Yılın Son Gününün Yazısı Olsun

2 Yorum
        Şairin de dediği gibi 35'inden sonra değişiyor zaman.( Hoş ben daha da ilerledim laf aramızda :) ) Değişiyor insan ve algılanan. Yolun yarısı değil belki artık ama tecrübenin yarısı hayatın. Ne aynı bakış açısına sahipsin, ne de duygu. Nereden açtığıma gelince konuyu, bir yılı daha geride bırakıyoruz diye tabii.
        Şu an bir şey ifade etmiyor yıl bitmiş, yenisi gelmiş. Farklı bir güne mi uyanacağız? Hayır. Gidene güle güle, gelene hoşgeldin olayı. Bununla beraber kutlamayalım da demiyorum hani. Eğlence her zaman eğlencedir, baş tacıdır. Olumlu duygular beslemek, keyifle karşılamaktır yeniyi, yeniliği. Ama ne yalan söyleyeyim kendi adıma o kadar da çok anlam yükleyemiyorum değişen takvimin yapraklarına. Hani yeni yıl, yeni umutlar, planlar, dilekler, hedefler hayallerden bahsediyorum. Çoğu atılacak adım yeni seneyi bekler, değişecek bir davranış yeni yıla hediye edilir, verilen sözler en çok yeni yılda tutulacaktır. Diyete Pazartesi günü başlama hesabı.
        Benim yeni yıldan beklentim.........gibi bir cümlem yok. Benim her yeni doğan günden umudum, beklentim var. Yeşeren her umuttan, doğan her canlıdan ümidim var. Kendimden yana her an değiştirmek ya da geliştirmek istediğim yönlerim var.
        Yılbaşı gecesi için planlar yapılsın, eğlenceler, yemekler düzenlensin, evler süslensin, ya da bunların hiç biri yapılmasın seneler evvel tanıdığım birinin dediği gibi "bunca tantanaya inat erkenden uyumak" şeklinde geçirilsin, sen neye nasıl bakıyorsan "o" dur, değişmez. Seçim ve bakış açısı.
       Ben kutlansından yanayım yine de. Pozitif ruh yansısın evrene. Her ne kadar büyük anlamlar yüklemiyor olsam da geceye, her zaman keyifle geçirilecek zamanın savunucusuyum.
       Son günlerin en çok sorulan sorusuna gelince: "Yılbaşında ne yapıyorum?" Erken saatte uyumaya alışık kızımızla, aileyle yenilen bir yemek sonrası evdeyiz.
       Yazının başındaki cümleleri de bağlayacak olursam, eskiden olsa daha farklı bir heyecan yaşardım yaklaşan yılbaşı gecesi için. Belki plan yapmak için günlerce düşünür, olabildiğince coşkulu ve hareketli geçirmek isterdim günü ve geceyi. Şimdi ise "Yeni yıla nasıl girersen tüm seneyi öyle geçirirsin" şeklindeki yaygın söyleme rağmen, plan programa dair konunun konuşulmamasından dahi rahatsız değilim.
       Herkese gönlünce geçireceği yıllar, saatler, anlar dilerim.
        Sevgilerimle....

Eskilerden, hala sakladığım yeni yıl kartları. Kardeşlerimden, arkadaşlarımdan, yeğenimden, kuzenimden, öğrencilerimden. Öyle çok seviyorum ki onları. İşte birkaçı:
        

Kahvenizi Nasıl Alırdınız?

Yorum Ekle
                           https://www.facebook.com/istanbulcoffeefestival/photos

Kahve kokusu...Neo-klasik bir bina...Sanat, resim, müzik...İstanbul  dört gün boyunca kahveye doydu. Bir kahvesever olarak ben de oradaydım tabii ki.
       Nitelikli kahve dükkanları, özel kahve, çay, yiyecek ve içecek markaları, kahve makinesi üreticileri, baristalardan gösteri ve sunumlar, ikramlarla tam bir bayram havasında geçen renkli bir festivaldi.


Binanın dört katında da etkinlikler vardı. İkram edilen kahvelerimizi alıp turumuza başladık.
Resim sergileri harikaydı. Resimlerin içinde, kahveyi bulduğu rivayet edilen çoban ve keçisinin olduğu resmin ayrı bir önemi vardı bence. 

