2 Yaş Sendromu ya da Dönemi (Terrible Two)

2 Yorum
             Şu meşhuuuur "terrible two" dönemi geldi de çattı. Namı diğer 2 yaş sendromu. Aslında sendrom kelimesi, hastalık ve bozukluk gibi durumlarda kullanılan bir kelime. O yüzden ben buna hastalıklı bir dönemmiş gibi bakmak istemiyorum. 2 yaş dönemi diyebiliriz o halde eğer olağan durumlar yaşıyorsak. Yok eğer klinik değerlendirme gerektiren farklılıklar meydana gelmişse o zaman sendromdan bahsedebiliriz. Olağan durumlardan kastım, hemen hemen her çocukta görülen inatlaşma, bencilleşme, kendini merkezde görme, her şeye "hayır" diye cevap verme, sebepsiz öfkelenmeler gibi belirtiler. Klinik değerlendirme gereken durumlar ise, kendine zarar verecek derecede öfke, isyan, kimseyi istememe, hiç yemek yememe gibi durumlar sayılabilir.

            Bizim durumumuza gelince, bir buçuk yaşından itibaren değişiklikler ufak ufak başlamıştı zaten. Uykuda düzensizlikler ( gerçi bunun 17. ay bitiminde gündüz uykusunun ikiden bire inmesi ile de ilgisi var ), iştahta azalma, hırçınlıklar kendini gösteriyordu. 20 ve 21. aylarda inatçılık ve huysuzluk tavan yaptı. Ne istediğini bilmeme ve bundan ötürü ağlama gibi haller gelişmeye başladı. Oyuncaklarını paylaşmak istemediği gibi, parktaki bütün çocukların oyuncağına talip olma durumları, her şeye itiraz etme ve hiç ama hiç sağlıklı bir şey yemek istememe. ( Bu dönem beyaz gıdalara yönelme dönemiymiş.)

          Peki ben bu tür öfke nöbetleriyle nasıl başa çıkmaya başladım?
          Bu konuda severek okuduğum kitaplardan olan "Mahallenin En Mutlu Yumurcağı" sık sık başvurduğum kılavuz bir kitap oldu benim için. Çok daha önce okumuş, nereden, ne şekilde yararlanmak gerektiğini kabataslak olarak not etmiştim. Kitapta ilk bölümde, 1-4 yaş arası çocuklarla tarih öncesi ilk insanların benzerlikleri anlatılıyor. Yazarın bu komik ama akılcı benzetmedeki amacı, çocuğunuzla kuracağınız iletişimde onu daha iyi anlamaya ve bunu yansıtmaya yönelik bilgiler vermek. İkinci bölümde ise çocuğunuzla kuracağınız özel bir  iletişim dilinden bahsediliyor. Bu iletişim yöntemi, disiplin sağlamanın, işbirliği yapmanın,  çocuğunuzun kendini güçlü ve özgüvenli hissetmesini sağlamanın yollarını gösteriyor. Son bölümde de belli başlı  sorunlara değinip, yöntemin uygulanabilirliği anlatılıyor.

         Dr.Harvey Karp kitabında, "Çocuğunuzun sizi anlamasına yardımcı olmak için onun dilinde konuşmanız gerekiyor" diyor. Bunu da "yumurcakça" tabiriyle ifade ediyor. Ve diyor ki;
         1- Önce çocuğun söylediklerini ya da konuşamıyorsa söylemek istediklerini tekrar edin.
         2- Bu mesajı yüzünüzü, sesinizi, kalbinizi kullanarak samimi bir şekilde tekrarlayın.

        Kullanacağınız bu dil sayesinde çocuğunuzu anladığınızı göstermiş, onun duygu ve düşüncelerine saygı duyduğunuzu hissettirmiş olacaksınız. Böylelikle hem sakinleşecek, hem de size daha fazla saygı duymaya başlayacak. "Sen bana saygı gösterirsen, ben de sana gösteririm" diye düşünecektir.

