Sakin Yaklaşabiliyor Muyuz?

Sakin Yaklaşabiliyor Muyuz?

8 Yorum


"Çocuğunuzun dikkatini çekmek istiyorsanız fısıltıyla konuşmayı deneyin. Yüksek sesle konuşmanın gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü bağırmak çocuğu korkutmaktan başka bir işe yaramaz. Hatta bunu sık sık duyarsa artık umursamaz hale bile gelebilir. Öte yandan fısıldayarak konuşmak ise muhakkak ilgisini çekecektir. Size yakınlaşıp ne dediğinizi anlamaya çalışacaktır. Aynı zamanda "sır, özel, gizli, sihirli" gibi kelimeler, ardından heyecan verici bir şeyler geleceğini düşündürerek çocukların ilgisini çeker."

 Bunu okuduğumda çok mantıklı gelmiş, aslında bağırmanın yalnızca kendimizi rahatlatmaya çalışma yöntemi olduğunu düşünmüştüm. Çünkü işe yaramadığı açıktı. Aynı hataların tekrarlanmasının yanı sıra, duyulan vicdani rahatsızlık hooop yeniden her şeyi başa döndürüyordu. Zaten öfke ve kızgınlık ne zaman rahatlatmıştı ki insanı? Her  sinirlenip kızdığımızda aslında kendimize de zarar vermez miyiz? Üstelik karşımızda kızdığımız kişi, belki de henüz pek çok şeyin idrakinde olmayan, tek bildiği oyun ve eğlence olan bir minik insan, canımız can parçamız. Hele bir de model olma durumu var ki, o da fena. Sizden gördüğü davranışları modelleyip uyguluyor ya bu yumurcaklar işin bir de o boyutu var. Sonra başlar yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan mevzusu. 

Kısık sesle konuşmak gerçekten bir çok yerde işe yarıyor. Oyun gibi geliyor bir kere. Zaten çocuğa oyunla yaklaştın mı kazandın. Hayatı oyun yoluyla daha kolay algılayıp öğrenen çocuklar bu sayede bizimle daha rahat uzlaşabilecek. Çünkü aynı dilden konuşuyor gibi olacağız. Şimdiye kadar bunu başarabildiğim her seferinde işe yaradı. Başaramadığım zamanlar kendimi bu oyuna dahil edemediğim, tam bir yetişkin gibi olup, istenmeyen bir durumla karşılaşıldığında akla gelen ilk dürtü olan kızgınlık ve sinirlilik haline kapıldığım ve çıkış yolu aramaya halim olmadığı yorgun zamanlarım. Halbuki daha çok yorulacağım diğer türlü biliyorum. Ona kızmamla sorun çözülmeyecek hatta güç gösterisine dönüşüp daha çok zorlaşacak.Böyle durumlarımda da kendimi o ortamdan çıkarmaya zorlar ve sakin bir şekilde yeniden yaklaşmaya çalışırım. Belki bu yolla istenmeyen durumun gerçekleşmesini engelleyemesem de, en azından önüne geçebildiğim şey aramızdaki çatışmayı kaldırmak ise o bile olumlu bir şey bence.

Çocuklarla iletişim gerçekten sabır istiyor. Uyguladığınız bir yöntem her zaman aynı sonucu vermeyebiliyor. Üretkenlik ve yaratıcılık sınırlarınızı zorlamak gerekse de, sonunda bu uğraşa değdiğini kendiniz de gözlemliyorsunuz. 

Doğrusu hiç birimiz mükemmel değiliz. Elbet hatalarımız olacak. Ancak siz de benim gibi sürekli kendini geliştirmeye çalışan, alternatifler arayan, hem kendi hem de çocuğunuzun ruh sağlığını olumlu etkileyecek çözümler arıyorsanız, paylaştığım öneriler belki işinize yarayacaktır. 
Sizler de karşılaştığınız zorluklar ve mücadele yöntemlerinizi paylaşır, fikirlerinizi yorumlarınızla belirtirseniz sevinirim. Hepimizin birbirinden öğreneceği şey çok. Öyle değil mi?