Kahvenin Keşif Efsanesi
Kahvenin kaynağı ve nasıl keşfedildiği ile ilgili çok sayıda efsane var. En yaygın efsane, Etiyopya'da bir çoban, keçilerine bakarken bir gece tuhaf davrandıklarını fark etmiş. Bunu incelediğinde onların çalılıkların yanındaki kırmızı meyveleri yediğine karar vermiş. Bunun sonucunda keçiler uyanık kalıyormuş. Tüm gece yaşlı keçiler bile etrafta hoplayıp zıplıyormuş. Çoban merakla meyvelerden tatmış. Kendisini güçlendirdiğini ve daha uyanık tuttuğunu bulmuş. 
.
  Bu esnada manastırın yakınından bir keşiş geçiyormuş. Çoban, ona keçilerden bahsetmiş. Çoban, keşişe, grimsi ağaç kabuğu ve parlak yaprakları olan, incecik dallarının üzerinde, yapraklarının alt kısmında, küçük beyaz çiçek demetleriyle karışmış, bazıları yeşil, daha olgun olanları sarı renkte ve diğerleri kiraz renginde ve büyüklüğü, şekli ile tam olgunluğa erişmiş meyve salkımları bulunan, ufak, güzel bir çalı göstermiş. Bu meyvelerin etkisini denemek isteyen keşiş, onlardan bir miktarını toz halinde ezmiş ve içecek yapmak için kaynamış suyu üzerine dökmüş. Bu ilk fincan kahve olmuş ancak  çok uzun sürmemiş, her nasılsa, kahve ilk defa kavrulmuş. İçeceğin etkisi onu tamamen uyanık yapmış ancak onun zihinsel yeteneklerini etkilememiş, keşiş, bu yeni keşfinin ona ve keşiş dostlarına, uzun saatler süren duaları sırasında uyanık kalmalarına yardım edebileceğini düşünmüş ve bunu manastırına götürmüş. Kahve daha sonra manastırdan manastıra yayımış ve böylelikle daha istenilir hale gelmiş ve cennetten melekler tarafından inananlara getirilen tanrısal bir hediye sayılmış.
       

Bir başka resim sergisi. Kahve falı yorumları. Etkileyici...

Kahve falında deniz kızı, dileğinin gerçekleşeceği anlamına gelirmiş. 

Kahve çekirdeklerinden hoş bir sunum. 

Nelere Katıldık?

Starbucks serüveninin anlatıldığı bir seminer vardı.

Teras katında tasarım ürünlerin satıldığı sergi 

Yukarı çıkmışken, terastan manzara izlemeyi ihmal etmedik tabii.

Bir başka odada müzik performansı eşliğinde tuvallerde resim yapanlar...

Dördüncü katta Türkiye Kahve Şampiyonası da düzenleniyordu. Beş farklı kategoriden oluşan yarışma sonunda birinciler Dünya Şampiyonasında Türkiye'yi temsil edecekmiş.



İstanbul Kahve Akademisininin "Evde Nitelikli Kahve Demleme Yöntemleri"ni anlattığı deneye katıldık. 
Kahvenin çeşidi, kalitesi, suyun kalitesi, suyun sıcaklık derecesi ve ne şekilde döküleceğine varana kadar pek çok detay vardı anlatılanlarda. Yani kahve yapmak öyle basit bir şey değilmiş. Bir sürü incelikleri var. Mesela suyun kaynadıktan sonra bir kaç saniye beklemesi ve sonra kahveye yavaş yavaş dökülmesi önemli. Önce bir miktar su katıp bekliyoruz. Geri kalan suyu da azar azar ekliyoruz. Kahveyi çekirdek olarak almamız ve bir öğütücüde çekmemiz öneriliyor. İçilecek miktar kadar öğütülmeli ki tazeliğini korusun deniyor. 
Kahvenin üçüncü dalga denen yeni dönemde, farklı bölgelerin çekirdekleriyle farklı yöntemlerle pişirilmesi ve sunumuyla adeta bir zanaat sergileniyor. Bu dönemin doksanlı yıllar itibariyle başladığını öğreniyoruz. 

Kahve ile ilgili yeni bilgiler edindikten sonra bir odaya giriyoruz. Orada kulaklık veriliyor ve kahvenin öğütülen sesini dinliyorsunuz. Karşınızda da kahve çekirdekleri görüntüsü. 

Kahve çekirdekleri bu kez ayakkabı formunda çıkıyor karşımıza. 
Ayakkabısından şampanya içilen kadın vardı, acaba kahve içilen de olmuş mudur? :)))))))


Mardin'in özel yeni bahar kahvesini tattık. Tok tutma özelliğini duyunca tadını da beğenince birer tane aldık.

