Pegasus'tan Müthiş Doğum Günü Sürprizi

1 Yorum
Düşününce biz annelerin hayatta en çok heyecanlandığı ve hiçbir zaman da unutmayacağı (unutmak da istemeyeceği) an, bebeklerimizin doğum anıdır! Doğumda bebeğimin ilk defa ağlarken çıkardığı ses hâlâ kulaklarımda. :)

Doğumdan sonra yüzlerine her baktığımızda bu heyecanın onlarla birlikte hızla büyüdüğünü de hissederiz. Bu yüzdendir ki bebeklerimizin doğum günleri hem onlar hem de bizim için çok önemli! :)

Pegasus bu heyecanımızı görüp yaşadığımız bu mutluluğu daha da artırarak çocuklarımızın doğum günlerini uçaklarında kutlamaya başladı! Hem çocukları hem de bizi çok mutlu ediyor!

Tüm anne babalar bu videoyu izlemeli. :) http://youtu.be/hKi6S_iZxLM




Bir boomads advertorial içeriğidir.

Oyun Hamuru, Pipet, Harfler...

2 Yorum

Oyun hamurlarıyla harf etkinliğini daha önce kidsactivitiesblog'ta  görmüştüm. Harfleri tanımaya ve harflerle ilgilenmeye başladığından biz de artık etkinliği yapalım bakalım dedim.

Oyun hamurunu biraz açtım. Üzerine ince bir çubukla harf çizdim. Önceden kesmiş olduğum pipetleri de çizgi üzerine yerleştirmesini istedim.


O ise pipetleri harf gibi çizgi üzerine yerleştirmektense hamura gelişi güzel batırmak istedi. Böyle eğleniyorsa tamam dedim ve pipetleri istediği gibi batırması için bıraktım.


Sonra aklıma oyuncak hayvanlarının ayak izini hamura çıkarmak geldi. Bu etkinliği de bir kaç blog sayfasında görmüştüm. Önce ilginç gelir gibi oldu. Ama sonra yine pipetlerine döndü.


Hamurlarla sık sık oynuyoruz nasılsa. Bir ara belki tekrar ederiz. Sizlere de fikir olsun istedim. 

Mutlu oyunlar.....

Sağlıklı Gıdalarla Buluşma

2 Yorum
 Kar birden olanca hızıyla yağmaya başlamıştı. Bir an gidip gitmemek için tereddüt ettim. Ancak gerek karda dışarıya çıkmanın verdiği keyif, gerekse gideceğim yerin güzelliği ve seminerin önemi beni yeniden harekete geçirdi. Dün o güzel karlı sabahta  "Tarladan Sofraya" atölyesi için Happy Nest'teydim. Bu kez de "Geleneksel Pazar" ı ve Genel Müdürü Mehmet Kurucu'yu davet etmişlerdi. Geleneksel pazarın ne olduğunu, ürünlerini kimlerin ürettiğini, ne kadar doğal olduklarını, ürün analizleri ve kriterlerini dinleyip sorularımızı sorduk. Hem de dışarıda yağan karın manzarası ve enfes hazırlanmış olan masanın eşliğinde sıcak bir sohbet havasında.
Mehmet Bey ürün güvenliğinin analizlerle sağlandığını ve tüm üretim ve analiz belgelerine www.gelenekselpazar.com internet sitesinden ulaşılabileceğini söyledi.Tarımsal üretimde tohumun genetik yapısına, GDO ve Hibritleşme benzeri müdahalelerde bulunulmamış olmasına, geleneksel yöntemlerle elde edilmiş olmasına titizlikle dikkat ettiklerini belirtti. Kimyasal zehirler, kimyasal gübrelerin kullanılmasına izin vermediklerini söyledi. Ürünün tarladan sofraya gelene kadarki süreçte ürün sıhhatine olumsuz etki edebilen rafinasyon, kimyasal filtrasyon, radyoaktif ışınlama, UHT vb. zararlı endüstriyel işlemlere maruz kalmamasını savunduklarını, ürünün içeriğinde doğal ve sağlıklı olmayan kimyasal katkılar bulunmamasına özen gösterdiklerini ve bu sebeple sınırlı sayıda üreticiyle çalıştıklarını ifade etti.

