Yılbaşı çekilişi

Yılbaşı çekilişi

Yorum Ekle
Çocukluğumuzdan beri yılbaşı öncesi çekiliş yapar , hediyeler alırız . Okuldayken yılbaşı kartlarımızı da yapardık. Ne hoşuma giderdi ama. Ben de büyüyünce,  daha geniş okuyucuya sahip olduğumda kendi blogumda da inşallah böyle bir çekiliş yaparım.
Bahsini ettiğim çekiliş yapan bloga aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Zevkle takip ettiğim  ,oyunlarından faydalandığım bir blog. Yapmanız gerekenleri de bu linkte bulacaksınız.
http://canvecereninaktiviteleri.blogspot.com/2013/12/yilbasi-cekilisine-hazirmisiniz.html

Herkese bol şans.
Çocuk Hisseder

Çocuk Hisseder

7 Yorum
      Bir bebeği karnında büyütmek , ona dünyaya gelmeden önce , büyüme ve  hazırlanma yeri olmak , içinde beslemek , aynı bedende var olmak.Ne kadar mucizevi bir durum bu. Sonra zamanı geliyor , bebeğimiz bir sonraki aşamaya geçiyor ve dünyaya "merhaba" diyor. Ama hala aynı bedende gibi oluyoruz. Bebeğimiz, ayrı bir birey olduğunun farkına sonraları varıyor.
     Happy wife ( mutlu kadın ) , happy life ( mutlu hayat ) . Bu güzel söze mutlu anne , mutlu çocuk diye devam etmek istiyorum. Biz ne yaşarsak onu yaşıyor yavrularımız. Bu kadar mı birebir yaşanır ? Mıknatıs gibi çekiyor tüm hissedileni. Ortamdaki gerginliği , huzuru , neşeyi...Hepsini anlayıp bazı duygularla başa çıkamıyor ve hırçınlaşıyor. Nereden bilsin henüz başa çıkmayı ? Daha biz bile öğrenememişken... 
     Bunu bir kaç gün önce kendi kızımda yaşadım. Babam rahatsızlanmıştı bir ay kadar önce.Kalp ritm bozukluğu sebebiyle hastaneye yatırdık.Zaten koah hastası olduğundan sürekli bir nefes problemi vardı. Nefes problemi kalbi de zorluyordu haliyle. Hastanede , bir hafta sonra , durumu kontrol altına alındı ve babam 15 gün hastanede kaldı.
     Eve geldikten sonra tam olarak toparlayamadı.Kendini güçsüz ve yorgun hissediyor , iştahsızlık çekiyordu.Onu öyle görmek de bizi üzüyor , bir an evvel iyileşmesini istiyorduk.Benim duygularımın da ucu bucağı yok ki.Alabildiğine sevinen , alabildiğine üzülen , dert eden , düşünen bir tipim işte.Hatta öyle bir an geliyor ki sadece oturup ağlamak , sessizce kenara çekilmek , dua etmek ve kendimle kalmak istiyordum. 17 aylık ve doğal olarak sürekli ilgi bekleyen bir kızım varken  , bunları yapmaya kalkıştığınızda ne olur? İsyan eder ... İpek'in yaptıkları da tam anlamıyla bir isyandı.Bütün gün bağırıyor , konuştuğu veya yeni öğrendiği kelimeleri durmadan hem de yüksek sesle tekrar ediyor ( tekrar dediysem öyle 2-3 değil defalarcaaaaa) , kesinlikle hiç bir oyuna adapte olmuyor , ihtiyaçlarını gidermek ya da ilgilenmek istesem de hırçınlaşıp garip tepkiler verebiliyordu .
     Çünkü seziyor.Onunla oynarken aklımın onda olmadığını , ihtiyaçlarını giderirken bir an önce bitirip kendime dönmek isteyeceğimi biliyor ve belki de sürekli kendisiyle meşgul olursam kafamı dağıtacağımı zannediyor.Tabii ki bu son söylediğim onun bilinçli olarak yapabileceği bir şey değil.İçgüdüsel mi desek , dürtüsel mi desek bilemem ama bu yumurcaklar her şeyi sezip anlıyor orası kesin .
     Bir müddet sonra , duruma kendimi biraz daha alıştırdığımda İpek'te de düzelmeler oldu. Farklı ortamlara götürüp duygu durumumuzu değiştirmeye gayret ettim. ( Hatta en son İbs Anne bebek fuarına gittik. O konuyla ilgili paylaşımlarım da bir sonraki yazımda yer alacak.) Ama yine de ne zaman endişelerim artsa , kendimi kötü hissetsem ondaki memnuniyetsizlik kendini gösteriyor.
    Yaşadığımız , yaşayacağımız üzücü olaylar bir yana, genel anlamda çocuklarımızı büyütürken onlara huzurlu bir ortam vermek , sevgi vermek , yemek kadar , su kadar önemli. Çünkü yaşadığı ortam şekillendiriyor duygu dünyasını , ruh dünyasını.
    Özetle Anne mutluysa çocuk da mutlu...

1.Yaş Günü

1 Yorum
     Bu yazı , dört ay önce yazılmaya başlanmış ancak araya başka konu ve yazıların girmesiyle bitirilememiş , sonunda vakit bulup tamamlanarak yayınlanmış , kızımızın ilk yaş günü kutlamasını anlatmaktadır.

      Diş buğdayı partimiz biter bitmez doğum günü çalışmalarına başlamalıyım demiştim.Ama hiç de öyle olmadı . Ben yine iki haftanın içine sıkıştım. Bu sıkı çalışmamda bana yine destek ve yardımcı olan eşim ve ablam sayesinde , önceden de tecrübeli olduğumuzdan üstesinden daha kolay geldik .
      İlk iş tema arayışına girmek oldu.Yine internette gezindim , bakındım durdum.Rastladığım bazı siteler , kafamdaki düşüncelerle uyuşunca ortaya denizkızı ve denizaltı teması çıktı -Zaten deniz, kızımın odasının da temasıydı sanki.Neredeyse her şeyi denizle ilgili ve o renklerde dekore etmiştim -.Temadan sonrası kolaydı.Çünkü onun çerçevesinde şekilleniyor ve oturuyor her şey yerli yerine.
      Nerede yapılacağı konusuna karar veremiyordum bir türlü.Önceleri evde yapmayı düşündüm. Sonra bu düşüncemden vazgeçtim çünkü yazın ev çok sıcak oluyordu ve güzel bir kutlamayı bunalarak geçirmek istemezdi hiç kimse.Evi tercih etme sebebim istediğim gibi süsleyebilecek olmamdandı.Dışarda yapacağımız yeri kapatsak ,  yani yer kirası versek tabii süsleyebiliriz ama bunun altından kalkamayacağımızı düşündük.Hem de azıcık saatliğine öyle paralar istiyorlardı ki çocuğumun önemli bir çok ihtiyacını karşılayabilirim o parayla.
      Sonra aklıma bir yere kahvaltıya gitme fikri geldi .Genelde doğumgünü kahvaltı organizasyonları yapılıyordu.İş yer bulmaya kalmıştı.Bulacağım yer , süslemelerimi ve benim götüreceğim ikramlıkları da kabul edebilecek bir yer olmalıydı.Aklımdaki iki yerle görüştüm.Birincisi Yıldız parkının içindeki denize bakan hoş bir cafe idi.İsteklerimi de kabul etti.Ama sanki zoraki bir kabul görür gibi oldum.Bir de servisinden çok emin olamadım.Memnun kalamayacağım izlenimi uyanınca ikinci alternatife geçtik.Şişli Öğretmenevi.Gittim görüştüm.Çok da iyi karşıladılar.E tabii bir de öğretmen olunca daha da ilgilendiler.Süslemeler , ikramlar konusunda istediğimi yapabilecektim.Hatta ,  ben talep etmediğim halde masa ve sandalyeleri de süsleyeceklerini söylediler..Ve daha da önemlisi salonlarında film izletmem için olanak da sundular.Salonda bir tv vardı.Biz de bilgisayarımızı getirip İpek için hazırlamış olduğum filmi izlettirebilecektik.Şişli öğretmenevi ile anlaştık.Oh yer işi de tamamdı.
      Sıra davetiye hazırlamaya gelmişti.Yine eşimin yardımıyla çok şirin bir davetiye hazırlayıp internetten gönderdik.Davetiye için İpek'in fotoğraflarından birini kullandık. Şu metini yazmak için bile az düşünmedim :)
İkramlarımıza gelince: Ben günler öncesinden mozaik pasta , irmik topları yapıp buzluğa atmıştım.Her şeyi son güne bırakınca çok yorucu oluyor(Bu da diş buğdayı partisinden tecrübe).Ablamlar kısır ve börek yaptılar.Kayınvalidem börek ve elmalı kurabiye getirdi.Arkadaşım 1 şeklinde kurabiyeleri yaptı ve süsledi.
 O sabah erkenden ablamla öğretmenevine hazırlıklar için gittik. Mekanın süslemesini -masa ve sandalyeler dışında- kendimiz yapacaktık. Günlerdir hazırladığımız afişleri , fotoğrafları astık. Masanın üzerini süsledik.Her masanın üzerine de deniz kabukları yerleştirdik. Küçük bir dilek kutusu yapıp içine minik kartlar koyduk herkesin İpek ile ilgili dileklerini yazmaları için.Bir de cam fanus getirdim yazılan kartları koymak için.Fanusun içini de deniz taşları ve midyelerle doldurdum.Çok güzel görünüyordu.


Duvara astığımız afişlerin altına İpek'in doğduğu günden bugüne her ay çekilen fotoğraflarını koydum.12 fotoğrafı kırmızı ve mavi kartonların üstüne yapıştırarak duvara astık.Duvarın çeşitli yerlerine de bir kaç fotoğrafını daha , gelişigüzel astık.Tam İpek'imin partisi gibi her yer İpek doldu.Ayrıca İpek'in ilkleri adlı albümünü masanın üzerine koydum.Her ayın 16sında çektiğimiz ve ilk yemek , ilk yılbaşı , ilk bayramı gibi çekilen fotoğraflar yer alıyordu.Diğer albümde ise yine İpek ve ailesi fotorafları vardı. Parti şapkaları da hazırlanmıştı.Şapkaları  İpek 1 yaşında yazısı ve denizkızları süslüyordu.Bebek suları ve kalpli taçlar ise gelen minik konuklarımız için hazırlamış olduğumuz hediyeliklerdi.Masanın diğer ucuna da ikramlıklarımızı yerleştirdik.Masanın çevresini de balonlarla süsledik.
Mekanın genel görüntüsü de şöyleydi.

 Her şey tamamdı.Konuklarımızın gelmesiyle kahvaltı servisi başladı. Pastaya geçmeden önce ,salonda bilgisayar ve televizyonu hazırladıktan sonra herkesi içeriye filmi izlemeye çağırdık.Günlerce uğraştığım 3 gece neredeyse sabahlayarak hazırladığım İpek filmi 13 dakika sürüyordu. Filme koyduğum şarkılar İpek'in doğumu için hazırlanmış şarkılardı."Hoşgeldin Melek ve Somewhere over the rainbow". Film izlendikten sonra çoğu gözden yaşlar siliniyordu hafiften.Biraz duygusal mı olmuştu ne ? :))

Sonra sıra pasta kesmeye geldi. Pastamız yine Özsüt pastanesinden sipariş edildi.Tabii ki denizaltı ve deniz kızıyla süslenmişti.

Miniğimizin elbisesini de temaya uygun seçmiş, teyzesinin aldığı denizkızı ve denizatlı elbisesini giydirmiştik

Kızımızın hediyecikleri için de bir köşe yapmıştık.Gelenler isimlerini de yazarak paketleri oraya bırakmışlardı.
Ablam da sağolsun dilek kartlarına yazdırmak için tek tek herkesi dolaştı.Kızım şu an bu güzel dilekleri okuyamasa da ileride eline aldığında okurken  çok şey ifade edeceğinden eminim.

    Her şey istediğim gibi olmuştu. Kızımıza vereceğimiz bu güzel hatırayı düşündükçe daha çok mutlu oluyorum.Aynı şekilde bu yazdıklarımı okuduğunu düşündükçe de ...




