Bu keyifli, macera dolu, renkli ve lezzetli turumuz ardından mekandan ayrıldık. Kahvenin kendisinin, kokusunun, kahve sanatının, kültürünün, kahve ile ilgili bir çok konunun buluşma noktası olan İstanbul Coffee Festival her yıl İstanbul'da kutlanacakmış.
Ne diyelim..Seneye görüşmek üzere...:)))

Tren İle Alfabe Etkinliği

2 Yorum
    Bu aralar İpek'in izlemekten çok hoşlandığı bir video var. Alfabe şarkılarını çok önceden beri dinlerdik. Şarkıyı artık ezberlemişti miniğim. Geçenlerde de "Bob, The Train" 'i izledikten sonra hep ondan bahseder oldu. Linki de bu: https://www.youtube.com/watch?v=cE3LzPQgQmk

    Bu da benim aklıma bir oyun getirdi. Evde oyuncak trenimiz zaten vardı. Renkli keçelerden de harfler hazırladım. Görünce hem çok şaşırd,ı hem de bir heves bir heyecan oturdu başına.


Harfleri, alfabeyi öğretme gibi bir amacım yoktu henüz. Ama işte kendiliğinden gelişiverdi. Bazı harflari zaten tanıyordu. Bu sayede diğerlerini de öğrenmeye başladı. Bana sorduğunda cevap veriyorum. Ancak dediğim gibi öğretme gibi bir amacım olmadı yalnızca sorunca cevaplıyorum ve böyle doğal yoluyla aklında kalıyorsa kalıyor. Harfi telaffuz ederken de dikkat etmek gerek. Alfabeyle ilgili çocuklar için çok şarkı var İngilizce'de. Mesela bir tanesinde harfleri şöyle öğretiyor ki bana da mantıklı geliyor ve ben de hangi harf olduğunu sorduğunda hem Türkçe hem de İngilizce o şekilde söylüyorum. Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz. 

Çocuklarımıza alfabeyi ya da okuma yazmayı öğretmenin yaşı nedir? Çok erken davranmanın zararları nelerdir? Bir sonraki yazım için araştırmaya başladım. Takipte kalın.
Sevgiler....

