ANNE Mİ OLUYORUM?

14 Yorum
      Çok uzun zamandır istiyorduk bebek sahibi olmayı. Evleneli 11 sene olmuştu ama biz 5-6 sene sonra istedik bir bebeğimiz olmasını. Bu sefer de o bizi istemedi. Zaman geçtikçe ümitsizliğe kapılıp tedavi yolları aramaya başladık.
      Önce aşılama denedik, olmadı.Sonra bir kere daha deneyelim dedik, yine olmadı.Bu arada ben ve eşim bir sürü testlerden, tetkiklerden geçtik. Sonuçlarımız süper değildi ama hamileliğe engel bir durum da yoktu. Sırada tüp bebek tedavisi vardı. Tüp bebek yaptırmayı önceleri hiç düşünmemiştik. Çünkü hem maddi hem de manevi külfeti olan bir süreçti. Ancak zaman geçiyordu ve biz anne baba olma yaşımızın daha fazla gecikmesini istemiyorduk.
      Ve tüp bebek yaptırmaya karar verdik. O dönem kendimi çok kaptırmış, psikolojik olarak çok yıpranmıştım. Doğmamış bebeğime mektuplar yazmış, hayaller kurmuştum. Sonuçta hormonlar alt üst, duygular gel git...Normal olmam beklenemezdi tabii. Eğer sonuç olumlu olmazsa, bu süreci bir daha yaşamak istemiyordum. Dolayısıyla aldığımız negatif sonuçla bu sayfayı da kapattık.
      Tüp bebek tedavisinin üzerinden 9 ay geçmişti.Bir sabah, kardeşimin bebekliğini gördüğüm bir rüyadan uyandım. İçimi öyle bir ümit kaplamıştı ki, 1 haftalık bir gecikme de yaşadığım için iki gün önce aldığım ve "biraz daha geciksin de öyle yapayım", dediğim gebelik testini hemen uyguladım. Sonucu beklerken yaşadığım sabırsızlık, ümit, heyecan tarif edilemez. Ne ilginçtir ki, bir çubukta beliren iki kırmızı çizgi  hayatınızın değişime başlama çizgisi oluyor sanki. Benim için o iki çizgi sanki hiç göremeyeceğim bir şeydi. "Tek çizgiye mahkumsun. Al işte görüp göreceğin ancak bu tek çizgidir", diyordu sanki bana çubuk aylardır, hatta yıllardır. İşte nihayet, önce belli belirsiz sonra gayet kırmızı bir şekilde iki kalın çizgi beliriverdi gözlerime inanamadığım, ellerimde tutuğum o küçücük çubukta. Eşim daha uyuyordu.Saat sabahın sekizi ve biz hafta sonu o saatte kalkmazdık. Büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla eşimi uyandırırken bir yandan da ağladığım için onu korkutmadan nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Haliyle ilk önce yüzüme şaşkınlık ve korkuyla baktı. Ağlamamın yanında gülümsüyordum da halbuki ve heyecandan sesim titreyerek "HAMİLEYİM galiba" dedim. Gözleri parladı."Ama, hemen bir doktora da gitmemiz gerek" dedim. Çünkü  bu testler yanıltıcı olabiliyordu. Doğruca telefona koştuk ve hemen en yakınımızdaki bir tıp merkezini arayıp doktordan randevu aldık.
          Önce kan tahlili verdim net bir sonuç almak için. Randevumuza ise daha 1.5 saat vardı. Hava da nasıl güzel ve güneşli kasım ayı olmasına rağmen...Kalktık Emirgan'a kahvaltıya gittik. Hayaller kurmaya başlamıştım bile. "Yediklerime dikkat etmeliyim artık, nasıl bir gebelik yaşarım acaba, çok kilo alacak mıyım, kız mı olacak erkek mi?" diye bir sürü düşünce geçiyordu kafamdan. Kahvaltımızı bitirdikten sonra doktora yetişmek üzere yola çıktık. Doktor önce hikayemizi dinledi, sonra muayeneye aldı. Ve müjdeyi verdi ."İşte", dedi" "Kesen minicik şuracıkta. Tebrik ederim hamilesin. Müjdeyi verebilirsiniz ailelerinize" dedi. Bu cümleleri duymak, içimde bir canlının var olmakta olduğunun söylenmesi, zaten zar zor tuttuğum yaşların tekrar boşalmasına sebep oldu. Doktor ayrıca, mucize bebek olarak adlandırdığı minik bebeğimizin tutunabilmesi ve düşük ihtimalini ortadan kaldırmak için progesteron hapını kullanmamı önerdi. Elimize bebeğimizin ilk fotoğrafını da vererek 1 hafta sonra görüşelim diyerek bizi yolladı.
