Tatil Güncesi 3 ( Foça )

Yorum Ekle
Son uğrak yerimiz olan Foça'ya bir kaç sene önce gelmiş 1 gece konaklamış ancak pek tadına varamamıştım. Daha doğrusu tadına varacak bir şey de yok gibi gelmişti. Isınmamıştım hiç. Ancak bu kez ne kadar şirin ve kendine has bir yer olduğunu gördükten sonra fikrim değişti.

Arkadaşların evi eski Foça'da denize çok yakın bir sitedeydi.


 Site olunca haliyle çocukların rahatlıkla dışarıda dolaştığı, oynadığı bir ortam vardı. Ve bu ortam İpek kıza çok yaradı. Anında edinilen arkadaşlarla geçirilen zaman çok kıymetli oldu elbette. Çocukluğumdan biliyorum aynı site içinde edindiğin arkadaşlarla izin alabildikçe çıkıp oynamanın, daha rahat hareket edebilmenin özgürlüğünün tadını. Ben çocukken yazlık evimiz vardı. Yazları hemen hemen bir ay orada kalırdık. Ailem pek izin vermezdi dışarıda olmamıza, sitede oluşan gruplara katılıp zamanın çoğunu onlarla geçirmemize . Ama yine de yazlıkta bir parça daha özgürdük. Hele çocukken parkta, sokakta bütün gün kalabiliyorduk. Hiç eve girmek istemezdik. Denizden gelince evde muhakkak içilen beş çayı ardından, akşam yemeğine kadar dışarıda olma iznimiz vardı. Yemekten sonra, yine site içinde gezilir oynanır, bin bir zorlukla eve girilirdi. Ancak büyüyünce zorlaşmıştı işler. İzinler azalmış dışarı çıkışlar erken saatlerle sınırlandırılmıştı. Hey gidi günler. İlk gençlik günleri başlıklı yazı gelecek yakında demek ki. Neyse bu konuyu burada bırakalım. Dönelim tatilimize

Foça'nın sokakları, evleri, çarşısı insanı sıkmayan bir özenle sıralanmış ve hepsinde adeta bir öykü
var.


 Foça'da gezilecek yerleri ararken, adının nereden geldiğine rastladım. Foça, adını  adalarında yaşayan foklardan ( Phokaia ) almış, günümüze Foça olarak gelmiş. Dolayısıyla foklarıyla ünlü bir yer burası. Peki foklar hala var mı? Buradaki meşhur Siren kayalıkları fokların yerleşik alanıymış. Bu bölgede yüzmek yasakmış çünkü fokların yaşama alanı olduğundan korunmaktaymış. Dünya üzerindeki sayıları yalnızca 400 olan Akdeniz fokları sadece Türkiye, Yunanistan ve kuzey batı Afrika sahillerinde bulunuyormuş.
Siren kayalıklarından Homeros destanında yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalar olarak söz ediliyor. Kayalıklar rüzgar ve dalgayla yontula yontula bir mızıka ağzı gibi denize ve rüzgara karşı durup ses vermekteymiş. Bir başka rivayete göre de vakti zamanında karanlık ve fırtınalı havalarda buralardan geçen gemiciler bu sesleri duyup deniz kızlarının yardım istediğine inanıp rotalarını kayalıklara çevirip gemilerinin parçalanmasına sebep olurlarmış.
Burası tekne turlarıyla gidilen bir yer olduğundan bu gidişimizde denk getiremedik. Ancak notumu aldım ve bir dahaki gelişimde yapılacaklar listesine ekledim. :))
Foça'da halen daha bozulmamış bir yapı var. Minik bir sahil kasabası. Bir de efsanesi var ki; bir rivayete göre bir taş varmış burada "karataş" denilen. Ona ayak bastınız mı buraya yeniden geliyormuşsunuz. Ama nerededir kimse bilmiyormuş. Bizim arkadaşlar sanırım bu taşa çokça basmışlar ki yerleşmeye kakar verdiler.