Sevgilerimle....

5 Things I Do Every Day With My Toddler ( Çocuğumla Her Gün Yaptığımız 5 Şey )

Yorum Ekle


Geçenlerde jaleceanne facebook sayfamda bir yazı paylaşmıştım. Sürekli takip ettiğim bir sayfa olan http://www.toddlerapproved.com/ dan okumuş olduğum bir yazıydı. Ancak çevirisini de yapıp paylaşmayı daha uygun gördüğümden bugünkü yazımda buna yer verdim. Beğeneceğinizi umarım. 

Çocuğumla Her gün Yaptığımız 5 Şey



Yapılması gerekenler listesinin en başında, çocuklarımıza onları sevdiğimizi defalarca söylemek geliyor. Bunu gün içinde defalarca söyleyebilmeliyiz.

Her gün yapılacaklar listesi
1    1- Okumak
En önemli ve en gerekli olan madde belki de. Dürüst olmak gerekirse kimi zaman yorgunluktan çocuğumla oturup kitap okumayı istemiyorum. Çünkü okurken uykum gelebiliyor ya da sesim çok çabuk kısılabiliyor. Bu yüzden kaç tane kitap okunacağını önceden belirleyip sınırlıyoruz. Bazen okumalarımıza, dışarıda, bir şeyler atıştırırken ya da kitap dinleyerek( youtube dan sesli kitaplar izleyerek) devam ediyoruz. Hatta ayda bir arkadaşlarımızı “Anne çocuk okuma klübüne” davet ediyoruz. Okumayı çok seviyorum çünkü çok eğlenceli. Aynı zamanda hayal gücümüzü geliştirmeye yardımcı olup, çocuğuma yeni kelimeler öğretip, ona kitap okumayı sevdirmeye yarıyor. Ayrıca kitapla ilgili el işi ve etkinlikler de yapıyoruz.

2     2- Keşif Avına Çıkmak
Keşif avı, çocukların  hem hareket etmelerini hem de öğrenmelerini sağlamanın en aktif yoludur. Hatta keşif avını çocuklarla etkinliklerin ABC si olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca keşif avını renk eşleştirme, isimleri ve sayıları tanıma, alfabeyi öğrenme etkinlikleriyle birleştirebilirsiniz.

3    3-  Oyun Hamuruyla Oynamak
Çocuğumla duyusal oyunlar oynamayı seviyorum. Koca bir kutu dolusu oyun hamuru ve malzemelerini ve birkaç şekilli kalıbı çıkarıp çocuğun eline vermeyi ve bu sırada bazen yanında oturup bazen de mutfakta işlerimi yapmayı seviyorum. Yanında oturup onunla oynamak da çok güzel. Hamurdan spagetti, cup cake ya da hayvanlar yapmak çok eğlenceli.

4   4-  Hareket Etmek
Parka giderek ya da bahçede oynayarak her gün hareket etmeye çalışıyoruz. Bazen çocuğumu bebek arabasında sürerken koşuyor, ara sıra durup etrafımızı keşfediyor farklı bir şeyler öğreniyor bazen de en sevdiğimiz oyuncaklarla turluyoruz.

5    5-   Mış Gibi Yapma Oyunu
Çocuğumun müthiş bir hayal gücü var. Şu an en sevdiği şey kendisinin doktor benim hasta olmam oyunu. Doktor kiti ile beni muayene edip bandajlar yapıştırmak en çok yaptıklarımızdan.  
Bir başka oyunumuz ise dükkancılık oyunu. Hazırlaması da kolay olan bu oyun için küçük bir masa ve birkaç oyuncağa ihtiyaç var. Oyuncak dükkanımız olduğunu hayal ediyoruz. Benim müşteri olup ondan oyuncak almak istemem çok hoşuna gidiyor. Bu oyunlar çocukların kelime bilgisini geliştirmek, sırasını beklemeyi öğrenmek ve sosyal becerilerini arttırmak için çok önemli.

