Odadan Kaçış ( Maceraseverler Buraya )

4 Yorum
Siz hiç bile isteye bir odaya girip, bir yandan tırsıp bir yandan da inatla sonuç ararken hem korkudan çığlık atıp hem de inanılmaz eğlendiniz mi?

Biz geçenlerde sevgili sosyal anne Selen Topal'ın davetiyle çok ilginç ve bir o kadar da keyifli bir maceraya dahil olduk. Selen'in bizi davet ettiği oyun öyle bildiğiniz sıradan oyunlardan değildi. Burada bizzat siz oyuncu oluyorsunuz. Öyle bir oyun ki, hem av, hem de avcı olarak katıldığınız bu macerada stratejik düşünme, problem ve denklem çözme, araştırmacı ruh, dedektif zihniyet gibi özellikleriniz varsa başarıyla sonuca ulaşabiliyorsunuz.

Çok gizli kapaklı yazdığımın ve merak ettirdiğimin farkındayım. Ancak işin cazibesi de burada. Orada neler olduğunu anlatırsam, işin esprisi kalmayacak. Dünyada çok meşhur bir eğlence alternatifi olarak yer edinen oyunun çıkış yeri Japonya. Bilgisayar oyunlarından gerçek yaşama uyarlanmış, bir grup insanın kilitli kaldığı yerden ipuçlarını takip edip bulmacayı çözerek kendilerine tanınan süre içerisinde kaçmaya çalıştıkları bir oyun türü. Odadan Kaçış, İstanbul ve Ankara'da iki farklı oyunla hizmet veriyor. İstanbul Taksim'de bulunan mekan iki kişilik harika bir ekip tarafından tasarlanıyor. Odadan Kaçış ekibine ve bizi bu gizemli oyuna davet eden Selen'e tekrar teşekkür ediyor, sizleri günün bir kaç özel karesiyle baş başa bırakıyorum.

Hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilir
Bulmacayı ve şifreyi çözersen odadan çıkabilirsin 













Arkadaşlarınızla her zaman aynı şeyleri yapmaktan sıkılıp, farklı bir etkinlik peşindeyseniz Odadan Kaçış tam size göre.


Diğer oyuna da gider miyim? Sanırım evet..... :)))))

Sevgilerimle......




Mızmızlanma Hallerine Çareler...

Mızmızlanma Hallerine Çareler...

6 Yorum

Çocuğun bir derdi yoksa eğer, ağlaması ve sızlanması yaramazlık ve şımarıklık göstergesi sayılırdı. Oysa ki altında yatan bir çok neden, çözüm bulunacak bir çok yol varmış. Bizim de bu aralar oldukça muzdarip olduğumuz bir konu olduğundan uzunca bir süredir araştırma içersindeydim. Merak ediyordum acaba sorun çocukta mı bizde mi, ne yapmalı nasıl baş etmeli diye kafa yoruyordum. Ve işte edindiğim bilgiler ve kullandığım yöntemler.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki, çocuktaki bu mızmızlanma hali ebeveyni hayli yoran bir durumdur. Hem bu şekilde istediği şeyi vermek istemez, hem de bir an önce durumu sonlandırmak için çare arar.

 Peki çoğu çocuk neden mızmızlanarak, sızlanarak bir şeyler isteme ya da kendini ifade etme ihtiyacı duyar?  Bu şekilde her zaman istediklerini elde ederler mi? Aslında hayır. Eğer bu şekilde yapan varsa zaten yandı. Çünkü böylelikle içinden çıkılmaz, sürekli isteklerini yaptırmakta ısrarcı bir tutumla karşılaşır ve bu da çocuğun ruh sağlığı gelişimi için hiç de iyi olmaz. Aileler genellikle çocuğun mızmızlanarak ya da ağlayarak söylediği şeyi, düzgün bir şekilde söylemesini ister. Aksi takdirde kendisini anlayamayacağını belirtir.

Aslında mızmızlanma daha derin bir konudur. Altında yatan başka sebepler olabilir. Çocuğun mızmızlanmasından kurtulmak istiyorsak, altta yatan sebepleri bir bir elememiz gerekir.  Birazdan okuyacağınız maddeler, sızlanmaya sebep olabilecek altı sebepten bahsediyor. Açıkçası ben kendimi değerlendirdiğimdemelerde yaptığım hataları gördüm. Mızmızlanma hallerine kızarak, sinirlenerek, sadece "yapma" diyerek ve karşılıklı bir mücadeleye girerek sonuç alınamadığını çokça deneyimledim. Artık daha farklı yaklaşarak olayı ele aldığımı ve şimdi daha çok baş edebildiğimi hissediyorum. Siz de buyurunuz okuyunuz bakalım çocuğunuzun bu hallerine bir son verebilecek misiniz? Haydi kolay gelsin.

1- Çocuk, kendinden istenileni gerçekleştirebilecek gücü olmadığından mızmızlanır:

İnsanlar çok yorgun olduklarında sızlanır. Çocuklar ise ya kendini yerden yere atar, ya  ağlar ya da mızmızlanır. Temel ihtiyaçlarını karşılamak mızmızlanmalarını engellemek için ilk yapılması gereken şeydir.  Yemesi, dinlenmesi, enerjisini atması, sizinle iletişimi gibi. Örneğin çocuğunuz acıkmışken alışveriş yapmaya devam ederseniz mızmızlanmaya başlar.

