Kan tahlili kabusumuz

Kan tahlili kabusumuz

2 Yorum
Nasıl stres yaptım şu tahlil yapılana kadar , ne sıkıntı yaşadım off ki ne offf. Benim tahlilim değil tabii ki - ben hiç korkmam iğne olmak , kan vermek gibi şeylerden- benim canımın yarısının kanını alıp tahlil yapacaklar.
Kızım 9 aylıkken de istemişlerdi kan tahlili yaptırıp demirinine baktırmamızı.Hatta egzamaları için alerji testi bile istendi.Bu saydıklarım popüler bir hastanenin popüler bir doktoru tarafından istendi. Biz de yaptıralım diye düşündük önce.Hastaneye kadar gidip doktora da yazdırdık tahlilleri. Kan alma odasına girip de kızımın koluna turnike takmak istediklerinde kalktım oradan. Minicik kızımın minicik kollarına yaptıramazdım . O daha çok küçüüük. Hem doğduğu hastanenin doktoru da buna henüz gerek olmadığını 1 yaşında zaten isteneceğini yani bekleyebileceğimizi söyledi.
Böylece 3 ay geçti.1 yaşına gelince doğduğu hastanede doktor kontrolüne gittik Doktor artık tahlillerin yapılması gerektiğini ,demir depolarına bakılmasının muhtemel bir kaybı önlemede önemli olduğunu söyledi. Aşağı kan alma odasına indik.Eline oyuncak da verdik.Ben koltuğa oturdum ve İpek'i de kucağıma aldım.Tuhaf tuhaf bakmaya başlamıştı bile algıları açık kızım.Daha hemşire koluna turnikeyi takamadan başladı bizimki ağlamaya. Eyvahlar olsun yeniden başladık. Hemşire çabuk davranmak istiyor ama olacak gibi değil çocuk kasıyor ve kolunu oynatıyor.Hayır dedim sakin ve yavaş olalım ve önce bir sakinleştirelim.Aldık biraz dışarı çıktık tekrar girdik ama nafile .Babası oturdu sonra koltuğa İpek'i tutmak için.Daha iyi hakim olur diye.Halbuki onu da kan tutar ama işte iş başa düşünce bir de söz konusu yavrusu olunca insanın akan sular duruyor.O da etkili olamadı.Hemşire kızımın kolunu tutuyor damarı bulmaya çalışıyor , bulur gibi olduğunu söylüyor , iğneyi yaklaştıracakken kıyamet kopuyor."Kolunu çok oynatıyor" diyor bana hemşire."Başka ne olabilirdi" diyorum "çocuk bu oynatır da ağlar da.İlk kez bebek gelmiyor size herhalde" dedim."Nasıl alıyorsunuz ağlamıyorlar mı?"".Geliyor tabii" dediler.Bazıları , yani 1 yaşında bazı çocuklar , ne olduğunu anlamadan yaptırabiliyormuş. Benim kızım her şeyin farkındadır yapacak bir şey yok.Baktım yavrum ağladıkça ağlıyor kolları kızarıyor.Sesim yükselmeye başladı ister istemez."Yahu "dedim" en uzman hanginizse o yapsın bari yok mu en iyi alan biri" dedim.Bu hemşirenin gayet iyi olduğunu söylediler de sonuç bu işte. Daha fazla dayanamadım ve kızı aldığımız gibi çıktık oradan .Babası da" başlarım tahliline yazık çocuğa" diyerek "Eskiden tahlil mı vardı?" diye söylenerek çıktı oradan. Neyse şimdi tartışmanın yeri değil.Nitekim benim de içim acıyordu ama yapılacaksa yapılmalıydı.
 1 hafta daha geçti.Ama benim içim hiç rahat değildi.Bu tahlili yapmalıydık çünkü ilgili yazılar okuduğumda hiç gereksiz olduğu sonucuna varamıyordum.İpek'in diğer doktorunu aradım bebekliğinden beri götürdüğüm.O da yapılması gerektiğini  , bazen hiç tahmin edilmeyen sonuçlar çıkabildiğini ve eğer bir eksiklik varsa telafi edilmesi gerektiğini söyledi.Hatta bize bir labaratuvar önerdi."Oraya gönderdiğim anneler memnun bebek hemşireleri var onlar hemen alıyorlar bir dene derim" dedi."O da olmazsa 6 ay daha bekler bir daha deneriz" dedi.Bebek hemşiresi lafı kafamda bir ışık yaktı.Tekrardan kendi hastanesini aradım.Bebeğime kan tahlili yapılacağını ama bunu bebek hemşirelerinin yapmasını istediğimi söyledim ve kabul ettiler.
  Gidince orayı tanıyıp ağlamasından çok korktum.Neyse ki biraz bakındı ama ağlamadı.Bebek hemşireleri geldi.Hemşireler diyorum çünkü 2-3 tane birden gelmişlerdi.Herhalde bizim kız gözlerini korkutmuş olmalı. Ama işlerini biliyorladı."Önce koluna bakalım" dediler.Yavrumun kolları biraz tombiş olduğundan damarını bulmakta zorlandılar tabii.Biraz denediler olmayınca daha öncekilerin yaptığı gibi uğraşmak yerine hemen ayağına yöneldiler.Tabii ya ,  ayağından almak yani çocuğu zapt etmek daha kolay olurdu.Yatırdılar, istersem benim dışarı çıkabileceğimi , kendilerinin halledebileceğini söylediler.Kabul etmedim tabii ki."Tamam o zaman ben sadece yanında durayım siz geri kalanı yapın" dedim.Kollarını hafifçe tuttum ve yüzüne yaklaşıp sakin olmasını çok uzun sürmeyeceğini belki biraz canının yanacağını ama hemen geçeceğini söyleyip öptüm.Hemşireler ayaklarına hakim olmaya çalışıp tutuyorlar, bir tanesi de damarı bulmaya çalışıyordu.Böylesi çok daha kolay oldu.Kızım belki biraz ağladı ama önceki gibi asla olmadı ve işler çabuklaştı.Damarı bulup kanı aldılar ve ben bu sırada kızımın başında onu öpüp sakinleştirmeye çalışıyordum.Keşke daha önce de bunu yapsaydık da kızımın kolları şişip kızarmadan o kadar da çok ağlatmadan hallediverseydik. Neyse  canım sonunda oldu ya . Üzerimden büyük bir yük kalktı.Sonuçları da öğleden sonra aldık. Her şeyin normal olduğu söylenince bir oohhh çektim.Artık içim rahattı.