          Elimizde fotoğraf,  yüzümüzde aptal bir gülümsemeyle ablamlara gittik. İçeri girer girmez, fotoğrafı göstererek müjdeyi verdik. Annelerimize, kardeşlerimize, teker teker aynı sevinç ve heyecanla fotoğrafı da yanımızdan ayırmayarak haberi verdik. Bir hafta hep bu konu konuşuldu, hayaller kuruldu. Bir hafta sonra kendi doktoruma gitmek istedim. Beni takip edecek kişi o idi. Herman İşçi. Gebeliğimin 6. haftasıydı. Doktorumun yüzünde güzel haber verecek ifadeyi göremedim. "Evet burada bir kese var. Ancak kalp atışı yok Henüz erken olabilir. Haftaya tekrar gelmeni istiyorum"dedi. Ayrıca diğer doktorun verdiği progestan hapını da gereksiz ve erken buldu. Ama başladıysam da artık bırakmamam gerektiğini söyledi.
        Endişelerle,  heyecanla bir haftanın daha geçmesini bekledik. Nedense, benim içimdeki ses susmuş, olacakları bekliyordu sanki. Kendimi, belki kullandığım progesteron hormonundan, belki de içinde bulunduğum durumdan ötürü çok kötü hissediyordum. Sık sık başım ağrıyordu, halsiz ve yorgundum.
Gebeliğin 7.haftasına gelmiştim. Doktora giderken hep iyiyi ümit ediyor ama kötüye de hazırlıyordum kendimi. Doktorumda, yine o sessiz ve ruhsuz ifade vardı. Ardından gelen sözler sanki onun suçuymuş gibi, kendisinden o an nefret etmeme sebep oldu. "Maalesef bu kese boş Jaleciğim. Embriyo  hiç oluşmamış.Yani bu sağlıklı bir embriyo değilmiş. Yalnızca bir kese oluşmuş. Doğru yerde oluşmasına rağmen bir sonraki aşama olan embriyonun içinde var olması gerçekleşmemiş.Yani gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içinde bir bebek oluşmamış. Kendini hazır hissettiğinde bu keseyi almamız gerekir" dedi. Ben artık onu dinlemiyor, gözümden yaşlar süzülürken başka bir doktora gitmem gerektiğini düşünüyordum.
       Daha önceden tanıdığım, tüp bebek için görüştüğüm bir doktor vardı. Ona gitmek istedim ve randevu aldım. Ertesi gün muayenehanesindeydim. Ondan da aynı cevabı aldım. "Normalde kalp atışlarını duymamız gerekir ve yok" dedi. Ama 8.haftada da duyulduğu olurmuş nadiren.."Gerçi ben de kesenin içinde bir embriyo olduğunu düşünmüyorum" diye de ekledi. "Haklısın bu üzücü ve zor bir durum" dedi. İstersem 1 hafta daha bekleyip kürtajı ondan sonra yaptırmamı ya da boşuna kendimi ümitlendirmeyip ve de kese daha fazla büyümeden ( çünkü içi boş olan kese büyüdükçe kürtaj zorlaşıyormuş ) istersem hemen operasyonu yapabileceğini söyledi. Oradan da ağlayarak ayrıldım. Ben de çoktan anlamıştım zaten boşuna hayal kurmamam gerektiğini ama bu kararı hemen veremedim. 2 gün daha evde baş ağrılarım ve üzüntülerimle mücadele ettim. Sonra doktoru aradım ve bir an önce kürtajı olmak istediğimi söyledim. 2 gün sonra eşimle beraber hastanedeydik. Çarçabuk oluverdi her şey. Operasyon bitip de odama geldiğimde sanki boş olan gebelik kesemi almışlar onun yerine içime kocaman anlamsız bir boşluk yerleştirmişlerdi .