Değerlendirme: Çocuğumla iletişim kurma dışındaki maddeleri eliyorum. Çünkü o tip durumlara imkan vermiyorum. Karnı tok, sırtı pek misali. Ama gelgelelim kimi zaman ona yeterli zamanı ayıramadığımı hissedip onu eksik bıraktığımı düşünüyorum. O zaman da çocuk haklı olarak mızmızlanarak peşimden ayrılmayıp kendince ihtiyacını gidermeye çalışıyor. O zaman eğer bırakabileceğim bir işse bırakıp hemen kendisiyle ilgileniyorum ki zaten sorun ortadan kalkmış oluyor. Şayet bırakamayacağım bir işle de meşgulsem bunu ona açıklayıp bir süre sonra yeniden ilgilenmeye çalışıyorum.

2- Daha çok ilgi istediği için mızmızlanır:

Çocuğunuzun sizinle olumlu bir ilişki kurduğuna emin olun. Tüm dikkatinizi bölmeden çocuğunuza vermezseniz mızmızlananması normaldir. İlgiye doymayan çocuk daha çok ilgi için mızmızlanacaktır. Bir yerde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. Çocuklarımız her gün ceplerini sevgi ve ilgiyle doldurma ihtiyacı duyar. Ceplerini yeteri kadar dolduran çocuklar ancak huzura erer. Ve bu her yeni gün tekrarlanmalıdır. Çocuk ceplerini doldurduğunda yaşadığı doygunlukla birlikte dış dünyayla daha iyi mücadele eder. Yani bu da demek oluyor ki çocuklarımızın mızmızlandıkları her an, ceplerini daha çok doldurmaya ihtiyaç duydukları anlardır.

Değerlendirme: Sık sık ona sarılıp, onu ne kadar sevdiğimi söylüyorum. Kısa bir süre de olsa birebir tüm dikkatimle ilgilenmeye çalışıyorum. Fark ettim ki ilgimi ve sevgimi yansıtamadığım günler daha huzursuz olup sebepsiz krizler ortaya çıkabiliyor. Ceplerini doldurmak önemli velhasıl.

3- Sevmediği bir şeyle başetmeye çalışırken ancak ne yapacağını da bilmezken:

Çocuklar mızmızlanırlen, kendilerini güçsüz hisseder. Eğer onları azarlarsanız ya da dinlemeyi reddederseniz onların güçsüzlük hissini arttırırsınız. Bunun tam tersi de doğru değildir. Bu halinden kurtulmak için pes ederseniz bu kez de  mızmızlanma sona erebilir fakat, güçsüzlüğü ödüllendirilmiş olur. Ama eğer sakin bir şekilde onlardan normal sesleriyle konuşmalarını ister, orta yol bulmaya çalışırsanız, onların güven ve beceri hislerini güçlendirmiş, yeniden ilişki kuracak bir köprü inşa etmiş olursunuz.

Unutmayın siz kendi çıkarınızı gözetmeye çalışmıyorsunuz. Bağ kurmaya çalışıyorsunuz. Ne istediğini anladığınızı ifade etmelisiniz. Duygularını dillendirmek, dinlediğinizi göstermek bile bazen mızmızlanmayı bıraktırabilir.
 Şöyle okumuştum bir yerde: Hala devam ediyorsa bunu bir oyuna bile dönüştürebilirsiniz.

"Kendin gibi konuşmuyorsun. Acaba senin o güçlü sesin nereye gitti? Ben o güzel sesi çok seviyorum. İstersen birlikte arayalım. Aaa işte buldum buradaymış. Şimdi bana yeniden ne istediğini o güzel sesinle söyleyebilirsin"

Oyun ve ilginç diyaloglar işe yarar.

Eğer o gün parka gidemeyecek durumdaysanız gitmeyin ama onu anladığınızı da gösterin. Bunun karşılığında yine mızmızlanıyorsa, mantıklı bir şekilde ne istediğini ve nasıl bir çıkış yolu bulabileceğinizi sorun. Karşılıklı karar verin. Bu şekilde mızmızlanmasını ödüllendirmiş olmuyorsunuz, birlikte çözüm yolu bularak sonuca ulaşmanın her iki taraf için faydalı olacağını göstermiş oluyorsunuz.

Değerlendirme: İstemediği bir şeye onu zorlamamaya gayret ediyorum. Farklı bir durumda ise konuşarak birlikte çıkış yolu bulmaya çalışıyorum.

4- Ağlama ihtiyacı duyduğunda mızmızlanır:

Çocukların hayatlarında onları rahatsız edebilecek pek çok şey meydana gelir. Bakıcının değişmesi, taşınma, tuvalet eğitimi, yeni kardeş gibi örnekler olabilir. Yaşları büyüdükçe çocuklar bu streslerini mızmızlanmayla ifade ederler. Böyle durumlarda da yapmanız gereken, belki yalnızca sarılıp ağlamasına izin vermektir.

Değerlendirme: Gerçekten bu sebeple mızmızlanması o kadar anlaşılıyor ki. "Neden gözün üstünde kaşın var" a ağlıyorsa bu demektir ki içinde boşaltması gereken bir birikim var. Bırakın ağlasın.

5- İşe yarar bir yol olduğunu görünce mızmızlanmayı devam ettirmek ister:

Ödüllendirmeyin. Pes etmeyin. Onu anladığınızı ifade edin ancak istediğini vermek yerine başka sevdiği bir şeye ilgisini çekin.

Değerlendirme: Mızmızlanarak söylediği ya da istediği şeyi düzgün bir şekilde söyleyene kadar yapmıyorum. Bunun doğru yol olmadığını öğretmeye çalışıyorum.

6- Susması için her şeyi yapabileceğinizi bildiğinden mızmızlanır:

Neden bu kadar nefret ederiz sızlanmalarından? Çünkü o da bir ağlama şeklidir belki biraz daha olgun hali. İnsanoğlu ağlamaya sızlamaya anıda tepki vermekle programlanmış gibidir.
Aslında onun yerine, derin bir nefes alıp ortada bir sorun olmadığını düşündüğünüzde çok daha rahatlayacaksınızdır. Hemen problemi çözmek zorunda olduğunuz hissine kapılıp mücadele etmeye çalışmayın.