Her şey o kadar mükemmel görünüyordu ki - too good to be true-diye bir deyim vardır İngilizcede, (gerçek olamayacak kadar iyi) sanki bu zamanda mümkün olamayacağını düşünüyorsunuz. Hani bazı insanlar vardır ya baktığınızda ve konuştuğunuzda nasıl biri olduğunu anlarsınız.  Mümkünü yok bu adam yalan söyleyemez dersiniz. İşte Mehmey Bey için de benzer şeyler söyleyebiliriz. İşini ne kadar önemsediği ve kılı kırk yaran bir anlayış ve titizlikle bu işi yaptığı her halinden belli oluyordu. Üstelik son derece şeffaf olduklarından ürünlerinin her türlü arkasındalar. Zaten sevgili Gülden Kılınç Doğan da denetimini yaptığını, bize önceki seminerde anlatmıştı.
Seminerde sunum için hazırlanmış soframızda öyle lezzetler vardı ki, sağlıklı olan lezzetsiz olur fikrine inanan varsa buyursun tatsın. Ekmekleri, zeytinleri, mercimek unlu çorbası, fındık ezmeli pekmezi ve kızımın bayılarak yediği pekmezli lokumuyla her ürün kendine has ve mis gibiydi. Hem de ne yediğimizi bilerek gönül rahatlığıyla yeyip çocuğumuza da yedirebileceğimiz gıdalar.




Ürünleri arasında süt ve süt ürünleri bulundurmamaktaki sebepleri ise, işlerini ne denli hassas ve detaycı olarak yaptıklarının göstergesi. Bu ürünlerin yetiştirilmesi ve üretilmesi aşamasında türlü engeller çıkıyor karşılarına. Hayvanın yeminden tutun da ürünün üretim ya da tüketiciye ulaşım aşamalarında karşılaşılan eksiklikler sebebiyle henüz bu işe giremediklerini anlattı. O kadar çok şeye dikkat ediyorlar ki, henüz beklentilerini karşılayacak bir üreticiye rastlamamışlar. Çünkü Mehmet Bey, özel üretim sağlayabileceği kişilerle ve yerlerle çalışıyormuş. Henüz yeni sayılırlar. Bence ilerleyen zamanlarda ulaşabildikleri kadar yerel üreticiye ulaşıp aradıklarını bulacaklarına ve ürün yelpazesini genişleteceklerine inanıyorum.

Benim burada anlattıklarım kişisel gözlem ve edindiğim bilgilerle sınırlıdır. Ancak bu konuda ne kadar hassas olduğumu bilen bilir. Dolayısıyla çocuğuma yediremeyeceğim hiç birşeyi tanıtmak ve anlatmak istemem. Ama istiyorum ki daha çok insan bilinçlensin ve sorgulasın ki, tüm gıda üreticileri gereken hassasiyeti göstersin. Ayrıca böyle girişimcileri destekleyerek bu şekilde devam etmelerini  ve çoğalmalarını sağlamalıyız diye düşünüyorum. Ancak şöyle bir inanış var bir çok insanda. Nasıl güveneceğiz, hiçbir şey güvenilir değil, sertifikalar sahte, organik diye adlandırılanlar taklit...Bunları duyan ve izleyen insanlarda da haklı olarak güven kalmıyor. Bu bir yandan iyi bir şeyken aynı zamanda madem iyisi yok aynı şekilde devam edeyim bari mantığına getirebiliyor. Oysa ki esas amacımız araştırıp doğru olanı bulmak olmalı. Ben bir kaç tane buldum galiba. Geleneksel pazar da bunlardan biri oldu.