Ayrıca duyusal oyunlar hazırlaması kolay aktiviteler olarak zaman zaman günlük rutinimize girer. Ortaya biraz pirinç, tahıl ya da traş kremi koymak bile çocuklara pek çok eğlence çıkarabiliyor.

Bazı sevdiğim duyusal etkinlikler
Obleck hamuru
Ortalık dağıtan boyama
Duyusal tahtalar

Bütün bunlara nasıl vakit bulduğumu düşünüyorsanız, anlatayım. Çocukların dikkat süreleri çok kısadır. Dolayısıyla oyun hamuruna 15 dakika, mış gibi oyununa 10 dakika, ortalık dağıtma ve temizleme dahil 10-15 dakika, kitap okuma, dışarı çıkma ve bazen tüm bunlar bile 45 dakikadan fazla sürmeyebiliyor. Bazen de 1-1.5 saat sürebiliyor.
Bazı günler çok karışık ve dolu bir programım varsa hepsini yapamıyorum  tabii. Ama hiç olmazsa cebimde birkaç fikir olması hoşuma gidiyor.

Bizim de zaman zaman yaptığımız etkinlikler bunlar. Ancak böyle madde madde elimde bulunması işime yarayacak gibi geliyor.
Çocuklarınızla birlikte keyifli, kaliteli zamanlar geçirmeniz dileğiyle….







 Çocuğunuzun Ruhunu Nasıl Besleyebilirsiniz?

Çocuğunuzun Ruhunu Nasıl Besleyebilirsiniz?

2 Yorum

Çocuk sahibi olmanın bana göre belki de en korkutucu ya da endişe verici yanı, onun ruhunu, yaşamını, varlığını etkileme gücüne sahip olabilme ve böyle bir sorumluluğun altına girmekti. Yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan etkilenmeleri, tutum ve davranışlarımızın onları nasıl yönlendirdiğinin önemi  aklımı hep kurcalamıştır. Bu yüzdendir ki hamilelik dönemimden itibaren en çok okuyup üzerinde düşündüğüm konu işte bu olmuştu. Nasıl olur da mutlu ve sağlıklı  ruha sahip bir birey yetiştirebilirdim.


Uzun zaman önce okumuş olduğum bir yazı verdiği tavsiyelerle dikkatimi çekmiş, ben de sayfamda paylaşmak istemiştim. Üzerinden çok zaman geçmiş ancak çevirisini yapmamış ve yazıyı uzun zaman bekletmiştim. Şimdi ise bilgileri güncelleyip yeniden üzerinde düşünmek ve uygulamak için yazıyı kaleme aldım.

Maddeler halinde sıralayacak olursak bakalım neler yapmalıymışız.

1) Öncelikle unutmamamız gereken nokta, çocuklarımızdan daha çok yaşayıp öğrenmiş, deneyimlemiş olduğumuz ve onların bu bilgilere ve tecrübelere sahip olmadığı için içinde bulundukları dünyayla bizden daha zor başa çıkabildikleri gerçeği. Bu yüzdendir ki biz bir yol gösterici olarak onları rahatlatıp, girdikleri çıkmazlarda yardımcı olup, edindikleri kazanımlara katkıda bulunmak başlıca görevimiz olmalı. Kafalarındaki karışıklıkları ayrıştırıcı olmak. Çünkü onlar sadece hissettiklerini biliyorlar. Hisleriyle başa çıkmayı değil. Onları gerçekten dinlemek, sabır ve anlayış göstermek.

2) Dünyadaki en önemli kişi olduklarını hissettirmek. Çocuklarımız da bizler gibi saygı görmek ister. Bizim için herşeyden önemli olduklarını bilmek isterler. Onlara kollarımızı uzatıp gözlerinin içine bakmak ve gülümsemek gerek. En önemli kişi olduklarını hissettirmek. Çünkü şu anda öyleler.

