Duyu Torbası- Nesneleri Tanımlama

Yorum Ekle
Sevgili Bilge Buhan Musa'nın paylaştığı etkinliklerden birini yaptık. Dokunma duyusunu harekete geçirecek çalışmada bir duyu torbası kullanılıyor. İçi görünmeyen torbanın içine farklı dokularda malzemeler koyuluyor.  Çocuğun torbanın içine koyulanları görmemesi gerekiyor. Ve dokunarak materyalin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu arada tanımlaması için sorular sorulabilir. Sert mi? Yumuşak mı?  Kaygan mı? Pürüzlü mü? Şekli nasıl? Kalın mı, ince mi?
Torbanın içinde her nesneden iki tane olması gerekiyor. Yine bakmadan içinden bir nesne seçiyor. Sonra da bu nesnenin eşini bulması isteniyor. Ve eşleştirdiği nesnelerin ne olduğunu bulmaya çalışıyor. Sanırım bu uygulamayı yaşça daha büyük çocuklarla uygulamak gerek. Çünkü benim 2.5 yaşındaki kızımla uygulamamız şu şekilde gerçekleşti. 
Torbayı eline alınca, gözlerini kapatıp içinden nesnelere dokunmasını istediğimde bunu kısmen yapabildi. Gözünü kapatıp nesnelere dokundu ancak, merakını daha fazla yenemeyip nesneyi hemen torbadan çıkarmak istedi. Ve çıkardığı nesneleri tek tek inceledi. Hem de büyük bir ilgiyle ve eğlenerek. 
Çıkardığı nesneleri eşleştirmesini istediğimde, bunu da yaptı. 
Her birini incelerken, farklı kullanım şekilleri geliştirdi. Şönilleri kalem gibi kullanmaya çalıştı. Halkaları bilezik yapmaya çalışırken, iplerle balık tutma, ruloların içinden geçirme, mandalları halkadan geçirme gibi türlü şekillerle materyalleri dilediği gibi kullandı.


Çocuğun dokunma duyusunu, farklı düşünme, yaratıcılık ve nesneleri tanımlama becerilerini geliştirecek eğlenceli bir etkinlik.

Sevgiler...

Molfix İle Mutlu büyüyen bebekler adım adım mutlu yarınlara koşuyor!

2 Yorum
Molfix’in dikkat çeken reklam filmlerine bir yenisi daha eklendi.Molfix’in yeni reklam kampanyasında, bebeklerin mutlu ve keyifli olduğu anlar ile, anneleriyle ve ailece yaşanan eşsiz anları seyrediyoruz.

Bebeklerin mutlu olması ve mutlu büyümesi sağlıklı gelişimin en önemli sırrı. Mutlu bebeklik dönemi geçiren bebekler, ileride de mutlu ve başarılı bireyler olmanın ilk adımını atmış olacaklar. “Mutlu Bebekler Mutlu Yarınlar!” mottosuyla anne ve bebeklerin her zaman, her anlamda yanında olan Molfix bebeklerin sağlıklı gelişimleri ve gelecekte mutlu bireyler olmaları için bebeklerin altını kuru tutar, özgürce hareket etmelerini sağlar ve ciltlerini korur.


Bebeklerin en keyifli olduğu anlarda, aileleriyle geçirdikleri keyifli paylaşımlarda gördüğümüz reklam filminde de “ mutlu anlar yaşayan bebeklerin, mutlu yarınları olur” mesajı veriliyor.

Reklam filmini izleyebilir ve https://www.facebook.com/molfix adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Masal Anlatırken Bunları Yapıyor Musunuz?

Masal Anlatırken Bunları Yapıyor Musunuz?

2 Yorum

Çocukken masal sevmeyen, dinlemeyenimiz yoktur. O büyülü dünya hangi çocuğun ilgisini çekmez ki? Masalın büyüsü yetişkinleri de sarar. Hatta öyle ki, yaşarken mutlu hissettiğimiz kimi zamanları, masal gibiydi diyerek tarif ederiz.