Değerlendirme: Evet doğru. İçimde karşı konulmaz bir istekle "yeter ki sussun vereyim gitsin" olmasına rağmen, onu duymamayı kendime öğretmeye çalışıyorum. Tabii ki bu dediğim, tüm yollar denenmiş ve mızmızlanma sona ermemişse varılan sonuç.

Mızmızlanma bir güçsüzlük işaretiyse, ona diğer iletişim yollarını öğreterek hayatı boyunca istediklerini elde edebilmek için mantıklı çözüm yolları denemeyi de öğretmemiz bizim esas görevimiz. Ağlama ve sızlanmayla bir şey elde edemediğini ancak kendini doğru ifade ederek, karşısındakinin düşüncelerini de dikkate alarak, orta yol bulma şeklinde sonuca ulaşılabildiğini görmesi ve bunları öğrenirken karşısında sabreden ve yapıcı ebeveyn ile deneyimlemesi gerekiyor.

Sabırlar dilerim...Sevgilerimle...


Kasım-Aralık Çekiliş Haberleri

Yorum Ekle
BeyazBegonvil I Kendin Yap I Alışveriş IHobi I Dekorasyon I Kozmetik I Moda blogu: NefisDemet ile Öğretmenler Günü Çekilişime Davetli...:      Öğretmenler günü yaklaşmakta iken  Nefisdemet  ile sizlere Öğretmenler günü hediyesi verelim istedik.Malum benim eşimde öğretmen olun...

http://www.nefisdemet.com/


Açık Açık Bu Aralar Böyle...

Açık Açık Bu Aralar Böyle...

16 Yorum
Kızgınlıkların ve öfkenin en kötüsü kendine duyduğundur diye düşünüyorum. Öfkelendiğin insandan, ortamdan uzaklaşabilirsin belki. Peki ya kendinden?

Uzun zamandır cevaplarını aradığım soruların peşinden koşuyorum. Öncelikle bu öfke ve kızgınlığın kaynağına inmek ve bu fırtınayı dindirmek istiyorum. Neydi peki kendime karşı beni en çok öfkelendiren? Sorumlulukların altında kalıp baş edemediğimi düşünüp yetersizliğime kızmak, sürekli değişen ruh halime söz geçiremeyip, bu çalkantıların peşi sıra savrulmak ve bundan ötürü yorulmak, sahip olduklarıma şükretmek ve bilincinde olmaya çalışmak ancak bir türlü bunu içten benimseyememek, bazı şeyleri ve durumları kabullenmeyi reddetmek ve bu reddedişin altında yatan sürekli bir isyan hali, yapmak istediklerimin çeyreğine bile gelememişken karşılaşılan engellenme halleri....baktım bitmiyor liste uzayıp gidiyor durayım iyisi mi. Ama iyi bir şey yaptım sanki. Her ne kadar bir şeyleri bilsek de bazen yüksek sesle ifade etmek ya da yazıya dökmek inanılmaz bir fark yaratıyor. Çünkü sorunu, sıkıntıyı somutlaştırarak savaşabileceğiniz bir imge haline getiriyorsunuz.

Yazmak nereden icap etti derseniz son günlerde hat safhaya çıkan tahammülsüzlük ve yorgunluk hallerinden ötürü. Çoğu anne sorar kendine acaba yetersiz mi kalıyorum diyerek anneliğini yargılar ancak benimki sanki bundan biraz daha fazlası. Aslında farklısı. Bazen hak edip etmediğimi soruyorum anneliği. Sabır göstermem gereken, çocukluğun doğasında olan şeyleri kabul etmem gerektiği halde kızgınlıkla karşılayan ve fakat bunların hiçbirini çocuğuna yansıtmayıp içinde bombalar patlatan, dolayısıyla kendini mutsuz ettiği gibi dolaylı yoldan çocuğunu da mutsuz eden bir çaresizlik benimkisi. Düşündüğümde kendimi haklı çıkaran ya da aklayan şeyler buluyorum ama bu işin bahanesi yok ki. Ben daha büyümedim diyemezsiniz ki karşınızda sizden yetişkin ve anne modeli bekleyen küçücük çocuğa. Onca okuduğunuz kitaba, araştırdığınız konulara rağmen ne yapmanız gerektiğini bilemediğinizde soramazsınız ki çözüm bekleyen kafası karışmış endişeyle size bakan minik yavruya.

Peki bir çözüm bulabildin mi derseniz, halen üzerinde çalışıyorum. Bir kere öncelikli olanın kişinin kendini mutlu etmesi ve hissetmesi olduğunu bilmekteyim. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı. Çünkü mutlu olmayan hiç bir kişi karşısındakine mutluluk veremez. Mutlu kişi aynı zamanda enerjik de olur. Böylece daha önce tahammül edemediği şeylere karşı daha anlayışlı hale gelir.

Ben kendimde bunları tahlil ettim ve hala daha da tahlillerime ve arayışlarıma devam ediyorum. Peki beni ne mutlu ediyor? Aslında kolay mutlu olan, her halükarda keyif çıkaracak yollar arayan ve bulan biriyimdir. Birazcık kendime zaman ayırabildiğimde sevdiğim şeyleri yapmaya çalışırım. Sevdiğim bir müziği açıp kahvemi de alıp çekildim mi bir köşeye, dalar gider, yenilenirim adeta. Ya da kitabıma dalıp uzatır ayaklarımı sessizliğin tadını çıkarırım tabii bulabilirsem öyle bir ortam.