İpek'imin Diş Buğdayı

2 Yorum
     Tam 8 ay 4 günlükken ilk dişi çıktı birtanem İpek'imin.Kahvaltı ediyorduk.20 Mart Çarşamba günüydü.Ceylan teyzesi de bizimleydi.Miniğime kahvaltısını verirken tam kaşığı yaklaştırırken ağzını açınca gördüm alttaki beyazlığı.Teyzesine"Bak dedim nasıl açıyor ağzını aaa bak" derken bir şey anlamadan yaklaştı ve İpek'in ilk dişini görmüş oldu.Bu da şu demek oluyordu ; ilk dişini gören kişi çocuğun önemli bir ihtiyacını karşılarmış.Bunun ne olacağını daha sonra düşünmeye karar verdik.Şimdi daha önemli işlerimiz vardı.
     Araştırmalarım çok daha önceden başlamıştı zaten.Önce diş buğdayının ne olduğunu tam anlamıyla öğrendim.Ne gibi adetler olurmuş , neler yapılır ,neler hazırlanırmış.O kadar çok teferruat vardı ki nereden baksan bunlar benim 1 ayımı alırdı zaten.Bizim ailede daha önce kutlanmış bir şey değildi diş buğdayı.O yüzden de bir bilgim yoktu .Ama internette okuyup görünce çok hoşuma gitti , heveslendim ve kızıma harika bir diş buğdayı partisi hazırlamaya karar verdim.
     İlk olarak bir tema bulmak gerekiyormuş.Gördüklerimin içinden kelebek teması hoşuma gitti. Konsept kelebekti.Her şey kelebek üzerine şekillenecekti.Kelebek şeklinde çıkartmalar , süsler indirdim bilgisayarıma.
keyfekedersaatlerim.blogspot.com sitesi imdadıma yetişti.Nerdeyse tüm süslemeleri buradan aldım.Ablam ve eşim de sağolsunlar yazıcıdan çıkartıp getirdiler bana.Kelebeklerin kesilmesi , yapıştırılması  eşime aitti.Zaten elinden bu tür şeyler çok gelir , çok beceriklidir dolayısıyla işimi kolaylaştırdı.Etrafı bunlarla süsledik. Ayrıca bardak kenarlarına da küçük kelebekler kondurduk.