Hiç değişmeden devam etmesini, hassasiyetini ve gösterdiği özeni korumasını dilediğim Mehmet Bey'e, bizleri buluşturan seminerin moderatörü İpek Kuşçu'ya ve bu imkanı sağlayan sevgili Happy Nest e teşekkür ederim.

Önemli not: Seminer 3 Mart Salı günü tekrarlanacak. Yapılacak seminere ,çalışanları da düşünerek öğlen saati 12.00'de olmasına karar verildi. Takviminizi şimdiden ayarlayın. Sağlıklı gıdalarla buluşma fırsatını kaçırmayın derim.

Sevgilerimle....

Oyun Oynamayı Biliyor Muyuz?

Yorum Ekle
Günlerce önceden yerimi ayırttım bu seminer için. Ne de olsa konu beni gayet yakından ilgilendiriyordu. Oyun terapisi ya da oyun atölyesi. Tam da ihtiyacım olan şey. Şöyle ki kendimle ilgili bir türlü çözemediğim, hala içimde bir çocuk yaşattığım, oyun oynamayı çok sevdiğim halde, iş kendi çocuğumla oynamaya gelince neden bende ip kopar? Ne zaman benimle oyun oynamak istese -ki bu günün uyumadığı zamanların tamamında bana gelen bir taleptir-, bir telaştır alır beni. Ne oynayalım, o da ben de nasıl eğlenelim, diye düşünür dururum. Sıkıntım eminim ki davranışlarıma yansır ve dolayısıyla kızımı tatmin edemediğim bir oyun ilişkisi içine gireriz.

Bunun tam tersi olarak da onun için etkinlikler hazırlayıp sunduğumda, sanatsal bir faaliyet ya da outdoor etkinlikler yaptığımızda çok keyif alırız ikimiz de. Neden planlı etkinlikler hoşuma gidiyor da sıra oyun kurmaya gelince bende duruyor zihinsel ve bedensel faaliyetler? Ve fakat zamanımızın çoğu bu tür kurmaca oyunlarla geçiyor . İşte bu nedenledir ki bana lazım olan bir eğitim bu dedim ve büyük bir heyecanla seminerin olduğu Happy Nest'e gittim.


İlk olarak çember şeklinde oturup, semineri veren gelişim psikoloğu ve psikodramatist Sibel Hanım'ın rehberliğinde birbirimizle tanışma ve farkındalık oyunu oynadık. Herkes kendini tanıttıktan sonra kendinden önce gelenlerin anlattıklarından neleri hatırladığını söylüyordu. An da olmak ve anın farkındalığını bize gösteren oldukça ilginç hatta bol esprili bir oyun çalışmasıydı. Anda olmak ne demekti? Yaşadığımız anın farkında olup kendimizi tamamen verdiğimiz zaman an da oluruz. Başka düşüncelere dalmaz, ruhen ve bedenen orada oluruz. Bu farkındalığı geliştirebilirsek çocuğumuzla oyun oynarken tamamen kendimizi verebilmeyi ve o anda yaşamayı başarabiliriz. Böylece oyunun tadını çıkarmaya başlayabiliriz belki.

Daha sonra Sibel Hanım'ın pozitif enerjisiyle ikinci eyleme dayalı faaliyete geçtik. Ayağa kalkıp birbirimizle selamlaştık, tanıştık. Ancak Sibel Hanım bizden, bunu farklı bir biçimde yapmamızı ve oraya gelme sebebini söylememizi istedi. O anda oradaki coşkuyu görmeliydiniz. Herkes adeta çocuk olup şirin hareketlerle sarıldı tokalaştı, hopladı zıpladı ve gayet samimi içten bir ortam oluştu birden. Buradaki amaç da ortamı benimseyip rahatlamak ve yakınlaşmak dolayısıyla da yapılacak paylaşımları kolaylaştıracak olmasıymış. Bu noktada da dokunmak çok önemli. Çocuğumuza ne kadar sıklıkla dokunursak o kadar güvende olmasını sağlarız. Kendini rahat  ve güvende hisseder. Bu da kendisini ifade etme kolaylığı sağlar. Örneğin çocuğun herhangi bir korkusu, rahatsızlık duyduğu bir konu varsa, oyunla açığa çıkabilir. Biz de öğretmek ya da açıklamak istediğimiz bir şeyi oyun yoluyla verebiliriz.