Dışarı çıkmayı, gezmeyi, arkadaşlarla sohbeti, eğlenmeyi severim. Bu kadar çok şeyden zevk alıyorsam, bunları yapacak zaman bulamamaktan sanırım derdim tasam. Çünkü şimdiye kadar (3 yaş) kızıma kendim bakıp zamanın çoğunu birlikte geçirince biraz imkansızlaşıyor söylediklerim. Şunu da eklemem gerekir ki o'sunu bu'sunu fazlaca düşünüp, araştırıp, eleyip dokuyunca en çok da kendimi yorduğumun farkındayım. Neden bilmem başka türlüsü olamadım çünkü. İstedim ki çocuğumu en iyi şekilde yetiştireyim. Evet her anne bunu ister elbet. Benim en iyi şekil den kastım mutlu ve kendine güvenen bir birey. Sandım ki bunun yolu benim ona verdiklerimden geçer. Evet öyle bir bakıma. Yaptıklarımdan pişman değilim. E o zaman nedir derdin derseniz kendimi biraz daha rahat bırakmalıydım. Onunla ilgilenmediğim kendimi düşündüğüm zamanı daha iyi yaşamalı ve suçluluk hissetmeden daha çok yapmalıydım. Çünkü mutlu anne, ancak ve ancak çocuğuna mutluluk verebilir. Yaptıklarından memnun bir anne, kendine güvenen ve ne istediğini bilen bir birey yetiştirebilir. İtiraf edeyim çoğu zaman canım istemeden oynadım kızımla sırf o mutlu olsun diye. Anne babanın çocuğuyla oynamasının önemini defalarca okumuş duymuştum. E tamam öyle de daha az oynayıp bu zora sokmayabilirdim kendimi. Ben sevdiğim başka bir şeyle meşgul olup onu da kendi haline bırakabilirdim. Ya da ne bileyim belki bazen yemekleri konusunda daha esnek olabilir, bugün de böyle yesin diyip kendimi yıpratmayabilirdim.

Galiba artık şunun  farkına daha iyi vardım. Kendimi iyi hissedecek bir şeyler yapacaksam, acaba bu İpek için iyi olur mu diye düşünmeyeceğim. Biraz daha esneyecek, belki İpek'i bırakıp dışarı çıkacak ya da evdeyken muhakkak onunla oyun ya da etkinlikle meşgul olmayabilecek, oturup kahvemi içeceğim. Yazarken bile zalim anne ilan ettim  kendimi. Ama laf aramızda hafifliyorum bir yandan da. Düşüncelerimde de onu ve kendimi rahat bırakacak, bazı şeyleri oluruna teslim edecek, daha az dert edecek ve koşulsuz sevgi vermenin ve sevdiğimizi sık sık dile getirmenin, temel ihtiyaçlarını karşılayıp eksik bırakmamanın öneminin bilincinde ve  farkında daha çok olacak, gerisini fazla da takmayacağım.

Olur mu dersiniz? Olur diyelim olsun.
Kendinizi mutlu edin. Sevgi dolu ve sevgiyle kalın.
Sevgilerimle....

Çocuklarınız Ekran Bağımlısı Olmasın

Çocuklarınız Ekran Bağımlısı Olmasın

18 Yorum
Geçtiğimiz günlerde, TV ve ekran bağımlılığını enine boyuna irdelediğim yazım ile sevgili Aylin'in sayfasına konuk oldum. İşte yazım, buyurunuz..

Çocuğumun TV izlemesi konusunda hep endişelerim olmuştur. Çocuklara TV izletmenin zararları konusunda sayısız yazı, araştırma, makale, uzman görüşü okumuşumdur. Bu sebeple çocuğumu ekranlardan ve zararlarından korumam gerektiğini düşünmüşümdür. İyi bir TV izleyicisi olmadığımdan, çocuğum için  de böyle bir tutum sergilemek zor olmayacaktı. Özellikle 2 yaşına kadar mümkün olduğunca uzak tuttum kızımı TV'den. Mümkün olduğunca diyorum çünkü benim de zayıf anlarım, çözümsüz süreçlerim oldu.(yemek yedirme sırasında ve hasta olduğu zamanlarda) Ama bunu yaparken de kısa süreli şarkılı videolar izletmeyi, bebekler için olduğu söylenen yayınları kullanmayı tercih ettim. Dediğim gibi çok çok seyrek olmuştur. Ancak 2 yaşından sonra, düzenli olmasa da günde bir iki defa kısa sürelerle çizgi film, İngilizce şarkı videoları izlettim. Ama her defasında da suçluluk duygusuyla, çabucak kapatmaya çalışarak ve en ihtiyacım olduğu anlarda yaptım. Peki neden bu kadar rahatsız oluyordum TV, tablet,bilgisayar ya da telefon ekranından bir şeyler izlemesinden? Çünkü şimdiye kadar okuduğum ve edindiğim bilgiler bunu söylüyordu. Gel gelelim zaman zaman eleştiriliyordum bu tutumumdan ötürü.


Geçenlerde okuduğum bir yazıdan alıntılar (yabancı kaynaklı bir yazıydı, çevirisini yaptım) yaparak ve kendi fikirlerimi de ekleyerek TV izlemenin zararlarını açıklayan bir yazı yazmak istedim.  "Ne var canım, hangisi izlemiyor ki?", "TV'den de çok şey öğreniyorlar ama." "Sen de biraz fazla abartıyorsun" gibi şeyler söyleyerek beni eleştirenlere de açık bir yanıt olacaktı bu yazı aynı zamanda.