3) Onları, bizi mutlu etme zorunluğundan kurtarmak. Çocukların her biri kendine özel ve tektir. Kendi fikirleri zevkleri vardır ve bizden farklı olabilir. Bunu kabul edip oldukları kişi olmalarına izin vermek. Bizi mutlu etme gibi bir görevleri olmadığını bilmelerini sağlamak, onları rahat bırakmak. Yapılması zor gibi gelse de sağlıklı bir birey yetiştirmenin gereklilikleri bunlar sanırım.

4) Saygı duymak: Çocuğa saygı duymak en önemlisi belki de. Çocuk neyi isteyip istemediğini bilecek. Biz de bundan ötürü üzülmeyeceğiz. Eğer o anda bize sarılmak istemiyorsa bunu normal karşılayıp isteklerine saygı duymak gerek. Tıpkı bizim isteklerimize saygı duymasını istediğimiz gibi. Ne olursa olsun fikirlerine önem verdiğimizi duygularını önemsediğimizi göstermeliyiz ki bu sayede güvenlerini de kazanalım. Bu en çok isteyeceğimiz şey olmalı.

5) En iyi arkadaşları olmaya çalışmak. Uzmanların bir çoğu çocuğunuzun arkadaşı değil, ebeveynisiniz dese de,  arkadaş gibi olabilmenin de önemi büyük. Tabii ki ebeveyniyiz ancak arkadaş da olmaya çalışmak yanlış olmamalı. Bu demek değildir ki arkadaşı gibi olup bazı kararları uygulamamızı engelleyeceğiz. Onu dinlemek, saygı duymak, dürüst olmak, ona hayatı çözmeye çalışmaya yardım etmek bir arkadaş gibi yaklaşarak, güvenini kazanarak daha mümkün bana göre. Çünkü arkadaş da öyle değil midir?

6) Kibar olmak ve hata kabullenmek. Bir çoğumuzun belki de hepimizin yaptığı hatalar vardır, bağırmak, kontrolü kaybetmek gibi. Ancak önemli olan şu ki bunu fark ettiğimizde hatamızı kabul edip, değişmek istediğimizi ve bunun zaman alabileceğini söylemek önemli. Bazı günlerin zor günler olduğunu söyleyip yapılan şey için af dilemek tuhaf gelse de, örnek bir davranıştır. Bu otoriteyi kaybetmek değil aksine bence dürüst davranarak aynı şeyi yapmasında çocuğa da örnek olarak onu kazanmaktır.

7) Çocuklarımıza ne olursa olsun yanlarında olacağımızı söyleyip bize güven duymalarını sağlamak. Bu şekilde bize karşı dürüst olmalarını sağlayabilir, ne olursa olsun, hatalarında dahi yanlarında olarak bu güveni oluşturabiliriz.

8) Her zaman yeni baştan başlama seçeneği olduğunu hatırlatmak. Kendini en çaresiz, en başarısız hissettiği anda bile buna onları inandırabilirsek, ruhunu gerçek anlamda beslemiş, zorluklara karşı daha dirençli ve güven duyan bireyler yetiştirmiş oluruz.

Bunlar benim de bir nevi ilkelerim oldu. Henüz küçük yaşta olsa da uygulayabileceğim şeyler var. Saygı duymak, hatalarını telafi etme fırsatı vermek  ve en önemlisi de onları olduğu gibi kabul ettiğimizi göstermek. Sevginin esas temeli de budur zaten. Olduğu gibi kabul etmek ve ne olursa olsun yanında olmak.

İlgili kaynak  http://theartofsimple.net/8-ways-to-nurture-a-childs-soul/

Legoland Ziyaretimiz

Yorum Ekle
Uzun zamandır planlayıp da gidemediğimiz legoland a sonunda ani bir kararla sabah erken saatlerde gittik. Kalabalık olmasın diye tercih ettiğimiz saatler tabii ki diğer kişilerce de düşünülmüştü. Neyse ki çok büyük bir yer olduğundan o kadar da rahatsız olmuyordunuz kalabalıktan.

