskli gebelik ) ara verdiğim işime, İpek'e  kendim bakabilmek için o üç yaşına gelene kadar dönmedim. Kullandığım kullanacağım izinler bitip, yazın İpek de  üç yaşına girince, yeni eğitim öğretim döneminde başlama kararı almıştım. İpek için de en uygun olduğunu düşündüğüm kararı uygulayacak, onu da okula başlatacaktım. Okul dediysem ana sınıfı öncesi alıştırma sınıfı da diyebiliriz. Çok şükür ki bir de hangi okula göndereceğim sıkıntısıyla uğraşmadan, babasının çalıştığı okula göndermek içimi rahatlatan unsurlardandı. Ancak burada da okula nasıl gideceği sıkıntısı vardı. Lakin okul Anadolu yakasında olup, oturduğumuz yere nispeten uzaktı. Babanın idareci oluşu ve okula giriş çıkış saatleri aynı olmaması ve ayrıca babanın okula motoruyla gitmesi sebebiyle onunla gitmesi olanaksızdı. Benim de işe gideceğim düşünülürse bırakmam mümkün olmadığından geriye okul servisiyle gitmesi seçeneği kalıyordu. Bu fikir beynimin içinde aylarca döndü durdu. Henüz üç yaşında küçücük bir çocuk, binecek okul servisine okula gidecek. Tabii ki servisin içinde hostesi var. Muhakkak ki okula giriş ve çıkışlarında nöbetçi öğretmenler hazır olacak. Ama sonuçta ilk kez anne ya da baba yanında olmadan kıtalar arası seyahat edecek her gün.

Neyse zamanla kendimi bu fikre de alıştırdım. Ve inanın bu tereddütlerin hiçbirini kızıma yansıtmadım. Ona servisi anlatırken, heveslendirmeye gayret ettim. Nitekim okula alışması kolay olmasa da servise hep isteyerek bindi. Keyifle gitti geldi. İlk günler tabii sürekli takipteydim. Servis okula vardı mı? Gitti mi geldi mi? Servis şoförüne, hostesine sorular sordum. Baktım her seferinde İpek memnuniyetle bahsediyor servisinden, yolda giderken gördüklerini, arkadaşlarıyla konuşmalarını anlatıyor, ben de rahatladım.

Beni en çok rahatsız eden konuya gelecek olursak, her gün sabahın erken saatlerinde ister istemez bir koşuşturma haliyle hazırlanma ve bir stresle servise yetişme telaşını yaşamaya maruz kalan çocuğa karşı beslediğim pişmanlık, acıma ve çaresizlik duyguları. İşte kafamdaki tilkilerin bu aralar birbirine dalaşma sebebi bu. Ne olabilir, nasıl yapılabilir, ne çözüm bulunabilir, okuldan alınıp mümkünse eve en yakın olan okula mı verilmeli, yoksa anne işinden ayrılıp okula kendi mi getirip götürmeli, ya da çocuk hiç okula gitmeyip evde bakılacağı bir yol mu bulunmalı, dıdıddıdııdıdıdı??????

Sonra soruları tek tek eliyorum. Başka okula göndermek kolay mı? Okul konusu bu ülkede başlı başına problemken ve hazır kafana yatan, doğru düzgün bir eğitim verilen okul bulmuşken, üstüne üstelik çocuğun babasının görev yaptığı okulken başka bir okul düşünmek pek mantıklı bir çözüm gibi gelmiyor.

Benim işimden ayrılmam da çok akla mantığa uygun gelmiyor aslında. Ama sabahları o koşturma halindeyken ve çocuk zorla istemeden acele ettirilirken çok da mantıklı geliyor.

Okula gitmeyip evde İpek'e bakacak birini bulma çözümü de çok işlevsel değil. Çünkü ben yanında olmayacaksam evde olmasının da bir anlamı yok. Okula gidip arkadaşlarıyla vakit geçirsin çok daha iyi.