Başka Neler Öğrendik?

Oyunun Gücü ve Katkıları:

Oyun, çocuğun kendini ifade edebilmesini, çevreyi keşfetmesini, etkili öğrenmesini sağlayan bir alandır. Çocuk içinde yaşattığı stresi giderebilmek için oyun oynar ve rahatlar. Deneyerek yeniden öğrenir.

Oyuncak seçimi nasıl olmalıdır?

Oyuncak seçimi, çocuğun yaş gelişim özelliklerine uygun olmalıdır. Çocuk içinde bulunduğu yaş döneminde edindiği becerileri geliştirecek olan oyuncaklara daha eğilimlidir. Çünkü aslında her yeni edindiği beceri onun için bir oyundur. Yaş grubu sadece çocuğun ne oynayacağını değil aynı zamanda nasıl oynayacağını da belirler.Bir iki yaşlarında tek başına oynayan, diğer çocukları seyreden çocuklar, iki üç yaşına geldiklerinde yan yana ve kendi oyuncaklarıyla ya da oyuncaklarını paylaşarak oynarlar.
Bu sırada katılanlardan bir soru geldi: "Çocuğuma oyuncak silah almama kararı aldım ve bu kararımı ona da söyledim. Benimsedi. Acaba doğru mu yaptım, yönlendirme yapmış olmam hata mı?"
Sibel Hanımın cevabı ise şöyleydi. "Aldığınız karar yanlış değil ama çocuklarımızı hayattaki tüm kötülüklerden uzak tutamayız. Ayrıca çocuk istemeden aklına bu fikri sokmuş olabiliriz. Çocuk bu oyuncağı istediğini dile getirirse, önce bir sebebi var mı diye bakılmalıdır. Sonra da duruma göre almakta bir sakınca yok." dedi. Ancak hiçbirimiz oyuncak silaha sıcak bakmadığımız için gerek olmadığına kanaat getirdik. Ama çocuğuna oyuncak silah alanlar için de bu açıklamayı yapmak ve varsa bir rahatsızlıkları bu konuda bilgi vermek istedim. Tabii yine silahın sakıncalı yönleri anlatılarak.

2-4 yaş arası

Bu dönemde çocuk dünyayı, yaşantıları ve yaşantılarının sözel ve hayali oyunlarla tekrarı sayesinde öğrenir. Dikkat süresi kısadır ve yönlendirilmediği takdirde yaptığı etkinliği sık sık değişir. Bağımsızlık duygusu gelişmeye başlar ve herşeyi kendi yapmak ister. Bu durum kendi yeteneklerine güvenmesini sağlar. Çevreye olan merakı hala devam etmektedir. Çevreyi kendine özgü yollarla keşfederken yetişkinlere sık sık sorular sormaya devam eder. Yaşadığı dünyayı keşfederken onunla uyum sağlamayı da öğrenir.

Burada bir çok annenin yaptığı hata, çocuk bir şeyleri öğrenmek için keşfederken ona engel olmaktır. Bu da nasıl olur? "Aman ona dokunma, oraya yaklaşma, eline alma..."gibi uzaklaştırmalarla keşfine ket vurarak. Elbette çocuğun belli sınırları olmalıdır ve bu sınırlar ve kurallar çocuğa anlatılmalıdır. Ama mümkün olduğunca merakını gidermesine yardımcı olunmalı, yasakların sayısı da sınırlı tutulmalıdır. Çocuğun kendine güveni ve bağımsızlık duygusu beslenmelidir. Çocuklar 2-3 yaşına kadar annelerine ya da bakan kişiye bağımlıdır. İhtiyaçlarının hepsini göremez ve yardım alır. Ancak kendi yapmayı istediği zaman fırsat verilmeli, gereken sabır gösterilmelidir ki kendi yeteneklerine güvensin.

