Çiftlikte Buluştuk

4 Yorum
           Adından anlaşılacağı gibi çiftlik gibi bir yere gittik bu hafta. Yerin adı da zaten Çİftlik Restoran. Oyun grubumuzla gitmeden önce ben bir kaç kez daha gitmiştim. Hatta ilk gidişim yıllar öncesine dayanır. O zaman gittiğimde de çok beğenmiştim yerini. Geçenlerde yine aklıma geldi ve kızımı da alıp gittim.
         Şehrin göbeğinde, hayvanları, yemyeşil doğası olan sessiz sakin bir köşe burası. Mekan geniş ve ferah. Çocuklar için tam bir keşif mekanı. İster gönüllerince yürüyüp dolaşsınlar, ister hayvanları izlesinler, isterlerse de oyun parkında oynasınlar, onlara hitap eden çok şey bulacaklar. İpek de hayvanları görünce oradan ayrılmak istemedi. 
 En çok da horozlarla ilgilendi. Sesleri pek bir ilginç geldi. Korktu mu sevdi mi anlamadım. :) 
Oyun parkında arkadaş buldu, eğlendi,
         

         Çocuklar için bu kadar uygun olduğunu da görünce oyun grubumuza birlikte gitmeyi önerdim.
Perşembe sabah 10'da mekanda buluştuk.
Çocuklar önce yürüdüler, gezdiler, sonra biraz oturup oynadılar.
Artık birlikte de oynuyorlar. Demek ki büyümeye başladılar.

Bulgur da kum işlevini görerek çok işe yaradı. 
         Hayvanlar yine ilgi odağı olmuştu.
İpek ile Can oyun parkında
Oyuncak atın üstünde Eymen şarkı söylerken
Pencereyi açma çekişmesi :)
En iyisi beraber açalım
İşte böyleee
İpek: Daniel bak dışarıda arkadaşlar var. Daniel come here and look at the friends outside.
Daniel: Öyle mi? Neredeler? Hmm .Where are they?
Daniel: Ee kimse yok? Ben bi çıkıp bakiim. There's nobody. I'll have a look.
İpek: Heeey bekle. Hey wait a second.
İşte Eymen ve Can da geldiler. 
 Biraz da salıncak keyfi. Eymen nasıl da poz veriyor canım.
Mekanın girişinde bir papağan duruyor. İpek ilgiyle izlerken. "Merhaba" diyor şirin şey. Ben de "İpek" dedirtmeye çalıştım. Sanki söyler gibi oldu ya da bana öyle geldi :)))


         Çocukların kendilerini oyalayabilecekleri ve tehlikesizce dolaşabilecekleri bir yer olması sayesinde rahatlıkla kahvemizi içip sohbet edebileceğimiz zamanlar yakalayabildik. 

Zaman yine çok çabuk geçti. Gitme vakti geldi. Öğlene doğru güneş kızgınlığını arttırmış, gölgede bile bunalır gibi olmuştuk. Sabah erken saatlerde gelmenin bir güzel yanı da bu zaten. Hem sakinlik hem de serinlik yakalayabilmek. 
Bu güzel gün için katılan arkadaşlara çok teşekkür ederim. 



Not: Burası Arnavutköy'de bir mekan.Yol tarifi iserseniz; tıklayınız.








           