Masal anlatırken nelere dikkat ediyoruz peki? Ya da değiştirip yeniden yazıyor muyuz? Yoksa olduğu gibi mi anlatıyoruz çocuklarımıza? Şahsen kızıma anlattığım masallardaki korku, üzüntü ya da şiddet öğelerini değiştiriyordum ben. Hayal dünyası daha olumlu, daha mutlu gelişsin istiyordum belki.

Meğer bilmeden hata ediyormuşum masaldaki korku öğelerinden kaçınmakla. Masalları değiştirmek doğru değilmiş meğer. Masalların öğretici yanı zaten içinde barındırdığı çeşitli duygulara yer vermesiymiş. Masalın önemini ve nasıl anlatılması gerektiğini öğrendiğimiz seminerde, masalın tarihçesi, çıkışı, amacı hakkında da bilgi sahibi olduk.

Masal nedir? Amacı nedir?

Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Eğitimde etkilidir, hayal gücünü geliştirir. Masalın gerçek amacı eğitmek, öğretmek, ders vermektir. Yani bu da demek oluyor ki, çocukların masallardan öğrendikleri duygular var. Masallar bir yerde çocukları geleceğe hazırlıyor. İşte bu yüzdendir ki masallar olduğu gibi anlatılmalıdır.

Seminerde çocuğuma masal anlatırken yaptığım değişiklikleri söyledim ve sordum: 2.5 yaşındaki bir çocuğa da masalı olduğu gibi mi anlatmalıyız? Yani kurt büyük anneyi yemeli, cadı prensesi zehirlemeli mi? Böyle yapınca çocuk hayvanlardan kormaz mı, cadılardan etkilenmez mi? Cevap şuydu: Çocuk ne kadar küçük olursa olsun, masal çocuğa  olduğu gibi anlatılmalı. Korkuyu da, kötülükleri de öğrenmeli. Masal yoluyla öğrenmesi çocukta öyle bir etki bırakmaz. Ayrıca kurttan korkacaksa da korksun. Korku bizi hayatta tutmaya yarayan bir duygudur. Çocuk masallarda içine sinmeme duygusunu öğrenir. Örneğin kırmızı başlıklı kız, büyük annesini farklı bir şekilde görünce sorular sorar, bir şeyler içine sinmez ve dolayısıyla kendini korumaya çalışır. Çocuk da bunu masalda dinleyince bu duyguyu alır ve masallardaki korku ve duygular çocuğu gerçek hayata hazırlar.

Masallar çocuğu hayata nasıl hazırlar?

Masallarda eğitici ve öğretici unsur vardır. Ders vermek amaçlıdır. Kendini koruması gereken durumları fark eder, korkunca kendini savunmayı, çözüm bulmayı öğrenir. Yine aynı masal üzerinden örnekle gidecek olursak, anne kırmızı başlıklı kızı ormana tek başına göndermiştir. Burada da yansıtılan çocuğa duyulan güven ve ona sorumluluk verilmesidir. Çocuk bir sorumluluk alır, o yolda ilerlerken başına gelenlerle mücadele etmeyi öğrenir. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder ve kendini kurtarmaya çalışır.

Bir başka soru da masalda yer alan ölümlerle ilgiliydi. Neden bir annenin yokluğuna çokça rastlıyorduk masallarda? Çünkü çocuk o yoksunlukta bile hayata karşı bir varoluş içine girer. Anne olmayınca sorumluluğu üstlenir.

Bundan sonra hiç kasmayacağım. Olduğu gibi anlatırım masalları. Doğru ya ne kadar uzak tutabiliriz biz bu çocukları var olan kötülüklerden. Bilecek ki korumayı da öğrenecek. Bilecek ki daha sonra birden karşılaşınca sarsılmayacak. İşte masal yoluyla verilen bu dersler, tam da amacına ulaşıyor. Yeri geldiğinde cadılar da çıkacak karşısına onu zehirlemek ( kötülük etmek ) isteyen, kraliçeler de çıkacak yok etmek ( ezmek ) isteyen. Hafiften hafiften hayatın bu yönleri de olduğunu göstermek gerek demek.