4-6 yaş arası

Bu dönemde çocuk ilk defa plan yapmayı öğrenir. Bu yaşlarda diğer insanların duygu ve düşüncelerinin farkında olur. Kendi davranışlarının başkalarını etkileyeceğini düşünür.

Oyunda anne baba tutumları

Çocuklarının gelişiminin farkında olmaları
İsteklilik oluşturacak
merak uyandıracak
Bağımsızlığı destekleyecek
Özgüveni geliştirecek
Demokratik bir tutum sergilemeleri
Güven verici ortam sağlamaları
Dikkat ve ilgiyi arttıracak tavır ve yaklaşım sergilemeleri gerekir
Böylelikle mutlu ve sağlıklı çocuklar yetiştirmeleri mümkün olur.

Basit ama eğlendirici oyuncaklar yaratıcılığı ve aktif bir uyarı olanağı sağlar. Örneğin evde bulunan kaplar makaralar ve hamurların tümü çocuğa istediği gibi şekillendirebileceği bir oyun ortam sağlar.
Çocuk bu ortamda aslında kendi kişiliğini biçimlendirir. Su kum toprak çamur ve boyalar çocuğun dış dünyayı tanımasına ve deneyim kazanmasına neden olur.

Uygulama

 İşitsel ve görsel oyunları deneyimleyerek, öğrenmeyi öğretirken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bizzat deneyimledik. Basit bir oyuncağı farklı öğrenmeler için yaratıcı tarzda nasıl kullanabilirizi gördük. Hatta burada konu mankenimiz İpek'ti. Seminere onu da getirmiştim. Sibel hanım İpek le oynadığı oyunlarda dikkatimizi bazı noktalara çekti. Örneğin ilk olarak dikkatini çekici sözler ve davranışlarla merak uyandırılabilir. Coşkulu bir biçimde oyun kurulur. Sorulan sorular ve yapılacak yönlendirmelerle ilgisi ayakta tutulabilir. "Kim gösterebilir, kim bulabilir, bakalım bulabilecek misin" tarzında cümlelerle heyecan duyması sağlanabilir.



Bütün bunları yaparken çocuğumuzla oyunumuza dair ilişkimizdeki dinamizmi ve eksik yanlarımızı  keşfederek, elde ettiğimiz  kazanım anahtarlarımızı alarak oyun dünyamızda yeni kapılar açtık.
Son etkilikle de psikodramatik bir oyunla çocuğumuzun yaşına dönüp onların kimliklerine bürünerek, kendimize mektup yazdık. Burada da amaçlanan çocuklarımızın bakış açılarıyla kendimizi görebilmek ve yaşadığımız kaygıları keşfetmekti. Kendi adıma bu çalışmada bazı farkındalıklar geliştirdiğimi söyleyebilirim. Üzerinde düşünmem gereken beni bağlayan ne varsa çözmem gerektiğini düşündüm.

19 Şubat Perşembe günü Sibel Aslantepe'nin "Mutlu Anne Mutlu Çocuk" seminerinde de bu sorularımın yanıtlarını bulacağımı düşünüyorum.

Mutluluk ve oyun oynama zevki hayatınızdan eksik olmasın. Sevgilerimle...


Korku, Üzüntü, Dehşet, Endişe...

Korku, Üzüntü, Dehşet, Endişe...

2 Yorum
Bu yazıyı dün yazmış yayınlayamamıştım.


Bugüne sevgi ve sevgililer günü diye bakamıyorum. En azından bu ülkede bakamıyorum. Her üzücü bir haber daha aldığım gün kahroluyorum. Korkuyorum. Canım yanıyor. Neden bu kadar çok çocuk ve kadının canına kıyılıyor.