Algılarım kelebek görmeye açılmıştı . Çıkartmalar , ilginç süsler buldum.İpek'in diş buğdayı partisine hoşgeldiniz yazısı da çıkartıldı.Bunları da harf harf kesip cama yapıştırdık.Ayrıca İpek'in dişi çıktı çıkartmalarını da yuvarlak kesip arkalı önlü yapıştırıp ortasından da kürdan geçirerek ( ya da daha uzun olmasını istediklerimiz için çöp şiş )oraya buraya , ikramların üzerlerine koyduk.Davetiye ve poster de hazırladık tabii.Davetiyesini kendi fotoğrafından ( stüdyoda ilk kez fotoğraflarını çektirdik ) baskı alarak yaptık.Eşim üzerine yazı yazma gibi düzenlemeleri yapıp öyle çıkarttık.Posteri de yabancı bir sitede gördüğümüz bir formatı yine İpek'in fotoğraflarından birine uyarlayarak bazı yerlerini değiştirerek ve büyük boy istediğimden özalitçide bastırarak çıkarttık.Her şey mükemmel görünüyordu.Aa bir de anı defteri tabii olmazsa olmazlardan.Bunun için de büyük boy çizgisiz bir defter aldık.Üzerine İpek'in fotoğraflarından ve bir sürü kelebek yapıştırdık.Sayfalarının içine de kelebeklerden kondurduk.Dışarda satılanlardan çok daha orjinal oldu hem de ucuza geldi :) . Gelelim bu özel günün ziyafet kısmına.Ben makaroni , arpa şehriye salatası , diş kurabiyesi ve renkli patates toplarını yaptım.Annem zeytinyağlı yaprak sarma , kayınvalidem börek ,  ablalarım kısır , börek, tuzlu bisküi , arkadaşım üzerinde İpek Sun yazan diş kurabiyesi yapmışlardı.İpek'in dişi çıktı yazan diş şeklinde pastamızı da Özsüt pastanesine sipariş vermiştik.Teyzesinin İpek'e hediyelerinden biriydi.Diş buğdayı hazırlamak için ise internette bir sürü tariften birini seçmiştim.Kolay bir şey zaten.Akşamdan yarım kilo kadar buğdayı haşlayıp beklettim.Ertesi gün de tüm iç malzemeleri ve diş buğdayını pudra şekeri ile karıştırdım.Bol malzemeli , hoş görünümlü ve lezzetli idi.Bazıları diş buğdayını şekersiz hazırlarmış orjinali böyle imiş de o zaman da çok tatsız yenmeyecek bir şey oluyormuş.Sırf adettir diye niye yenmeyecek bir şey yapayım ki?Herkes de afiyetle yedi.Bir de ilginç bir püf noktası var diş buğdayının.Servis sırasında bir tanesinin içine bozuk para saklıyorsunuz.Kime denk gelirse bozuk paralı diş buğdayı (aman 1 liradan küçük olmasın sonra yutma tehlikesi olabilir :)  ) o kişi bebeği baştan aşağı giydirirmiş.Ben üzeri kelebekli plastik bardaklarla yaptım servisi.Ama sıradan plastik bardak değil tabii hem çok şirin kelebeklerle süslüydü hem de biz onları pembe tüllere sarıp pembe kurdelelerle bağladık.Bu tüller de doğumda bebek şekeri olarak verdiğimiz ikramlıklardan arta kalan tüllerdi.Kapıya da tülden kelebek hazırladı eşim.Gelenleri daha kapıda kelebekle karşılayalım istedik.Bir de balonlar vardı tabii.Moncukorganizasyon.com dan mavi nazar boncuklu ve pembe balonlar seçtim.Böyle temalı balonları her yerde bulamıyorsunuz.Hem de kapına getiriyorlar.Oradan bir de diş buğdayı kolyesi sipariş verdim.Hazırlamaktan daha kolay geldi.Balonları da avizeye , duvarlara astık.Son olarak günün aktivitesi için malzeme bulmaya gelmişti sıra.Hani sembolik olarak ortaya bir şeyler koyuluyor da bebek ilk olarak hangisine el atarsa aldığı malzemenin sembolü olan mesleği de seçmiş oluyormuşşşş....Ben de sanatı ve sanatçılığı temsilen bir müzik cd si , bilgisayarla ilgili işler için mouse , doktorluk için lens kutusu , mimar mühendis için cetvel , kuyumculuk veya ticaret için altın,  paralı herhangi bir iş için cüzdan ve öğretmenlik için defter koydum.Yere bir örtü serdik.Malzemeleri de üzerine dizdik.Ama ilk eline aldığı şey ona en yakın olan şey olduğundan bunu saymadık ve hepsini eşit uzaklığa koyduk.Kızımı aldı bir düşünce .Bayağı bayağı düşünüyor bizimki.Elini tam birine götürüyor sonra çekip diğerine gidiyor.Sonunda cd yi seçti.Demek ki sanatçı olacak kızım :))) Bir diğer aktivitemiz de başından aşağı döktüğümüz 30 adet buğdaydı.İki dişi çıkmış olduğundan geriye kalan 30 tanesi iyi ve sağlam çıksın vee bereketli olsun her şeyi diye yapılırmış.Anlayacağınız hiç bir adetten geri kalmadım.Ben galiba seviyorum böyle gelenek türü şeyleri.Evlenirken de öyle istedim. Bohçaydı , kına gecesiydi , her şey usulüne göre olsun istedim.Tabii kendi zevklerimize göre uyarlayarak.
İşte fotoğraflar...Anı defterimiz , poster , parti şapkası , masamız ve ikramlarımız...ve diğerleri...