Çocuğu Anlamak

Çocuğu Anlamak

2 Yorum
      Son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan birini paylaşmak istedim bugün. O kadar çok şey söylüyordu ki Nilüfer Devecigil yazısında , her çocuğun keşfedilmesi gereken ayrı bir dünya olduğunu görüyoruz yine.
      Seneler önce çocuk esirgeme kurumuna gitmiştim bir bayram günü. Bayramda çocuklar sevindirilmeli , yalnız olmadıkları hissettirilmeli diye düşündüğümden. O kadar beceriksiz , çaresiz  , anlamsız buldum ki kendimi , bu şekilde olmamalı dedim kendi kendime. Çocuklar pek yüz vermiyorlardı. Benden çok , ne getirdiğimle ilgileniyorlardı. Çoğu kızgın bir ifade ile bakıyor , oyun oynamaya bile yanaşmıyordu. Durum tam olarak şöyleydi: Bizim gibi çocukları ziyarete gelenler önce kapıda bekletiliyordu.İçerde çok kalabalık olmayalım diye.Beş altı kişi alıyorlardı her seferinde ve 10-15 dakika veriyorlardı vakit geçirmek için. Her içeri giren bizim de yaptığımız gibi vakti değerlendirmek için çocuklarla hemen iletişime geçmek istiyordu. "Dur seni biraz seveyim , oynamaya çalışayım, sen de hemen bana gül ,sonra ben gideyim başkaları gelsin sevsin seni ona da gül , oyna" der gibiydik aslında . Alışık değiller sevilmeye tabii , diye düşünmüştüm o zaman.Acımış , çok üzülmüştüm. Bir daha da o şekilde gitmedim.
    Benim , çocukları çok seven ablam , bir kaç sene önce gönüllü olarak çocuk esirgeme kurumunda çalışmaya başladı.Her hafta oraya gidiyor ve sadece bir çocukla ilgileniyordu.Ablam gibi oraya giden herkese birer çocuk veriliyor ve düzenli olarak onunla ilgilenilmesi isteniyordu. Buna gönüllü ablalık deniyordu. O zaman ablamdan neyin yanlış olduğunu öğrenmiştim.Çocuklar kendileriyle sürekli iletişimde olan , onlarla düzenli vakit geçiren insanlara ihtiyaç duyuyorlar. Birebir iletişime , ilgiye , sevgiye ihtiyaçları var. Böylelikle kendilerini açıyorlar , yaklaşıyorlar. Bu duruma çok geç alışanlar da varmış tabii. Ablam da ilgilendiği o çocuğu kendi çocuğu gibi seviyordu. Güzel bir duygusal bağ kurulmuştu aralarında. Öyle ki çocuğu Çanakkale'ye başka bir çocuk evine gönderdiklerinde ablam gidip onu orada da görmüştü.
     Diyeceğim o ki , her çocuğun özel ilgi , iletişim , anlayış ve bolca sevgiye ihtiyacı var. Anlaşılması zor çocukların bile iletişim kurulacak bir formülü bulunabilir.
     Aşağıda okuyacağınız bu yazıda da olduğu gibi , mutlaka bir yolu vardır!...
     http://www.kuraldisidergi.com/5041/top-asla-sadece-bir-top-degildir/



Hamileyken Alışveriş

2 Yorum
Hayalim , sadece göbeği olan , arkadan hamile olduğu bile anlaşılmayan bir gebelik yaşamaktı.Çünkü ince yapılı ,kilo problemi olmayan biriydim .İlk 3-4 ay bir şey yiyemez , kilo alamazsınız ya ben de bir şey yiyemiyor midem bulanıyordu ama ekmek peynir, pilav iyi geliyordu.Tabii bir de düşük tehdidi sebebiyle kullandığım ilaçlar vardı ki, onlar da şişiriyordu.Yani az da olsa kilo aldım.Ama bu bir şey değil esas 20.hafta itibariyle karnımın alt tarafında baskı , ağrı hisleriyle doktora gidip de , erken doğum tehdidi sonucuyla karşılaşınca 36.haftaya kadar sürecek olan yatak istirahatimin başlamasıyla hareketsizlikten oluşan şişme neticesinde gebeliği 20 kilo alarak tamamladım.

İlk aylarda bulantı ve her şeye karşı hissiz , memnuniyetsiz , suratsız halim 4.ay itibariyle azalınca alışveriş zevkim gelmeye başlamıştı.Daha işe gidiyordum hem.Önce siyah  kumaş hamile pantolonu aldım .Kaç kilo alırım , nasıl olurum, kaç beden almam lazım diyerek kafam karışınca mağazanın sahibi hanım sağolsun bana yardımcı oldu ve "Hamilelikten önceki bedenin neyse o bedeni alıyorsun " dedi ve ben de 36 beden istedim hemen .Bu kendimi iyi hissettirdi nedense.Sanki hala aynı bedendeyim ve öyle kalacakmış gibi.Üzerine giyecek bir şey almama henüz gerek yoktu çünkü normal bluzlarım , gömleklerim henüz oluyordu.

Sonra elbiselere gözüm ilişti.Hamile elbisesine takıntım vardı.Oldum olası sevmezdim.Baktım bu elbiseler hiç hamile elbisesi gibi durmuyor - ki zaten değildi , hamilelerin de giyebileceği türden elbiselerdi - iki tane de onlardan aldım.

Ancak 20.haftadan sonra bunlara gerek kalmadı çünkü ben çoğunlukla evde pijama ,  eşofman şeklinde takılıyor , moralimi iyi tutmak için sürekli okuyordum.Nitekim pantolonu belki üç-beş defa giymişimdir ama elbiseler doğum sonrası bile işime yarayacak cinstendi neyse ki...

Nisan ayı geldiğinde (ben de kendimi zaman zaman daha iyi hissediyordum)dışarıya çıkmaya başladım .
Bu sefer de yeni giysilere ihtiyacım oldu.Fazla almaya gerek yoktu çünkü bu geçici bir süreydi.Kot pantalon aldım bu sefer ve üzerine giymek için de iki-üç t-shirt.Önceden bir kaç elbisem vardı yine bol kesim onları da giyebiliyordum.
                                                  Doğum sonrası çok giydiğim bir elbiseydi.
En çok yaz gelince şişkinliğim ve kilolarım artınca yazlık incecik tülbent gibi bol bir elbisem vardı.Onu hiç çıkarmadım sırtımdan neredeyse.Doğuma giderken de bunu giyiyordum.

Bir de olmazsa olmazlardan olan bir tight edinmiştim.Üzerine bol bol tunikler kurtarıcım oldular.Doğuma kadar yerimden pek fazla kalkamayışımdan ötürü doğumda ve sonrasında lazım olacak şeyleri yine internet üzerinden almaya çalışıyordum.Ablamın benim için koşturmalarını da unutamam elbette.
En çok da bebeğime alışveriş yapmaktan zevk alıyordum.Bu konuyla ilgili "Bebeğime Alışveriş" yazımdan ayrıntıları okuyabilirsiniz.
Hepinize keyifli alışverişler sevgili anne adayları...
İpek'in uyku eğitimi

İpek'in uyku eğitimi

2 Yorum
           Hamileliğimden beri elimden düşürmediğim kitaplar vardı. Tracy Hogg'un kitabı bunlardan biriydi.Yalnız sakıncası şuydu ki biraz takıntı yapmış durumdaydım sanki.Yani her şey mükemmel , olması gerektiği gibi olmalı , doğru yapmalıyım , başarmalıyım şeklinde durumlara girmiştim.Kitabın söylediği, bebeklerin bir düzeni olması, günün programlanması gerektiği ,  uyku eğitiminin her çocuğa verilebileceği şeklindeydi.
         Bebekleri ay ay anlatıyordu.Bu konularda bilgilenmek çok hoşuma gidiyordu ama neden gerektiği kadar uyumadığı konusuna çok takılıyordum.Mesela uyku öğünü diye bir şey vardı.Gece saat 11den sabah 6-7ye kadar deliksiz uyumasının mümkün olduğunu söylüyordu.Yeter ki gündüz yeterli beslemiş gece de 11 de uyku öğününü vermiş olalım . Ben de denedim bu yöntemi ama kızım uyku öğününü almadı dolayısıyla daha geç saatte uyanıp mama istiyordu.
          Gündüzleri az uyuyor diye yatır kaldır yöntemini denedim o da tutmadı.Her çocuğun farklı yöntemi olduğu doğru. Deneyip bulmak gerekiyormuş.Aslında kızım uykuya dalarken çok zorluk çıkarmıyordu.İlk 6 ay zaten emerek uyuyordu.Bazen de yatağında şarkı  , ninni mırıldanarak uyutuyordum. Anne sütünü bırakınca - ki bu 6.ay bitince oldu - yatağında uyutmaya başladım .Hiç sallamamıştım ve öyle bir şeye alışmamıştı.Yatağını hafif hafif sallıyordum bazen.Az uyuduğunda yatağından almamaya biraz daha uyutmaya çalıştım.Yanında kaldığımda bazen uykuya devam ettiği oluyordu.Gece uykusuna 7.30- 8.00 gibi yatıyordu.Onu hiç değiştirmedi. 40 günlükten sonra kendi kendine böyle bir düzen geliştirdi.Biz de buna bağlı kaldık ve hiç şaşmadık. Programlarımızı hep ona göre yaptık. Gece de iki kere uyanıyordu ,mamasını yani sütünü içiyordu. Sabah 6.30- 7.00 gibi uyanıp sonra duruma göre tekrar uyuyor sonra öğlen bir uyku daha , öğleden sonra da yarım saat şekerlemesi oluyordu.Tam bir düzen oturmuş değildi ama her gün durum hemen hemen böyleydi.
        7.ay bitiminde gece uyanmalarını arttırdı.Gece 3 kere uyanıp mama istiyordu.Bu durum gündüz iştahını da etkiliyordu.Yemek çok zor yiyordu.Ben de gece uykusuz kalmaktan ve düzensizlikten hem de zor yedirmekten yorulmuş, çare arıyordum.Yine araştırmalara giriştim. Uyku eğitimi hakkında hep bir şeyler okuyordum zaten.Bebeğin 6.aydan sonra gece beslenmesine ihtiyacı olmadığını yazıyordu uzmanlar. Doktoruna sordum o da aynı şeyi söyledi .Benim harekete geçmem 8. ay itibarıyla oldu.
Kitaplarını da okuduğum Sinem Olcay Kademoğlu ile görüştüm.Uyku eğitimi hakkında bilgi verdi ve eğitimi nasıl yapacağımı anlattı.Zaten işim zor olmayacaktı.İpek yolun yarısında sayılırdı.Yatağında yatırıyor olmam ,bazen kendi kendine uykuya dalması işleri kolaylaştırıyordu.Benim halletmem gereken önce gece uyanmalarını ve mamayı kesmek sonra da gündüz uykularını uzatmaktı.Önce gece uykularından başlamamız gerekiyormuş.
      Eşimle de konuşup başlamaya karar verdikten sonra uyku eğitimimiz başladı.Eşinizin desteği çok önemli çünkü dayanamadığınız yerde devreye girebilmeliler.İşte İpek'in uyku eğitimi
      1.gün:Akşam 8.00de yatırdık.( Her akşam aynı saatte yatırmaya özen gösterdik.)Yarım saat öncesinde uyku rutinimizi yapmıştık. (Uyku düzenini otırturken belli bir rutin en önemli şeylerden biri.) Bizim rutinimiz banyo, masaj ve müzik dinletme.Sonra yatağına bıraktım, "iyi uykular" deyip öptüm ve odadan çıktım.Arada bir mızıldanınca yanına gidip minik adımlarla( şşş diye fısıldayıp, gerekirse hafifçe dokunup pat pat yapmak, tatlı bir ses tonuyla "iyi uykular bebeğim" demek) sakinleştirdim ve odadan çıktım. Kısa bağırışlar sonucu kendi kendine 20 dakikada uyudu. Gece alıştığı saatlerde (11.30 12.30) uyandı. Çok az ağladı ve sustu.Sonra saat 2.00de ağlamaya başladı ve yine benim minik adımlarla sakinleştirmelerim sonucu 1 saat sonra yani saat 3te süt içmeden tekrar uyuyabildi. Sabah 6da yine ağlayarak uyandı ve ben de artık acıkmış olduğunu düşünerek ya da hissederek sütünü verdim ve hemen uyudu.Uyanma saati olan 7de kalktı. İlk günü sorunsuz atlatmıştık.

      2.gün: Sonra sabah uykusunu 9.00-10.30 arası yaptı. Yatağında pışpışlamamla uyumuştu. Öğle uykusunu 1.00-1.30 arası yaptı. Günün diğer uykusunu ise yine benim pışpışlamamla 4.00-5.30 arası yapmıştı. Akşam yine 8.00de yatağına yatırmamızla 15-20 dakika gibi bir sürede uyudu ve yanına çok az gitmem gerekti. Gece bir kaç kez ağlama, mırıldanma gibi sesler çıkardı ama uyanmadı. Sanırım alışkanlıkla uyanır gibi oluyor ancak uykusu ağır basıyordu. Sabah 6.00da uyanıp ağladı ve ben biraz daha bekleterek sütünü 6.30da verdim. Tekrar uyudu.Sabah kalkışı 7.30du. Zafere yaklaşıyor muydum bu kadar kısa sürede?

