Saygı Ve Saygınlık

Saygı Ve Saygınlık

4 Yorum
           "Yaratılanı severim Yaradandan ötürü" demiş Yunus Emre. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler kısacası tüm canlılar, hepsi saygı duyulmayı hak ediyor olmalı. Ancak ne yazık ki ülkemizde hiçbirine değer verilmediği gibi, herkes "bana saygı duyulsun"un peşinde. Kıyılan ağaçları düşündükçe, katledilen hayvanları, gözünün yaşına bakmadan öldürülen insanları, kendime şunu diyesim geliyor:  Bırak saygıyı yaşama hakkı tanınıyor mu ki? Çok sert bir giriş mi yaptım sanki? Aslında amacım bir olayı anlatmaktı. Ama önce kendimi anlatmak istedim. Yani yanlış anlaşılmamak için fikirlerimi belirtmek istedim. Herkes kendine saygı duyulmasını istiyor ve aksi olduğunda veryansın ediyor. Kabul. Peki aynı talepte başkalarının bulunması da doğal değil mi? Bu konu aslında açık ve net. Benim hak ve özgürlüklerim, başkasının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde biter. Öyle sınırsız özgürlük, hak ve saygı olamıyor bu bağlamda.
            Geçenlerde bir parka gittik. Koskocaman bir yer. Çocuk parkı, kafeterya, yürüyüş parkuru dahil olmak üzere pek çok şey var. Aynı zamanda içeriye köpek de kabul ediyor. Dolayısıyla köpeğini gezdiren çok kimse vardı. Gerçekten büyük bir yer ve köpeği dolaştırmak için de yeteri kadar alan mevcut. Biz, annem, ablam, ben ve tabii İpek, önce kafeteryada oturup bir şeyler yemek istedik. Yemeklerimizi yerken o esnada bir köpek yanımıza gelip sanki bir şeyler aramaya başladı. Masanın altına girdi. Banka çıkacak gibi yaptı. Bütün bunlar benim ve hatta İpek için sorun değil. Ancak annem ve ablam çok rahatsız oldular. Bir oturup bir kalktılar. Haliyle sahibini aramaya başladık. Biz öyle otura kalka uğraşırken, bir yerlerden sahibi gelip bize hiç bir şey söylemeden " burada mısın sen" şeklinde hafifçe sitemle köpeğiyle konuşup, onu da alıp gitti. Bir şey demedik ama kadının umursamaz tavrına da kızdık içten içe. O kadar büyük alanda köpeğinin nereye gittiğini merak etmeyip, bulduğunda da kafeteryada insanları ayaklandırdığını görüp, bir de üstüne üstlük yüzünde nemrut bir ifadeyle oradan uzaklaşması pek hoş değildi.
             Neyse biz tekrardan oturduk, yerleştik ki bir kaç dakikaya kalmadan aynı köpek yine yanı başımızda, bizi yeniden otur kalk oyununa başlatmıştı. Bu sefer kızgınlığımız içten değil hafif dışa taşmaktaydı. Sahibi gelince kendisine rahatsız olduğumuzu, oturup yemek yiyemediğimizi söylediğimizde ise verdiği cevap şu oldu: "Sakin olun ( agresif bir şekilde ) ne yapayım yani burası park köpeğim de geziyor..." dedi ve söylene söylene gitti. Biz ise" bu kadar geniş alan var burada, hadi diyelim köpeğiniz geldi ki gelebilir ne anlasın hayvan, sen neden yanında değilsin ve aman rahatsızlık vermesin diye düşünmüyorsun?" diyemeden arkasından bakakaldık. Kendisine göre eminim ki biz hayvan sevmeyen, kendini düşünen, onlara hak tanımayan bencil insanlardık. Peki başkalarının korkmasını ya da rahatsız olmasını önemsemeden başkasının hak ve özgürlüğünün başladığı yere geçerek esas bencilliği yapan kişi ne oluyordu?
                Kendini karşındakinin yerine koyma, anlamaya çalışma ve saygı duyma maalesef bizim toplumumuzda çoooook eksik olan kavramlar. Saygı duyulmasını isteyen herkes saygı göstermeyi de bilmelidir. Ben bildiğimi yaparım, gerisi ne hali varsa görür mantığı ise bencilliğe, vurdumduymazlığa, saygısızlığa girer ve anlaşmazlığa sebebiyet vermekten başka bir şey değildir.