        Ağlama nöbetlerim ise sık sık uğruyor, bana acıklı yazılar, şiirler yazdırıp duruyordu. Bu halimden kurtulmam biraz zaman aldı tabii. Kendime uğraşacak yeni meşgaleler arayıp duruyordum. En sevdiğim uğraşlar bile önceleri eziyet gibi gelirken zamanla kendime geldim ve böylece 2 sene geçti.
        Bir gün ,bir televizyon programına çıkan, çok saygı duyduğum  Prof.Dr.Adnan İbrahim Saraçoğlu'nun söyledikleri beni yeniden hamile kalmak için çabalamam gerektiği fikrine yönlendirdi. Hamile kalmayı kolaylaştırıcı bir kürden bahsediyordu. Dediğine göre sonuç çoğunlukla olumluydu. İçimdeki ses yeniden ortaya çıkmıştı.Bu kürü uygulamamı söylüyordu. Küre başlamak için uygun zamanı bekledim. Ve inanarak incir kürünü uygulamaya başladım. 21 gün süren ve her gün hazırlanması gereken bir kürdü.Yıldığım , sıkıldığım, yapmak istemediğim zamanlar oldu. Ama içimdeki ses devam etmem gerektiğini söylüyordu. 21 günlük bu kür 2 defa yapılabiliyordu. Arasında 1 hafta olmalıydı.Yani ara verip tekrar 21 gün daha yapılabilirdi
.       Benim 21 günlük kürüm bitmiş. Bir hafta ara vermiştim.Kimselere de bahsetmiyordum uyguladığım kürden. Kimse ümitlenmesin, ben de o heyecana kapılmayayım diye. Ara verip tekrar başlayacaktım. İşte o bir haftalık arada 3-4 günlük bir gecikme olmuştu sadece ama bana hisler gelmeye başlamıştı sanki. Biraz daha bekleyip hemen tahlil yapmalıyım dedim. Hissetmiştim, evet o kadar hissetmiştim ki eczanede satılan gebelik testini bile yapmayı bekleyemedim. Çünkü onlar ancak 10 günlük bir gecikmeden sonra sonuç verebiliyordu. O yüzden kan tahlili yaptırdım. Sonucu telefonla alacaktım. O sırada bir arkadaşımdaydım. Hastaneyi aradım ve telefonu arkadaşıma verdim. Cevabı duymaktan korkuyordum ve kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Hayatımda önemli bir yeri olan bu arkadaşım, hayatımın en önemli ve mutlu haberini bana duyduklarını tekrarlayarak verdi. "Sonuç pozitif diyorsunuz..." Ağladım... ağladım... sarıldım ... yine ağladım...Hemen sonra kendimi toparladım çünkü 2 sene önce yaşadığım boş gebelik ihtimalini aklımda tutmalıydım. Olumlu düşünüp olumsuz duruma kendimi hazırlıklı hissetmeliydim. Eşim civar sitede oturan başka bir arkadaşımızdaydı. Ben de onun yanına gittim. Hiç bir şey belli etmemeye çalıştım .Daha doğrusu tam da şöyle bir halim vardı ;hani kendine bile söylemeye korkarsın ya, ben kendimden bile saklamak istedim. Arkadaşlarla yemeğe gittik. Ara sıra ortaya çıkıp, çığlık atarak bizim bir bebeğimiz olacak biliyor musunuz demek istiyordum.Hemen sonra çeki düzen veriyordum duygularıma, oturun oturduğunuz yerde diye.
      Eşime söylemek için eve gelmeyi bekledim. Arabada bile sus pus oturuyordum. Neyse ki eşimin de aklına gelmiyordu bugün yaptırdığımız tahlili sormak. Bu hayatımda vereceğim en güzel haberdi. Yüzüne bakmalı bu anı doyasıya paylaşmalıydım. Kapıdan içeri girerken "ne oldu sen bir tahlil yaptırmıştın sonucunu alacaktın" dedi. Evet aldım dedim."Olmadı değil mi"dedi. Ben durdum ve eşime bakarak gülümseyip başımı salladım. Sevincimizi birbirimize dahi söyleyemiyorduk.
        Şimdi bizim için önemli olan kalp atışlarını duymaktı. Günler geçmek bilmiyordu.Biz kimseye söyleyemiyorduk. Daha önce yaşadığımız yarım kalan sevinç sebebiyle...