O zaman bir varmıış, bir yokmuşşş diyerek masal aleminin kapılarını çocuklarımıza ardına kadar açalım ki iyiyi de kötüyü de, mutluluğu da çaresizliği de, başarıyı da engelleri de bizden duysun dinlesin.

Masal tadında günlere....






Ankete Katıl, Hediyeleri Kazan!

Ankete Katıl, Hediyeleri Kazan!

Yorum Ekle
Siz de 3 farklı Allegra Çocuk anketimize katılarak, bebek ürünlerinden birini ya da 100 TL’lik Joker hediye çekini kazanma şansı yakalayın.

Bebek Aksesuar Ürünleri 

Aşağıdaki linkte yer alan anketimizi tamamlayan katılımcılar arasından çekilişle belirlenecek 2 kişi güvenlik kapısı, 5 kişi beslenme aksesuar seti ve 5 kişi 100TL değerinde Joker hediye çeki kazanacak.

Ankete Katılmak için;  http://www.allegra-insight.co.uk/cs/8Gu/blog


Bebek Arabası Anketi 

Aşağıdaki linkte yer alan anketimizi tamamlayan katılımcılar arasından çekilişle belirlenecek 1 kişi en son model bebek arabası ve 15 kişi 100 TL değerinde Joker hediye çeki kazanacak.

Ankete Katılmak için;  http://www.allegra-insight.co.uk/cs/8Dg/blog


Çocuk Oto Koltuğu Anketi

Aşağıdaki linkte yer alan anketimizi tamamlayan katılımcılar arasından çekilişle belirlenecek 1 kişi en son model çocuk oto koltuğu ve 10 kişi 100 TL değerinde Joker hediye çeki kazanacak.

Ankete Katılmak için; http://www.allegra-insight.co.uk/cs/8FI/blog


Hadi hemen katılın, birbirinden değerli hediyeleri kazanan siz olun!
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Pusetli Anneler Ve Joan Miro

Yorum Ekle
Oyun grubumuzla çok keyifli ve renkli bir gün daha geçirdik. Sabancı Müzesi çocuklara etkinlik yapma konusunda gerçekten başarılı. "Pusetli Anneler" adlı aylar önceden gördüğüm etkinlik için rezervasyon yaptırmış, 5 Mart gününe yerimizi ayırtmıştım. Hem görmek istediğim Joan Miro sergisini gezecek, hem de çocuklara etkinlik yaptıracaktık. Daha ne olsun. Ancak bizim evde şöyle bir sorun vardı ki, kızım son zamanlarda evden çıkmak istemez oldu. Burcunun özelliğinden midir(yengeç) yoksa sendromlarımı geldi yine bilmiyorum ama oldukça zorluyor beni. Ha işin ayrıca komik bir yanı daha var ki, çıkınca da eve girmek istemiyor. 
İşte bu zorluğu atlatıp evden çıkabildikten sonra etkinlik saatinde (13.30) müzeye varabildik. Ancak bu kez de müze istemiyorum diye triplere başladı. Müze deyince ne zannettiyse....Üstelik daha önce kaç kez gitmiş olmasına rağmen.
Neyse oyun evi dedik, boyama dedik, arkadaşlar dedik de bir şekilde içeriye sokabildik. 
Çocuklar için hazırlanan etkinlik müzenin 1. katında kafeteryanın hemen yanında büyükçe bir salondaydı. 

İki eğitmen eşliğinde önce yapıştırma yaptılar. Yapıştırdıkları parçalar Miro'nun resimlerinden örneklerdi. 




Yaptıkları çalışmaların benzerini sergiyi gezerken göreceklerini çocuklara söylediler. Herkes bitirince sıra olup sergi gezmeye aşağıya inildi. 
Eğitmen, çocuklara anlayabilecekleri bir dille biraz sergiden bahsetti. 
Resimlerin karşısında hikayesini dinlediler. 