Parça Pinçik Bir Etkinlik

6 Yorum

                Parçalanmış kağıtlar ve kedi resimleriyle bu kadar eğlenilir mi? Birlikteysek evet... Elimde eski bir takvim vardı bir sürü kedi resimleri olan. İlk gördüğünde ilgilenmiş, hatta odasının duvarlarına bantlamıştık. Sonra bir kenarda bekliyordu. Ben de bugün onları yeniden oyun dünyamıza kattım. Takvimdeki küçük kedi resimlerini tek tek kestim. Yaprağın geri kalan kısmını da ufak ufak kestim. Benim eğlencem de buydu. Makasla kağıt kesmenin ne kadar çok hoşuma gittiğini hatırladım. Kağıttan çıkan ses sanki bana çocukluğumda severek izlediğim oyuncakçı dede oyuncak yaparken, makas kullanırken kağıttan, kartondan çıkan sesi hatırlatıyordu. Ben de TV karşısında oturur, yapmaya çalışırdım. Çocukluk anısı işte....
                Aslında başlangıçta amacım yabancı bir blogta gördüğüm bir etkinlik olan parçalanmış kağıtlarla oynamasını sağlamaktı. Ancak kağıtları keserken kedi resimlerini ayırınca, onlarla da başka bir oyun çıktı ortaya. Kedileri çok seven İpek tabii ki öncelikle kestiğim kedilerle ilgilendi. İşin içine biraz da motor gelişimi desteklemece, konsantrasyon ve algıda seçicilik çalışması ekleyelim dedim. Parçalanmış kağıtların arasına kedi resimlerini serpiştirdim ve onları bulmasını istedim.
Birlikte kedileri bulup kenarda tepsiye dizdik.

Aaaa bir tane daha kedi vaamış diyerek tek tek çıkardı içinden
Büyük boy resimlerle ise kediyle oynar gibi oynadı.
Onlarla konuştu, yatırdı, kaldırdı

Sonra sıra parçalanmış kağıtlarla oynamaya geldi.
Kağıtları kamyona yükledik
Boşalttık ve tekrar doldurduk

Son olarak kağıtları başından aşağıya yağdırarak kar eğlencesi yaptık.


Ortalık biraz dağıldı tabii. Olsun. Biz keyifli dakikalar geçirdik ya önemli olan bu. Bir de toplarken yardımcı olmasını sağlayabilirsek, onlara bir şey daha öğretmiş oluruz. Ben az da olsa yardım alabildim kızımdan. Henüz toplamaktan çok, dağıtmayı seviyor. Zamanla bu konuda daha başarılı olacağımı ümit ediyorum. 





.


Sanatsız Bir Millet

Sanatsız Bir Millet

Yorum Ekle
         
 TÜSAK Yasası Türkiye Sanat Kurumu kurulmasına yönelik yasa tasarısıdır. Tasarıda sanat alanında faaliyet gösteren tüm devlet kurumları kaldırılıyor. Gerekçelerinden biri  devlet tiyatrolarının bütçeye olan mali yükü. Tüm dünyada devlet, tiyatro, bale, opera gibi sanat dallarını destekler. Devlet, maliyetleri pahalı olan, kişisel olarak yapılması zor olan  bu sanat dallarının halka ucuz ve kaliteli olarak ulaşmasını sağlar. Sanatçısına bu desteği çok görmez. Çünkü sanatın toplumların direği olduğunu bilir.
             Anayasada " Sanatın ve sanatçının korunması" başlıklı bir madde vardır. "Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır", diye yazar. Son zamanlarda bu maddeye aykırı pek çok şey yaşandı. Son olarak da yasalaşması düşünülen tasarı ile sanata bakış açısı bir kez daha ortaya konuyor.
            Amaç bazı düzenlemelere gitmek olsaydı-ki buna belki de ihtiyaç vardır- sanatçı, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetim  temsilcileri ile görüşülüp gerekli düzenlemeler sağlanabilirdi. Tamamen hükümete bağlı olan TÜSAK kurumu özerk de olmayacaktır ve bu da kültür hakkının özgürlüğünü sağlamaktan uzaktır. Sonuç olarak sanat denetim altına alınmış olacak. Oynanacak oyunlar seçilecek, destek alamayan opera ve bale bir süre sonra sahnelenemeyecek.
            Atatürk'ün "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir" sözüyle anlatmak istediği sanatın bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için gerekliliğidir. Sanata ve sanatçıya verilen değer, o toplumun medeniyet seviyesini gösterir.
            Dünya Tiyatrolar Gününü, tiyatronun ve sanatın değerini yitirmesi için yapılan müdahalelere inat, inançla, sevgiyle ve yaşayacağına yürekten inanarak kutlamak istiyorum.
         