Gezip Gördüklerimiz, Tavsiyeler

Denizini akşam üzeri pek sevdim. Rüzgar dinmiş su ise yumuşacıktı. Üstelik son derece berrak ve deniz altı seyri için çok eğlenceliydi.

Denize girdiğimiz koyun adı Mersinaki koyu. Burada halk plajı da var, özel tesislerin plajları da. Ertesi gün denize girerken özel plajlardan birini tercih ettik. Müzik sesinin dalga sesini bastırmadığı, kalabalık olmayan bir tesisti.

Gezip görülecek yer olarak Beş Kapılar Kalesi'ni not etmiştim. İçerisinde sergiler, festivaller gibi etkinlikler oluyormuş. Biz gittiğimizde bir etkinlik yoktu. Arkadaşlar da bir başka not ettiğim madde olan Kavala cafe'sine gitmekten bahsedince Beş Kapılar Kalesini oradan da görebileceğimizi söylediler. Biz de dıştan bakmakla yetindik bu sefer. Vaktimiz de kısıtlıydı sonuçta. Ne yapabiliyorsak onları yapacaktık.
Kavala Cafe

Biz kahvaltı sonrası kahve içmeye gittik Kavala'ya.  Ama esas gün batımında gidilmesi tavsiye ediliyor. Ama ben o sabahki sessizlik ve güzelliğe de bayıldım. Tam denizin üzeri, şırıl şırıl deniz sesi eşliğinde ortama son derece uygun hafif bir müzik ile, güleryüzlü ve ilgili bir servisle kahvenizi yudumluyorsunuz. Karşınızda manzara. (Beş Kapılar Kalesi de görülüyor.)

Elimde bir de yapmadan dönmeyin listesi vardı.

Yapmadan Dönmeyin

  • Tekne Turu yapmadan ve Siren Kayalıklarını görmeden,
  • Foça sahilde – tercihiniz 5 kapılar kalesi önü olsun – günü batırmadan,
  • Siren kayalıklarının üzerindeki bir tepeden güneşi batırmadan,
  • Foça Antik Kenti’ni gezmeden (Yukarıda saydığımız maddeler),
  • Kavala Cafe’de Eski Antik kente karşı kahvenizi ya da biranızı yudumlarken günü batırmadan,
  • Kozbeyli Köyü’ne gitmeden ve Şakir’in yerinde mola vermeden,
  • Nazmi Usta’da sakızlı dondurma yemeden,
  • Saka Balık Evi’nde taze balık ve bıçak kullanılmadan hazırlanan taze ve organik salatasından yemeden,
  • Mersinaki Koyuna gitmeden dönmeyin.
Tekne turu yapamadık, Siren kayalıklarını göremedik. Sahilde hatta denizde günü batırdık, ancak Beş Kapılar Kalesini uzaktan gördük. Foça'yı gezdik. Kavala Cafe'de kahvemizi yudumladık. Kozbeyli'ye gitmedik. Onu da başka sefere erteledik. Sakızlı dondurma elbette yedik. Mersinaki'de denize girdik. 

Ve tabii ki Saka Balık Evi'ni kesinlikle atlamadık. 
Sıcacık ve güzelliklerle bezenmiş bir dekor
Bıçak kullanılmadan hazırlanan taze ve organik salata
Enfes mezeler eşliğinde dostlarla muhabbet
Güleryüzlü ve ilgili bir servis, samimi bir ortam ve hepsi birbirinden lezzetli tatlarıyla hazırladıkları sofralarıyla Saka Balık Evi favorim oldu. Gidecek olanlar için hiç tereddütsüz tavsiye ederim. 
Foça'dan da bu seferlik bu kadar. 

Tatiliniz ve keyfiniz bol olsun.
Sevgilerimle......