        Ve Korktuğumuz başımıza geldi dedik bir gece.Sonucu öğrendikten 10 gün sonra küçük bir kanama geçirdim ve bebeğimi kaybettiğimi sandım. O geceyi nasıl sabah ettik bilmiyorum ama ertesi gün doktora gidip de kesenin orada durduğunu, hiç bir şey olmadığını öğrenince korku ağlamaları sevinç gözyaşlarına döndü. Tabii yine de dikkat etmemi ve 1 hafta kadar yatmamı istedi doktorum.
       Bir hafta sonrası ise büyük gündü. Ya bebeğimin kalp atışlarını duyacak ya da bu kesenin de boş olduğunu görecektik.
        Ve sevgili doktorum Herman İşçi bana o güzel müjdeyi dinletti. Evet kendi kulaklarımla duydum minik bebeğimin o zamanki nokta bebeğimin heyecanlı kalp atışlarını ."Bu nedir" dedim doktoruma. "İçeride bir motor çalışıyor" dedi gülerek. O nasıl bir sesti .Defalarca dinleyebilirdim. Sanırım doktorum da bunu istediğimi anlamış olacak ki bir kaç defa sesini açarak dinletti bize miniğimizin kalp atışlarını. Eşimle birbirimize baktık ve ağlamaya başladım.
        Artık ilan edebilirdik bir bebeğimiz olacağını ama biz hala inanamıyorduk. Hamileliğimin başından sonuna kadar da kaybetme korkusundan kurtulamadık.Yaklaşık 2 hafta sonra bulantılarım başladı.Hemen doktorumu aradık ve o da ilaç verdi. Oldukça sağlam ilaç olmalıydı ki bulantı ve kusmalarımı kesiiği gibi beni de biraz ruh gibi bir hale çevirdi. Ya da yine sağolsun hormonlarımdı bu halimin sebebi.
        Bu sıkıntılarım 4.ayda geçmeye başladı. Ben de okula gitmeye başlamıştım. Ancaaak sıkıntılar peşimi bırakmıyordu. 19.haftanın içindeydim. Güzel bir hafta sonu geçirdiğimizi düşünüyordum. Eşimle Emirgan korusunda uzun ve güzel bir yürüyüş yapmıştık. Ardından alışveriş merkezine, bana hamile kıyafeti bakmaya gittik. Orası da çok kalabalıktı ve oldukça yorucuydu. Ertesi gün de okulda çok yorucu bir gün geçirdim. Ben de sabahtan beri karnımın alt bölgesinde baskı, ağrı hissediyordum ve yürümekte güçlük çekiyordum. Nedense çok da önemsemedim. Arkadaşlarım doktora sormam gerektiğini söylediler. Ben o gün eve gidip dinlendim. Ertesi gün okulda yine iyi değildim. Çarşamba günü boş günümdü. Sabah uyanmış, yoga hareketlerimi yapıyordum. Ağrı ve baskı ise oradaydı. Yogamı bitirdikten sonra doktorumu bir arayayım bari diyerek telefon açtım. Hadi bakalıııııım durum ciddiymiş. Bu bir erken doğum tehdidi olabilirmiş. "Bir iki gün bekleyelim devam ederse gel" dedi. Yine okula ara vermiştim ve yatak döşek beni bekliyordu.Gelsin yine korkular acabalar...
        Üç gün beş gün derken haftalar, hatta aylar sürdü bu durumum. Kısacası benim zorunlu dinlenme faslı yaklaşık 20 hafta sürdü.Tabii sonraları korkuyu atlattım sıkılmalar baş gösterdi. 36..haftadan sonra artık doğmasından endişe etmeme gerek kalmadığını söyledi doktorum . Bu da beni epeyi rahatlattı.
36.haftada ise ağırlık ve şişliklerim başlamış, zor hareket eder olmuştum. Malum yaza geldiği için doğum, son haftalarım sıcaklar içinde geçti.Klimanın altında uzanıp başka bir yere kıpırdayamıyordum.
       40.haftaya gelmiştik. Pazar akşamı saat 22 civarında daha önce acaba nasıl bir şeydir, gelince ya anlamazsam dediğim suyum geldi. Evet önce emin olamadım ama sonra başka bir şeye benzemediğini anlayınca tamamdır dedim ve evde -o sırada ablamın evindeydik-bir telaştır başladı. Sanırım ben, içlerinde en sakinleriydim. Çantam evde hazırdı zaten. Eşimle ben önden hastaneye doğru giderken ablamlar evden çantayı alıp öyle geleceklerdi. Hastaneye varınca artık yaklaştık, sonunda kavuşacağız bebeğimle diye seviniyordum. Hemen muayene odasına aldılar. Açılma henüz 2-3 cm.kadardı. Ben daha şimdiden muayeneden bile korkmuştum. "Tamam odanıza çıkabilirsiniz" dediler.Yani sancılarımın gelmesi beklenecekti.