  TÜSAK yasasına hayır demek için başlatılan bir imza kampanyası var. En azından bu konudaki fikrimizi ifade etmek için kampanyaya destek için imza verebiliriz.

http://www.change.org/tr/kampanyalar/t-c-ba%C5%9Fbakanlik-devlet-tiyatrolari-devlet-opera-ve-balesi-g%C3%BCzel-sanatlar-ve-senfoni-orkestralari-kapatilamaz-t%C3%BCsak-yasa-tasarisini-geri-%C3%A7ek-sanata-evet#share
















































 Oyun Grubunun Maceralı  Altıncı Buluşması

Oyun Grubunun Maceralı Altıncı Buluşması

Yorum Ekle
             Oyun grubumuzla bugünkü buluşmamız hastalıklar sebebiyle sayıca azalmamız neticesinde, havanın da belirsizliğiyle sürekli değişen bir maceraya döndü. Bir önceki akşam mesajlar gidip gelmesine rağmen son kararı sabah vereceğimiz belli oldu.
            Sabah havanın bir açıp kapaması, açık hava aktivitemizi etkiler miydi? Bununla ilgili görüşler paylaşılırken fikirler birbirine doğru zamanda ulaşamadı ve gidilmek istenen iki yer arasında kalındı. Ihlamur kasrı kararına varmıştık ki, son anda bulutların olası bir yağmur habercisi olması ve dördüncü bir arkadaşın devreye girmesiyle, yine Kids Inn'e dönüldü.
            İyi ki sabah erkenden harekete geçmişiz ki o kadar konuşma ve oyalanmaya rağmen saat 11'de orada olabilmiştik. İpek zaten ona arkadaşlarla buluşacağımızı söylememden itibaren top havuzunu diline dolaşmıştı. İçeri girer girmez de kimselere bakmadan doğruca oyun bölümüne yönelmişti bile.
Katre ile top havuzunun tadını çıkardılar önce
Sonra da doyasıya zıpladılar
Daniel oyuncaklarla oynamayı tercih etti  bu ilk gelişinde
 Nasıl geçtiğini anlamadığımız bir saati geçirdik ve uykuları gelmiş olmasına rağmen oradan çıkmakta direnen kuzucukları alıp mekandan ayrıldık. 

İpek yolda uyumasın diye konuşmayı hiç bırakmadım. Şarkılar söyledim. Çünkü arabada uyursa eve çıkarken uyanacak ve tekrar uyuması biraz zor olacaktı. Nedense bu gibi durumlarda uykusu olsa da direniyor. Sanırım yerinden oynatılmak hoşuna gitmiyor. Uykusu bölünüyor. Arabada uyanmasını beklesem de bu sefer de en çok yarım saat uyuyup uyanıyor ve bir daha uyumuyor. Haliyle o da yetersiz oluyor. Hayli karışık bir durum. Uyutmadan eve gelmeyi başarınca doğruca yatmaya yöneldik tabii. Azmin sonucunda mışıl mışıl bir uyku kızımı bekliyordu. 





Renkler Dünyası 1

2 Yorum
            Bu hafta renkleri tek tek incelemeye ve oyunlarla etkinliklerle öğrenmeye yöneldik. Renklerin dünyasına yolculuk başlasın.
            Ana renklerden kırmızı ile başlayalım dedim. Önce bir keşif kutusu (ya da duyusal havuz da diyebiliriz) yaptım. Evde kırmızıya dair ne varsa arayıp bulmaya çalıştım. Çok keyifli bir araştırmaydı. Buldukça sevinçle kutuya attım. Bakalım neler yer almış kutumuzda.
Plastik bir kap, kutu, silikon kurabiye kalıbı, küçük torba, jelatin paket, saç bandı, şişe kapağı, saç tokası, uğur böceği magneti, plastik kaşık ve çatal, oyuncak ahtapot ve ıstakoz, elma, ağaç kurabiye kalıbı, lego parçaları.
Ve gelsin keşif zamanı
Çocukların doğasında öğrenme ve keşfetme merakı olduğundan dolayı böyle bir kutu ilgilesini  çekti tabii
Bir çok kırmızı nesneyle dolu kutunun içindekileri tek tek inceledi
Dokunması, hissetmesi farklı olan nesnelerle oyalandı bir süre
Saç bandını bana taktırdı. 
Kurdeleyi boynuna taktı
Elma dolaptan çıkmış ve soğuk olduğundan dokunmak istemedi. 