Ressamın çalışma ortamı 

Şahane Şapkalı Kadın Heykeli 


Sanatçı bu çalışmasında da ET filmi karakterinden esinlenmiş.
Biz de hatıra fotoğrafımızı bu eser önünde çektirdik.
Serginin gezilmesinden sonra tekrar yukarıya, bu kez boyama yapmak için çıkıldı. Masalarda parmak boyaları ve boyama yapacakları kağıtlar hazırdı.
Gönüllerince boyadılar.




Boyamalar bitince baskısını çıkarıp, el izini de imza olarak attırdıktan sonra bize hediye ettiler. Evimizin bir köşesini süslüyor şimdi. Bir adet katılım sertifikamız da günün anısına hoş bir hatıra oldu. 




 Hayali Arkadaş Mı, O Da Ne?

Hayali Arkadaş Mı, O Da Ne?

2 Yorum

Çocuklar bence bu dünyadaki en mucizevi yaratıklar. Dünyaya gelmeleri de keza öyle. Çocuklardaki hayal gücü kimde var? Onların dünyası bambaşka ve çok özel. Neler neler yaşarlar o küçücük dünyalarında. Hele de 2 yaşından sonra çocuklar canlı bir hayal gücü geliştirmeye başlar.

Hayali arkadaş konusu geçenlerde oyun grubumuzdan bir arkadaşımızın bahsetmesiyle gündeme gelmişti. İpek'ten (2.5)  6 ay büyük kızı için hayali arkadaşları var demişti. Birden fazlaymış hem de. İsimlerini söylüyor,  hatta bazen yanlarında olduğunu filan anlatıyormuş. Ben de bu gibi şeyler okuduğumu, normal olduğunu söylemiştim. Kendisi de telaş etmiyordu zaten ama "Bazen nasıl davranacağımı bilemiyorum" diyordu. Aslında ne çok bahsetmeli onlardan, ne de görmezden gelinmeliymiş bu arkadaşlar.

Biz de kızımızda gözlemledik benzer bir durum. Yanlış anlamış da olabilirim ama sanki kısık sesle birisiyle konuşuyor gibi geldi. Eşim de aynı şeyi fark ettiğini söyleyince tamam dedik hoş geldi sefa geldi yeni arkadaş. Bize hiç bir şey söylemiyor, bahsetmiyor hatta sorunca geçiştiriyordu. Sanırım bir hayvandı hayali arkadaşı. Biz üstünde fazla durmayınca geçti. Ya da biz fark edemiyoruz artık :))))))

Tabii bende derhal araştırma, öğrenme, bilgilenme moduna girdim. Bilelim de ona göre davranalım değil mi? İşte okuduklarım, derlediklerim ve düşüncelerim.



 3 yaş civarında görülebileceği gibi, 4 ve 6 yaş arası hayali arkadaşlar için en yoğun yıllardır. Bu arkadaş bazen bir hayvan da olabilir. Arkadaş seçimi ne olursa olsun, bu evre ilk okula gitmeden önce geçer.

Nasıl davranmalıyız?

Bu hayali ve yaratıcı dönemin tadını çıkarın.

Zaman zaman gerçeklik ve hayal ürünü arasındaki çizgiyi belirlemek zorunda kalabilirsiniz.Çocuğun yanlış bir hareketinden hayali bir arkadaş suçlanıyorsa çocuğun sizin aptal olmadığınızı bildiğinden
 emin olun. ( Demek ki bazen çocuk, müthiş mizah gücüyle şaka yapabiliyormuş. )

Çocuğa çok soru sorulmamalı ya da hayali arkadaşlarla konuşmaya çalışmamalı. Böyle bir durumda çocuk hayali arkadaşı ile fısıltıyla konuşmaya başlayacak ve hayali arkadaşını saklayacaktır. Bu da çocuğun yaratıcılığına müdahale etmektir. ( Acaba çok soru sordum mu o dönem? Evet bir kaç kez kimle konuşuyorsun dediğimi, ne dediğini sorduğumu hatırlıyorum. Ya sakladıysa, ya bu yüzden fısıltıyla konuşuyorduysa? Gördün mü yaraladık çocuğun hayal dünyasını. Tööbe bir daha karışırsam...)