      3 gün:Sabah uykusuna 9.30 da yattı. 11.00de uyandı.Yine benim hafif pışpışlarımla uyumuştu.Öğlen uykusuna 1.00de yatıp 2.30da uyandı ve günün son uykusunu 5.45 -6.15 arası yaptı.Akşam yine 8.00de yatağındaydı ve yanına hemen hemen hiç gitmememle yarım saatte uyudu.Gece pek çok kez ağlama ve mırıldanma arası sesler çıkardı. Sanki çok rahatsız ve yetersiz uyumuştu. 5.30da uyanıp ağlayınca yine 6ya kadar beklettim, sakinleştirdim ve 6da sütünü verdim uyudu. 3.gün daha kolaylaşması gerekirken, sanki biraz daha zorlaşmıştı.

      4.gün: Akşam aynı saatte yatırmıştık. 15 dakika gibi kısa bir sürede uyudu. Ancak gece sık sık uyanmış, zaman zaman ağlamış ve süt istemişti. İşte bunlara direnmek zordu. Gidip sütü yapayım vereyim uyusun diyorsunuz. Ama yanlış olduğunu da biliyorsunuz. Çünkü tutarlı olmak çok önemli ve ilk kural.

     5. Bu akşamki uykusuna 10 dakikada dalmış ve gece iyi uyumuştu. Yeniden ümitlendim tabii. Yolunda gidiyor diye sevindim. Ama uyanır mı, süt ister mi stresi beni epey germişti. 

     6.gün: Sabah yine 6.00da sütünü içti ve uyudu. 7.30da uyandı.İlk sabah uykusuna 9.30da yatıp 11de uyandı. Sabah uykusuna biraz daha zor daldı. Öğlen uykusu 13-14.30 arası uyudu ve uykuya dalmasında sorun olmadı. 16.30da uyku sinyalleri verince pusetinde uyutmak istedim ancak 15 dakika uyuyabildi.Akşam 19.30da yatmak istedi ve 5 dakikada uyudu.Yanına gitmeme gerek kalmamıştı.Gece daha az mızıldanmayla sabah 5.30a kadar uyudu. Uyandığında sütünü istedi ama sakinleştirip bekletip yine saat 6da verdim.

     7.gün: Sorunsuz bir gece daha geçirmiştik. Gündüz uykularına da kendi kendine dalmaya başlamıştı. Artık yanına gitmeme gerek kalmıyordu.

     8.gün: Bu akşamki uykusuna dalışı zor olmuştu. Yarım saatte uyumuş ve yanına bir kaç kere gitmiştim. Ağlaması farklı gelmişti. Sanırım karnı ağrıyordu. Sıkıntısı vardı. Uyuması için yardım ettim. Sonra saat 4.40ta uyanıp ağlamaya başladı. Ben de yanında başını okşadım, sakinleştirdim. Yarım saat bu şekilde devam ettik. Derken 5.10da tekrar ağlamaya başladı. 5 dakikada yine sakinleşti. Ancak 6da uyuyabildi. Yaşadığım zorluklar beni vazgeçmeye  itiyordu. Ancak inatla direndim.

    9.gün-10. gün: Artık kendi kendine uyumasında hiç sorun yoktu. Ancak gece uyanıp ısrarsız ağlamaları oluyordu. Sakinleştirmelerim işe yarıyor, bir müddet sonra tekrar uyuyordu. Zaman zaman ısrarlı ağlamaları oldu ise de yarım bırakmamaya kararlıydım. Çünkü "Başlayınca bitirmelisin yarıda bırakırsan her şey eskisinden kötü olur" demişti bana uzman.

       Ben 2 ay daha bu şekilde günlük tuttum. Özetle, günler buna benzer şekilde devam etti.Sonuçta biz yanında olmadan kendi kendine uyumayı , uyandığında yine kendi kendine tekrar uykuya dalmayı ve de gündüz uykularından erken uyandığında yatağında 45 dakika daha kalabilmeyi, hatta kimi zaman uykuya devam edebilmeyi öğrendi.Ama yine de bunlar çocuk ve hala farklı şeyler de gelebiliyor başımıza.Bazen kendi uyumak istemeyip yanında ona ninni söylememizi istiyor veya  gece uykusundan uyanıp bizi yanında isteyebiliyor.Ama bunlar sorun değil. Hem sık olmuyor hem de nasılsa diğerini öğrendiği için tekrar eskisine dönebiliyor.Dolayısıyla biz de artık panik yapmıyoruz böyle durumlarda.
       Sonuçta en doğru kararı ve uygulamayı siz seçeceksiniz.Sorunuz olursa elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım.Herkese kolay gelsin iyi uykular olsun....

Bebeğime alışveriş

Yorum Ekle
Ben de herkes gibi bir ihtiyaç listesi çıkarmıştım.Bunun için de çeşitli internet sitelerinden yararlandım.Kullanıp kullanmadıklarımı derleyerek en çok nelere ihtiyacınız olabileceğini paylaşmak istiyorum.
Gelen ve de gelecek hediyeleri de hesaba katarak davranmak gerek bence.Biliyorum dayanılmaz bir istek duyuyoruz bir sürü şey almak için ama sabırlı olmakta fayda var diyorum.Şimdi gelelim ilk listemize....

- En başta hastane çıkış seti geliyor tabii.Hastaneye gittiğinizde hemen istiyorlar sizden. Doğumdan sonra bebeği giydirmek için. Siz de benim gibi kararsızlardansanız 2 tane edinmenizde fayda var derim.


- Hastane çıkış setlerinin içinde zıbın da oluyor.Zaten 2 tane yeter.Çünkü benim en çok kullandığım body ler oldu.Kızımın doğumu yaza geldiği için kolsuz ve yarım kollu body ler en gerekli olanlardı.Her birinden 3er tane.
- Penye patikli pantalonlar ve pijamalar da bir kaç tane edinilmesi gereken ilk ihtiyaçlardan..En az 3-4.
- Akşam veye gece yatarken ya da serin günler için aldığım tulumlar da çok işime yaramıştı tabii.En az 3-4 adet olmalı.
- Penye ya da zamanına göre daha kalın battaniyeler.2 tane yeterlidir.Sayılarını az yazmamın nedeni kıyafetlerin  hediye olarak da gelebileceğinden zamanla ihtiyaca göre alabileceğiniz için.
- Biberon olarak Avent'i tercih ettim.125ml lik olanlardan 1 tane ve bir yedek biberon ucu almıştım başta.Sonra 2 biberon daha aldım.Ve Avent marka sterilizatör de hediye olarak geldi.Böylelikle kaynat beklet durumundan kurtulmuş olduk.Bence kullanışlı bir alet.İlle de olmalı mı? Evet olmalı derim ben.Ama fiyat olarak daha cazip olanlarından da alabilirsiniz.Onlar da işe yarıyormuş.
- Yeni doğan bebek bezi ( ben arkadaşımın tavsiyesi üzerine Huggies kullandım.Prima dan memnun kalmamıştım.) ıslak mendil ve ayrıca pamuklu mendil.( Altını temizlemek için Mothercare den aldığım pamuklu mendilleri ıslatıp kullandım.Diğer ıslak mendilleri ise dışardayken kullanıyordum.)
- Ateşölçer.Marka ise kesinlikle kulaktan ölçen Braun.Tırnak makası , tarak ve fırça seti , burun aspiratörü.
- Eğer doğumunuz yazın çok sıcaklarına gelmediyse bebeğinizin üzerini örtmektense uyku tulumu almanızı öneririm.Böylelikle her dakika üzeri açılmış mı veya örtü yüzünü kapatmış olabilir mi diye kontrol etmeniz gerekmeyecek.Yaz için olan incecik modelleri de var aslında.Biz 3.aydan itibaren kullanmaya başladık.O zamana kadar aklıma gelmemişti.Hediye olarak gelince ne kadar işe yaradığını gördüm.
- Kundak almanızı ve mutlaka yapmayı denemenizi tavsiye ederim.Okuduğum kitaplarda faydalarını anlatmakla bitiremiyorlar.Eskiler bilir de yaparmış demek ki.Sonraları Amerikalılarca zararlı bulunup kullanımı  neredeyse bırakılmış.Ancak şimdilerde yeniden eskiye dönüş var.Yapılan araştırmalar kundak yapılan bebeklerin kolik ve gaz şikayetlerinin daha az olduğu , uykuya daha rahat dalıp daha uzun süre uyuyabildiğini gösteriyormuş.Tabii kundak diye bir ürün satın almayabilirsiniz de .Kare veya dikdörtgen herhangi bir kumaş da ihtiyacınızı görebiliyor.Biz bir tane satın almıştık ama çok gevşek bir model olduğundan ve bizim kızımız da aşırı hareketli olduğundan işimize yarayamadı.Aslında bu konuda ısrarlı olup tekrar tekrar ve gerekirse başka bir kumaşla tekrar denemeliymişiz.Çünkü önceleri karşı koyabilseler de aslında bu onların rahatı içinmiş.Bebeklerde düşme refleksi olarak bilinen moro refleksini engelliyormuş.Bebekler kollarının kendilerine ait olduğunu da bilmez dolayısıyla hareket edince de kendilerini rahatsız eder hatta uykudan bile uyandırabilirmiş.İşte kundak bu durumlara çareymiş.
- Bebek arabası olarak Graco Signature Travel System satın aldık.Bu üçlü sistemde bir adet stroller yani arabanın tekerlekli olan bölümü , bir adet 6.ay itibarıyla oturabileceği koltuğu ve bir de doğumdan itibaren 1 yaşına kadar kullanabileceğiniz hem bebek araba koltuğu hem de stroller üzerine takıp gezdirebileceğiniz koltuğu mevcut.
Daha çok araştırma yapmış olsam başka bir model isterdim.Dördüncü parçanın da olduğu travel system arabalar var.Onlarda tamamen yatık olarak kullanılabilen   küçük bebekleri rahatlıkla yatırabileceğiniz bir parça daha var.
Graco symbio travel system benim istediğim modelmiş aslında.Maxi Cosi de çok tavsiye edilmişti .Ancak fiyat olarak Graco biraz daha cazipti.Aldığımız ikinci araba ise tamamen yatabilmesi ve çift yönlü oluşuyla bizim için çok kullanışlı oldu.
Bu arabayı özellikle almaktaki maksadım 10 günlüğüne bir tatile gidecektik.Nerede yatırayım derdi de olmadan hem taşıması kolay hem de yatak olarak kullanabileceğim bir araba olsun istedim.Bu ihtiyaçlarımı da karşıladı zaten.
Neredeyse en son aldığım ihtiyaç yatağı oldu.Aslında bebek odası takımını almıştık.Büyüyen beşik ve dörtlü çekmece şeklinde.Odası her şeyi ile hazırdı.