Bu gece kızımı uyuturken uzun süre yanından ayrılamadım. Yanımda olduğuna şükrettim. Yarın öbür gün yanımda olmayınca ben nasıl rahat nefes alacağım? Ben neye, kime güvenip kızımı yanımdan ayırabileceğim?

Annemin yıllarca benimle ilgili endişe ve kaygılarını daha iyi anladım. Annemin sözleri hiç çıkmazdı aklımdan. Tedirgin olurdum ben de girdiğim her farklı ortamda. Hiç bir yerde yalnız kalmamaya gayret eder, şüphelendiğim bir durum olsa kalabalığa yönelirdim. Kimselere güvenmez, kendimi koruyabileceğimi sanırdım. Annem ise hep en kötüyü düşünür, kendime güvenmekle bitmediğini söylerdi. Ne kadar haklı. Zalimlerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Hem de zalimliğin yanlarına kaldığı, hak ettikleri cezaları bu dünyada ve maalesef bu ülkede bulamadıklarını görüyoruz.

Gözüme uyku girmiyor düşünmekten...Geleceği düşünerek korkmaktan...

Bir ömür çocuğumuzu koruyup kollayamaz onları sırça köşklerde yaşatamayız ama bir şeyleri değiştirebilmeliyiz.

Kaç kadın kaç çocuk daha katledilecek? Bu vahşeti izleyenlere soruyorum, bu kadar ciddi bir toplumsal sorunu çözmeye yönelik büyük adımlar ne zaman atılacak?

Tecavüze neredeyse çanak tutup kadını suçlayan zihniyetler, çocukların da başına geldiğinde yine suçludan yana mı olacak?

Nedir bu açlık, bu hastalıklı ruha sahip insanın sebebi, cana bu kadar kolay kıyan canavara bu kolaylığı veren şey ne?

Durup düşünüyor mu yönetenler yöneticiler ki bu toplumun bu kadar bozuk kişilikli olmasındaki sebebi?

Kimse çıkıp üzüldüğü demeçlerini vermesin. Elinde kanunlar koyma, kaldırma yetkin varsa, halkını koruyup kollayacağına, güven içinde yaşatacağına dair gerekeni yapacaksın. Cezalar mı getireceksin, insanını doğru düzgün mü eğiteceksin...ne yapacaksan bir yolunu bulacak, kimsenin özgürlüğünü elinden almadan, kimsenin kimseye bu caniliği yapmasına izin vermeyeceksin

Eğer zaten bir kaos ortamında yaşayacak, orman kanunlarının geçerli olduğu bir dünya egemen olacak, kimsenin hakkına sahip çıkılmayacaksa neden bir düzen altında yaşıyorum ki ben? Neden bir toplum içinde yaşadığımızı sanıyoruz ki?

Mağaralara dönelim o zaman. Hiç olmazsa kural düzen olmadığını bilir, hayvanların korunma ve hayatta kalma içgüdüleriyle davrandıkları gibi davranır, mutlu mesut yaşarız belki .

Allah çocuklarımızı, kadınlarımızı korusun. Ne yazık ki işimiz yalnızca duaya kalmış.

Sevgi Ya Da Sevgililer Günü'ne Özel

2 Yorum
Yaklaşan sevgililer gününe özel etkinlikler yapıyoruz bu ara. Pinterestte gördüm ve yaptık.
İpek'in el izini çıkardık bir kağıda.
Üzerine evalardan yaptığımız kalpleri yapıştırdık.
İpek yapışkanı sürdü, diğerlerini de yapıştırdı.


El ağacımızın dik durup daha iyi görünmesi için, bir kutuya yapıştırdım. 

Elin kalan kısmını da boyadık. 
İşte İpek'in elinden bir dolu kalp.
Belki bir kart üzerine de yapıştırılıp, hediye olarak verilebilir.