 Hazırlaması kolay şapka için parti şapkası satın aldık ve bilgisayardan aldığımız çıktıyı yapıştırdık.Gerçi bu söylendiği kadar kolay değil.İşin inceliklerini bilen eşim tarafından yapılıyor yine....

 Yansıyan ışıktan pek görünmese de İpek'in diş buğdayı partisine hoşgeldiniz yazıyor.
                                                                     Kapı süsümüz
                                                Diş buğdayı bu şekilde ikram ettim


 Kurabiyeleri de çöp şişlere geçirip tülle sardığımız bir kavanozun içine koyduk.Çok hoş durdu.
 İlk kez denediğim makaronların da güzel olmasına çok sevindim doğrusu.
 Misafirlerimize hediye olarak İpek'in bir fotoğrafı yer alan minik çerçeveler hazırladık.Küçük misafirlerimiz için ise kelebekli kutuların içine kelebekli tokalar koyduk.Kutuların yanına da diş şeklinde şekerler hazırladık.
 Pastamızın görüntüsü kadar tadı da güzeldi.Çikolatalı ve krokanlı yaptırdık.Pastanenin elinde bu kalıp yoktu.Ben istediğim pastanın fotoğrafını bulup verdim onlar da aynını yaptılar .
Temamız kelebek olduğundan kızıma kelebek kanatları da almıştım.Tacı ve asasıyla minik bir kelebek ve peri kızı oldu.Üzerine dişim çıktı yazılı tişört ve tütü giydirmiştim.İlk olarak kızımı bu şekilde misafirlerin karşısına çıkardığımda espri olsun diye "yasaklar"  tiyatrosunda izleyip çok beğendiğim "minik kelebek" şarkısını da çaldık. Ama hem kıyafeti hem de şarkıyla nasıl havaya girdi kızım anlatamam. Tam anlamıyla şov yapıyordu gelenlere.Hemen sonrasında yemek kısmına geçtik.İkramlarımız çok beğenildi.Yemek faslından sonra diş buğdayının başın üzerinden serpilme törenini yaptık. Sonrasında diş buğdayı tatlmızı ikram ettik. Bir yandan da bozuk paranın hangi şanslıya çıkacağına bakıyoduk.İpek'in babaannesine çıkmıştı küçük sürprizimiz. Daha sonra meslek seçme bölümüne geçtik. Son olarak da pastamını kestik. Daha nice böyle mutlu günler yaşamayı diledik. Anı defterini herkese yazdırmayı da ihmal etmedik. Her şeyin içime sindiği çok güzel bir gün oldu.
Lohusa mıyım derdim çok