Ama şöyle bir durum vardı ki doğduğunda ilk zamanlar kendi odasında değil bizim odamızda yatacaktı.Bu yüzden de bizim odamıza bir yatak almam gerekiyordu da nasıl bir şey almalıydım ? Önce klasik beşiklere baktım."Onlarda çok yatıramazsın bebeğini  , en çok 4 ay "dediler .Ben belki 6-7 ay yanımda yatırmayı düşünüyordum.Ondan vazgeçtim.Sonra park yatakları düşünmeye başladım.En azından sonrasında da oyun parkı olarak kullanabilirim diye düşündüm.Bebek odası takımını internetten sipariş vermiştim.Park yatak da öyle oldu.Stork marka turuncu renkli şirin bir şeydi. Yatak geldikten ve odamıza kurulduktan sonra rahat ettim.Artık doğurabilirim dedim.Çünkü açıkçası ya erken doğar da biz hala yatağı almamışsak diye epey dertlenmiştim . 
Banyo için ise bir küvet ve içine kaymasını önlemek için file satın aldık.İlk günler küveti güneş gören odaya koyup orada yıkıyorduk.Şampuan olarak ise önce organics kullandım.Nemlendirici olarak da aynı markayı tercih etmiştim.Ancak sonraları bebeğimim cildinin atopik olması ve aşırı hassasiyeti sebebiyle Babe nin kremini ve yıkama yağını kullandım.Çok da memnunum halen aynı ürünleri kullanıyorum.Pişik kremi olarak Mustela önerebilirim.Çok az kullanıyorsunuz ve işe yarıyor.Bebeğim hiç pişik olmadı diyebilirim.
Bebeğimiz doğduktan sonra evde uyuturken bir ihtiyaç daha ortaya çıktı.Her ne kadar evimiz çok büyük olmasa da uzun bir koridor vardı ve odanın kapısını uyurken kapalı tutuyorduk.Bu sebeple telsiz almamız gerektiğine karar verdik.Chicco nun telsizinden memnun kaldım ancak daha sonra bununla da yetinmeyip aynı zamanda kızımı ne zaman uyuyup ne kadar uyanık kaldığını da görebilmem için kameralı telsiz aldık.Onu da internetten sipariş verdim.Rose diye bilinmedik bir marka olmasına rağmen hala kullanıyorum ve çok memnunum.Çok işime yaradı diyebilirim.Özellikle de uyku eğitimi vermeye çalıştığım sırada.
Herkese keyifli alışverişler ve sağlıkla mutlulukla kullanmalar diliyorum.Sağlıcakla kalın....Keyfini çıkarın....
Kan tahlili kabusumuz

Kan tahlili kabusumuz

2 Yorum
Nasıl stres yaptım şu tahlil yapılana kadar , ne sıkıntı yaşadım off ki ne offf. Benim tahlilim değil tabii ki - ben hiç korkmam iğne olmak , kan vermek gibi şeylerden- benim canımın yarısının kanını alıp tahlil yapacaklar.
Kızım 9 aylıkken de istemişlerdi kan tahlili yaptırıp demirinine baktırmamızı.Hatta egzamaları için alerji testi bile istendi.Bu saydıklarım popüler bir hastanenin popüler bir doktoru tarafından istendi. Biz de yaptıralım diye düşündük önce.Hastaneye kadar gidip doktora da yazdırdık tahlilleri. Kan alma odasına girip de kızımın koluna turnike takmak istediklerinde kalktım oradan. Minicik kızımın minicik kollarına yaptıramazdım . O daha çok küçüüük. Hem doğduğu hastanenin doktoru da buna henüz gerek olmadığını 1 yaşında zaten isteneceğini yani bekleyebileceğimizi söyledi.
Böylece 3 ay geçti.1 yaşına gelince doğduğu hastanede doktor kontrolüne gittik Doktor artık tahlillerin yapılması gerektiğini ,demir depolarına bakılmasının muhtemel bir kaybı önlemede önemli olduğunu söyledi. Aşağı kan alma odasına indik.Eline oyuncak da verdik.Ben koltuğa oturdum ve İpek'i de kucağıma aldım.Tuhaf tuhaf bakmaya başlamıştı bile algıları açık kızım.Daha hemşire koluna turnikeyi takamadan başladı bizimki ağlamaya. Eyvahlar olsun yeniden başladık. Hemşire çabuk davranmak istiyor ama olacak gibi değil çocuk kasıyor ve kolunu oynatıyor.Hayır dedim sakin ve yavaş olalım ve önce bir sakinleştirelim.Aldık biraz dışarı çıktık tekrar girdik ama nafile .Babası oturdu sonra koltuğa İpek'i tutmak için.Daha iyi hakim olur diye.Halbuki onu da kan tutar ama işte iş başa düşünce bir de söz konusu yavrusu olunca insanın akan sular duruyor.O da etkili olamadı.Hemşire kızımın kolunu tutuyor damarı bulmaya çalışıyor , bulur gibi olduğunu söylüyor , iğneyi yaklaştıracakken kıyamet kopuyor."Kolunu çok oynatıyor" diyor bana hemşire."Başka ne olabilirdi" diyorum "çocuk bu oynatır da ağlar da.İlk kez bebek gelmiyor size herhalde" dedim."Nasıl alıyorsunuz ağlamıyorlar mı?"".Geliyor tabii" dediler.Bazıları , yani 1 yaşında bazı çocuklar , ne olduğunu anlamadan yaptırabiliyormuş. Benim kızım her şeyin farkındadır yapacak bir şey yok.Baktım yavrum ağladıkça ağlıyor kolları kızarıyor.Sesim yükselmeye başladı ister istemez."Yahu "dedim" en uzman hanginizse o yapsın bari yok mu en iyi alan biri" dedim.Bu hemşirenin gayet iyi olduğunu söylediler de sonuç bu işte. Daha fazla dayanamadım ve kızı aldığımız gibi çıktık oradan .Babası da" başlarım tahliline yazık çocuğa" diyerek "Eskiden tahlil mı vardı?" diye söylenerek çıktı oradan. Neyse şimdi tartışmanın yeri değil.Nitekim benim de içim acıyordu ama yapılacaksa yapılmalıydı.
 1 hafta daha geçti.Ama benim içim hiç rahat değildi.Bu tahlili yapmalıydık çünkü ilgili yazılar okuduğumda hiç gereksiz olduğu sonucuna varamıyordum.İpek'in diğer doktorunu aradım bebekliğinden beri götürdüğüm.O da yapılması gerektiğini  , bazen hiç tahmin edilmeyen sonuçlar çıkabildiğini ve eğer bir eksiklik varsa telafi edilmesi gerektiğini söyledi.Hatta bize bir labaratuvar önerdi."Oraya gönderdiğim anneler memnun bebek hemşireleri var onlar hemen alıyorlar bir dene derim" dedi."O da olmazsa 6 ay daha bekler bir daha deneriz" dedi.Bebek hemşiresi lafı kafamda bir ışık yaktı.Tekrardan kendi hastanesini aradım.Bebeğime kan tahlili yapılacağını ama bunu bebek hemşirelerinin yapmasını istediğimi söyledim ve kabul ettiler.
  Gidince orayı tanıyıp ağlamasından çok korktum.Neyse ki biraz bakındı ama ağlamadı.Bebek hemşireleri geldi.Hemşireler diyorum çünkü 2-3 tane birden gelmişlerdi.Herhalde bizim kız gözlerini korkutmuş olmalı. Ama işlerini biliyorladı."Önce koluna bakalım" dediler.Yavrumun kolları biraz tombiş olduğundan damarını bulmakta zorlandılar tabii.Biraz denediler olmayınca daha öncekilerin yaptığı gibi uğraşmak yerine hemen ayağına yöneldiler.Tabii ya ,  ayağından almak yani çocuğu zapt etmek daha kolay olurdu.Yatırdılar, istersem benim dışarı çıkabileceğimi , kendilerinin halledebileceğini söylediler.Kabul etmedim tabii ki."Tamam o zaman ben sadece yanında durayım siz geri kalanı yapın" dedim.Kollarını hafifçe tuttum ve yüzüne yaklaşıp sakin olmasını çok uzun sürmeyeceğini belki biraz canının yanacağını ama hemen geçeceğini söyleyip öptüm.Hemşireler ayaklarına hakim olmaya çalışıp tutuyorlar, bir tanesi de damarı bulmaya çalışıyordu.Böylesi çok daha kolay oldu.Kızım belki biraz ağladı ama önceki gibi asla olmadı ve işler çabuklaştı.Damarı bulup kanı aldılar ve ben bu sırada kızımın başında onu öpüp sakinleştirmeye çalışıyordum.Keşke daha önce de bunu yapsaydık da kızımın kolları şişip kızarmadan o kadar da çok ağlatmadan hallediverseydik. Neyse  canım sonunda oldu ya . Üzerimden büyük bir yük kalktı.Sonuçları da öğleden sonra aldık. Her şeyin normal olduğu söylenince bir oohhh çektim.Artık içim rahattı.


İpek'imin Diş Buğdayı

2 Yorum
     Tam 8 ay 4 günlükken ilk dişi çıktı birtanem İpek'imin.Kahvaltı ediyorduk.20 Mart Çarşamba günüydü.Ceylan teyzesi de bizimleydi.Miniğime kahvaltısını verirken tam kaşığı yaklaştırırken ağzını açınca gördüm alttaki beyazlığı.Teyzesine"Bak dedim nasıl açıyor ağzını aaa bak" derken bir şey anlamadan yaklaştı ve İpek'in ilk dişini görmüş oldu.Bu da şu demek oluyordu ; ilk dişini gören kişi çocuğun önemli bir ihtiyacını karşılarmış.Bunun ne olacağını daha sonra düşünmeye karar verdik.Şimdi daha önemli işlerimiz vardı.
     Araştırmalarım çok daha önceden başlamıştı zaten.Önce diş buğdayının ne olduğunu tam anlamıyla öğrendim.Ne gibi adetler olurmuş , neler yapılır ,neler hazırlanırmış.O kadar çok teferruat vardı ki nereden baksan bunlar benim 1 ayımı alırdı zaten.Bizim ailede daha önce kutlanmış bir şey değildi diş buğdayı.O yüzden de bir bilgim yoktu .Ama internette okuyup görünce çok hoşuma gitti , heveslendim ve kızıma harika bir diş buğdayı partisi hazırlamaya karar verdim.
     İlk olarak bir tema bulmak gerekiyormuş.Gördüklerimin içinden kelebek teması hoşuma gitti. Konsept kelebekti.Her şey kelebek üzerine şekillenecekti.Kelebek şeklinde çıkartmalar , süsler indirdim bilgisayarıma.
keyfekedersaatlerim.blogspot.com sitesi imdadıma yetişti.Nerdeyse tüm süslemeleri buradan aldım.Ablam ve eşim de sağolsunlar yazıcıdan çıkartıp getirdiler bana.Kelebeklerin kesilmesi , yapıştırılması  eşime aitti.Zaten elinden bu tür şeyler çok gelir , çok beceriklidir dolayısıyla işimi kolaylaştırdı.Etrafı bunlarla süsledik. Ayrıca bardak kenarlarına da küçük kelebekler kondurduk.

Algılarım kelebek görmeye açılmıştı . Çıkartmalar , ilginç süsler buldum.İpek'in diş buğdayı partisine hoşgeldiniz yazısı da çıkartıldı.Bunları da harf harf kesip cama yapıştırdık.Ayrıca İpek'in dişi çıktı çıkartmalarını da yuvarlak kesip arkalı önlü yapıştırıp ortasından da kürdan geçirerek ( ya da daha uzun olmasını istediklerimiz için çöp şiş )oraya buraya , ikramların üzerlerine koyduk.Davetiye ve poster de hazırladık tabii.Davetiyesini kendi fotoğrafından ( stüdyoda ilk kez fotoğraflarını çektirdik ) baskı alarak yaptık.Eşim üzerine yazı yazma gibi düzenlemeleri yapıp öyle çıkarttık.Posteri de yabancı bir sitede gördüğümüz bir formatı yine İpek'in fotoğraflarından birine uyarlayarak bazı yerlerini değiştirerek ve büyük boy istediğimden özalitçide bastırarak çıkarttık.Her şey mükemmel görünüyordu.Aa bir de anı defteri tabii olmazsa olmazlardan.Bunun için de büyük boy çizgisiz bir defter aldık.Üzerine İpek'in fotoğraflarından ve bir sürü kelebek yapıştırdık.Sayfalarının içine de kelebeklerden kondurduk.Dışarda satılanlardan çok daha orjinal oldu hem de ucuza geldi :) . Gelelim bu özel günün ziyafet kısmına.Ben makaroni , arpa şehriye salatası , diş kurabiyesi ve renkli patates toplarını yaptım.Annem zeytinyağlı yaprak sarma , kayınvalidem börek ,  ablalarım kısır , börek, tuzlu bisküi , arkadaşım üzerinde İpek Sun yazan diş kurabiyesi yapmışlardı.İpek'in dişi çıktı yazan diş şeklinde pastamızı da Özsüt pastanesine sipariş vermiştik.Teyzesinin İpek'e hediyelerinden biriydi.Diş buğdayı hazırlamak için ise internette bir sürü tariften birini seçmiştim.Kolay bir şey zaten.Akşamdan yarım kilo kadar buğdayı haşlayıp beklettim.Ertesi gün de tüm iç malzemeleri ve diş buğdayını pudra şekeri ile karıştırdım.Bol malzemeli , hoş görünümlü ve lezzetli idi.Bazıları diş buğdayını şekersiz hazırlarmış orjinali böyle imiş de o zaman da çok tatsız yenmeyecek bir şey oluyormuş.Sırf adettir diye niye yenmeyecek bir şey yapayım ki?Herkes de afiyetle yedi.Bir de ilginç bir püf noktası var diş buğdayının.Servis sırasında bir tanesinin içine bozuk para saklıyorsunuz.Kime denk gelirse bozuk paralı diş buğdayı (aman 1 liradan küçük olmasın sonra yutma tehlikesi olabilir :)  ) o kişi bebeği baştan aşağı giydirirmiş.Ben üzeri kelebekli plastik bardaklarla yaptım servisi.Ama sıradan plastik bardak değil tabii hem çok şirin kelebeklerle süslüydü hem de biz onları pembe tüllere sarıp pembe kurdelelerle bağladık.Bu tüller de doğumda bebek şekeri olarak verdiğimiz ikramlıklardan arta kalan tüllerdi.Kapıya da tülden kelebek hazırladı eşim.Gelenleri daha kapıda kelebekle karşılayalım istedik.Bir de balonlar vardı tabii.Moncukorganizasyon.com dan mavi nazar boncuklu ve pembe balonlar seçtim.Böyle temalı balonları her yerde bulamıyorsunuz.Hem de kapına getiriyorlar.Oradan bir de diş buğdayı kolyesi sipariş verdim.Hazırlamaktan daha kolay geldi.Balonları da avizeye , duvarlara astık.Son olarak günün aktivitesi için malzeme bulmaya gelmişti sıra.Hani sembolik olarak ortaya bir şeyler koyuluyor da bebek ilk olarak hangisine el atarsa aldığı malzemenin sembolü olan mesleği de seçmiş oluyormuşşşş....Ben de sanatı ve sanatçılığı temsilen bir müzik cd si , bilgisayarla ilgili işler için mouse , doktorluk için lens kutusu , mimar mühendis için cetvel , kuyumculuk veya ticaret için altın,  paralı herhangi bir iş için cüzdan ve öğretmenlik için defter koydum.Yere bir örtü serdik.Malzemeleri de üzerine dizdik.Ama ilk eline aldığı şey ona en yakın olan şey olduğundan bunu saymadık ve hepsini eşit uzaklığa koyduk.Kızımı aldı bir düşünce .Bayağı bayağı düşünüyor bizimki.Elini tam birine götürüyor sonra çekip diğerine gidiyor.Sonunda cd yi seçti.Demek ki sanatçı olacak kızım :))) Bir diğer aktivitemiz de başından aşağı döktüğümüz 30 adet buğdaydı.İki dişi çıkmış olduğundan geriye kalan 30 tanesi iyi ve sağlam çıksın vee bereketli olsun her şeyi diye yapılırmış.Anlayacağınız hiç bir adetten geri kalmadım.Ben galiba seviyorum böyle gelenek türü şeyleri.Evlenirken de öyle istedim. Bohçaydı , kına gecesiydi , her şey usulüne göre olsun istedim.Tabii kendi zevklerimize göre uyarlayarak.
İşte fotoğraflar...Anı defterimiz , poster , parti şapkası , masamız ve ikramlarımız...ve diğerleri...