İlk önce girer girmez bir hoşgeldin anısına fotoğraf çekimi yapıyorlar. Daha sonra dilerseniz bu fotoğrafınızı arkasında istediğiniz bir fonla satın alabiliyorsunuz.


İlk girdiğimiz salon birbirinden harika maketlerle karşıladı bizi. İpek suda giden gemilere heyecanla bakarak gözlerini onlardan alamadı. Maketler oldukça ilgisini çekmiş, karanlıktan biraz rahatsız olmuş biraz daha ışık olsa oradan hiç çıkmayacakmış gibi sevmişti.
Boğaz köprüsü ve gemilere ikimiz de bayıldık.
Maketleri tanıttım.
Hele uçan uçak maketini görünce heyecandan zıplamaya başladı.
Bu maketin çevresinde ise çocuk eksik olmadı. Çünkü burada kendileri de minik parçaları bir araya getirip kendilerince bir şeyler tasarlayabiliyordu.
Bir başka bölümde çocuklar, istedikleri gibi bir taşıt tasarlayıp aşağıdaki gibi kaydırıyorlardı. 
Burası iki kattan oluşuyor. Üst kata çıktığımızda girdiğimiz bir odada işte böyle bir bölüm vardı. Bizimki gördü mikrofonu bir daha ayrılır mı? :))))) Çok da yakışıyor yahu... 
Evet ekrandan da görüldüğü üzere kareoke bölümü yapmışlar.  
Her tarafta küçük büyük havuzlar, içlerinde lego parçaları ve çevrelerinde çocuklar vardı. 


  Lego evin içinden geçen merdivene çıkıp aşağıya kaymak pek çok çocuğun ilgi odağıydı. 

Evin bahçesinde gördüğü köpek, kendi oyuncağının aynısı olunca koşarak üzerine çıkıp bir de bana poz verdi :) 
Çıkışa doğru satın almak için bir çok çeşit lego oyuncaklar var. Duvarda küçük bölmelerden oluşan bu kısımda ise minik minik parçalar var. Bu parçalardan istediğiniz kadar seçip alıyor ve kendi oyuncağınızı tasarlıyorsunuz. İpek için pek uygun olmasa da bir müddet izlemeyi ve parçalara tek tek dokunmayı tercih etti.  

Legoland'te ayrıca atölye bölümü, sinema izleme yeri, ve daha keşfedemediğimiz bir çok alan var. Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de ilgisini çeken bir yer olan Legoland eminim bir çok kişi için tercih edilecek yeni etkinlik alternatifi olacaktır. 

Yıllık üyelik, toplu bilet alımı gibi seçeneklerle, sık sık gelenlere makul fiyatlar sunması da ilgilenenler için değerlendirilecek fırsat olduğunu düşünüyorum. 

Sevgiyle kalın....Hoşçakalın....




Okulun İlk Günleri

2 Yorum
Hedefim, arzum, niyetim, kızım 3 yaşına gelene kadar ona kendim bakmaktı. Ne mutlu bana ki bu dileğimi yerine getirebildim. Artık 3 yaşında olan, anneden de ayrışmaya başlayan bağımsızlaşan çocuk için okula başlamak o kadar vahim olmayacaktı. Teoride bu böyle olsa da pratikte o kadar kolay olmuyor tabii. Bir yandan güzelken bunca zamanı birlikte baş başa geçirmiş olmak, bir yandan da alışkanlık ve bağlılık da artıyor muydu sanki. Ama sonuçta üç olmazsa beş yaşında olacak ve nihayetinde okula gitmeyecek miydi?

Nitekim bu sene okullu olduk. Önceleri nasıl olacak soruları, acaba alışacak mı endişeleri, erken mi ki kaygıları, bu sene gitmese mi ki düşünceleri olmadı değil. İlk hafta uyum sürecinde iki gün birlikte okula gittik. Daha önce aşina olduğu bir yer olduğundan yabancılık çekmedi aslında. Ama beni de yanında istedi sürekli. Ben ise yavaş yavaş geride durmaya çalıştım. Sınıfa girip arkadaşlarının yanına dönmesini, öğretmenleriyle birlikte hareket etmesini istedim. İlk iki gün biz anneler de çevrelerindeydik. Sınıfta olmasak da ağlama durumlarında yanlarına gidip sakinleştirmeye çalıştık. Bunu bile sık sık yapmamaya çalışıyordum. Her ağladığında beni bulursa yanında, bu alışkanlık haline gelebilirdi.