Henüz sancı filan başlamadığından, odamı seçme kaprislerine bile başladım. Oda oda gezdim hangisi daha güzel diye. Neyse bize verilen de içlerinde en iyisiymiş zaten.Yalnız klimada biraz sorun vardı ve bu da beni germeye yetmişti. Sonradan bunu takamayacak kadar kendi derdimde olacaktım ama ne bileyimmm.
Bu arada yapılan muayeneden oldukça korkmuş olmalıyım ki odaya yerleşir yerleşmez doktorumu aradım ve normal doğumdan her an vazgeçebileceğimi söyledim . O da bana gayet profesyonelce bir cevap vedi. "Tamam Jalecim sancıların artınca dayanamazsan önce epiduralini yaparız, olmadı ondan sonra kararını verirsin"dedi. Rahatlamıştım. İstersem sezaryen olabilecektim. Saat ikiye doğru sancılar kendini göstermeye başlamıştı. Ben yatakta, eşim yanımda elimi tutup destek olmaya çalışıyordu. Odada 3 ablam vardı ve bana çok iyi gittiğimi söylüyorlardı. Nst ye bağlanmıştım ve ara sıra gelip sancıların geliş sıkılığını ve derecesini kontrol ediyorlardı. Onlar da iyi dayandığımı söylediler. Bunlar da bana moral veriyordu. Sanırım başarabilecektim. Saat dörde kadar bu sancıları yaşadım ve artık fazlalaşmıştı ki bir an önce epiduralin yapılmasını istiyordum. Aşağı aldılar beni... yalnız beni!. Tek başına kalmak biraz korkuttu çünkü "Artık oradan doğumhaneye gireriz bir daha buraya çıkmayacaksın" dediler. Korku , heyecan ,sevinç , tüm duygularım birbirine karışmıştı. Eşimden bir türlü ayrılmak istemiyordum. Eğer oda müsaitse daha sonra eşimin yanıma gelebileceğini söylediler. Zaten daha önce hastane ve doğumhaneyi görmeye geldiğimde bekleme odasında eğer benden başka doğum yapacak kadın yoksa yanımda birinin , eşimin ,olabileceğini söylemişlerdi. E bu pek olan bir durum değildi zaten. Yani 2 doğum aynı ana denk gelmezdi. Bu da beni sevindirmişti. İşte bu söylenenleri de düşünerek aşağı indim. Epiduralden sonra yanıma geleceklerdi nasılsa.Ve aşağı indiğimde ne gördüm? Benimle beraber bir kadın daha var ve o da epidural olacak.Demek ki aynı anda doğuma giden iki kişi olmuşuz ve o nadir olan şey gerçekleşmişti. Bu kadar şans olur mu diyerek iç geçirdim. Neyse şu epidurali bir atlatalım da bakarız dedim.Sancılar artmış dayanılmaz olmaya başlamıştı. Epidural şöyle bir şeydi; Oturma pozisyonunda ayaklar bir tabureye basar haldeyken dizler karna doğru çekiliyor ve omuzlar göğüs hizasına kadar eğik oluyormuş. Sancı geldiğinde bu şekilde duramadığınızdan sancının durduğu o kısacık anda bunu yapmak gerekiyormuş. Önce epidural olacak bölge sterilize edildi. Deri içine anestezik ilaç enjekte edilecekti. Bel bölgesi önce küçük bir iğneyle uyuşturuldu ve daha sonra bölgeden epidural anestezi ilacı enjekte edildi. İlaç omirilik zarını çevresine kadar verilir ilerleme yapılmazmış. Bu sayede doğum yatağında uyuşma sağlanarak doğumun ağrısız geçmesi sağlanırmış. Rahatlamıştım .Gözümde korkarak büyüttüğüm normal doğuma adım adım yaklaşıyordum ve işte sancılarım da kesilmişti. Şimdi dinlenme zamanıydı.Yanıma mp3 cihazımı almış içine de rahatlatıcı