 Hazırlaması kolay şapka için parti şapkası satın aldık ve bilgisayardan aldığımız çıktıyı yapıştırdık.Gerçi bu söylendiği kadar kolay değil.İşin inceliklerini bilen eşim tarafından yapılıyor yine....

 Yansıyan ışıktan pek görünmese de İpek'in diş buğdayı partisine hoşgeldiniz yazıyor.
                                                                     Kapı süsümüz
                                                Diş buğdayı bu şekilde ikram ettim


 Kurabiyeleri de çöp şişlere geçirip tülle sardığımız bir kavanozun içine koyduk.Çok hoş durdu.
 İlk kez denediğim makaronların da güzel olmasına çok sevindim doğrusu.
 Misafirlerimize hediye olarak İpek'in bir fotoğrafı yer alan minik çerçeveler hazırladık.Küçük misafirlerimiz için ise kelebekli kutuların içine kelebekli tokalar koyduk.Kutuların yanına da diş şeklinde şekerler hazırladık.
 Pastamızın görüntüsü kadar tadı da güzeldi.Çikolatalı ve krokanlı yaptırdık.Pastanenin elinde bu kalıp yoktu.Ben istediğim pastanın fotoğrafını bulup verdim onlar da aynını yaptılar .
Temamız kelebek olduğundan kızıma kelebek kanatları da almıştım.Tacı ve asasıyla minik bir kelebek ve peri kızı oldu.Üzerine dişim çıktı yazılı tişört ve tütü giydirmiştim.İlk olarak kızımı bu şekilde misafirlerin karşısına çıkardığımda espri olsun diye "yasaklar"  tiyatrosunda izleyip çok beğendiğim "minik kelebek" şarkısını da çaldık. Ama hem kıyafeti hem de şarkıyla nasıl havaya girdi kızım anlatamam. Tam anlamıyla şov yapıyordu gelenlere.Hemen sonrasında yemek kısmına geçtik.İkramlarımız çok beğenildi.Yemek faslından sonra diş buğdayının başın üzerinden serpilme törenini yaptık. Sonrasında diş buğdayı tatlmızı ikram ettik. Bir yandan da bozuk paranın hangi şanslıya çıkacağına bakıyoduk.İpek'in babaannesine çıkmıştı küçük sürprizimiz. Daha sonra meslek seçme bölümüne geçtik. Son olarak da pastamını kestik. Daha nice böyle mutlu günler yaşamayı diledik. Anı defterini herkese yazdırmayı da ihmal etmedik. Her şeyin içime sindiği çok güzel bir gün oldu.
Lohusa mıyım derdim çok

Lohusa mıyım derdim çok

Yorum Ekle
Kolay bir hamilelik geçirmediğim gibi doğumum da epey zordu.-Doğumdan sonra her şey unutulur çektiğin çekeceğin o kadardır- dediler.Benim sıkıntılar orada da bitmedi.Atılan o küçük bir kaç dikişin günlerce süren acıları oldu.Gerçi defalarca doktoruma gitmem ve muayenede her şeyin yolunda olduğu sonucunu almamıza rağmen sorun geçeceğine artınca, durumum psikolojik olarak değerlendirildi doktorum tarafından.Hatta psikolojik destek almam gerektiğini söyledi.

Doğum sonrası bir çok kadında görülen bir şeydi bu depresyon.Daha kötüleri olduğunu da duymuştum.Ancak çok kişinin başına gelmesi veya daha ağır geçirenlerin olması sizin durumunuzda bir şeyi değiştirmiyor.

Hastaneden eve çıktığımız gün arabadan inip eve doğru yöneldiğimizde bir de baktım biz artık eve giren üç kişiyiz.Öyle tuhaf , öyle mutlu oldum ki...İçim içime sığmıyordu .Eve girdiğimde ise şahane bir manzara vardı .Evin her yeri süslenmişti.Kızımızın odasını önceden birlikte hazırlamıştık zaten.Biz hastanedeyken eşim ve ablamlar biraz daha hazırlık yapmışlardı.Bir kaç süs daha eklenmiş , salona "Hoşgeldin İpek " afişi asılmış etraf balonlarla süslenmiş , yataklarımız lohusa yatağı şeklinde süslenip hazırlanmış , ikramlıklar mutfakta , her şey tam istediğim gibi olmuştu.Lohusa şerbeti ve bebek kurabiyesi ile hastanede ikram etmek üzere aldığımız  bebek çikolatalarından kalanlar ikram edilecekti ziyarete gelenlere.Ayrıca hediyelik olarak da kayınvalidemin  hazırladığı lavanta yastıkları verilecekti.Hediyelikler de pembe bir sepetin içinde salonda duruyordu.Hepsi bir arada öyle hoş görünüyordu ki bütün bunlar neşeme neşe kattı.

O gün ve ertesi gün kendimi gayet iyi hissediyordum.Doğru düzgün yatmıyordum bile .İlk günler gelenler sadece anneler ve kardeşlerimizdi.Ben de onlarla birlikte oturuyor ,  yalnızca emzirmek için yatak odamıza gidiyor ve bir müddet orada dinleniyordum.

Dördüncü gün ağrılarım tüm şiddetiyle gösterdi kendini.Ne gece ne gündüz dinmek bilmiyor , evin içinde oradan oraya bağırarak dolaştırıyor , ne oturmama ,  ne yatmama , ne de kalkmama izin veriyordu.Ne yapacağımı şaşırmış durumda iken bir yandan da emzirmekten ötürü oluşan yaralarımla baş etmeye çalışıyordum.Onun acısı da öyle böyle değildi.Bunların bir çözümü olmalıydı.Öncelikle dikiş acılarına bir son vermek gerekiyordu.Doğruca hastaneye , doktoruma gittik.Yaptığı muayenede ters bir durumun söz konusu olmadığını , dördüncü gün acıların tavan yaptığı gün olduğunu iki-üç güne kadar bir şeyim kalmayacağını söyledi.Beni rahatlatmak için de hemen bir iğne yapılmasını söyledi.Koşa koşa iğnemi olmaya gittim.İşe yaradı mı ? belki biraz.Bu şekilde bir-iki gün daha geçirdim.Baktım geçmiyor hatta sanki artyor , yeniden doktorun yolunu tuttuk.Bu kez muayeneye bile katlanacak durumda değildim.Muayene etmek için çok az da olsa anestezi almak istediğimi söyledim.Doktorum tabii ki bu çılgınca fikrimi komik bulup kesinlikle yanaşmadı.Zorlukla kabul ettiğim muayene sonucunda da her şeyin yolunda olduğunu , bu kadar ağrı hissedecek fizyolojik bir durum olmadığını söyledi.Ona göre sorun daha çok psikolojikti ve destek almam gerekiyordu."Bu pek çok kadında görülen bir durumdur.Doğum sonrası depresyonu yaşıyor olmalısın ki bu da ağrıyı daha fazla hissetmene sebep olabilir.Bence mutlaka bir psikolojik destek al", dedi.Yine gözümde yaşlar, ve umutsuz bir ifadeyle oradan ayrıldım.Ne tedavisi, ne desteğinden bahsediyordu ,bebeğimi bırakıp nereye gidebilirdim.İnanıyor muydum söylediklerine ? Evet , ama acılarımın bir şekilde dindirilmesi gerekiyordu öncelikle.Bir yolu olmalıydı ,ama ilaç ama iğne , neyse ne...

Ertesi hafta bebeğimizi doktora götürdüğümüz hastanenin kadın doğum bölümüne uğrayıp doktoruyla görüşmek istediğimi söyledim.Halim tavrım içler acısı olmalıydı ki hemen bana bir görüşme ayarladılar.Çok anlayışlı bir doktorla görüştüm.Ancak o da doktorumla aynı şeyi söylüyordu.Ben zaten doktorumdan şüphe etmemiştim ancak tuhaf bir ruh hali içinde bulunduğumdan başka çareler aramaya yöneliyordum.Doğum sonrası dikiş ağrıları en fazla 1 hafta sürebilirdi.Bu psikolojik kaynaklı olabilirdi.Ama yine de bana bitkisel bir ürün tavsiye etti.Beni rahatlatabileceğini , dikiş acılarına iyi gelebileceğini söylediği ,oturma banyosu olarak kullanılacak iki üründü.

Hemen satın alıp uyguladım ve bir parça da olsa faydasını gördüm diyebilirim.
Böyle geçti 20 günüm.En şiddetli ,en sancılı ve en sorunlu dönemimdi bu.Sonraki 20 gün ise biraz daha hafifleyerek devam etti.Hakikaten kırkın kerameti midir bilmem kırkıncı gün her şey daha iyiye gitmeye başladı.Dışarıya çıkmaya zaten 20.günden itibaren başlamıştık.Dışarıda kızım daha iyi uyuyordu ve bu da bana iyi geliyordu.Zaten sonrasında da hep öyle devam etti.Her fırsatta aldım çıktım gezmeyi seven kızımı.

İşte böyle bir dönem bu sevgili lohusa adayları.Kimi son derece normal , başka zamanlardan farkı olmadan geçiriyor ; kimi ise daha ağırını yaşıyor .Bunu kabul etmek lazım.Her açıdan zor bir dönem.Bir kere hayatınız bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde değişiyor.Canınızdan daha çok sevebileceğiniz biri katılıyor hayatınıza ve her türlü bakımı için size ihtiyaç duyuyor.Siz ise gebelik gibi zor bir süreci atlattıktan sonra , doğum gibi mucizevi bir olayı gerçekleştirmiş , bin bir türlü ruh halleriyle mücadele etmeye çalışırken , hayatınıza katılan bu harika varlığa alışmaya çalışıyorsunuz.Alışmak diyorum çünkü tüm düzeniniz değişiyor ve siz yeni bir düzen oluşturmaya çalışıyorsunuz.Uykunuz , yemeniz , içmeniz , gezmeniz , kendi kendine veya eşinizle geçirdiğiniz vakitler...Her şey ama her şey değişiyor.İşte bunlara alışmak da biraz zaman alabiliyor.

Diyeceğim şu ki;siz de zor bir süreç geçiriyorsanız almanız gereken desteği alabiliyorsanız alın.Mutlaka kendinize vakit ayırmaya çalışın.Tüm yardımları kabul edin.Sonuçta çoğumuzun başına geliyor işte.Her şeye rağmen yaşadığınız her anın tadını çıkarmaya çalışın.Büyüdüklerinde özlem duyuyor olacağız.