Ve bu da diğer kalpli çalışmamız. Renkli kağıtları kalp şeklinde kesiyorsunuz. Ya da benim gibi elinizde yalnızca beyaz kağıt varsa, kırmızıya boyuyorsunuz. Hatta ben İpek'e boyattım. Daha çok onun elinden çıkmış gibi oldu böylece. 
Kestiğiniz kalpleri, kağıt tabağın üzerine yapıştırıyorsunuz. Bir de oynar göz takıp balığın şeklini oluşturuyorsunuz. Son olarak da renkli pullarla süslüyorsunuz.









Bizden herkese sevgi dolu kalpcikler.
Sevgiyle kalın.



Maşukiye'de Bir Gün

6 Yorum
Maşukiye'nin ismi, aşık anlamına gelen maşuk tan geliyormuş. Maşukiye her mevsim ayrı bir güzelliği yansıtan doğasıyla bu ismi hak ediyor doğrusu. İstanbul'a yakın, huzurlu, bol oksijenli, bana göre çok özel bir yer.

Buraya seneler önce ilk gelişimizde, hayran olmuş, 3 gün konaklamamız neticesinde kendimi yenilenmiş hissetmiştim. Geldiğimden çok daha farklı bir ruh haliyle dönmüştüm. Biraz gergin günler yaşıyordum. Psikolojik olarak zayıf hissettiğim bir dönemdi. Maşukiye bu kısacık zaman diliminde bana ilaç olmuştu. O yüzden ayrı bir değeri vardır benim için.

Bu kez de kızımızla birlikte gittik. Onu da Maşukiye ile tanıştırmak istiyordum. Havanın şansımıza pırıl pırıl ve sıcak olması, dışarıda geçirebileceğimiz daha uzun vakit anlamına geliyordu.

Yola 12.00'de çıktık. İpek yolda giderken arabada uyudu. Vardığımızda saat 14.00 olmuştu. İstanbul trafiğinden çıkmamız uzun sürdü. Yoksa 1 saat 15-20 dakikada gidilebilir. Yemek yemek üzere "Saklı Vadi" denen içirisinde bir çok restoranın olduğu yere gittik. İlk karşımıza çıkan restoran olan "Değirmen"e girdik. O kadar acıkmıştık ki menüde ne varsa isteyecek haldeydik. Siparişleri verdik.
Sipariş gelene kadar da dışarıda biraz gezip dolaştık. Doyum olmaz muhteşem manzarayı seyre daldık.

Ardından içeriye girdik ki sıcacık soba yanıyor ve içeride mis gibi bir koku.
Sebebi ise üzerinde yanan fındık kabukları
Her gelişimizde yediğimiz kiremitte kaşarlı mantar acilen geldi :))
Ve sonra diğerleri. kiremitte alabalık, kiremitte köfte ve salata.
Yemek sonrası soba üzerinde demlenen çayla ziyafeti sonlandırdık.

Ardından kar eğlencesi için Kartepe'ye çıktık.


Minik kuş karın tadını çıkardı. Çok sevdiği "Gece Bahçesi Kar Yağıyor" kitabını canlandırdık. Biz de ayak izlerimizi bıraktık.

Dönüş yolunda da çay molası için, biraz da İstanbul'a trafik saatinde girmemek, vakit geçirmek için başka bir yere uğradık. Eskiden geldiğimiz çok şirin bir yer vardı. Kapanmış, daha doğrusu el değiştirmiş. Biz de değişen eli beğenmedik ve başka bir yer bulduk. Demlikle çay veriyorlar burada. E bizim de zamanımız var nasılsa. İş İpek'i oyalamaya kalıyordu. Çıkartma kitabıyla onu da hallettik kısmen. 

Saat 19.00'da geri dönmek üzere yola çıktık. Ve fakat İstanbul'um halen daha o sıkışık trafikten kurtulamamış, bize gezmenin burnundan gelmesi halini yaşatmıştı. 

İşin iyi yanı, eve varınca İpek'im uzun süredir yaşamadığımız 15 dakika gibi kısa bir zamanda uyumasıydı.

Eğer gitmediyseniz, kesinlikle gidip görmenizi, gördüyseniz de tazelenmek ve biraz nefes almak için yeniden uğramanızı tavsiye ederim.