müziklerimi koymuştum. Saat beş ile yedi arası böyle geçti. Arada yanıma ablamlar sırayla geliyorlardı. Eşim gelemedi  çünkü yanımda yatan bir kadın daha olması sebebiyle eşleri almıyorlardı. Saat yediye doğru benim sancılar tekrar geldi. Hem de ne geliş! Sanki az önce uyuşturulan ben değilim. Hemen hemşireyi çağırdım ve onlar da bir doz daha ilaç verdiler. Belli aralıklarla bu böyle devam etti çünkü sancılarım sık ve inanılmazdı.Yan tarafta yatan diğer kadın ise gayet rahat , elinde telefonuyla oyun oynuyordu. Niyeeee diye isyan ettim içimden ben niye kıvranıyorum bana neden sökmemişti bu meret? Saat sekizde doktorum geldi ve ben 1 saattir inanılmaz sancılar çektiğimden yalvarır gözlerle tamam vakit geldi demesini bekliyordum. Ama maalesef açılma hala daha 5.5- 6 cm.lerdeydi. Bağıra çağıra 2 saat daha geçti. Bu süre içerisinde defalarca doktoruma beni sezaryene alması için yalvardım.Yapamayacağım , dayanamıyorum, diye bağırıyordum. Gidip gelip kontrol ediyorlar, bebeğin hala aşağı inmediğini, açılmanın yavaş ilerlediğini söylüyorlardı. Demek ki olamıyor neden zorluyordu ki doktorum? Saat 10 oldu benim gücüm tükenmeye başlamış artık ağlıyor ve hala aynı şeyi söylüyordum. Beni sezaryene  alın.Doktorum geldi ve bana şöyle dedi."Dayan biraz daha ,yapabilirsin. Bu şansı bebeğine vermelisin. Sonra vicdan azabı yaşarsın. Bu onun hakkı. Merak etme saat onikide bitmiş olacak"dedi. Bu cümleler beni 2 saat daha idare etti. Ama durmadan bağırıyor, ağlıyor ve geçmesi için dua ediyordum. Nefes egzersizleri bir işe yaramıyordu. Belki de tam anlamıyla yapamıyordum bile. Nihayet 11.30da yanımdaki kadını aldılar doğumhaneye. Ayağa kalkarak güle oynaya gitti .İçerden 1-2 bağırma ,ıkınma sesi duydum ve ardından alkış. Bebeği doğmuştu. Ben gözyaşları içinde sıramın gelmesini bekledim.Ve son kontrol.Tamam 8-9 cm olmuş, "alıyoruz doğumhaneye" dediler. Ablamlar dışarıya çıkarılmıştı benim gözlerim eşimi arıyordu. Sedyeyle içeri alındım ve masaya yatırıldım. Bir baktım eşim gelmiş önlük giydiriyorlar. Öyle rahatlamıştım ki onun da yanımda olmasını çok istiyordum. Halbuki önceki konuşmalarımızda emin değildi kendinden, ben de artık zorlamıyordum o an ne hissederse onu yapacaktı nasılsa. Ve işte gelmişti. Birazdan da doktorum geldi. Her şey hazırdı. Doktorum ve diğer yardımcı doktor ve hemşireler ne yapmam gerektiğini anlattılar. Kısa kısa nefes alışlar ve sancıyla birlikte olabildiğince ıkınma.Ve işte sancı son şiddetiyle geldi. Hafif doğruldum yatakta ve tüm gücümle itmeye çalıştım ama sancım öyle çoktu ki sanki sadece yüzümü zorluyor ıkınmayı yapamıyordum. Doktorum yanıbaşımda "Hadi hooop it bakalım hadi Jale" diyerek bana cesaret veriyordu. Diğer baş ucumda eşim elimi tutuyor bir yandan da mp3ten daha önce kararlaştırdığımız müzikleri çalıyordu. Bir an "Hoşgeldin melek sefalar getirdin"şarkısını duydum. Duygulanamıyordum bile çünkü kendimden geçmek üzereydim. Sancı geçince dinlenme ve gelince hooop yine bir gayret. Olmuyor yapamıyorum diye bağırdığımı hatırlıyorum. 