HAMİLELİĞİMİN İKİNCİ YARISI (20 HAFTA NASIL GEÇTİ? NELER OKUDUM?)

HAMİLELİĞİMİN İKİNCİ YARISI (20 HAFTA NASIL GEÇTİ? NELER OKUDUM?)

2 Yorum
Gebeliğimin 19.haftasında karnımın alt bölgesinde ağrı , baskı ve basınç hissetmeye başladım.Doktorum bunların erken doğum belirtileri olabileceğini söyleyip bana doğuma kadar yatak istirahati verdi.Neyse ki bu tamamen yatağa bağımlı bir istirahat değildi.Ama tabii ki minimum hareketle kendimi zorlamadan geçirecektim.İşe iyi yanından bakmaya çalıştım.Madem ki böyle zorunlu bir dinlenmedeyim olayı güzelleştirmeye çalışayım dedim ve kendimi rölanti moduna aldım.Günlerim şöyle geçiyordu:Sabah 10 gibi uyanıyor biraz tv izliyor sonra meditasyon müziklerim ( yoga relax music olarak youtubedan arayabilirsiniz) eşliğinde 2-3 saat kitap okuyordum.Sonra yine biraz tv izliyor ardından tekrar kitaplarıma dönüyordum.TV izlerken bir yandan da internete giriyor ya bir şeyler araştırıyor ya da alışveriş yapıyordum.Okuduğum kitapları da kategorilere ayırmıştım.Hepsi farklı kategoride tarih, genel kültür, roman, kişisel gelişim kitaplarıydı.Kısacası doğumdan sonra okuyacağım kitaplar hep çocuğa yönelik olacağı için hamilelikte başka şeyler okuyayım istedim.Arada bir kaç tane ilk zamanlar için okumam gereken kitaplar oldu tabii.

- Çocuk Psikolojisi , Etkili Anne Baba Eğitimi ( özellikle tavsiye ederim ) , Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler ( hala faydalanmaktayım ) ve çoğu anne için bir el kitabı olmuş Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler.Bu kitaplar beni bebeğime hazırlıyordu.Her birini okudukça kendimi geliştirdiğimi görüyor  ,kendime güvenimi sağlıyordu.Mizacım biraz problemli olduğundan buna ihtiyacım vardı.Şöyle ki bir şeyi ıncık cıncık düşünmek olabildiğince detayına inmek ve bolca dert etmek huyum olduğundan böyle büyük ve hayatımı değiştirecek bir mucizeye karşı kendimi hazırlamalıydım.Çünkü şimdiden kızımın büyünce ne gibi sorunları olacağından tutun da nasıl sohbetler yapacağımıza , babasıyla arasının nasıl olacağına kadar her şeyi düşünmeye başlamıştım.
Neyse gelelim kitaplarımıza :

İçlerinden" Etkili Anne Baba Eğitimi "adlı kitabı özellikle tavsiye etme sebebim yalnızca çocuklarımızla olan ilişkilerimizde değil tüm ilişkilerimizde faydalanabileceğimiz bilgilere sahip olması.Hangi durumda nasıl davranmak nasıl sonuçlar veriyor ve özellikle söylenen cümleler, sorulan sorular ne kadar fark yaratıyor anlatamam.Alın , okuyun , düşünün ve uygulayın derim.
Burada kitaptan küçük bir alıntıya yer vermek istiyorum.

Küçük Nate az önce annesinin saç maşasıyla parmağını yaktı.Nate:Ah , parmağımı yaktım.Anne parmağım yandı.Çok acıyor.(Ağlamaya başlar ) Çok acıyor ah , ah .Anne : Ooo, bu gerçekten çok acıtır.Hem de çok.
Nate : Evet ne kadar kötü yandı baksana. Anne : Evet ciddi bir yanık gibi görünüyor.Bu çok acıtır.
Nate (Ağlamayı keser): Hemen üzerine bir şey koy.
Anne : Tamam acısını hafifletmek için buz getireceğim ardından biraz merhem süreriz.
Bu çok yaygın ev kazasına tepki veren anne , "çok da kötü değil", Geçecek" ya da "Çok fazla yanmamış " gibi güven verici cümlelerden kaçındı.Nate'in hislerine saygı duydu.Annenin etkin dinlemesi Nate'e karşı bazı önemli yaklaşımlarını yansıtıyor.
Kendi hayatında acı veren bir an ile karşılaştı.Bu onun problemi ve kendine has tepki verme hakkına sahip.Bu hisler onun için gerçek.Çok acıdığını hissetmesini kabul ediyorum.
Kısacası çocuk için önemli ve en gerekli olan duygularının anlaşılmış olmasıdır.
Kitabın bir çok kısmında yaşanmış deneyimlere ve alınan sonuçlara yer verilmiş.Okudukça bu iletişim tarzının tüm ilişkilerinizde aslında nasıl işe yarayacağını fark ediyorsunuz.Ya da size bu şekilde yaklaşıldığında o an kendinizi nasıl hissettiğinizi düşünüyorsunuz.

Tracy Hogg'un  kitabı( Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler) da çok şey öğretti elbette.Yalnız kitabın tamamını okumak için biraz erkenmiş bunu sonra anladım.Çünkü okuduklarınızın benzeri şeyleri yaşarken daha akılda kalıcı oluyor yazanlar.Dolayısıyla kızımı büyütürken kitabı tekrar tekrar okumak durumunda kalmıştım.Kitapta en çok bahsedilen şey düzen.Bebeklerin bir düzene ihtiyacı olduğu ve sizden bu düzeni oluşturmanızı bekledikleri hakkında yapılması gerekenler.Uyku düzeni , günün programlanması , bebeklerin duygu halleri,  neler isteyip bekledikleri gibi...Hala zaman zaman fikir almak için göz atıp bir şeyler öğreniyorum.

"Bebeğinizin ilk Yılında Sizi Neler Bekler " adlı kitabı da aynı şekilde hala zaman zaman okumakta ve bilgi edinmekteyim.Ay ay bebeğinizin gelişimi , neler yapabildiği hakkında da bilgiler veriyor ki bu serinin "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler"kitabını okurken de çok keyif almıştım.O zaman da karnımdaki bebeğimin neler yapabildiğini , nasıl geliştiğini çok merak ediyordum.

Okumak benim için her zaman keyif veren bir olay olmuştur.Şimdiyse keyifli olmasının yanı sıra gerekli olduğunu da düşünüyorum.Çünkü bebeğimin ihtiyaçlarını karşılayabilmek onu en iyi şekilde yetiştirebilmek ve her şeyden önce onu anlamak için bitmek bilmeyen bir araştırma ve öğrenme isteği duyuyorum.

Bebeğimle ilgili olanların dışında kendime de iyi gelecek bir şeyler okumak istedim.Araştırmalarımı sürekli internetten yapıyordum zaten.Kitapyurdu.com sitesi çok işime yaradı.Oradan hem kitap adları öğreniyor  ,konularına ve içeriklerine bakabiliyor hem de sipariş veriyordum , geliyordu.

"İyi Hissetmek" adlı bir kitap gördüm. Bir psikiyatr olan David Burns tarafından yazılmış , bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunan bir kitaptı."Olumsuz fikirleri kafanızdan atın " diyordu kitap kısaca."İyi hissetmek harika bir duygu.İyi hissetmek kendinize olan borcunuzdur".diye cümleler yer alıyor kitabın başında.Depresyonu ilaçsız yenmenin ipuçlarına yer veriyor Dr.Burns kitabında.Severek okudum ve yararlandım diyebilirim.Hamileliğin - varsa- olumsuz düşüncelerinden ve psikolojisinden kurtulmak için okunabilir.

Bunlardan başka okumak isteyip de okuyamadığım ne varsa vakit buldukça okudum.Hamileliğimin zor ve zaman zaman sıkıntılı bir yanı olduysa da dinlenmek hatta arınmak ve yalnızca bana ait olan bu vakitleri değerlendirmek gibi harika yanları da oldu.

Çok keyifli , rahat ve sorunsuz hamilelikler ve sağlıklı doğumlar diliyorum herkese...



ANNE Mİ OLUYORUM?

ANNE Mİ OLUYORUM?