Aslında bir seçenek daha var ki, onu hiç kafama almıyorum, bizim okula yakın bir yere taşınmamız. Bu konuyu öncelerden çok düşünmüş olmakla birlikte, artık gündeme bile getirmiyorum. Sevgili babam hayattayken, henüz ben işe başlamamış, İpek daha küçükken, bu konular konuşulurken, babam taşınmamıza razı olmamıştı. Evlerimiz çok yakın olduğundan sık sık görüşür, bir sıkıntı ya da ihtiyaç olduğunda anında ulaşabilirdik. Uzaklaşma durumunda ise eskisi gibi görüşemeyeceğimizi düşündüğünden bizden hiç uzaklaşmak istememişti. Haklıydı da. Ben de gerek annemlere yakın olmaya alışkınlığım, gerek tüm çevremin hayatımın Avrupa yakasında oluşu beni buradan kopamaz kılıyordu. Ve babam ne dediyse oydu. Taşınmam söz konusu olamazdı. O olsa da olmasa da.

Sonunda çareyi artıları eksileri yazıp nihai karara varmakta buldum. İpek'in babasıyla aynı okulda oluşu artıydı. Okulun beğendiğim kalitede ve anlayışta oluşu, İpek'in erken yaşta hayatla mücadeleye başlaması hem artı hem eksi, bir şeyleri tek başına yapmaya alışması ( servisle okula gitmesi dahil) artılardandı. Bununla birlikte sabah daha erken hazırlanıp evden çıkması gerekmesi, yolu da düşünürsek evden uzakta daha uzun saat geçirmesi, serviste arkadaşlarından gördüğü türlü türlü sözler, davranışlar ve konuşmaların yansıması ise eksi yönlerdi.

İpek'in nerede nasıl olduğunu bildiğim okulda zamanını geçirmesi, sosyal becerilerinin, kendine güveninin gelişmesi artılarken, benim her gün üzgün ve mutsuz bir şekilde işe gitmem eksilerimdi. Öylece hızla hazırlanıp evden çıkarken, daha şimdiden ona yaşattığım stresten ötürü suçluluk duygusu yaşarken, çevremde aynı durumları yaşamış insanlarla konuşmak belki hafifletici sebeplerimdi.

Benim tilkilerim haylaz, durmaz bilirim ama yine de şimdi biraz dinlenmek istiyorum. Yarın sabah aynı rutin devam edecek.

Herkese iyi geceler der, kafanızın rahat, gönlünüzün ferah olmasını dilerim.









4 yorum

Anne yüreği dayanamıyor. Biraz duygusaliz biz. İşi bırakamazsın belki çocuğa anneanne bakabikse evde rahat olabilir. Benim oğlumda 3 yaşında kreşe gidiyor çok mutlu. Sürekli oyun istedikleri için iyi oluyor. Akşamda bizimle oynuyor.

Ben çocukken bizim evde de o sabah telaşesi olurdu ve ben hiç sevmezdim. Acaba çözüm bu telaşeyi yavaşlatmak olabilir mi? Belki daha erken kalkmak, birlikte yavaş yavaş hazırlanmak? Hemen yarın olmaz tabii ama vücut çabuk alışıyor erken yatınca erken kalkmaya.. Hem bir iç disiplin de verir çocuğa gibi geldi bana, bilmiyorum tabii. Bir de hakikaten neden iki kıta arasında gidip geliyorsunuz ey İstanbul'lular!? Değer mi o trafikte ölen zamana... Offff.. Kolay gelsin!

Anneanne kızıma bakacak yaş ve enerjide değil maalesef. Dedim ya aslında okula gitmesi bensiz evde olmasından daha iyi. Ama işte stressiz ve daha rahat bir şekilde gidişini halletmek gerek. Off haklısın duygusallık çokk.

İpek bebekliğinden beri zaten erken kalkar. Hatta bunun okula gideceği zaman bir artı olacağını düşünürdüm hep. 7de ayaktayız. Ama düşünmedim değil. Daha da erkene çekeyim diye. Ama hep kendi kendine uyanmaya alışık olan çocuk bu kez uyandırılınca daha huysuz olur mu endişesi var. Ahh sorma evet iki kıta arası. Gerçi yol uzak değil yarım saatten çok sürmüyor okul dönüşü. Sabah biraz daha çok trafik olduğundan servis erken alıyor. 7.30-7.45 hazır olmamız gerekiyor. İşte şartlar öyle gerektirince bize de katlanmak düşüyor.

Yorum için açıklama