Çocuk Nefes Yoga Ve Egzersiz

2 Yorum

           Hamileliğimin 16.haftasında hamile yogasına başlamıştım.  Çok severek ve isteyerek gitmeme rağmen, 20.haftada erken doğum riski sebebiyle bırakmak zorunda kalmıştım. Yani kızım yoga ile daha karnımdayken tanıştı. İpek 4 aylık olunca, ben tekrar evde yoga yapmaya başladım. Ne kadar erken öğrenirse o kadar iyi diye düşünerek bebişimi de yogaya dahil ettim. Bununla ilgili youtube dan bir kaç video indirdim. Ekran karşısında yapıyordum. Keşke devam edebilseydim. Ama olmadı. Şimdi ise hep yeniden başlama kararı alıp uygulayamıyorum. Bakalım bir ara becerebilirim inşallah.
           İpek biraz daha büyüdüğüne göre artık yogaya aktif olarak katılabilirdi. İlk adım, nefesini doğru kullanabilme. Aslında bebekler diyaframlarını çok iyi kullanarak doğru nefes alırlar. Bebek gün boyu yüksek sesle ağlasa da sesi bile kısılmaz. işte bunun sebebi tam kapasite kullanabildiği diyafram adalesi sayesindedir. Daha sonra ne oluyor da bebek, diyafram adalesini aynı başarıyla kullanamamaya başlıyor? Nedenini merak ettim ve araştırdım. Bilmek isterseniz buradan ve buradan okuyabilirsiniz. Diyafram kasını kullanma kapasitesini kaybetmemesi için de rehberlik etmek gerekiyor. Bu konu ciddi. Doğru nefes alımıyla hayatınız daha sağlıklı, daha olumlu ve sakin geçiyor.
         Yogaya başlangıçta da en önemli adım doğru nefes alma egzersizleridir. Yogaya eğlenceli bir başlangıç olarak öncelikle nefeslerinin farkında olmak için yapılan basit bir egzersiz örneği vermek istiyorum. Aynı zamanda eğlenceli bir aktivite. Bu güzel fikre burada rastladım.
          Pipetlerle pon ponları  üfleme.
Başlarda ne yapılacağını anlayamadı ama üfleyerek pon ponları yerinden oynatmayı başarınca pek keyiflendi.

Pon ponları nefesiyle gösterdiğim çizgiye kadar hareket ettirmesini isteyerek abarttığımın farkına vardım. İpek için bu kadarı fazla olurdu. Yerinden kıpırdatabilmesi ilk adımdı zaten. Pon ponları belirlenen hedefe ulaştırma ise daha ileri yaşta çocuklara yaptırılan bir aktivite. Odanın bir ucundan diğer ucuna üfleyerek hedefe ulaşma gibi örnekler var okuduğum yazıda. Türlü türlü oyunlar denenebilir. Çocuklar arası yarışma şeklinde oynanabilir. Kaç nefeste nereden nereye ulaştırabildiği birlikte sayılabilir.


Okuduğum bir kitapta çocuklarımıza nefes egzersizleri yaptırarak doğru nefes almayı bırakmamalarını sağlamamız gerektiği yazıyordu. Egzersiz sayesinde çocuklardaki stres, huysuzluk, sinir gibi sorunların üstesinden gelinebileceği de söyleniyor. Başlarda ne yapıldığının farkında olmayan çocuğun, sonra sonra alışkanlık haline getirip zor anlarında öğrendiği nefes tekniklerine başvurabileceği bilgisi kitapta yer alıyor. 

Diyeceğim doğru nefes alma ciddi ve önemsenmesi gereken bir konu. Yıllar önce aldığım tiyatro eğitimi sayesinde doğru nefes alma tekniklerini öğrendiğim ve artık otomatik olarak o şekilde nefes almayı bildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. 

Herkesin, yaşam kalitesini arttırmak için doğru nefes alma tekniklerini öğrenmesi ve uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Bizler bilelim ki çocuğumuz bebekliğinden beri zaten sahip olduğu doğru bilgiyi kaybetme dönemi geldiğinde onlara rehberlik edebilelim. 

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...



Çekiliş Vaarrrrr

Çekiliş Vaarrrrr

Yorum Ekle
             Temmuzda 1. yılını dolduracak olan sevgili blogum için bir kutlama programı hazırladım. Şahane çekilişler ve hediyeler olacak. Nereden başlasam diye kararsız kaldığım günlerden, yazmak için hevesle klavye başına oturduğum günlere geldim. Kendimce iyi diyebileceğim tıklanma sayısına ulaştım. Her şeyden önemlisi yaptığım şeye inandım ve yazmayı çok ama çok sevdim. Sizlerin de okumayı çok ama çok sevmesini istedim.
             Aslında jaleceanne'nin 1. yaş günü yazısını daha sonra yayınlayacaktım. O yüzden bu yazıyı burada bırakayım ve önümüzdeki günlerde vereceğim haberleri bekleyin diyeyim.