14 Yorum
      Çok uzun zamandır istiyorduk bebek sahibi olmayı. Evleneli 11 sene olmuştu ama biz 5-6 sene sonra istedik bir bebeğimiz olmasını. Bu sefer de o bizi istemedi. Zaman geçtikçe ümitsizliğe kapılıp tedavi yolları aramaya başladık.
      Önce aşılama denedik, olmadı.Sonra bir kere daha deneyelim dedik, yine olmadı.Bu arada ben ve eşim bir sürü testlerden, tetkiklerden geçtik. Sonuçlarımız süper değildi ama hamileliğe engel bir durum da yoktu. Sırada tüp bebek tedavisi vardı. Tüp bebek yaptırmayı önceleri hiç düşünmemiştik. Çünkü hem maddi hem de manevi külfeti olan bir süreçti. Ancak zaman geçiyordu ve biz anne baba olma yaşımızın daha fazla gecikmesini istemiyorduk.
      Ve tüp bebek yaptırmaya karar verdik. O dönem kendimi çok kaptırmış, psikolojik olarak çok yıpranmıştım. Doğmamış bebeğime mektuplar yazmış, hayaller kurmuştum. Sonuçta hormonlar alt üst, duygular gel git...Normal olmam beklenemezdi tabii. Eğer sonuç olumlu olmazsa, bu süreci bir daha yaşamak istemiyordum. Dolayısıyla aldığımız negatif sonuçla bu sayfayı da kapattık.
      Tüp bebek tedavisinin üzerinden 9 ay geçmişti.Bir sabah, kardeşimin bebekliğini gördüğüm bir rüyadan uyandım. İçimi öyle bir ümit kaplamıştı ki, 1 haftalık bir gecikme de yaşadığım için iki gün önce aldığım ve "biraz daha geciksin de öyle yapayım", dediğim gebelik testini hemen uyguladım. Sonucu beklerken yaşadığım sabırsızlık, ümit, heyecan tarif edilemez. Ne ilginçtir ki, bir çubukta beliren iki kırmızı çizgi  hayatınızın değişime başlama çizgisi oluyor sanki. Benim için o iki çizgi sanki hiç göremeyeceğim bir şeydi. "Tek çizgiye mahkumsun. Al işte görüp göreceğin ancak bu tek çizgidir", diyordu sanki bana çubuk aylardır, hatta yıllardır. İşte nihayet, önce belli belirsiz sonra gayet kırmızı bir şekilde iki kalın çizgi beliriverdi gözlerime inanamadığım, ellerimde tutuğum o küçücük çubukta. Eşim daha uyuyordu.Saat sabahın sekizi ve biz hafta sonu o saatte kalkmazdık. Büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla eşimi uyandırırken bir yandan da ağladığım için onu korkutmadan nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Haliyle ilk önce yüzüme şaşkınlık ve korkuyla baktı. Ağlamamın yanında gülümsüyordum da halbuki ve heyecandan sesim titreyerek "HAMİLEYİM galiba" dedim. Gözleri parladı."Ama, hemen bir doktora da gitmemiz gerek" dedim. Çünkü  bu testler yanıltıcı olabiliyordu. Doğruca telefona koştuk ve hemen en yakınımızdaki bir tıp merkezini arayıp doktordan randevu aldık.
          Önce kan tahlili verdim net bir sonuç almak için. Randevumuza ise daha 1.5 saat vardı. Hava da nasıl güzel ve güneşli kasım ayı olmasına rağmen...Kalktık Emirgan'a kahvaltıya gittik. Hayaller kurmaya başlamıştım bile. "Yediklerime dikkat etmeliyim artık, nasıl bir gebelik yaşarım acaba, çok kilo alacak mıyım, kız mı olacak erkek mi?" diye bir sürü düşünce geçiyordu kafamdan. Kahvaltımızı bitirdikten sonra doktora yetişmek üzere yola çıktık. Doktor önce hikayemizi dinledi, sonra muayeneye aldı. Ve müjdeyi verdi ."İşte", dedi" "Kesen minicik şuracıkta. Tebrik ederim hamilesin. Müjdeyi verebilirsiniz ailelerinize" dedi. Bu cümleleri duymak, içimde bir canlının var olmakta olduğunun söylenmesi, zaten zar zor tuttuğum yaşların tekrar boşalmasına sebep oldu. Doktor ayrıca, mucize bebek olarak adlandırdığı minik bebeğimizin tutunabilmesi ve düşük ihtimalini ortadan kaldırmak için progesteron hapını kullanmamı önerdi. Elimize bebeğimizin ilk fotoğrafını da vererek 1 hafta sonra görüşelim diyerek bizi yolladı.
          Elimizde fotoğraf,  yüzümüzde aptal bir gülümsemeyle ablamlara gittik. İçeri girer girmez, fotoğrafı göstererek müjdeyi verdik. Annelerimize, kardeşlerimize, teker teker aynı sevinç ve heyecanla fotoğrafı da yanımızdan ayırmayarak haberi verdik. Bir hafta hep bu konu konuşuldu, hayaller kuruldu. Bir hafta sonra kendi doktoruma gitmek istedim. Beni takip edecek kişi o idi. Herman İşçi. Gebeliğimin 6. haftasıydı. Doktorumun yüzünde güzel haber verecek ifadeyi göremedim. "Evet burada bir kese var. Ancak kalp atışı yok Henüz erken olabilir. Haftaya tekrar gelmeni istiyorum"dedi. Ayrıca diğer doktorun verdiği progestan hapını da gereksiz ve erken buldu. Ama başladıysam da artık bırakmamam gerektiğini söyledi.
        Endişelerle,  heyecanla bir haftanın daha geçmesini bekledik. Nedense, benim içimdeki ses susmuş, olacakları bekliyordu sanki. Kendimi, belki kullandığım progesteron hormonundan, belki de içinde bulunduğum durumdan ötürü çok kötü hissediyordum. Sık sık başım ağrıyordu, halsiz ve yorgundum.
Gebeliğin 7.haftasına gelmiştim. Doktora giderken hep iyiyi ümit ediyor ama kötüye de hazırlıyordum kendimi. Doktorumda, yine o sessiz ve ruhsuz ifade vardı. Ardından gelen sözler sanki onun suçuymuş gibi, kendisinden o an nefret etmeme sebep oldu. "Maalesef bu kese boş Jaleciğim. Embriyo  hiç oluşmamış.Yani bu sağlıklı bir embriyo değilmiş. Yalnızca bir kese oluşmuş. Doğru yerde oluşmasına rağmen bir sonraki aşama olan embriyonun içinde var olması gerçekleşmemiş.Yani gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içinde bir bebek oluşmamış. Kendini hazır hissettiğinde bu keseyi almamız gerekir" dedi. Ben artık onu dinlemiyor, gözümden yaşlar süzülürken başka bir doktora gitmem gerektiğini düşünüyordum.
       Daha önceden tanıdığım, tüp bebek için görüştüğüm bir doktor vardı. Ona gitmek istedim ve randevu aldım. Ertesi gün muayenehanesindeydim. Ondan da aynı cevabı aldım. "Normalde kalp atışlarını duymamız gerekir ve yok" dedi. Ama 8.haftada da duyulduğu olurmuş nadiren.."Gerçi ben de kesenin içinde bir embriyo olduğunu düşünmüyorum" diye de ekledi. "Haklısın bu üzücü ve zor bir durum" dedi. İstersem 1 hafta daha bekleyip kürtajı ondan sonra yaptırmamı ya da boşuna kendimi ümitlendirmeyip ve de kese daha fazla büyümeden ( çünkü içi boş olan kese büyüdükçe kürtaj zorlaşıyormuş ) istersem hemen operasyonu yapabileceğini söyledi. Oradan da ağlayarak ayrıldım. Ben de çoktan anlamıştım zaten boşuna hayal kurmamam gerektiğini ama bu kararı hemen veremedim. 2 gün daha evde baş ağrılarım ve üzüntülerimle mücadele ettim. Sonra doktoru aradım ve bir an önce kürtajı olmak istediğimi söyledim. 2 gün sonra eşimle beraber hastanedeydik. Çarçabuk oluverdi her şey. Operasyon bitip de odama geldiğimde sanki boş olan gebelik kesemi almışlar onun yerine içime kocaman anlamsız bir boşluk yerleştirmişlerdi .
        Ağlama nöbetlerim ise sık sık uğruyor, bana acıklı yazılar, şiirler yazdırıp duruyordu. Bu halimden kurtulmam biraz zaman aldı tabii. Kendime uğraşacak yeni meşgaleler arayıp duruyordum. En sevdiğim uğraşlar bile önceleri eziyet gibi gelirken zamanla kendime geldim ve böylece 2 sene geçti.
        Bir gün ,bir televizyon programına çıkan, çok saygı duyduğum  Prof.Dr.Adnan İbrahim Saraçoğlu'nun söyledikleri beni yeniden hamile kalmak için çabalamam gerektiği fikrine yönlendirdi. Hamile kalmayı kolaylaştırıcı bir kürden bahsediyordu. Dediğine göre sonuç çoğunlukla olumluydu. İçimdeki ses yeniden ortaya çıkmıştı.Bu kürü uygulamamı söylüyordu. Küre başlamak için uygun zamanı bekledim. Ve inanarak incir kürünü uygulamaya başladım. 21 gün süren ve her gün hazırlanması gereken bir kürdü.Yıldığım , sıkıldığım, yapmak istemediğim zamanlar oldu. Ama içimdeki ses devam etmem gerektiğini söylüyordu. 21 günlük bu kür 2 defa yapılabiliyordu. Arasında 1 hafta olmalıydı.Yani ara verip tekrar 21 gün daha yapılabilirdi
.       Benim 21 günlük kürüm bitmiş. Bir hafta ara vermiştim.Kimselere de bahsetmiyordum uyguladığım kürden. Kimse ümitlenmesin, ben de o heyecana kapılmayayım diye. Ara verip tekrar başlayacaktım. İşte o bir haftalık arada 3-4 günlük bir gecikme olmuştu sadece ama bana hisler gelmeye başlamıştı sanki. Biraz daha bekleyip hemen tahlil yapmalıyım dedim. Hissetmiştim, evet o kadar hissetmiştim ki eczanede satılan gebelik testini bile yapmayı bekleyemedim. Çünkü onlar ancak 10 günlük bir gecikmeden sonra sonuç verebiliyordu. O yüzden kan tahlili yaptırdım. Sonucu telefonla alacaktım. O sırada bir arkadaşımdaydım. Hastaneyi aradım ve telefonu arkadaşıma verdim. Cevabı duymaktan korkuyordum ve kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Hayatımda önemli bir yeri olan bu arkadaşım, hayatımın en önemli ve mutlu haberini bana duyduklarını tekrarlayarak verdi. "Sonuç pozitif diyorsunuz..." Ağladım... ağladım... sarıldım ... yine ağladım...Hemen sonra kendimi toparladım çünkü 2 sene önce yaşadığım boş gebelik ihtimalini aklımda tutmalıydım. Olumlu düşünüp olumsuz duruma kendimi hazırlıklı hissetmeliydim. Eşim civar sitede oturan başka bir arkadaşımızdaydı. Ben de onun yanına gittim. Hiç bir şey belli etmemeye çalıştım .Daha doğrusu tam da şöyle bir halim vardı ;hani kendine bile söylemeye korkarsın ya, ben kendimden bile saklamak istedim. Arkadaşlarla yemeğe gittik. Ara sıra ortaya çıkıp, çığlık atarak bizim bir bebeğimiz olacak biliyor musunuz demek istiyordum.Hemen sonra çeki düzen veriyordum duygularıma, oturun oturduğunuz yerde diye.
      Eşime söylemek için eve gelmeyi bekledim. Arabada bile sus pus oturuyordum. Neyse ki eşimin de aklına gelmiyordu bugün yaptırdığımız tahlili sormak. Bu hayatımda vereceğim en güzel haberdi. Yüzüne bakmalı bu anı doyasıya paylaşmalıydım. Kapıdan içeri girerken "ne oldu sen bir tahlil yaptırmıştın sonucunu alacaktın" dedi. Evet aldım dedim."Olmadı değil mi"dedi. Ben durdum ve eşime bakarak gülümseyip başımı salladım. Sevincimizi birbirimize dahi söyleyemiyorduk.
        Şimdi bizim için önemli olan kalp atışlarını duymaktı. Günler geçmek bilmiyordu.Biz kimseye söyleyemiyorduk. Daha önce yaşadığımız yarım kalan sevinç sebebiyle...
        Ve Korktuğumuz başımıza geldi dedik bir gece.Sonucu öğrendikten 10 gün sonra küçük bir kanama geçirdim ve bebeğimi kaybettiğimi sandım. O geceyi nasıl sabah ettik bilmiyorum ama ertesi gün doktora gidip de kesenin orada durduğunu, hiç bir şey olmadığını öğrenince korku ağlamaları sevinç gözyaşlarına döndü. Tabii yine de dikkat etmemi ve 1 hafta kadar yatmamı istedi doktorum.
       Bir hafta sonrası ise büyük gündü. Ya bebeğimin kalp atışlarını duyacak ya da bu kesenin de boş olduğunu görecektik.
        Ve sevgili doktorum Herman İşçi bana o güzel müjdeyi dinletti. Evet kendi kulaklarımla duydum minik bebeğimin o zamanki nokta bebeğimin heyecanlı kalp atışlarını ."Bu nedir" dedim doktoruma. "İçeride bir motor çalışıyor" dedi gülerek. O nasıl bir sesti .Defalarca dinleyebilirdim. Sanırım doktorum da bunu istediğimi anlamış olacak ki bir kaç defa sesini açarak dinletti bize miniğimizin kalp atışlarını. Eşimle birbirimize baktık ve ağlamaya başladım.
        Artık ilan edebilirdik bir bebeğimiz olacağını ama biz hala inanamıyorduk. Hamileliğimin başından sonuna kadar da kaybetme korkusundan kurtulamadık.Yaklaşık 2 hafta sonra bulantılarım başladı.Hemen doktorumu aradık ve o da ilaç verdi. Oldukça sağlam ilaç olmalıydı ki bulantı ve kusmalarımı kesiiği gibi beni de biraz ruh gibi bir hale çevirdi. Ya da yine sağolsun hormonlarımdı bu halimin sebebi.