Lohusa mıyım derdim çok

Yorum Ekle
Kolay bir hamilelik geçirmediğim gibi doğumum da epey zordu.-Doğumdan sonra her şey unutulur çektiğin çekeceğin o kadardır- dediler.Benim sıkıntılar orada da bitmedi.Atılan o küçük bir kaç dikişin günlerce süren acıları oldu.Gerçi defalarca doktoruma gitmem ve muayenede her şeyin yolunda olduğu sonucunu almamıza rağmen sorun geçeceğine artınca, durumum psikolojik olarak değerlendirildi doktorum tarafından.Hatta psikolojik destek almam gerektiğini söyledi.

Doğum sonrası bir çok kadında görülen bir şeydi bu depresyon.Daha kötüleri olduğunu da duymuştum.Ancak çok kişinin başına gelmesi veya daha ağır geçirenlerin olması sizin durumunuzda bir şeyi değiştirmiyor.

Hastaneden eve çıktığımız gün arabadan inip eve doğru yöneldiğimizde bir de baktım biz artık eve giren üç kişiyiz.Öyle tuhaf , öyle mutlu oldum ki...İçim içime sığmıyordu .Eve girdiğimde ise şahane bir manzara vardı .Evin her yeri süslenmişti.Kızımızın odasını önceden birlikte hazırlamıştık zaten.Biz hastanedeyken eşim ve ablamlar biraz daha hazırlık yapmışlardı.Bir kaç süs daha eklenmiş , salona "Hoşgeldin İpek " afişi asılmış etraf balonlarla süslenmiş , yataklarımız lohusa yatağı şeklinde süslenip hazırlanmış , ikramlıklar mutfakta , her şey tam istediğim gibi olmuştu.Lohusa şerbeti ve bebek kurabiyesi ile hastanede ikram etmek üzere aldığımız  bebek çikolatalarından kalanlar ikram edilecekti ziyarete gelenlere.Ayrıca hediyelik olarak da kayınvalidemin  hazırladığı lavanta yastıkları verilecekti.Hediyelikler de pembe bir sepetin içinde salonda duruyordu.Hepsi bir arada öyle hoş görünüyordu ki bütün bunlar neşeme neşe kattı.

O gün ve ertesi gün kendimi gayet iyi hissediyordum.Doğru düzgün yatmıyordum bile .İlk günler gelenler sadece anneler ve kardeşlerimizdi.Ben de onlarla birlikte oturuyor ,  yalnızca emzirmek için yatak odamıza gidiyor ve bir müddet orada dinleniyordum.

Dördüncü gün ağrılarım tüm şiddetiyle gösterdi kendini.Ne gece ne gündüz dinmek bilmiyor , evin içinde oradan oraya bağırarak dolaştırıyor , ne oturmama ,  ne yatmama , ne de kalkmama izin veriyordu.Ne yapacağımı şaşırmış durumda iken bir yandan da emzirmekten ötürü oluşan yaralarımla baş etmeye çalışıyordum.Onun acısı da öyle böyle değildi.Bunların bir çözümü olmalıydı.Öncelikle dikiş acılarına bir son vermek gerekiyordu.Doğruca hastaneye , doktoruma gittik.Yaptığı muayenede ters bir durumun söz konusu olmadığını , dördüncü gün acıların tavan yaptığı gün olduğunu iki-üç güne kadar bir şeyim kalmayacağını söyledi.Beni rahatlatmak için de hemen bir iğne yapılmasını söyledi.Koşa koşa iğnemi olmaya gittim.İşe yaradı mı ? belki biraz.Bu şekilde bir-iki gün daha geçirdim.Baktım geçmiyor hatta sanki artyor , yeniden doktorun yolunu tuttuk.Bu kez muayeneye bile katlanacak durumda değildim.Muayene etmek için çok az da olsa anestezi almak istediğimi söyledim.Doktorum tabii ki bu çılgınca fikrimi komik bulup kesinlikle yanaşmadı.Zorlukla kabul ettiğim muayene sonucunda da her şeyin yolunda olduğunu , bu kadar ağrı hissedecek fizyolojik bir durum olmadığını söyledi.Ona göre sorun daha çok psikolojikti ve destek almam gerekiyordu."Bu pek çok kadında görülen bir durumdur.Doğum sonrası depresyonu yaşıyor olmalısın ki bu da ağrıyı daha fazla hissetmene sebep olabilir.Bence mutlaka bir psikolojik destek al", dedi.Yine gözümde yaşlar, ve umutsuz bir ifadeyle oradan ayrıldım.Ne tedavisi, ne desteğinden bahsediyordu ,bebeğimi bırakıp nereye gidebilirdim.İnanıyor muydum söylediklerine ? Evet , ama acılarımın bir şekilde dindirilmesi gerekiyordu öncelikle.Bir yolu olmalıydı ,ama ilaç ama iğne , neyse ne...