3-4 ıkınmadan sonra doktorum da karnıma bastırıp ittirmeye başladı hadi hooop diye bağırıyordu büyük bir gayretle. Ben de elimden geleni yapıyordum ama olmuyordu. Şimdi de "Somewhere over the raimbow "çalıyor. Bağır çağır derken doktorumun "yapamayacak" değini duydum.Ne olacak peki eyvah kesecekler. Hiç istemiyordum bunu. Derken bir şey oldu müzik durdu sanki bir sessizlik "ne oldu geldi mi "diye soruyordum( artık ne kadar kendimden geçmişsem doğumun bitip bitmediğini anlamıyorum). Hayır hala olmamıştı. Eşimin sonradan anlattığına göre müziği kapatmış çünkü ben öyle acı çeker haldeyken ve bebeğimizin gelmesi zorlaşmış hatta tehlikeye girmişken müzik çok anlamsız gelmiş. Ben hiç birinin farkında değilim tabii. "Çok az kaldı ha gayret" diyorlardı.Kızımızın saçları görünmüş."Ooo nasıl da saçlı annesi" diyorlardı. Ben artık fazla bir şey yapamıyordum. Sonra ne olduysa "tamam işte geldi" dediler. Ben hala bittiğine inanamıyordum. Hatta bitti mi oldu mu gibi saçma sorular soruyordum. Bir de baktım karnımda ufacık, ıslak, kocaman açtığı gözleriyle bana bakan bir mucize duruyor. Öyle garipsemiş bir bakışı vardı ki ben de kendimi garip ve ne yapacağını bilemez hissettim. "Tut bebeğini tut dediler". Beceriksizce sarıldım .Bana bakıyordu. Kendini hala içeride sanıyor dediler. Çünkü henüz göbek bağı kesilmemişti. Ben ağlıyordum, eşim ağlıyordu, ama henüz bebeğimiz ağlamıyordu. Biraz sonra bebeğim benden bağımsız ilk nefesini almaya başladı .Benden ilk bağını koparmıştı işte. O da bundan memnun değildi ki minik bir sesle ağlaması duyuldu. Artık üçümüz de ağlıyorduk ve biz artık bir bütündük. Aldılar bebeğimi temizlediler ve hemen göğsüme verdiler. O ne yapacağını bilmeden etrafa bakan minik şey nasılda hemen koyulur koyulmaz emmeye başlamıştı. H,em ağlıyor hem emmeye çalışıyordu. Nasıl bir histi bu? O an bebeğimden bir daha asla ayrılamayacağımı hissettim. Her ihtiyacında yanında olacak ve onu hep koruyacaktım. Eşim heyecandan fotoğraf dahi çekemiyordu. Üstelik bir de bebeğin gelememe durumuna şahit olmuş. Meğer boynuna kordon dolanmış yavrumun ve ilk çıktığında mosmormuş.Yaşaması mucizeydi diyor çünkü o kalın kordonu da görmüş boynundayken. Ustalıkla çıkarmışlar tabii. Yani benim o kadar çabalamama karşın gelememesinin sebebi o kordonmuş. İşte eşim bu sıkıntılara şahit olurken bebeğimizin sağlıkla doğmasıyla onun da artık eli ayağı boşalmış yalnızca bize bakıp ağlıyordu. Doktorum sağolsun hemen makineyi istemiş eşimden ve başlamış çekmeye. O özel anın fotoğraflarını doktoruma borçluyum. Biz bu mutlu tabloyu yaşarken operasyonum devam ediyordu tabii. Plesantanın çıkarılması ve ardından epizyotominin dikilmesi.Dediklerine göre küçük bir kesik atılmış ama dikiş neredeyse 1 saat sürdü.Tabii ki ben epiduralin etkisiyle hiç bir şey hissetmedim. Bebeğim ve eşim gitmişlerdi. Ben de bir an önce yanlarına gitmek istiyordum. Dikişler de bitince beni sedyeye aldılar. Odama çıkacaktım. Bitmişti bu serüven. Herşey geride kaldı. Artık bebeğim ve biz vardık. Asansörden çıkınca eşim beni bekliyor, ablam da bir yandan kameraya çekiyordu.Yatağıma yatırdılar. "Bebeğim nerede" dedim. "Birazdan getireceğiz" dediler.
        Miniğim yanıma geldiğinde kıyafetleri giydirilmişti uyuyordu. İşte kavuşmuştuk. 9 aylık ve özellikle son 14 saatlik serüvenimiz sona ermişti. Değil erken doğum neredeyse geç bile gelecekti kızımız. Sanki gebeliğin başından beri oyun oynar gibiydi bizimle minik yavrumuz. Şimdi İpek'imizle yeni hayatımız başlıyordu. Artık her şey bambaşka olacaktı...