Uyum günlerinden sonra, okulda onu yalnız bırakacağım ilk gün, önceden yapmış olduğum konuşmaların özetini yapıp, fazla uzatmadan, okul bitince kendisini alacağımı söyleyerek, arkama bakmadan hızla oradan ayrıldım. Arkamdan ağlıyordu evet ama biliyordum ki birazdan aralarına karışacak ve kendini oyuna verecekti. Bir hafta boyunca okulun çevresinde bir yerlerde dolandım. Ara sıra nasıl gittiğini sorup öğreniyordum. Öğle uykusu ve yemek yemesi iki önemli kaygımdı. Uyku  neyse ki pek sorun olmadı. Uyku tulumunu eline alıp kendini sakinleştirmesi burada da olumlu bir etki sağlamıştı. Yemek konusunu ise şimdilik takmıyorum fazla. Evden çıkmadan ve eve gelince yedirebileceksem bununla da yetinebilirdik. Okulda yemiyordu ancak ona da alışabileceğini düşünüyordum.

Gelelim yapılması ve yapılmaması gerekenlere ve konuşulması gereken konulara. Bana sorsanız çocuk alışana kadar anne ile okulda takılabilir, istediği zaman onu görebilir, ortama yavaş yavaş alıştırılıp, oradaki arkadaş ve öğretmenlerini her gün görerek ve onlara da alışarak, süreyi çok uzun tutmayıp kademe kademe arttırarak yumuşak bir geçiş sağlanabilir. Bu konuda da uzmanlar, okul yönetimleri, eğitimciler farklı düşüncelere sahipler. Öncelikle her çocuk ve annenin aynı şartlara sahip olamayıp ( mesela çalışan anne çocuğunun yanında ne kadar kalabilir) çocuklar arası farklı uygulamanın yanlış olacağı gerçeği var. Hoş benim buna da bir önerim var. En azından bir süre izin kullanılıp bu dönemde çocuğun yanında  olmak daha doğru geliyor bana. Annesinden ya da evinden ilk kez ayrılıp okula gelen çocuğu düşünürsek, elbette ki kendini kötü hissedip anneden ayrılmak istemeyecektir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus çocuğun bu durumu kullanmasını önlemektir. Yani baktınız ki ortama uyum sağlıyor, artık sizsiz de durabiliyor ama siz olursanız daha çok hoşuna gidiyor, artık tamam deyip onu yalnız bırakmaya başlamak gerekiyor.

Çocukla yapılacak konuşma, çocuğu bu fikre alıştırma süreci de çok önemli bana göre. Biz uzun zamandır bahsediyorduk okuldan. Daha önce okula başlamış olan arkadaşlarından yola çıkarak, kendisinin de zamanı gelince okula başlayacağını, orada neler yapacaklarını anlatırdım. Daha sonra benim de öğretmen olduğumdan, geçici bir süre çalışmaya ara verdiğimden ve zamanı gelince işe döneceğimden bahsettim zaman zaman. Önceleri heyecanlanıyordu ben anlatırken. "Okula gitmek istiyorum" diyordu. Ancak benim de işe gitmeyip onunla birlikte olmamı istiyor, çalışmam fikrine sıcak bakmıyordu. Her seferinde kararlı tutumlar sergiledim. Babası nasıl çalışıyorsa annesinin de çalışabileceğini, kendisinin de büyüdüğünü ve artık okula gidebileceğini, hem orada güzel vakit geçirebileceğini anlattım durdum. Okula bıraktığım zaman yine benzer şeyler anlatıp, okulda geçireceği süre bitince yeniden birlikte olacağımızı, orada uyuyacağını uyandıktan sonra bir şeyler yeyip biraz daha oynadıktan sonra okuldan çıkınca beni göreceğini yani kısaca geçireceği günü anlattım. Söz verdiğim zaman orada olup sözlerimin gerçekleştiğini görmesini istedim. Verilen ve tutulan sözler, sergilenen tutumlar ve sizin ruh haliniz son derece önemli.