Böyle şakayla karışık anlatıyorum ama, bir de endişelenmesi gereken durumlar varmış ki, şöyle;

Çocuğun tek arkadaşının hayali arkadaşı olmasına izin verilmemeli, çocuğun sosyal ortamlarda bulunması sağlanmalı. Eğer çocuğun hayali arkadaşı dışında hiç arkadaşı yoksa, oynamaya karşı ilgisizse, o zaman bir uzmana başvurulmalıdır.

Çocuğun yaptığı her kötü davranışı için sorumluluğu hayali arkadaşına yüklemesine engel olunmalı. Gerçek ile hayal arasındaki farkı anlamasına yardımcı olunmalıdır.

Çocuk okula başladığında yaşıtları ile zaman geçirip, oyun oynamanın daha eğlenceli olduğunu anlar ve zamanla hayali arkadaş unutulur. Bu sürecin uzaması ya da yaşıtlarıyla zaman geçirmeyi istememesi durumunda uzmandan yardım alınmalıdır.

Demek ki hayali arkadaşı kabul edeceğiz ama çok fazla dahil olmayacağız. Katılımcı olup, kendi fikirlerimizi katmayacağız. Mümkün olduğunca bu öykünün içinde tam olarak yer almayacağız.

Bazı araştırmacıların fikri, hayali arkadaşı olan çocukların zeki, yaratıcı ve hayal güçlerinin gelişmiş olduğu yönünde. Ayrıca hayali arkadaş ile içinde bulundukları rahatsız edici bir durumdan kendilerini sıyırabiliyor, hayatlarındaki stres faktörleri ile baş etmeyi öğreniyorlar. Hayali arkadaşlar, çocuğun korkularını yenmesine yardımcı oluyor.

O halde telaşlanacağımıza, hahayt benim çocuğumun hayali arkadaşları var diyerek hava atabiliriz. Ne de olsa Amerikan filmlerinde rastladığımız türden bir durum bu. Üstelik madem psikolojik gelişimi yönünde faydaları var, bırakalım çocuk tadını çıkarsın yaratıcılığının. Di mi ama...😄😜:)






Çocuğun Oyun Dili- Oyun Oynamak Nasıl Bir Şey?

Yorum Ekle
Uzman psikolog ve danışman Derya Utku, bize oyun oynamanın önemini ve anlamını anlattığı seminerde, merak ettiğimiz noktalara da açıklık getirdi. Happy Nest'te düzenlenen seminerde "oyun" oynamanın sadece bir oyundan ibaret olmadığını, aynı zamanda bir dışa vurum ve terapi olabilme özelliklerini inceledik.


Mümkün olduğunca seminerden notlar paylaşmaya çalışırken, soru-cevap olarak ele almak istedim.

Oyun nedir?

Oyun doğuştan gelen evrimsel olarak canlıların hazır olduğu bir eylemdir. Eğlence ve dinlence için sonucu düşünülmeden, dışsal baskılardan uzak ve gönüllü yapılır.

Oyun ne anlama gelir?

Oyun gönüllü bir eylemdir. Kendiliğinden ortaya çıkar. Eğitim amacı gütmez. Kendine has kuralları vardır. Gerçek yaşamın yansımasıdır ama yaşamdan farklı bir konumdur. Oyun deneyimdir. Oyuncular oyunun kurallarını belirler, düzenler, değiştirir. Oyunun sonucunda ortaya çıkan sonuç, motivasyon kaynağı değildir.