"Eğer, kendi kendini uzun süre oyalayabilen ( ki bu size epey boş vakit kazandırır, çocuklu arkadaşlarınız size özenir ) akademik gelişimine en iyi şekilde ulaşan, dinleyerek öğrenebilen ve bu sayede ödev yapmaya, sınavlara çalışmaya daha az zaman ihtiyaç duyan, genel anlamda okul stresini daha az yaşayacak olan çocuklar yetiştirmek istiyorsanız; ilk 2-3 yılında çocuklarınıza TV izlettirmeyin. Bu sandığınızdan daha kolay. Çünkü eğer TV izletmeye bir başlarsanız, bir daha kurtulamazsınız."
-Janet Lansbury-

Çocukların ekran karşısında geçirdikleri zamanın uzaması, bana göre de hayal gücünü söndürmeye ve kendi kendine yetme becerisini yok etmeye doğru ilerler.

"En gerekli durumlar dışında, İşlerinizi yapabilmek için günlük rutin olarak TV'yi kullanıyorsanız, kendi kendini oyalayabilme becerisine daha az sahip bir çocuk yetiştirerek beynini şekillendiriyorsunuz demektir. Bunun yerine çocuğa bir bakıcı bulmak ya da kısa süreli de olsa okula göndermek çok daha iyi olacaktır. Çocuğunuzun beyin gelişimini riske atmak, ödenemeyecek kadar büyük bir bedeldir."

Söylendiğinde kulağa korkunç gelse de yavaş yavaş olan şey bu. Çünkü çok kolay bağımlılığa dönüşen bir alışkanlık TV.

Amerikan Pediatri Akademisi'nin yaptığı araştırmaya göre, 2 yaşın altındaki çocuklar hiç TV vs.. izlememeli, 2 yaştan büyük olanlar ise günde 1 saat ya da belki 2 saat ile sınırlanmalı ve seçilmiş programlar izletilmelidir. Bu da haftada 10 saate denk gelebilir.

 TV izlemek neden zararlıdır?

* TV beyin gelişimini değiştirir.
* Okuyarak öğrenmelerini engeller.
*Gelişimleri için yapabilecekleri pek çok şey daha varken, (resim, koşma, diğer insanlarla iletişim) TV karşısında çok zaman geçirirler.
* TV izlemek bağımlılığa çok kolay dönüşür ve hayatlarının bir parçası haline gelir.

TV ve bilgisayar oyunları çocuğun  beynini farklı bir biçimde geliştirerek uyarır. Bu farklı uyarı, dikkat sürelerini kısaltmak, dürtülerini kontrol etmeyi azaltmak, saldırganlığı arttırmak olarak sayılabilir. TV'yi daha çok izleyen çocukların dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu sorununu yaşamalarının daha yüksek ihtimal olduğunun kanıtları artmaktadır.

Çok aşırı bir düşünce olarak görüyorsanız, bir de şöyle düşünün. Vücuduna ve beynine zarar verebilecek bir başka aktiviteye izin verir miydiniz?

Küçük çocukların beyni, fiziksel dünyayla iletişime geçerek, hikaye anlatılarak ve hayal gücüyle gelişmeye göre programlanmıştır. Hayal gücünü pasivize eden ekran karşısında olma durumuna göre değil.

Çocuklar öyle görünmese de gelişimleri için yapacak önemli işleri vardır. Hayal oyunları, bloklar inşa etmek, resim çalışmaları, yaşıtlarıyla sosyal ilişkiler, ailesiyle yemek pişirme, tırmanma, sallanma, kitap okuma gibi. Bu gibi aktiviteler, çocuğun beyin gelişimi için faydalı olan insan ilişkilerini ve problem çözme becerilerini geliştirme, mantık ve matematik altyapısını oluşturma gibi etkileri vardır.

Yasak olanın cazip olması durumuna gelince; siz evde ne kadar az izlerseniz çocuğunuzda da bu alışkanlığın gelişmesini o derece önlemiş olursunuz. Çocuğunuzun ilerleyen yaşlarında bu engellemeleriniz azalsa ve çocuğunuz TV izlemeye başlasa bile, geç başlayan bir TV bağımlılığı çok da fazla görülmemektedir.

 Ben de hep bunu söylüyorum. Erken yaşta çocuğumuza kazandırmaya çalıştığımız alışkanlıklar ve edindirdiğimiz bazı kazanımlar sağlam temellere oturmuş oluyor ve kolay kolay sarsılmıyor. Ya da ne kadarını başarırsak kar gözüyle bakıyorum ben. Ve inanıyorum ki muhakkak az da olsa katkımız oluyordur bu anlamda.

Bilgisayara da fazla bağlanmamak gerekir. Evet belki yalnızca eğitici programlar seçilebilir ve çocuğunuza okumayı öğretiyor olabilirler ve TV'den biraz daha iyi olabilir, çünkü TV daha pasif bir izleme gerektirir, ancak çoğu uzman bilgisayarla tanıştırmayı mümkün olduğu kadar ertelememizi ya da kesin bir şekilde süre kuralı koymamızı öneriyor çünkü bilgisayar oyunları da kolaylıkla bağımlılığa dönüşebiliyor.

Çocuğunuzun ekran saatini ne kadar umursamazsanız o kadar bağımlı olmasına neden olabilirsiniz. 8 yaşına geldiklerinde (tabii daha önce olmazsa) ne izlediklerini kontrol de edemeyeceksiniz. Çünkü siz odadan çıkınca farklı bir kanala geçebilmeleri mümkün. En iyisi bu alışkanlığa hiç bulaşmamaları.