Ertesi hafta bebeğimizi doktora götürdüğümüz hastanenin kadın doğum bölümüne uğrayıp doktoruyla görüşmek istediğimi söyledim.Halim tavrım içler acısı olmalıydı ki hemen bana bir görüşme ayarladılar.Çok anlayışlı bir doktorla görüştüm.Ancak o da doktorumla aynı şeyi söylüyordu.Ben zaten doktorumdan şüphe etmemiştim ancak tuhaf bir ruh hali içinde bulunduğumdan başka çareler aramaya yöneliyordum.Doğum sonrası dikiş ağrıları en fazla 1 hafta sürebilirdi.Bu psikolojik kaynaklı olabilirdi.Ama yine de bana bitkisel bir ürün tavsiye etti.Beni rahatlatabileceğini , dikiş acılarına iyi gelebileceğini söylediği ,oturma banyosu olarak kullanılacak iki üründü.

Hemen satın alıp uyguladım ve bir parça da olsa faydasını gördüm diyebilirim.
Böyle geçti 20 günüm.En şiddetli ,en sancılı ve en sorunlu dönemimdi bu.Sonraki 20 gün ise biraz daha hafifleyerek devam etti.Hakikaten kırkın kerameti midir bilmem kırkıncı gün her şey daha iyiye gitmeye başladı.Dışarıya çıkmaya zaten 20.günden itibaren başlamıştık.Dışarıda kızım daha iyi uyuyordu ve bu da bana iyi geliyordu.Zaten sonrasında da hep öyle devam etti.Her fırsatta aldım çıktım gezmeyi seven kızımı.

İşte böyle bir dönem bu sevgili lohusa adayları.Kimi son derece normal , başka zamanlardan farkı olmadan geçiriyor ; kimi ise daha ağırını yaşıyor .Bunu kabul etmek lazım.Her açıdan zor bir dönem.Bir kere hayatınız bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde değişiyor.Canınızdan daha çok sevebileceğiniz biri katılıyor hayatınıza ve her türlü bakımı için size ihtiyaç duyuyor.Siz ise gebelik gibi zor bir süreci atlattıktan sonra , doğum gibi mucizevi bir olayı gerçekleştirmiş , bin bir türlü ruh halleriyle mücadele etmeye çalışırken , hayatınıza katılan bu harika varlığa alışmaya çalışıyorsunuz.Alışmak diyorum çünkü tüm düzeniniz değişiyor ve siz yeni bir düzen oluşturmaya çalışıyorsunuz.Uykunuz , yemeniz , içmeniz , gezmeniz , kendi kendine veya eşinizle geçirdiğiniz vakitler...Her şey ama her şey değişiyor.İşte bunlara alışmak da biraz zaman alabiliyor.

Diyeceğim şu ki;siz de zor bir süreç geçiriyorsanız almanız gereken desteği alabiliyorsanız alın.Mutlaka kendinize vakit ayırmaya çalışın.Tüm yardımları kabul edin.Sonuçta çoğumuzun başına geliyor işte.Her şeye rağmen yaşadığınız her anın tadını çıkarmaya çalışın.Büyüdüklerinde özlem duyuyor olacağız.