Ben Lohusayken  Neler Yaşadım

Ben Lohusayken Neler Yaşadım

Yorum Ekle
     
      Zor geçen ve 20.haftadan itibaren yatmamı gerektiren bir gebelik sürecinden sonra, kolay olmayan bir doğumun ardından lohusa depresyonu gümbür gümbür gelmişti. Bir yerlerde okuduğum bir yazıya göre; kadın tanıklık ve aracılık ettiği bu mucize olayın ardından, kendini tanrıya eşdeğer görmesini ve üstün görme paronayasından korumak için doğal olarak gelişen bir süreçmiş. Yani hayata uyum süreci denebilir belki. Gerçi her kadının başına geliyor mu? Hayır. E o zaman bu kadınlar manyağa mı bağlıyor? O da hayır. Ama bana göre depresyona girmeyen kadınların halinde bir ulvilik ve üstünlük göze çarpar. Bana öyle gelir en azından. Sen hem son derece zorlu ve meşekkatli bir yolda sınav ver, hem de her şey gayet normalmiş gibi hayatına devam et. Yok mu üstün bir yanları?
      Benim bitmek bilmeyen doğum sonrası ağrılarım oldu. Doktoruma göre ağrının bu kadar fazla olması, aslında benim onu hissetmeme bağlıymış. Yani ağrının derecesi 5 ise ben onu 15 hissediyormuşum. Bunun sebebi de postpartum depresyon yani doğum sonrası depresyonuymuş. Haklıydı. Yalnızca ağrıların şiddeti değildi belirtiler, çok sık ağlama krizleri geliyordu, yanımda kimseyi istemiyordum. Ama tek başıma eve ve kızıma da yetemiyordum. Yardıma da ihtiyacım vardı. Eşim bir süre izin almıştı. Hep yanımdaydı. Ancak işe dönmesiyle benim durum tavan yaptı. Çaresizlik ve tükenmişlik hissediyordum. "Sen gidince ben ne yapacağım hüüüüü" diyerek büsbütün çıkmazdaymışım gibi geliyordu. Ayrıca saçma düşünceler, paranoyalar da vardı. Mesela doktora kontrole götürmüştük İpek'i. Bebek odasına almışlardı onu. "Ne yapıyorlar acaba orada, ya biz görmeden kaçıran biri olursa" gibi birbirinden anlamsız korkulara kapılıyordum. Bir de canımdan çok sevdiğim yavrumun bana olan bağımlılığı ve artık onsuz bir saniye bile olamayacağım düşüncesi garip bir endişe yaratmıştı. Sanki kapana kısılmışım gibi bir his. Her defasında da pişman oluyordum hissettiklerimden. Bebek sahibi olabildiğine şükredecekken nedir bu hissettiklerin diye bir güzel de suçluyordum kendimi.
       O vakitler zaman bulamamıştım psikolojik destek için. Daha doğrusu, ağrılarım ve acılarım o kadar fazlaydı ki bir de onunla uğraşamazdım. Öyle böyle derken aradan 1 yıl geçti. Yine iyi hissetmediğim günler ve sıkıntılarım başladı. Bu kez fırsatını yaratıp terapi için bir psikologa gittim. O günlerde düşünce, korku ve hissettiklerimin çoğu bu depresyona bağlıydı. Aslında zamanında destek almalıymışım. Belki de daha kolay atlatırdım. Ardından psikiyatriste yönlendirilip bir müddet de ilaç tedavisi oldum. Çünkü bir şeyler bozulmuşsa önce tedavi etmek gerekiyor. Bu tedavi de terapi+ilaç desteği ile sürdürülünce daha başarılı oluyor.
        Aynı zamanlarda doğum yapmış arkadaşlarım vardı. Onlarla görüşmek iyi geliyordu. Benzer sorunları paylaşmak, fikir alış verişinde bulunmak gerçekten önemliydi. Sık sık kızımı alıp dışarıya çıkmak da kendimi iyi hissettiriyordu. Evde oturup kendinizi soyutlamamalısınız. Ayrıca bebeğimi birine bırakıp kendi kendime de ya da eşimle de vakit geçirmeyi daha çok isterdim ancak o fırsatı pek bulamamıştım.
        Söylemek istediğim eğer bu gibi duygu ve düşüncelere sahipseniz asla kendinizi suçlamamalısınız. Bunlar geçici hisler ve yaşıyor olmanız son derece normal. Yeter ki yanınızda sizi anlayan, destek olan birileri olsun, gerekirse psikolojik destek alın, varsa imkanınız yalnız ya da eşinizle vakit geçirin. Ama ne olursa olsun çare arayın. İlaç kullanmak ya da terapi almak korkunç ve ayıp şeyler değil. Sağlığınıza kavuşmak için tedavi yollarına da yönlenmek lazım. Çünkü biliyorum ki kimilerince anlamsız ve boş görülür. Hiç de öyle olmadığını, hasta olduğunuzda doktora gitmekten bir farkı olmadığını unutmayın.
       Uykusuz Anneler ve Uykucu Bebek çok güzel bir sosyal sorumluluk projesi yürütüyorlar. Aralık ayının üçüncü haftasını Lohusa Depresyonu Farkındalık Haftasıilan ediyorlar. Yayınladıkları manifesto burada.
        Dünyanın en güzel ve mucize olayının mutluluğunu gönlünüzce yaşamanız ümidiyle sağlıklı günler dilerim.
     

İBS 2014 Anne Bebek Çocuk Fuarı'ndan İzlenimler

2 Yorum
        Happy Nest'te yapılan İBS Anne Bebek Çocuk Fuarının lansman partisinden sonra, fuarın başlamasını heyecanla bekliyordum. Geçen seneki fuar ziyaretimizde İpek 1.5 yaşındaydı. Tadını çıkaramamıştı. Müziklerden rahatsız olmuş, çizgi film karakterlerinden korkmuştu. Bu sene daha çok seveceğini düşünmüştüm.
       Fuarın başladığı ilk gün açılır açılmaz kapıdaydık. Kalabalık olmadan doya doya gezip keşfetmek istemiştim. Coşkuyu daha kapıdan hissediyorsunuz. Girişte sizi karşılayanlar, içeride süren tatlı koşuşturma, her yerde başlamak üzere olan faaliyetler sizi hemen havaya sokuyor zaten.
   
 En Büyük Markalar, En Uzman İsimler İBS'de
Türkiye'nin en büyük ve güvenilir anne bebek çocuk markaları, en yeni ürünleri ve hizmetlerini tanıtmak üzere stantlarında yerlerini almıştı. Bu yıl da fuarda yok yoktu.

İBS'de hediye yağmuru
Fuar, katılımcıları, şovları, etkinlik ve birbirinden değerli hediyeleriyle tam bir festival havasındaydı. Hem internet üzerinden düzenlediği yarışmalar, hem de fuar alanında gerçekleştirdiği yarışmalarla takipçi ve ziyaretçilerine hediyeler dağıttı.

3 Gün boyunca eğlence
Çizgi film kahramanlarını çocuklarla buluşturarak gün boyu birlikte dans etme, şarkı söyleme, fotoğraf çektirme fırsatı yakalayan minikler, gerek genel gerekse stand özelinde yapılan etkinliklerle eğlenceye doydular.