Oyun oynayan Çocuk; 

Güvenli bir çevre yaratır. Duyularını kullanır. Bedenini kullanır. Role bürünür. Korku ve kaygılarını rahatlatır. Sevincini paylaşır.Dille ifade edemediğini ve farkında olmadığını aktarır.
Çocuk seçtiği oyuncakla hayal kırıklıklarını tedavi eder. Kontrolünde olmayan gerçek bir olayı, oyunda kontrolü altına alır.

Çocuklar kaç aylıkken oyun oynamaya başlar?

Çocuklar, dünyaya oyun oynamaya hazır gelir. Oyunun ilk aşaması keşiftir. Dünyayı oyun vasıtasıyla keşfetmektedir. İnceler, dokunur, sesler çıkarır.

Yetişkinlerin oyuna bakışı

Oyun oynamaya hazır olabilmek için, onu iş olarak görmemek gerekir. Oyun oynamayı istemek her zaman mümkün olmayabilir. Bunun için bazı çözümlere gidilebilir.

Oyun oynamayı istememe nedenlerine örnekler:

Hiçbirini yapmak içimden gelmiyor  ( itiraf ediyorum zaman zaman hissettiğim budur )
Çok sıkıcı ( yetişkinin çocuk oyunundan sıkılması da normaldir )
Zamanım yok  ( bu bir neden olmamalı sanki )
Bir başladık mı bırakmıyor ( aşağıda çözüm sunuluyor )
Zaten hep oynuyoruz   ( belli zaman şart )

Çözüm:

*Oyun saatleri belirlenmeli:
 Sürekli oyun oynanırsa çocukta anneye yapışma hali görülebilir. Çocuğa ayrışma ( anneden ayrı zaman ) verilmelidir. ( Bu seçenek her halükarda uygulanmalı )

2-10 yaş arası çocuklarda özel oyun saati belirlenebilir. Daha küçük çocukta oyun saati daha zordur.

**Belirlenen oyun saatine sadık kalınmalı:
Belirli değişmez mekan ve değişmez belli bir zaman ayrılmalı.( Haftada 3 gün 40 dakika gibi . Yer olarak farklı bir mekan seçilmeli ki, çocuk o özel anın geldiğini anlasın )
Belirli oyuncak listesi olmalıdır. ( Her grup belli bir amaca hizmet ediyor. İnceleyelim.)

Oyuncak Listesi:
Aile ve ilişkiye yönelik oyuncaklar:   Bebek, biberon, battaniye, yumuşak oyuncak, telefon. ( İletişime yönelik oyuncaklar iki tane olmalıdır. Mesela iki telefon gibi. )

Korku kaygı öfke ifadesine yönelten oyuncaklar:   Hayvanlar, arabalar. ( Köpek korkusu gibi )

Şiddet ifade eden oyuncaklar:   Asker, plastik kılıç, ok atan silah gibi gücünü ifade eden oyuncaklar. ( Derya Utku bu tür oyuncakların da bulundurulması gerektiğini savunuyor. Çocuk silahla ifade etme ihtiyacı duyuyorsa orada bulunmalıdır diyor. Katılıp katılmamak size kalmış. Bu oyuncak silah olmaz da yerine geçen başka bir şey olur. )

mış gibi oyuncaklar:   Mutfak araç gereçleri, yeme-içme, maske, kostüm, kukla ( Role büründüren oyuncaklar )

Yaratıcılık- ifade etme oyuncakları:   Oyun hamuru, boyama kalemi.

(Her gruptan oyuncak bulundurulmasına dikkat edilmelidir.)