TV'nin çocuklar üzerindeki etkisini araştıran yüzlerce çalışmanın  şiddet içeren programların çocuklarda şiddete eğilimli olması yönünde kanıtları mevcut. Çocuklarınızın hiç şiddet içeren program izlemediğini söyleyebilir misiniz? Yeniden düşünün.

Yapılan bir araştırmaya göre en masum denebilecek animasyon filmlerinde bile şiddet unsuru mevcut. İyi karakterin sorunu çözmek için şiddete yönelmesi gibi. 1937-1999 arası çekilen tüm filmler şiddet içermektedir. Ve bu yıllar geçtikçe de artmaktadır.

İyi adamın kötü adamı yenmesi bile şiddetin normal olup kabul gördüğünü gösterir. Çoğu çocuk oyunlarında bu iyi adamlar gibi olmayı istemektedir.

Amerikan Çocuk ve Yetişkin Psikiyatri Akademisi şiddet programlarının etkilerini şöyle açıklamıştır:

*Şiddete karşı bağışıklık kazanma ya da şiddetin korkunçluğuna karşı hissizleşme
*Yavaş yavaş şiddetin bir çözüm yolu olabileceğini kabullenme
*TV'de gördüğü şiddeti uygulamaya kalkma
*Karakterlerle kendini özdeşleştirme

Çalışmalar gösteriyor ki evde ve ailede öyle bir tutum ve atmosfer olmasa da çocukta şiddet eğilimi görülebiliyor.

Psikiyatrların ailelere önerileri ise şöyle:

*Çocuklarınızın ne izlediğine dikkat edin ve bazen de birlikte izleyin
*TV izlemelerine sınır koyun
*Çocukların odasından TV kaldırın
*Çocukların şiddet içeren programlar izlemelerini engelleyin ve kanalı değiştirin ve sebebini açıklayın
*Oyuncunun rol icabı ölmediği ve zarar görmediğini ama gerçekte insanların zarar gördüğünü söyleyin.
*Çocuklarınız arkadaşlarını örnek gösteriyor ve izlediklerinden bahsediyorsa bu konuda diğer ailelerle iletişime geçin.

Peki TV izlemek yerine neler yapılabilir?

Küçük çocukların, henüz TV ile tanışmayanların çoğu kendilerini oyalamayı bilir. Teknoloji kullanmak isterseniz de sesli kitapları deneyin. Hem bağımlı yapmaz hem de hayal güçlerini geliştirir.

Eğer o gün çocuğunuzla hiç vakit geçirmemişseniz, o çocuk kendi kendini oyalayamaz. Anne babasının ilgisine ihtiyaç duyan çocuk ancak TV, bilgisayar ile meşgul olarak avunur. Ama eğer siz çocuğunuzla kitap okur, bloklar, yap-boz larla oynarsanız, onun duygusal ihtiyacını kesintisiz ilginizle karşılamış olursunuz. Ve ancak o zaman bir başka şeyle ilgilenmeye geçebilir. Boş kalınca cepte bir kaç fikir bulundurmanızda fayda var.

Resim yapmak, müzik dinlemek ve dans etmek, salona kadar uzayan bir kağıt zinciri kesip yapmak, ya da ceketini giyip dışarı çıkıp kumlarla oynamak. Ya da daha iyi bir fikrin var mı diye çocuğa sormak.

Çocuğunuzun belli bir plana ihtiyacı olmayabilir. Çoğu çocuk hayali oyunları ya da hayali arkadaşlarla oynamayı sever.

Şunu unutmayın kendilerini eğlendiren bir şeyler bulmak onların kendi görevidir. Bir kere alışınca kendi kendilerine zaman geçirmenin tadına varırlar. Bunun da hayal güçlerine ve kendi kontrollerini sağlamalarına katkısı büyüktür. Zamanını yönetebilme becerisi ve kendilerini eğlendirebilme yeteneği kazandırma, bizlerin aşırı hızlı ve telaşlı programları ve ortamlarında yetişen çocuklar için koruyucu bir hediye niteliğindedir.

Sonuç olarak benim 3 yaşında kızım da ara sıra TV, tablet, telefon vb..ekranlarından bir şeyler izliyor.Ya o zamana ihtiyaç duyuyorum ya çok huysuz ve hastayken hiç bir şeyle oyalanmak istemeyince ya da birlikte eğlenceli bir şeyler yapalım ama ben de yorulmayayım diye düşündüğüm zamanlarda(özellikle uykusuz, yorgun ve şimdilerde işten dönmüşsem). Bu demek değil ki benim fikrim değişti. Ama kontrollü bir şekilde ve kısıtlı sürelerle olduğu takdirde o kadar zararlı olmayacaktır diye düşünüyorum. Hatta içlerinde faydalı, eğitici programlar, çizgi filmler, şarkılar olduğu da muhakkak.( Özellikle yabancı dil öğretiminde faydalı bulduğum program ve videoları da önceki yazılarımda da paylaşmıştım.)Yine de süreyi, kısa tutmaya, mümkün olduğunca yanında olmaya ve elbette ki çok seçici olmaya dikkat ediyorum. Pek çok şeyde olduğu gibi bu konuda da "azı karar çoğu zarar" mantığı sanırım durumu özetlemeye yetecektir.

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın.....