Akşam, kırmızı renkli eğlenceyi banyoda da uyguladık. Kutudan aldığımız bir kaç parçayı küvete attık.
Yine renkleri ve ne oldukları hakkında konuştuk.

Bir başka etkinliğimiz de kırmızı oyun hamuruyla oldu. Oyun hamurunu yine kırmızı bir tepsinin içine koyduk. Bir kaç kalıp, lego parçaları,sayı çubukları,  plastik çatal ve kaşıkla neler yapabileceğini seyrettim. Kalıplarla ağaç ve çiçek yaptı.

Kırmızı sayı çubuklarını seçip hamura dikti. 
Kare şeklinde küçük lego parçasını hamurun üzerine koyarak "sünger bob" yapalım dedi. 
Önce bir anlam veremedim. Sarı rengini yapıyor olsak tamam da şimdi ne alaka diye düşündüm. 
Meğer şeklinden ötürü diyormuş akıllı bıdığım. Bi sürü sünger bob yaptı kızım. 
Bu arada sünger bob u oyuncaklarından ve resimlerden tanıyor. Çizgi film bile izlemiyor henüz.

Bir başka gün de boyama çalışması yaptık. İpek uğur böceğini çok seviyor. Bilgisayardan çıktı aldık bir tane ve birlikte boyadık. O karaladı, ben boyadım diyelim :) Çok hoşuna gitti.


Hafta sonu ve bir kaç gün boyunca kırmızı vurgularımız bu şekilde devam etti. Kırmızı renkli kitapları gösterdik. Kırmızı balık şarkısını söyledik. Öğrendi mi öğrenmedi mi ilerde göreceğiz ama biz kesinlikle eğlendik. Zaten çocuğumuzla yaptığımız her şey şimdi veya sonrasında görebileceğimiz bir fark yaratır.  Birlikte olmak ve eğlenmek ise esas amaçtır. Renkleri ya da her neyi öğreniyorsa yanımıza kalan kardır.

Eğlenceli ve etkinliklerle süslü günlere...






Mimlemece Mimletmece Birbirimizi Tanımaca

2 Yorum
               Sevgili Tuğba beni mimlediğini blogumda belirtince ne olduğunu anlamadığımdan herhalde hep takip edeceğini  söylemek istiyor dedim. Bu konudaki cahilliğimi bir kaç yazı ( öncelikle Tuğba'nın yazısını ) okuduktan sonra gidermiş oldum . Yapılan şey hoştu ve ben de devam ettirmek istedim tabii. Bazı sorular vardı kendimizi tanıtmaya yönelik. Yapmamız gereken şey bu soruları cevaplamak ve tanımak istediğimiz bir başka kişiye yönlendirmek. Yani kısaca o kişiyi mimlemek.
                                          Ben bir de fotoğrafımızı ekledim. İşte biiiiiiiz.

                Şimdi soruları cevaplayalım :
1- Neden "Jaleceanne" ?
Bloguma bir isim koymadan önce bir kaç isim değiştirdim. Hiç biri içime sinmedi. Taaa ki beni yansıtan ismi bulana kadar. Her şey bence idi. O zaman bu ad iyi idi.  :)))

2- Hayat felsefeni belirleyen söz ?
"Samimi ol, dürüst ol ve en önemlisi kendin ol". Açıklıktan, açık sözlülükten, samimiyetten yanayım. Her birimiz bu dünyada tekiz. Bir taneyiz. Başkası gibi olmak niye o zaman? Ya da maskeler altına gizlenip rol yapmak, samimiyetsiz olmak. Sevmiyorum hiç ama hiç. Herkes birbirini olduğu gibi kabullenmeli. En başta kendine olmak üzere herkese saygı duymalı.