***Oyunun Prensipleri olmalı

1-  Göz teması kurmak

2- Bedenin çocuğa dönük olması

3- Çocuğun seviyesinde olmak

4- Eleştirmemek, övmemek

5-  Oyunu çocuğun başlatması

6- Sessiz kalmamak, katılmak. ( Diyelim ki çocuğunuz bebeği eline aldı ve size verdi. Siz bebeği alınca konuşturmuyorsunuz. "Ne dememi istersin?" diye sorarak topu hep çocuğa atmalısınız. Duygularını ifade etmesine meydan vermelisiniz. )


**** Oyunun sınırları olmalı

Mekanla ilgili sınırlar:  Oyun bittikten sonra mekanı toparlama. ( Bu bir oyun halısı ise halıyı toplama. Oyuncakları yerine kaldırma. Bu özel zaman için ayrılan oyuncaklar ayrı bir yerde durmalıymış. En azından deneme süresi boyunca. Diyelim ki bu uygulamayı önce 3 hafta denemeye karar verdiniz. O süre boyunca oyuncaklar diğerlerine karıştırılmamalıymış. Daha sonra kuralı esnetebilirmişiz. )

Zamanla ilgili sınırlama:  Oyun belli saatte bitmeli uzatmalara gidilmemeli. (Karşı çıkarsa ilgisini başka yöne çekme yoluna gidilebilir. )

Kendi sınırlarınız:  Size vurduğunda müdahale etmelisiniz. Oyunu durdurabilir, yaptığının doğru olmadığını, devam ederse oyunu sonlandıracağınızı söyleyebilirsiniz.

Çocuğunuzun sınırları: Bedensel sınırlarını ihlal etmeyin.

( Oyun oynamayı sevmeyen ya da üstteki nedenlere sahip yetişkinler için denenmesi gerekir diye  düşünüyorum. Uzman Derya Utku'nun önerisi önce haftada 2-3 gün ile başlamak )

Oyun oynarken neler yapmak gerekir?

Mutlu etmek yerine, orada bulunmak: Onu mutlu etmeye çalışmamalı, yanında olduğumuzu hissettirmek önemli. ( Bu sırada yeter ki başka bir şeyle ilgilenmeyelim. )

Yönlendirmek yerine takip etmek.

Müdahale etmek yerine izlemek: Oyunu çocuğun yönetmesine izin vermek gerekir.( Ancak şiddet başlarsa oyun sona erdirilmelidir. Sınır olmalıdır.)

Küçümsemek yerine değer vermek.

Çözüm göstermek yerine denemesine izin vermek
ve

Sabır göstermek, bağ kurmak, anlamak

Ailenin kazanımları:

Özel oyun zamanlarında aile çocuğunu gözlemler, onun kendisini ortaya koymasını izler, görür. Büyüdüğünü geliştiğini fark eder. Eğer dikkatli bakarsa çocuğun kendisine anlatmak istediğini duyar. Çocuğunu tanır. Onunla birlikte olur. Uzun dönemde en önemli kazancı ise, kendisiyle uyum içinde ilişkiye giren bir çocuğu olmasıdır

Bazen hiç biri içimden gelmiyor diye belirtmiştim. En azından bu durumdan ötürü kötü hissetmiyorum şimdi. Eğer kızımla, belirlediğimiz oyun saatlerinde verimli ve farkındalıkla oyun oynar, kendimi o ana verirsem, her dakika oynamak istemeyecek belki. Bu ara en çok oyuncakları konuşturma oyunu istiyor. Ben de etkinlik yapalım, yap boz, kartlar, legolarla oynayalım, boyama yapalım istiyorum. Belki de onun istediklerini oynarken kendimi tam veremiyor, sıkıldığımı belli ediyorum. O zaman da haliyle çocuk tatmin olmuyor oynadığı oyundan. Ama en azından oyunlar için belli süre belirlersem, daha eğlenceli vakit geçirir tadını daha çok çıkarırız.

Her anın tadını çıkarmak gerek aslında. Bazen bir şeyleri kendimiz daha zor hale getiriyoruz. Hazır fırsatını bulmuşken çocukla çocuk olmak en güzeli.

Mutlu ve oyunlu günler herkese...