İlgili yazı: http://www.ahaparenting.com/ages-stages/toddlers/toddler-preschooler-tv-computer
Okuduklarım ve yararlandıklarım:
http://kidshealth.org/parent/positive/family/tv_affects_child.html
http://content.time.com/time/health/article/0,8599,1882560,00.html
http://www.fisher-price.com/en_US/parenting-articles/family-matters/television-how-it-can-affect-your-children

TV dışında aktivite fikirleri için: Idea Jar for boredom busting


Annelerin Akıllı Seçimi: TODİZOO Oyuncakları

Annelerin Akıllı Seçimi: TODİZOO Oyuncakları

Yorum Ekle
Bebekler için oyuncak seçme işi anne babalara düşüyor. Minikler, hem gerçek dünyayı hem de kendi yetenek ve becerilerini önce oyuncaklarla keşfetmeye başlar. Doğal olarak oyuncakların onların gelişiminde rolü çok önemlidir. Oyuncak alırken aradığımız özellikler aslında çok net. Eğitici, eğlendirici ve onlar için tamamıyla güvenli olmaları en önemli özellikler.

Bebekler için oyuncak alırken en önemli kriter, güvenilir markaların oyuncaklarını almak olmalıdır. Sık sık ağzına götüreceği, birlikte uyuyup yemeklerini hatta banyosunu paylaşmak isteyeceği oyuncaklarının ona zararlı olabilecek bir materyal, boya ya da aksesuar içermediğinden emin olmanın tek yolu tercihlerinizi güvenilir markalardan yana yapmak. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu da seçtiğiniz oyuncakların onların gelişimine de katkıda bulunması. Yapacağınız doğru oyuncak seçimlerinizle her gün hayat ve kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenen bebeğinize büyüme macerasında yardımcı olabilirsiniz.

Tüm bu özellikleri bir arada bulabileceğiniz Todizoo oyuncaklarını inceleyerek, bebeğinizin yaş ve ihtiyaçlarına en uygun olanları tercih edebilirsiniz.

TODİZOO ÇINGIR TOP: Markanın en sevilen ve en çok satan oyuncaklarından. Minik parmakların tutabileceği şekli ve yumuşak dokusu ile hem şirin bir çıngırak hem de hiç bir yere zarar vermeyen bir top. İsterseniz banyo oyuncağı olarak da kullanabilirsiniz. 6 ay ve üzeri bebekler için uygun.


TODİZOO YEMEK ARKADAŞIM: Yemek saatlerine bu oyun arkadaşıyla biraz keyif katmaya ne dersiniz? Tavşancığı özel parçası sayesinde masaya kolayca tutturun, çaldığı neşeli melodiler ve ışıklı düğmeleri ile o bebeğinizi neşelendirsin, siz de ona mamasını yedirin. Üç ay ve üzeri bebekler içindir.


TODİZOO NEŞELİ TOPLAR: Minikler el-göz koordinasyonu ve motor becerilerini güçlendiren, kas gelişimini de destekleyen Neşeli Toplar ile oynarken çok eğleniyorlar. Minik eller topları alıp kulenin üstünden bırakınca çıngırdayarak aşağı kayıyor. Birlikte oynayarak onu topları kavraması ve kaydırması için motive edin. 12 aydan itibaren tüm bebekler oynayabilir.


TODİZOO IŞIKLI YILDIZIM: Bebeğinizin yatağına, arabasına ya da oyun parkına kolayca takabileceğiniz Işıklı Yıldızım miniğinizin başucundan uzun süre ayrılmayacak bir oyuncak. Çevresinde ışıklar yanan aynası, kayar boncukları ve tıkır düğmesi ile bebeğiniz bu yıldızı çok sevecek. Üç ay ve üzeri bebekler içindir.





Bir boomads advertorial içeriğidir.
 En Yeni Örgü Bebek Yelekleri ( Konuk Yazar )

En Yeni Örgü Bebek Yelekleri ( Konuk Yazar )

2 Yorum

Sayfamda bundan sonra yeni bir köşe olacak. İlk olarak beni kendi sayfasına davet eden sevgili Aylin'in(mavinin güncesi) sayfasına konuk olarak yazı yazdıktan sonra ben de artık sayfamda konuk yazarlara vermek istiyorum.  İlk olarak bir hobi sitesinden geliyor yazı. Örgü yeleklere ve yapılışlarına yer veren linklere dair olan yazı aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar....



 En Yeni Örgü Bebek Yelekleri
            Bebek yelekleri, en hassas hazırlanan örgü çeşitlerinden bir tanesidir. Çünkü bebekler için hazırlanan her el işi büyük bir hassasiyet ile yapılır. Bebek bekleyen anneler, bebeklerini kucağına almadan önce, onu ısıtacak bebek örgüleri hazırlamaya başlar. Bunun için farklı örnekler ve kimsede olmayan modeller aranır.
            Örgü bebek yelekleri, genellikle bebeklerin cinsiyeti belirlendikten sonra hazırlanır. Çünkü her alanda olduğu gibi örgü tasarımı alanında da cinsiyete göre bazı farklı durumlar söz konusu olmaktadır. Özellikle model ve renkte cinsiyet olgusuna çok dikkat edilir. Genellikle erkek bebekler için yapılan yeleklerde başta mavi olmak üzere, beyaz, sarı ve kahve tonları kullanılırken, kız bebekler için yapılan yeleklerde başta pembe olmak üzere, mor, turuncu, sarı gibi renkler tercih edilmektedir.
4.jpg görüntüleniyor