        Kitabı okuduktan sonra taktikleri uygulamaya başladım. Çünkü genelde başvurulan mantıklı konuşma, dikkatini dağıtma, teselli etme gibi yöntemler her zaman işe yaramıyordu. Daha doğrusu bu yöntemleri kullanmanın da bir zamanı vardı. Ancak öncelikle onu anladığınızı göstererek ne istediğini tekrar ettikten sonra ilgisini başka yöne çekebiliyorsunuz. Aksi takdirde o kendi isteğinde ısrar edip sizi dinlemiyor bile.

        Gerçekten de bu uygulamayla birlikte sorunları çözmede %80 başarı sağladığımı söyleyebilirim. Geçenlerde arabayla 1.5 saatlik uzaklıkta bir yere gezmeye gitmiştik. Orada çok güzel eğlendi. Dönerken kesinlikle arabaya binmek istemiyordu. Ağlamaya başladı. Kendisini araba koltuğuna yerleştirmemize izin vermiyordu. Hemen ona" Gitmek istemiyorsun, arabaya binmek istemiyorsun. Haklısın. Burası güzeldi. Seni anlıyorum" cümlelerini bir kaç kez yüzüne bakarak söyledim. Sihirli sözcükler işe yaramış ve durmuş beni dinlemeye başlamıştı. ( Kimi zaman bunu bir kaç kere yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. Sizi hemen duyamayabiliyorlar.) İlgisini çekmeyi başardıktan sonra "Ama şimdi eve gitme vakti geldi. Daha sonra bir gün tekrar gelebiliriz" ( Mantıklı konuşmaya geçiş) "İstersen eve gidince birlikte boyama yaparız." ( İlgisini başka yöne çekme) Sonuç: Kızım sakinleşti. Koltuğa oturmaya razı oldu. Yolda giderken de gördüklerimiz hakkında konuşmaya devam ettik. Bir başka sefer, yine bir huysuzluk nöbetinde olup banyoya girmek istemiyorken, "İpek banyoya girmek istemiyor, kıyafetleri çıkarmak istemiyor. Haklısın canım. Seni anlıyorum. Gel o zaman bebeğimizi yıkayalım. Bu sırada eğer istersen sen de onunla yıkanabilirsin" dedim. Böylelikle yapmak istediğim şey şuydu. Öncelikle onu duyduğumu,  hislerine saygı gösterdiğimi belirtmek. Ardından ilgisini başka yöne çekerek pazarlık yapmak. İnanın dinlediğinizi ve anladığınızı görünce sakinleşip işbirliğine hazır oluyorlar. Sonuçta banyosunu sorunsuz bir şekilde yaptırmış, uyku öncesi gerginlik yaşamamıştık.

          Yöntemi uygulamaya geçmeden önce bilinmesi gereken noktaları şöyle sıralayabiliriz:
    1- Kısa cümleler kurmak (Çocukların sabrı mutsuzken daha da azalır)
    2- Tekrar etmek (Gerçekten onu anladığınıza ikna etmek için)
    3- Doğru ses tonu (Çok yumuşak ses tonuyla konuşarak duygularını yansıtmış olmayız. Sakin ve ölçülü bir ses tonu olmalı)
    4- Mimikler ve vücut dili (Konuşurken çocuğunuzla aynı hizada veya daha alçakta olmak önemlidir. İlginizi ve saygınızı göstermek için yüzünüzü ve vücudunuzu kullanmanız gerekir. Çocuklar sözsüz iletişimde çok daha başarılıdır.)
  
         Çocuğumuzu anladığımızı göstermenin önemini anlatan bir başka örnek; Diyelim ki çocuk kafasını bir yere çarptı ve ağlamaya başladı. Çoğunlukla ne yapıldığını görürüz? "Tamam geçti" diyerek avutmaya çalışılır. Ya da karanlıktan korkan bir çocuğa"Korkacak bir şey yok ki ama "diyerek sorun yok sayılır. Peki sonuç ne olur? Çocuk daha çok ağlar. Sorunu daha çok büyür. Neden? Çünkü anlaşılmadığını ve duygularının önemsenmediğini düşünür. Halbuki uzmanlara göre böyle bir durumda önemli olan şey onun duygularına, acısına saygı göstermek, onaylamak ve daha sonra yapılacak konuşmaya geçmek gerektiğidir.