           

Durusu'da Balık Keyfi

Yorum Ekle
                Kaç kere gittik bilmiyorum. Kaç sene önce arkadaşların tavsiyesiyle birlikte gitmiştik. Durusu, Arnavutköy'de bir restoran. Adını bilmiyorum, telefonunu bilmiyorum. Sadece nerede olduğunu ve yolunu biliyorum. Üstelik her gidişimde adını ve telefonunu alayım diyorum. Ancak mekanın büyüsünden midir nedir hep unutuyorum. Geçtiğimiz anneler gününde gittik yeniden. Sizin de yolunuz düşerse diye ayrıntılı bir yol tarifi vereyim ben en iyisi. Tem'den Kemerburgaz Hasdal yoluna giriyorsunuz. Kemerburgaz yolunu takip ediyorsunuz. Göktürk'ü geçiyorsunuz. Tayakadın tabelasından içeri giriyorsunuz. Tayakadın'a gelince Durusu tabelalarını takip ediyorsunuz. Arnavutköy Belediyesi Durusu Ek Hizmet Binası karşınıza gelince sola dönüyorsunuz. Yol ikiye ayrılınca solu takip ediyorsunuz. 2-3 km sonra yol sağa kıvrılırken lokanta solda kalacak.


       Gizli kalmış bir köşe sanki burası. Doğanın sessizliğinin tam anlamıyla hissedildiği yerde, kalabalık da olsa sakin bir yer. Yer mi büyük de göze batmıyor, yoksa masa sayısı sebebiyle mi  bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla her daim birileri gidiyor geliyor ve ortalıkta tıklım tıkış bir görüntü asla olmuyor. Hafta sonları ve de özel günlerde İstanbul'un çoğu gezme yerlerini düşünürsek, böyle bir yer nimet oluyor.
          O gün de hava pek bir kararsızdı. Güneş mi açsın, rüzgar mı essin şeklinde belirsiz bir durum vardı. Biz de önlem olarak havanın soğuyabileceğini düşünerek yemeğimizi içeride yemeye karar verdik. Gölde turna, levrek ve yayın balığı çıkıyor. Bir de kendilerine özgü salataları var ki tadı damağınızda kalır. 

Bir keresinde soğuk bir  havada geldiğimizde odun sobasını yakmışlardı. Üzerinde de kestane pişirmişlerdi. Aman nasıl bir keyifti o.  Bu arada ateşte ısınmayı ve sobanın yanında keyif yapmayı çok severim. Hele de soba üstünde demlenen çaya rakip tanımam. 
Yemeğimizi yedikten sonra açan güneşi kaçırmayalım dedik. Çaylarımızı aşağıda bahçede içmek istedik.
Çayı isterseniz demlikle yapıp getiriyorlar. 


İşte böyle bir mekan. Sakinlik, huzur ve dinginlik. Biraz da göl kenarına gidelim diyoruz. Yol biraz çamur balçık. Ama olsun. İpek'in keşifleri, benim fotoğraf çekimlerim ve gördüğümüz güzellikler için değerdi.
Yolda giderken bir çok hayvan görmüştük zaten. İnekler, mandalar, keçiler, köpekler. Buraya gelince bir de at gördük. Biraz izledi kızım hareketlerini. Sonra da yürüyüşünün taklidini yaptı komik şey.
Göl kenarı keşif turumuzu da yaptıktan sonra, saatler İpek'in uyku saatinin geçmekte olduğunu gösteriyordu. 
Arabaya binerken "fermuar fermuar" diye söyleniyordu kızım. Bahsettiği şey yolda gelirken gördüğümüz yel değirmenleriydi. Nedense fermuar adını takmıştı onlara. Dönerken yine göreceğimizi söyleyip zar zor yerleştirdik arabaya. Uyku huysuzlukları gelmişti tabii.
Yolda giderken bulutları çekmeye çalıştım ancak yansıtamadım güzelliklerini. 

Tüm güzelliklerin hayatınıza yansıması dileğiyle....