14 yorum

Elinize sağlık Jale hanım. Saygılar. Herman İşçi.

Sevgili doktorum Sayın Herman İşçi , sizin de ellerinize , yüreğinize sağlık.
Okuyanlar arasında isminizi ve yorumunuzu görmek beni çok memnun etti.İyi ki varsınız.

Jalecim aglaya aglaya okudum.Allah Ipek'i size, sizide ona bagislasin.Ayni hikayede arkadaslarimda var cok etkilendim.Cok şükür ki saglikla kucaginiza almissiniz

Sevgili Jale Hanım,

Bu süreçte yaşadıklarınızı o kadar güzel anlatmışsınız ki, tüylerim diken diken halde, bir solukta, gözümde biriken ve adeta görmeme engel olmaya çalışan gözyaşlarıyla okudum. Geçmişte benzer durumları yaşamış biri olarak, zorlu ve yıpratıcı hikayenizin mutlulukla bağlanması beni öyle mutlu etti ki, hislerimi kelimelerle ifade etmem imkansız...

Mucize bebeğinizle ve güzel ailenizle size harika bir ömür dilerim:)

Sevgilerimle,

Üşengeç Şef

canım ne güzel paylaşmışsın ben de yaklaşık aynı şeyleri yaşadım. İlki tedavi ile oldu. ikincisi sürpriz. Gözlerim doldu okurken

Amin Baharcım. Zor bir süreçti canım. Her zaman şükrediyorum.

Çok teşekkür ederim sevgili Üşengeç şef. Umarım sizin hikayeniz de mutlu sona bağlanmıştır.
Sevgilerimle...

Her okuduğumda ben de yeniden o günlere dönüyorum canım. Seninki de çok şükür mutlu sonuçlanmış :)) Ardından da sürprizin. Ne güzel...

Gözlerimden yaşlar süzülerek okudum Jale, öyle güzel anlatmışsınız ki eminim bir çok çifte umut olacak bu yazdıklarınız. Ayrıca çok bilgilendirici olmuş. İpeğinizle mutlu bir hayat dilerim..

Ne kadar içten bir yazı olmuş. Her satırını okudum. Kendime de paylar çıkardım. Mutluluklar...

çok güzel olmuş yazınız çok duygulandım. çok sıkıntı çekmişsiniz allahım tüm isteyenlere hayırlı evlatlar nasip etsin inş.

Öncelikle çok teşekkür ederim güzel yorumunuz ve dilekleriniziçin. Umarım dediğiniz gibi olur. Kimse umudunu yitirmesin ve herkesin duası kabul olsun inşallah.

Teşekkür ederim Güzellik hikayesi. Ben de size mutluluklar dilerim. Faydalı olmuşsam ne mutlu bana.

Teşekkür ederim. Amin inşallah. Olmayanlara da eksikliklerini çektirmesin diye dua ediyorum.

Yorum için açıklama