         Ben de İpek düştüğünde ya da bir yere çarptığında( ciddi bir durum yoksa) genelde görmezden gelirim. Hemen kalkar, kendisine bakıyor muyum diye kontrol eder. Baksam bile durumu abartmadan ne olduğunu, iyi olup olmadığını sorarım. Ağlıyorsa yanına gider, sarılır, öperim. Acısını anlayıp yanında olduğumu gösteririm. Durumu vahimleştirmek, acıyan bir tavırla yaklaşmak korkmasına ve kendisinin de olayı büyütmesine sebep olduğunu pek çok kez gözlemlemişimdir.  
     
         Kitapta anlatılan bir başka konu da çocuğunuz sinirli ise ve hırçınlık yapıyorsa, huzursuz ise, duygularını yansıtmasına yardımcı olmak gerektiği. Bunun için önerilenler de şöyle :
        1-Duygularını ifade eden sözcükler öğretmek.(Offf, o kadar kızdım ki kafamdan dumanlar çıkıyor, korkumdan kalbim küt küt atıyor...gibi.)
        2-Duygularını göstermenin  yollarını öğretmek. ( Ne kadar kızdığının resmini yapmak ister misin? ya da haydi beraber yastıkları yumruklayalım gibi cümleler) Bu tarz yaklaşımlarla çocuğun sakinleşme sürecinin hızlanmasına yardımcı olabileceğimiz vurgulanıyor.
      
         Thomas Gordon "Etkili Anne Baba Eğitimi" adlı  kitabında etkin dinlemenin öneminden bahsederken aynı noktaya parmak basmaktadır. Etkin dinleme yöntemi ile sadece küçük çocuklarla değil, her yaşta olan çocuğunuzla daha sağlıklı iletişim kurulabileceğini söylemektedir.
  
          Aslında sadece çocuklarla değil, hayatımızdaki tüm ilişkilerde uygulamamız gereken bir yöntem bu. Sıkıntınızı, derdinizi, sorununuzu birine anlattığınızda ilk olarak karşınızdakinin sizi dinlemesini istersiniz değil mi? Dinleyip anladığını gösteren paylaşımlar beklersiniz. Akıl verilmesi ve tavsiyeler ise daha sonra gelmelidir. O zaman kendinizi çok daha iyi hissedersiniz.

         Karşımızdaki kişiye değer verdiğimizi ve onu anladığımızı göstermek, çözüme ulaşmada atılacak en önemli adımdır. Tartışmalar bu sayede yön değiştirecek, konuşmalar daha yapıcı bir tarzla devam edecektir.

         Çocuğumuzla geliştireceğimiz bu iletişim yöntemi sayesinde, inatlaşmaların en aza ineceğini, sevgi ve saygının ön planda olacağını ve tüm bunların da çocuğumuza ve bize daha az mücadele, daha çok huzur getirebileceğini düşünüyorum.


     


2 yorum

Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler ... özellikle şu kısmı aynen yaşadıgımz bir dönemdeyi. ''20 ve 21. aylarda inatçılık ve huysuzluk tavan yaptı. Ne istediğini bilmeme ve bundan ötürü ağlama gibi haller gelişmeye başladı.''

Kısa kısa gecilen yazılar ve öneriler gayet mantıklı ve işe yaracagını düşünüyorum. Emeğine sağlık :)

Çok teşekkür ediyorum. Beni en çok motive eden bu yorumlar oluyor zaten. İşe yaramasını ve faydalı olacağını umuyorum. Sevgilerimle...

Yorum için açıklama