Bebek Yeleği Yapılışı

             Örgü  bebek yelek örnekleri için çok güzel yeni sezon örnekleri bulunuyor. Kurdeleli modeller, boncuklu ve işlemeli yelekler, yandan veya ortadan düğmeli örnekler, yaka detaylı modeller bu yeleklere örnek olarak gösterilebilir. Tüm bu örnekleri incelemek için www.yenihobiler.com sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Anlatımlı yelek örnekleri, en açıklayıcı şekilde sizler için hazırlanmıştır. Hem resim hem de tarif ile sizlere yol gösteren detaylar sadece bir tık uzağınızda bulunuyor.
                örgü erkek bebek yelekleri ve örgü işi yelekler, bayanların yeteneklerine göre tercih edilir. Örgü için hangi teknik kullanılırsa kullanılsın, bebeğe zarar vermeyecek iplerin seçilmesi ve itina ile örülmesi, dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bunun dışında bilinmeyen tüm detaylar öğrenilebilir. Çizgili veya damalı, desenli veya düz bütün yelekler, bebekler için hazırlanabilir. Yeni sezonda bebek örgülerinde de farklı modeller karşımıza çıkıyor. Bizler de sizinle bu modelleri en ayrıntılı şekilde paylaşmaya devam edeceğiz. https://www.facebook.com/yenihobisayfasi/?fref=ts facebook adresimizi takip ederek, en yeni modellere kısa sürede ulaşabilir ve örneklerin açıklamalarından faydalanabilirsiniz. İlgi çekici örneklerin tasarımı için sadece yeteneklerinizi kullanmanız yeterli olacaktır.  




Sosyal Medya Kullanımı Toplumumuzda Neden  Bu Kadar Yaygın?

Sosyal Medya Kullanımı Toplumumuzda Neden Bu Kadar Yaygın?

2 Yorum


Toplum olarak bu sosyal medya bağımlılığımızın nedenlerini düşündüm. Önceleri çok kızıyor, ne kadar görgüsüz bir toplum olduğumuzu düşünüyor, asosyallik ve bir takım kişilik bozukluklarına sahip olduğumuza kanaat getiriyordum.


Ancak olayın farklı bir boyutunu keşfettim. Şöyle ki; Akıllı telefonlardan önce de uzun zamandır biz toplum olarak eski geleneklerimizi, değerlerimizi yitirmiş, hayatın şartlarıyla mücadele ederken, var olmaya çalışırken kendimizi dahi unutmuştuk. Gittikçe azalan sohbetlerin, ziyaretlerin yerini en çok da Tv almıştı. Sonra akıllı telefonlar çıktı ortaya. Gittikçe gelişen teknolojisiyle öyle bir noktaya vardı ki artık herkes sosyalleşip birbirinden an be an haberdar olmaya başladı.

Bu yeniliklerle birlikte eski alışkanlıklar ve ihtiyaçlar yeniden su yüzüne çıktı. Toplum olarak kim nerede ne yapmış bilmeyi, ne almış, nereden almış sormayı ve pek çok şeyi paylaşmayı seven insanlar olduğumuzdan bu akılı aletler hayatımızın vazgeçilmezleri oldu. Öyle değil mi? Nerede uzun zamandır görmediğin haber almadığın akraban, eşin, dostun var, anında haberdar oluyorsun şimdi nerede ne yapıyor, neler oluyor hayatında vs…Hele son icat periscope uygulaması ile, takipçilere canlı bağlanılarak olaya son nokta konuldu. Değil mesaj, değil konuşma artık bağlan canlı yayına, kime ulaşmak istiyorsan anlat derdini. 

Öncelerden yeni bir şey mi alındı, saç modeli mi değiştirildi, mobilya mı yenilendi, herkesler görsün istenirdi. Bu toplumun adeti değil miydi kız evlenmeden önce yapılan çeyizi eve serip tüm köyü çağırıp seyrettirmek? Ne farkı var şimdi sosyal medyayla duyduk duymadık demenin? Şimdi bu fırsat teknolojik olarak ayağımıza,  pardon elimize geliyor. Çat kapı gidilip yapılan komşu sohbetlerinin yerini, şimdi çeşit çeşit gruplar ve forumlar aldı. Birbirini tanımayan kimseler de sohbet eder, sırlarını anlatır, içlerini döker oldu. Yani açıldıkça açıldık. 
Bu sosyal medya önemli bir açığı kapattı cancağızım. O kadar hasret kalmışız görmeye, paylaşmaya, göstermeye(gösteriş yapma anlamında) dedikoduya, sohbete, vıcık cıcık olmaya ki sosyal medya imdada yetişti bu anlamda.

İyi yanından bakacak olursak, daha çok güçlenen ilişkiler de oldu. Birbirini aramaya sormaya üşenenler parmak ucuyla tüm hayat hikayesini öğrenmeye başladı merak ettiklerinin. Eski dostlar arandı bulundu, yeniden irtibata geçildi. (Bu açıdan hele çok memnunum ben. Eski dostlarımla yıllardan sonra yeniden bir araya geldik.) Sosyalleşme tavan yapmaya başladı. Görücü usulü evlenme bile yerini sanal alem çöpçatanlarına bıraktı.

TV değil artık kolay yoldan şöhret olmanın yeri. Bir hesap açıp binlerce kişiyi sürükleyebiliyorsun ardından. Tanınmak, adını duyurmak, yaptığın işi anlatmak, ticaret satış hepsi yerini buldu sanal alemde.


Evet biz toplum olarak sosyal medyayı sanal alemi çok sevdik. Sıcak kanlı, heyecanlı, sosyal olmayı seven, yakın ilişki meraklısı insanlar olarak yıllardır var olan önemli bir açığımızı kapattık. Mahalle kültürünün, komşuluk kültürünün, yakın akrabalık ilişkilerinin yerini sanal alem, sosyal medya aldı. 

Elbette ki gönül isterdi her şey eskisi gibi olsa. Canlı, yüz yüze sohbetin yerini ne tutar? Arayıp sormanın, gidip görmenin yerini tutar mı iki atılan mesaj, beğenmeler, sanal sohbetler? Ama diyorum madem ki toplum olarak zaten gelmişiz bu yalnız hale, bırak bir şekilde ucundan kıyısından tutabiliyorsak ilişkileri sıcak, varsın sanal olarak, devam etsin, ne çıkar?