Bu yıl İBS'nin 3. yılını düzenleyen Genel Müdür Seçil Fida,ailelerin ve çocukların karşısına  her buluşmada daha güçlü, daha renkli, daha eğlenceli ve bilgili çıkmayı ilke edinmiş. Başarılarından ötürü kendisini de tebrik etmek isterim.

Fuardan Renkli Görüntüler

Karşımıza ilk çıkan çizgi film karakteri Sponde Bop oldu. İpek de onu resimlerden çok iyi tanıyor. Hatta evdeki kocaman Sünger Bop la oynamaya bayılıyor. Karşısında görünce mutlu oldu haliyle. Gidip elini tutmalar, fotoğraf çektirirken poz vermeler...
Etkinlik alanında kurulan sahne çocukları dansa ve yarışmaya çağırıyordu. Dansa hemen koştu bizimki.
        Mustela nın standı yılbaşı kutlamasını şimdiden yapıyordu. İyi yıllar dilekleriyle, kendi rengine özel Noel Babası, yapay kar dekoru ve süsleri, dağıttığı hediyelerle en ilgi çekenlerdendi. İpek saçında kalan karlardan rahatsız olup hepsini bana temizletti sonra... Titiz kızım :)
Mygym'e ayrılan bölümü görür görmez içeriye daldı ve hemen olaya dahil oldu.

Unigo oyun halılarının üzerinde Pamuk Prensesle dans etme fırsatını kaçırmadı...
Çocuklar için ilginç etkinliklere yer veren "Yes to Science" deneyleriyle ilgi çekti. 
İBS fuar uygulamasını indirip yarışmaları takip edenlerden bir çok kişi birbirinden güzel hediyeler kazandı. 
ABÇ dergisi standı sürpriz çekilişler ve hediyeler hazırlamıştı.
Hassas Anne standında Ece Kumkale sevenleriyle buluşup söyleşiler düzenledi. 
Happy Nest ise fuara damgasını vurdu. Gerek düzenlediği etkinlikler, partiler, gerekse değerli isimlerle yaptığı imza günleriyle bana göre fuarın gözdesiydi. 
Bamgaga'da harika çantalar hemen ilgimi çekti ve İpek'im için bir tane aldım.
 Sevgili Ayşegül hanımla da tanıştığıma çok memnun oldum. 
Fuarda karşılaştığımız sevgili blogger anneler Yeşim (Nil's Mum) ve Esra (Latigül) ile selfie yapmadan olmaz dedik :)))
Fuar başarısını hak eden ve çok emek veren sevgili Seçil hanım, fuar boyunca güler yüzüyle hep aktifti. 
İlk gün ayrılmak zor olsa da ertesi gün nasılsa yine gelecektik. 

Fuarda İkinci Gün

Sıcak bir "hoşgeldin" ile karşılandık. 

Yine sabahın erken saatlerini seçtiğimden nispeten biraz daha sakindi fuar. Yoksa ne kadar kalabalık olduğunu biliyorum. 

İşte bu fotoğraflar da Happy Nest harikası. Kostümlü fotoğraf çekimi için bizi davet ettiklerinde İpek'e kıyafet beğendirmek için epey zorlandık. Pamuk Prenses olmayı ısrarla ret ederken büyüklere göre olanını benim denememe razı oldu neyse ki. Daha sonra kostümlerden şirin geyiğe karar kılındı. 

Hazır kostüm denerken bir kaç deneme daha yaptım tabii. 
Anne Bebek dergisinin avantajlı fırsatları ve özel hediye paketleri ilgi çekti. 
Sevgili Aslıhan Gündüz ile tanışma fırsatı bulduğuma da çok sevindim. 

Lukapu bir hatıra köşesi hazırlamıştı. Bir kaç poz da orada çektirdik. Bir tanesini basıp hediye ediyorlardı. 
Mom's Green markası adını hızla duyuruyor. Sevgili Işık Hanımla tanıştığıma çok memnun oldum. Alışverişimi de fuara uygun imkanlarla yapmış oldum. 
Fuara katılan önde gelen markalardan Plan Toys'daki oyuncakları inceledik. 
Anneysen.com ise hoş bir sürpriz hazırlamıştı annelere. Tacıyla, yılın annesi yazısıyla basılı fotoğraf hediye etmeleri hoş bir anı oldu. 


İBS fuar ziyaretçilerine ve katılımcılarına unutulmaz bir etkinlik yaşattı. Tam anlamıyla bir aile festivali havasında geçen fuarda katılımcı kurumlar da ailelerin bu renkli dünyasına ortak oldular.
Bir sonraki fuarı sabırsızlıkla bekliyor olacağız.
Sevgiler....