Eve dönünce eğer kendisi bahsetmezse okul konusunu hiç açmamaya özen gösterdim. Birlikte güzel vakit geçirelim istedim. Hatta bir okul dönüşü rutini oluşturmaya başladım. Her gün okuldan geldiğinde hasretle kucaklaşacak, eller yıkanırken isterse şayet gün hakkında konuşulacak, ardından ya bir tabak meyve ya da ıhlamur çayı ve kurabiyeleri eşliğinde oyun oynanacak ya da birlikte çizgi film izlenecek. Okul dönüşü her çocuk sever keyif veren rutinleri. Aslında okuldan mutsuz dönmüyor. Bazı yaptığı şeyleri (resim, boyama gibi) heyecanla anlatıyor. Arkadaşlarından ya da öğrendikleri şarkılardan bahsederken de öyle.

Okul dönüşü çocuğunun yanında olamayan anneler, kendileri olmasa da çocuğu mutlu edecek bir ortam hazırlayıp bırakabilir, işten dönünce kendisi de bir süre bu keyifli ortama eşlik edebilir. İşten döner dönmez muhakkak çocukla vakit geçirilmesi gerektiğini, tüm işlere daha sonra başlanması gerektiğini düşünüyorum. 15 dakika gibi kısa bir zaman da olsa bu, ona çok özel gelecek ve onu mutlu etmeye yetecektir.

Sabahları okula giderken ise ısrarla "okula gidecek miyim bugün?" sorularına pek cevap vermeyip(çünkü biliyorum evet dediğim an ağlamaya ya da söylenmeye başlayacak) sakince onu hazırlamaya çalışıyorum. Mutlaka bir şeyler yedirmeye çalışıyorum çünkü okulda pek yemiyor maalesef. En azından ıhlamurunu içirip, biraz ekmek, yeşil sivri biber(müthiş c vitamini kaynağı), tahin pekmez karışımı(bağışıklık kuvvetlendirici) veriyorum. Okul dönüşü onu karşılayacağımı söyleyip öperek gönderiyorum.

Okula servisle gidiyor ve neyse ki çok seviyor. Servisin yüksek oluşu, farklı bir araba koltuğunda oturup yüksekten etrafı seyretmesi hoşuna gidiyor. Servise ilk binişi de şöyle olmuştu: Hiç bilmediği için çekiniyordu önce. İlk gün birlikte girip içine baktık. Koltuğa oturdu. Daha sonra ben de arabayla arkalarından geleceğini söyledim. Güvende hissetti kendini. Öyle de yaptım. Sonra zaten sevdiği için hiç sorun olmadı.

Çocuklarımızın bu ilk ayrılış, ilk hayata atılış dönemlerinde elimizden geldiğince anlayışlı sabırlı ve üretken olmamız gerektiğini düşünüyorum. Üretkenlikten kastım çözüm üretmek ve onun hayatını kolaylaştırıp alışmasını hızlandıracak her şeyi denemek. Bir yerde okumuştum bu ilk deneyimi nasıl yaşadığı çok önemli. İleriki hayatında atılacağı her yenilik, yaşayacağı her farklı dönemde hissedecekleri, kendine olan güveni, işte bu dönemde sağlam temeller atılmasıyla ilintili.