3- Kendimle ilgili 3 doğru 1 yanlış nedir? Siz tahmin edecekmişsiniz...

a) Çok yönlü olmayı seven
b) Aceleci ve sabırsız
c) Çok empatik ve de sempatik :)))
d)  Çok titiz ve düzenli


Fotoğraf oldu mu olmadı mı bilmiyorum ama diğer mimligiller de paylaşırsa hoş olur gibi geldi bana.

Benim mimlemek istediklerim:   Sanırım daha önce mimlenmemiş olanları mimliyoruz.

bademlebuduk
ilknurundünyası
cansuilehayat 
bir efe rüyası
eğlencelibiranne








Kavanozda Kurdele İle Eğlence

1 Yorum
                   Neredeyse uykusuz geçen bir gecenin ardından, erken kalkılan bir sabah ve tüm bunlarla ters orantılı bir enerji ile başladık güne. İpek'in azı dişleri çıkıyor sanırım. Sanıyorum çünkü ağzını açıp da göstermiyor. Ama belirtiler o yönde. Uykusuzluğa rağmen hareketliliği ve enerjisi ise başa çıkılamaz haldeydi. Biraz parka çıkarıp açık hava alsın , öğle uykusuna da erken yatırırım diye düşünüyordum. Ancak ne benim hazırlanmama ne de kendisini hazırlamama fırsat vermiyordu. Önce biraz sakinleştirmek gerek diyerek, onu fazla oyalamayacak, ama bana da biraz süre kazandıracak küçük bir etkinlik hazırladım. Önce boş şişe aradım evde ama bulamadım. Ağzı dar bir kavanoz buldum. Bu da işimi görebilirdi. İçine de renk renk, uzun kısa kurdeleler doldurdum. Sonra koydum önüne. Ohh be nihayet oturtabilmiştim. Ben de usulca gidip işlerimi bitirdim. Tabii sık sık gelip ne yaptığını da takip ettim.                                    
Kurdeleleri içinden çıkarmaya başladı.
Çıkmayanlar için kavanozu ters çevirmeyi denedi
Birazcık sallayıp düşmelerine yardım etti.


Hepsini çıkarınca tekrar yerine sokma girişimine başladı.

Hazırlaması kolay, pratik bir etkinlik olup, kısa süreliğine oyalamaya bile yetti. İnce motor gelişimine katkısını da unutmamak gerek tabii :)))

Kağıt Havlu Ruloları Ve Pon ponlar

4 Yorum
                   Baharı karşıladığımız, renklerin bin bir çeşidiyle karşılaştığımız bu günlerde renk çalışmalarına ve oyunlarına biraz daha yer verelim istedim. Özellikle üç ana rengin üzerinde durarak etkinlikler yapmaya devam ediyoruz. Eğlenceli, hareketli, ince motor ve el göz koordinasyonunun gelişimini destekleyici, renkleri öğrenmeyi pekiştirici bir aktivite yaptık.
                  Gerekli malzemeler kağıt havlu ruloları ve minik toplar niyetine kullanacağınız pon ponlar ya da  oyun hamurları. ( Oyun hamurlarını top top yapıp  koyabilirz. )
Ruloları sarı, mavi ve kırmızıya boyadım. 
Bantla dolaba yapıştırdım.  Pon ponları da hemen altına şeffaf kaplara koydum.
Önce pon ponlara çok tezahürat gösterdi. Aaaaa pon ponlar diye sevindi. 
Renk renk pon ponları rulolardan atıp düşmesini izlemek hoşuna gitmişti.
Ancak daha sonra etkinlik şekli değişti. 
Yalnızca pon ponlarla oynanan bir oyuna döndü. Doldur boşalt yaparak eğlendi. 
Hatta sonra oyun birden, aktarma etkinliğine döndü. 
Zevkle pon ponları kaptan kaba aktardı.
En çok keyif alarak yaptığı aktarma çalışması oldu İpek'in. Daha önce fasulyeyle mercimekle aktarma değil de, etrafa saçma yapmıştı. Demek ki daha çok ilgisini çekecek malzeme olmalıymış aktarması için. 
Ya da şimdi içinden öyle geldi. Çocuklar zaten oynarken kendi keşiflerini yapıyor, kendi yollarını buluyor ve çok daha yaratıcı oluyorlar. 
O halde istenen amaca ulaşılmıştır. Keşif, öğrenme, oyun ve eğlence.