Buz Kalıbında Dondur Boya

8 Yorum

Boyama, hele de serbest boyama yapmayı çok seviyoruz. Burada seviyoruz derken kızım için konuşmuyorum yalnızca. Zira o tarz konuşmayı sevmem. Neticede o ayrı bir birey, ben ayrı değil mi? Ne diyordum, evet ikimiz de seviyoruz. O bir yandan boyuyor ben bir yandan. Ahh ah aslında ne sanatçı bir cevher var içimde ama işte bir türlü açığa çıkaramadım.

Yahu neden konuya giremiyorum. Neden bu iç dökmeye ihtiyacım var onu da anlamadım. Neyse bu da başka bir yazının konusu olsun :)))

Bu boyama şeklini "learnwithplayathome" adlı beğenerek takip ettiğim bir sitede gördüm. Boyaları bir buz kalıbına döküyorsunuz. İçine de bir çubuk batırıp bu şekilde donmaya bırakıyorsunuz. Parmak boyası kullanılması tavsiye ediliyor. Donmuş boyanın erirken dağılmaması önemli. Burada da boyanın kıvamı önemli. Ben ELS parmak boyalarını kullandım ve sonuçtan da çok memnun kaldım.
Elimde bu ince çubuklardan vardı ama biraz daha kalın olsa daha sağlam dururdu diye düşünüyorum. 
Boyaları ilginç bir şekilde görmek tabii ki minişimin ilgisini çekti. 
Önlüğünü taktık, başladı serbestçe boyamaya.


Ellerini bulaştırmadan boyamak isteyen minişler için de ideal. 

Gerçi benim minişim artık boyalara dokunmayı hatta kendini de boyamayı seviyor. Zaten boyama etkinliğimiz, kağıttaki boyaları eliyle yayması ile son buldu.

Boyama yaparken yanında olup, hissettiklerini sormak, duyusal bir etkinlik yaparken hislerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Ayrıca buz, erime, katı, sıvı gibi kavramları anlatırken, deneyerek öğrenmelerine de katkı sağlar.

Bir ara minişi yalnız bıraktım. Döndüğümde en çok hoşuma giden şey de boyadığı kağıtları, tıpkı benim yaptığım gibi duvara asmaya çalışmasıydı. Demek ki yaptığını beğenmiş :))))

Çok eğlenceli, hemen deneyin. Denemelerinizi de paylaşın olur mu?

Sevgilerimle.... 

Gitar, Kazoo ve Kammipill...

4 Yorum
Bu bir gitar. Hem de yapılması son derece basit, çıkan sesi şaşırtıcı bir oyuncak gitar. Tek yapmanız gereken kalın bir kartona lastikleri sarmak. Kartonu gitar şeklinde kesmek. İşte bu kadar.  
İçine de eski bir CD bulup yapıştırdım. Gitara daha çok benzedi sanki .))))))
Çok da sevdi. Birlikte çaldık, söyledik.


İpek'im diş buğdayında bir müzik CD si seçmiş, seçimini önceden belli etmişti. Şaka bir yana, müzik ve ritme karşı ilgisini gördükçe etrafında daha çok müzik aleti bulundurmak gerektiğini düşündüm.

Ve bu da bir kazoo. Kağıt rulonun bir ucuna yağlı kağıdı lastikle geçiriyorsunuz. Ucuna yakın bir yere de ufak bir delik açıyorsunuz. Üfleyerek ses çıkarıyorsunuz. Küçükken tarakla buna benzer bir ses çıkarırdık. Mutlaka yapanlar vardır. Tarağın arkasına bir kağıt parçası koyarak üflerdik. İşte burada çıkan ses de ona benziyor. 

Bir de bu aletlerin yanına daha önce yapmış olduğumuz rain stick  i koyarsak yavaş yavaş ufak çaplı bir orkestramız hazır demektir. 

Şimdi ise bateri ya da davul seti yapmayı planlıyorum. Minişim bir oyuncakçı dükkanında gördüğünde bayılmıştı. Madem ki bu kadar sevdi, biz de evde yaparız diye düşündüm. 
Yakında yapar paylaşırım umarım.

Herkese müzik dolu saatler.....