Tiyatro Deneme (2) "Karlar Ülkesi"

2 Yorum
Ben galiba fazla sabırsızlanıyorum kızımı tiyatroya götürmek için. Ben çok seviyorum ya herhalde bu zevki onunla paylaşmak, erken yaştan itibaren de o alışkanlığı kazandırmak istiyorum. 2 yaşından itibaren denemeye başladım. Aslında 2 yaşa uygun oyunlar vardı. Yerleri bana uzaktı ve vakitleri uymuyordu, o yüzden götüremedim. İlk denemem Jurassic Adventures olmuştu. Dinazorları sevmesine rağmen içeride 10 dakika durabildi. Gerçi 3-4 yaşından itibaren tavsiye edilen bir gösteriydi. Hata bendeydi sanırım.

Bu kez de Zorlu Center da oynayan "Karlar Ülkesi" ne götürdüm. Daha soft bir oyun olacağını düşünmüştüm açıkçası. Yine 3.5-4 yaş öneriliyordu. Ama gişe görevlileriyle konuştuğumda çocuğa bağlı olarak değişir. Eğer içeride duracağını düşünüyorsanız getirin dediler. Bilmiyordum, emin değildim ama yine  de denemek istedim
.
                                             Önce oyun grubundan arkadaşlarımızla buluşup kahvaltı ettik.
Minikler kendi aralarında eğlendi.

Dans etmeler, koşturmalar... 


Mama sandalyesini otopark yapıp oynamalar 
Daha sonra saat 12'de başlayacak oyun için aşağı indik.
Heyecanla oyunun başlamasını bekliyorduk. Tabii böyle oturarak beklemiyorduk. İpek önde ben arkada salonu karış karış dolaştık. 
Oyun başlayınca önce bir meraklandı bizimki. Hemen ardından "Çıkalım" demeye başladı.  
Sonuç 15 dakika sonra kendimizi dışarıda bulduk.  

4 yaş için belki ilgi çekici olabilir ama İpek'in ilgisini çekmedi. Ne yalan söyleyeyim açıkçası ben de pek beğenmedim. Fazla gürültülü, bağırtılı bir oyundu bence. Bir ara hayvan kostümlü oyuncular çıkınca sahneye, ilgilendi kızım. Ayı ve geyik sevimliydi.
.
Bir dahaki sefere tam onun yaşına uygun oyun seçip deneyeceğim. Çünkü tiyatroyu seveceğini düşünüyorum. Yok valla zorlama gibi bir amacım olmaz hiç bir zaman. Ama öyle bir iki denemeyle de yılmayı düşünmüyorum doğrusu. Hem henüz yaşına ve zevkine uygun bir oyun bulamamışken varılacak bir yargı yok ortada.

İzlemek isteyenlere iyi seyirler ve bol tiyatrolu günler dilerim.

Buz Ve Balon

2 Yorum
          Bu sadece bir deneydi. Fikir tomtomella.com blog sitesinden. Görüntüsü çok hoşuma gidince ben de deneyeyim dedim. Su balonlarının içini suyla doldurdum ve içine gıda boyası attım. Sonra da buzluğa atıp dondurdum. Donduktan sonra balonları keserek çıkardım. İlk gördüğünde balon mu buz mu diye şaşırdı. Dokunmak istedi buz hissi hoşuna gitmedi. Fazla ilgilenmedi. Biz de kenarda erimeye bıraktık.
Erimeye başladıkça geçirdiği değişim ilginç geldi. Biz de oturduk inceledik. 

Daha sonra da elde ettiğimiz renkli suyla oynadık. Kağıt peçete atıp renk almasını seyrettik. Bu kısım daha çok hoşuna gitti. Ancak  fotoğraflayamadım. Nedense ben de oyuna dalmışım. :)) 

Belki buz balonlarla farklı fikirler de üretilebilir. Var mı fikri olan?