Yine bu önemli dönemde çocuklarda pek çok değişiklikler de olabiliyor. Uyku ve yemek yeme alışkanlıkları değişiklik gösterebiliyor. Huylarında geçici bir bozulma olabiliyor. Tüm bunları göz önünde bulundurarak, sağlıklı bir geçiş dönemi yaşamak için önce kendi duygu ve düşüncelerimizi netleştirmek, okuldan ne istediğimizi bilip kendi çocuğumuzu da çok iyi tanıyıp ona göre bir seçimde bulunmak, okul, aile, veli iletişimini sağlam tutup karşılıklı güven oluşturmak ve çocuğun karşısında ne olursa olsun kararlı ama sevgi dolu durarak, onları hayata hazırlamanın ilk adımları olan bu günleri başarıyla atlatmak en önemlisi sanırım.

Sevgiyle kalın...Hoşçakalın...
Dönüşş....

Dönüşş....

4 Yorum
Geçen uzun zamanın ardından, acaba ilk hangi yazımla döneceğimi düşünürken, elim bir türlü hiç bir şeye gitmezken, sayfamı her açışımda karşıma çıkan son yazımı görürken, bu hafta ve bugün hayatımda bir şeyler değişirken, artık yazmanın zamanı gelmiş dedim. Yazmak benim için bir akış, bir yol buluş olduğu gibi, okurlarla kurulan bazen sesli bazen sessiz iletişim oluşu ve ortaya çıkan bir paylaşımla en çok da duygusal bir tatmin oldu.

Hayatımdaki değişikliğe gelince kızım da ben de artık okullu olduk. Bayramdan önceki haftalarda uyum sürecinde birlikte okula gittik. Ardından önce o okulda tek başına kalmaya başladı. Ve bu hafta ben de okula(işime) geri dönerek yeni sayfamızı açtık. Kızım açısından değerlendirecek olursam halen alışma sürecinde olup gitmemek için direniyor. Bensiz orada olmaya alışmaya çalışıyor. Her gün karşı koyuyor. Okuldayken iyi olduğunu, katılım gösterdiğini, uyum sağladığını öğreniyorum. Olay benden ayrı kalmak biliyorum. Yoksa orada arkadaşlarıyla vakit geçirmekten, faaliyetlere katılmaktan, oynamaktan memnun. Ancak evinde olup, tüm bunları kendi istediği zamanlarda yapmak istiyor. Okul kötü diyor. Evde duralım diyor. Anne eve geri dön yeter o kadar diyor. Çok iyi anlıyorum. Ben demiyor muyum? Özlemiyor muyum birlikte evdeyken geçirdiğimiz zamanları? Ancak şu yazımda da belirttiğim gibi artık böyle olması gerekiyor. Ayrılığa bir yerde başlamak gerek değil mi?

Bana gelince mesleğe dönüş bende de zorluk yarattı elbet. Kendi çocuğunun sorumluluğunu başkalarına devredip, sen de başkalarının çocuklarının sorumluluğunu almaya başlıyorsun.  Yeniden farklı bir sorumluluğun altına girme, koşturmacanın getirdiği yorgunluk, işten dönen anne ve okuldan dönen çocuk rutinine başlama ki oldukça enerji gerektiriyor. Bütün gün okulda seni özlemiş çocuğuna maksimum ilgiyi ve enerjiyi vermek zorundasın. Bir yandan da kolum kıpırdamıyor. Zamanla alışılacak bir şeydir umarım.

Bugün ise ilk kez kızımı okula yollayıp kendim evde kaldım. Bugün dersim yok. Hem özlemiş olduğum kendimle baş başa kalmanın memnuniyeti, hem de kızımsız bomboş olan evin mahzunluğu arasındaydım. Günlerdir koşturmaca içindeyken, ortada kalan işlerin planlaması içindeyim. Bu arada ihmal etmediğim şey ise kendime zaman ayırmak. Yeniden güç toplamak için depoyu doldurmak.

Okula uyum süreci ile ilgili daha paylaşmak istediğim şeyler var. Gözlemlerim, kendimce tavsiyelerim, edindiğim bilgiler... Şimdilik kısa bir yeniden merhaba yazısıyla başlayayım gerisini de yazarım diyorum. Takipte kalın sevgili okurlar. En kısa zamanda buradayım....

Sevgiler...