        Bu sıkıntılarım 4.ayda geçmeye başladı. Ben de okula gitmeye başlamıştım. Ancaaak sıkıntılar peşimi bırakmıyordu. 19.haftanın içindeydim. Güzel bir hafta sonu geçirdiğimizi düşünüyordum. Eşimle Emirgan korusunda uzun ve güzel bir yürüyüş yapmıştık. Ardından alışveriş merkezine, bana hamile kıyafeti bakmaya gittik. Orası da çok kalabalıktı ve oldukça yorucuydu. Ertesi gün de okulda çok yorucu bir gün geçirdim. Ben de sabahtan beri karnımın alt bölgesinde baskı, ağrı hissediyordum ve yürümekte güçlük çekiyordum. Nedense çok da önemsemedim. Arkadaşlarım doktora sormam gerektiğini söylediler. Ben o gün eve gidip dinlendim. Ertesi gün okulda yine iyi değildim. Çarşamba günü boş günümdü. Sabah uyanmış, yoga hareketlerimi yapıyordum. Ağrı ve baskı ise oradaydı. Yogamı bitirdikten sonra doktorumu bir arayayım bari diyerek telefon açtım. Hadi bakalıııııım durum ciddiymiş. Bu bir erken doğum tehdidi olabilirmiş. "Bir iki gün bekleyelim devam ederse gel" dedi. Yine okula ara vermiştim ve yatak döşek beni bekliyordu.Gelsin yine korkular acabalar...
        Üç gün beş gün derken haftalar, hatta aylar sürdü bu durumum. Kısacası benim zorunlu dinlenme faslı yaklaşık 20 hafta sürdü.Tabii sonraları korkuyu atlattım sıkılmalar baş gösterdi. 36..haftadan sonra artık doğmasından endişe etmeme gerek kalmadığını söyledi doktorum . Bu da beni epeyi rahatlattı.
36.haftada ise ağırlık ve şişliklerim başlamış, zor hareket eder olmuştum. Malum yaza geldiği için doğum, son haftalarım sıcaklar içinde geçti.Klimanın altında uzanıp başka bir yere kıpırdayamıyordum.
       40.haftaya gelmiştik. Pazar akşamı saat 22 civarında daha önce acaba nasıl bir şeydir, gelince ya anlamazsam dediğim suyum geldi. Evet önce emin olamadım ama sonra başka bir şeye benzemediğini anlayınca tamamdır dedim ve evde -o sırada ablamın evindeydik-bir telaştır başladı. Sanırım ben, içlerinde en sakinleriydim. Çantam evde hazırdı zaten. Eşimle ben önden hastaneye doğru giderken ablamlar evden çantayı alıp öyle geleceklerdi. Hastaneye varınca artık yaklaştık, sonunda kavuşacağız bebeğimle diye seviniyordum. Hemen muayene odasına aldılar. Açılma henüz 2-3 cm.kadardı. Ben daha şimdiden muayeneden bile korkmuştum. "Tamam odanıza çıkabilirsiniz" dediler.Yani sancılarımın gelmesi beklenecekti.
Henüz sancı filan başlamadığından, odamı seçme kaprislerine bile başladım. Oda oda gezdim hangisi daha güzel diye. Neyse bize verilen de içlerinde en iyisiymiş zaten.Yalnız klimada biraz sorun vardı ve bu da beni germeye yetmişti. Sonradan bunu takamayacak kadar kendi derdimde olacaktım ama ne bileyimmm.
Bu arada yapılan muayeneden oldukça korkmuş olmalıyım ki odaya yerleşir yerleşmez doktorumu aradım ve normal doğumdan her an vazgeçebileceğimi söyledim . O da bana gayet profesyonelce bir cevap vedi. "Tamam Jalecim sancıların artınca dayanamazsan önce epiduralini yaparız, olmadı ondan sonra kararını verirsin"dedi. Rahatlamıştım. İstersem sezaryen olabilecektim. Saat ikiye doğru sancılar kendini göstermeye başlamıştı. Ben yatakta, eşim yanımda elimi tutup destek olmaya çalışıyordu. Odada 3 ablam vardı ve bana çok iyi gittiğimi söylüyorlardı. Nst ye bağlanmıştım ve ara sıra gelip sancıların geliş sıkılığını ve derecesini kontrol ediyorlardı. Onlar da iyi dayandığımı söylediler. Bunlar da bana moral veriyordu. Sanırım başarabilecektim. Saat dörde kadar bu sancıları yaşadım ve artık fazlalaşmıştı ki bir an önce epiduralin yapılmasını istiyordum. Aşağı aldılar beni... yalnız beni!. Tek başına kalmak biraz korkuttu çünkü "Artık oradan doğumhaneye gireriz bir daha buraya çıkmayacaksın" dediler. Korku , heyecan ,sevinç , tüm duygularım birbirine karışmıştı. Eşimden bir türlü ayrılmak istemiyordum. Eğer oda müsaitse daha sonra eşimin yanıma gelebileceğini söylediler. Zaten daha önce hastane ve doğumhaneyi görmeye geldiğimde bekleme odasında eğer benden başka doğum yapacak kadın yoksa yanımda birinin , eşimin ,olabileceğini söylemişlerdi. E bu pek olan bir durum değildi zaten. Yani 2 doğum aynı ana denk gelmezdi. Bu da beni sevindirmişti. İşte bu söylenenleri de düşünerek aşağı indim. Epiduralden sonra yanıma geleceklerdi nasılsa.Ve aşağı indiğimde ne gördüm? Benimle beraber bir kadın daha var ve o da epidural olacak.Demek ki aynı anda doğuma giden iki kişi olmuşuz ve o nadir olan şey gerçekleşmişti. Bu kadar şans olur mu diyerek iç geçirdim. Neyse şu epidurali bir atlatalım da bakarız dedim.Sancılar artmış dayanılmaz olmaya başlamıştı. Epidural şöyle bir şeydi; Oturma pozisyonunda ayaklar bir tabureye basar haldeyken dizler karna doğru çekiliyor ve omuzlar göğüs hizasına kadar eğik oluyormuş. Sancı geldiğinde bu şekilde duramadığınızdan sancının durduğu o kısacık anda bunu yapmak gerekiyormuş. Önce epidural olacak bölge sterilize edildi. Deri içine anestezik ilaç enjekte edilecekti. Bel bölgesi önce küçük bir iğneyle uyuşturuldu ve daha sonra bölgeden epidural anestezi ilacı enjekte edildi. İlaç omirilik zarını çevresine kadar verilir ilerleme yapılmazmış. Bu sayede doğum yatağında uyuşma sağlanarak doğumun ağrısız geçmesi sağlanırmış. Rahatlamıştım .Gözümde korkarak büyüttüğüm normal doğuma adım adım yaklaşıyordum ve işte sancılarım da kesilmişti. Şimdi dinlenme zamanıydı.Yanıma mp3 cihazımı almış içine de rahatlatıcı müziklerimi koymuştum. Saat beş ile yedi arası böyle geçti. Arada yanıma ablamlar sırayla geliyorlardı. Eşim gelemedi  çünkü yanımda yatan bir kadın daha olması sebebiyle eşleri almıyorlardı. Saat yediye doğru benim sancılar tekrar geldi. Hem de ne geliş! Sanki az önce uyuşturulan ben değilim. Hemen hemşireyi çağırdım ve onlar da bir doz daha ilaç verdiler. Belli aralıklarla bu böyle devam etti çünkü sancılarım sık ve inanılmazdı.Yan tarafta yatan diğer kadın ise gayet rahat , elinde telefonuyla oyun oynuyordu. Niyeeee diye isyan ettim içimden ben niye kıvranıyorum bana neden sökmemişti bu meret? Saat sekizde doktorum geldi ve ben 1 saattir inanılmaz sancılar çektiğimden yalvarır gözlerle tamam vakit geldi demesini bekliyordum. Ama maalesef açılma hala daha 5.5- 6 cm.lerdeydi. Bağıra çağıra 2 saat daha geçti. Bu süre içerisinde defalarca doktoruma beni sezaryene alması için yalvardım.Yapamayacağım , dayanamıyorum, diye bağırıyordum. Gidip gelip kontrol ediyorlar, bebeğin hala aşağı inmediğini, açılmanın yavaş ilerlediğini söylüyorlardı. Demek ki olamıyor neden zorluyordu ki doktorum? Saat 10 oldu benim gücüm tükenmeye başlamış artık ağlıyor ve hala aynı şeyi söylüyordum. Beni sezaryene  alın.Doktorum geldi ve bana şöyle dedi."Dayan biraz daha ,yapabilirsin. Bu şansı bebeğine vermelisin. Sonra vicdan azabı yaşarsın. Bu onun hakkı. Merak etme saat onikide bitmiş olacak"dedi. Bu cümleler beni 2 saat daha idare etti. Ama durmadan bağırıyor, ağlıyor ve geçmesi için dua ediyordum. Nefes egzersizleri bir işe yaramıyordu. Belki de tam anlamıyla yapamıyordum bile. Nihayet 11.30da yanımdaki kadını aldılar doğumhaneye. Ayağa kalkarak güle oynaya gitti .İçerden 1-2 bağırma ,ıkınma sesi duydum ve ardından alkış. Bebeği doğmuştu. Ben gözyaşları içinde sıramın gelmesini bekledim.Ve son kontrol.Tamam 8-9 cm olmuş, "alıyoruz doğumhaneye" dediler. Ablamlar dışarıya çıkarılmıştı benim gözlerim eşimi arıyordu. Sedyeyle içeri alındım ve masaya yatırıldım. Bir baktım eşim gelmiş önlük giydiriyorlar. Öyle rahatlamıştım ki onun da yanımda olmasını çok istiyordum. Halbuki önceki konuşmalarımızda emin değildi kendinden, ben de artık zorlamıyordum o an ne hissederse onu yapacaktı nasılsa. Ve işte gelmişti. Birazdan da doktorum geldi. Her şey hazırdı. Doktorum ve diğer yardımcı doktor ve hemşireler ne yapmam gerektiğini anlattılar. Kısa kısa nefes alışlar ve sancıyla birlikte olabildiğince ıkınma.Ve işte sancı son şiddetiyle geldi. Hafif doğruldum yatakta ve tüm gücümle itmeye çalıştım ama sancım öyle çoktu ki sanki sadece yüzümü zorluyor ıkınmayı yapamıyordum. Doktorum yanıbaşımda "Hadi hooop it bakalım hadi Jale" diyerek bana cesaret veriyordu. Diğer baş ucumda eşim elimi tutuyor bir yandan da mp3ten daha önce kararlaştırdığımız müzikleri çalıyordu. Bir an "Hoşgeldin melek sefalar getirdin"şarkısını duydum. Duygulanamıyordum bile çünkü kendimden geçmek üzereydim. Sancı geçince dinlenme ve gelince hooop yine bir gayret. Olmuyor yapamıyorum diye bağırdığımı hatırlıyorum. 3-4 ıkınmadan sonra doktorum da karnıma bastırıp ittirmeye başladı hadi hooop diye bağırıyordu büyük bir gayretle. Ben de elimden geleni yapıyordum ama olmuyordu. Şimdi de "Somewhere over the raimbow "çalıyor. Bağır çağır derken doktorumun "yapamayacak" değini duydum.Ne olacak peki eyvah kesecekler. Hiç istemiyordum bunu. Derken bir şey oldu müzik durdu sanki bir sessizlik "ne oldu geldi mi "diye soruyordum( artık ne kadar kendimden geçmişsem doğumun bitip bitmediğini anlamıyorum). Hayır hala olmamıştı. Eşimin sonradan anlattığına göre müziği kapatmış çünkü ben öyle acı çeker haldeyken ve bebeğimizin gelmesi zorlaşmış hatta tehlikeye girmişken müzik çok anlamsız gelmiş. Ben hiç birinin farkında değilim tabii. "Çok az kaldı ha gayret" diyorlardı.Kızımızın saçları görünmüş."Ooo nasıl da saçlı annesi" diyorlardı. Ben artık fazla bir şey yapamıyordum. Sonra ne olduysa "tamam işte geldi" dediler. Ben hala bittiğine inanamıyordum. Hatta bitti mi oldu mu gibi saçma sorular soruyordum. Bir de baktım karnımda ufacık, ıslak, kocaman açtığı gözleriyle bana bakan bir mucize duruyor. Öyle garipsemiş bir bakışı vardı ki ben de kendimi garip ve ne yapacağını bilemez hissettim. "Tut bebeğini tut dediler". Beceriksizce sarıldım .Bana bakıyordu. Kendini hala içeride sanıyor dediler. Çünkü henüz göbek bağı kesilmemişti. Ben ağlıyordum, eşim ağlıyordu, ama henüz bebeğimiz ağlamıyordu. Biraz sonra bebeğim benden bağımsız ilk nefesini almaya başladı .Benden ilk bağını koparmıştı işte. O da bundan memnun değildi ki minik bir sesle ağlaması duyuldu. Artık üçümüz de ağlıyorduk ve biz artık bir bütündük. Aldılar bebeğimi temizlediler ve hemen göğsüme verdiler. O ne yapacağını bilmeden etrafa bakan minik şey nasılda hemen koyulur koyulmaz emmeye başlamıştı. H,em ağlıyor hem emmeye çalışıyordu. Nasıl bir histi bu? O an bebeğimden bir daha asla ayrılamayacağımı hissettim. Her ihtiyacında yanında olacak ve onu hep koruyacaktım. Eşim heyecandan fotoğraf dahi çekemiyordu. Üstelik bir de bebeğin gelememe durumuna şahit olmuş. Meğer boynuna kordon dolanmış yavrumun ve ilk çıktığında mosmormuş.Yaşaması mucizeydi diyor çünkü o kalın kordonu da görmüş boynundayken. Ustalıkla çıkarmışlar tabii. Yani benim o kadar çabalamama karşın gelememesinin sebebi o kordonmuş. İşte eşim bu sıkıntılara şahit olurken bebeğimizin sağlıkla doğmasıyla onun da artık eli ayağı boşalmış yalnızca bize bakıp ağlıyordu. Doktorum sağolsun hemen makineyi istemiş eşimden ve başlamış çekmeye. O özel anın fotoğraflarını doktoruma borçluyum. Biz bu mutlu tabloyu yaşarken operasyonum devam ediyordu tabii. Plesantanın çıkarılması ve ardından epizyotominin dikilmesi.Dediklerine göre küçük bir kesik atılmış ama dikiş neredeyse 1 saat sürdü.Tabii ki ben epiduralin etkisiyle hiç bir şey hissetmedim. Bebeğim ve eşim gitmişlerdi. Ben de bir an önce yanlarına gitmek istiyordum. Dikişler de bitince beni sedyeye aldılar. Odama çıkacaktım. Bitmişti bu serüven. Herşey geride kaldı. Artık bebeğim ve biz vardık. Asansörden çıkınca eşim beni bekliyor, ablam da bir yandan kameraya çekiyordu.Yatağıma yatırdılar. "Bebeğim nerede" dedim. "Birazdan getireceğiz" dediler.
        Miniğim yanıma geldiğinde kıyafetleri giydirilmişti uyuyordu. İşte kavuşmuştuk. 9 aylık ve özellikle son 14 saatlik serüvenimiz sona ermişti. Değil erken doğum neredeyse geç bile gelecekti kızımız. Sanki gebeliğin başından beri oyun oynar gibiydi bizimle minik yavrumuz. Şimdi İpek'imizle yeni hayatımız başlıyordu. Artık her şey bambaşka olacaktı...