Tatil Güncesi 2 ( Bodrum )

Yorum Ekle
Bodrum'a giderken uğramayı ihmal etmediğimiz bir yer var. Bafa Gölü. Nesi var derseniz o sıcak havada püfür püfür esen cafe restoranı, göl manzarası eşliğinde enfes gözlemeleri yedikten sonra masanıza gelen elinizle beslediğiniz minik serçeleri, gölde izlediğiniz karabatakları ve bu sene ilk kez gördüğümüz özel olarak besledikleri yılan balıkları var. Yılan balığı görmeye gelin diye demiyorum :))) ilginç geldi onu da paylaşayım istedim.
 Bafa Gölü'nden sonra Bodrum'a 1 saat 15 dakika kadar süre kalıyor. O yol da çabucak bitiyor.

Vee Bodrummm
Pazartesi gününü varış ve yerleşme ile geçirerek, akşamında da bir Bodrum akşamı yaparak hasret giderdik. Ancak eşimin hastalanması keyfimizi biraz kaçırmıştı. Sanırım yolda klimayla yapılan seyahat neticesinde ya mikrop almış ya da üşütmüş olacak ki yatak döşek yatar vaziyete geldi. Böylece 3 gün boyunca dinlenerek denize bile giremeyerek geçirdi. Biz de İpek ile baş başa kaldık. Salı günü denizde havuzda bol bol vakit geçirdik. Denize gitmeden önce evde bir konuşma yaptık. İpek'i zapt etmek bazen zor olabiliyor. İstediği şey olmayınca tutturduğu bazı şeyler oluyor. Bu durumla mücadele etmek de epey yorucu. Bu yüzden öncesinde esaslı ve kararlı bir konuşma yaptım. Şöyle ki; İpek -ki eminim bir çok çocuk- önceden planlı olarak geçirilecek zamanı anlattığınızda ve verilecek izinleri, süreleri birlikte kararlaştırdığınızda çok güzel uyum sağlayabiliyor. Peki bazen ne oluyor da olmuyor? Planlanmamış durumlar, ve birden gelişen olaylar da var tabii. Ayrıca hangi çocuk her zaman aynı harekette bulunuyor ki? Öncelikle günü nasıl geçireceğimizi anlattım. Sırasıyla yapacaklarımızdan bahsettim. Deniz ve dinlenme zamanını, havuza girme sürelerini, yiyeceklerimize kadar her şeyi söyledim. O da hepsine tamam diyerek söylediklerimi kabul etti. Ve günümüz gayet sorunsuz, her iki taraf da memnun bir şekilde bitti.
Çarşamba günü Ömer hala iyileşmeyince kızımla ben bu kez de başka sahillere gidelim dedik. Lugga beach hoş bir mekan. Aynı zamanda otel. Biz beğendik. Orada da eğlendik ve İpiko beni yine üzmedi.




Perşembe bizim evlilik yıldönümümüzdü. Gündüz biz yine İpikoyla ikili olarak takılarak denize gittik.


 Akşam için program yapmıştık zaten. Ömer gündüz biraz daha dinlensin diye onu evde bırakarak otelde yüzmeye gittik. Akşam planımız Bodrum Harem restoranda yemek yemekti.( Bodrum'da uğranacak yemek yenecek mekan olarak önerebilirim.)
Balığını, kalamarını afiyetle yedikten sonra bizim miniğin uyku geldi. Geçen seneden alışkanlık biz de koltukta uyumasına izin verdik. İlk kez geçen yaz başladığımız sandalye birleştirip bebe uyutmaca olayına bu sene de devam ettik tabii ki. Ama nasıl da keyifle uyudu maşallah :)))))
 Gayet hoş bir yemek ve akşamın ardından eve geldik. Henüz yatmamıştık ki o şiddetli depremle sarsıldık. Biz o esnada salonda oturuyorken İpek'imiz yatak odasında uyuyordu. Ben ilk sarsıntıyı hisseder hissetmez yatak odasına doğru yol aldım. Ömer de o sırada kapıyı açayım diye yönelmiş ama sokak kapısını bir türlü açamamış çünkü o sırada anahtar deliğini görememiş çünkü bir an elektrik de gitmiş. Ve sarsıntının devamı daha şiddetli olmuş. Ömer "Zor yürüdüm ben. Sen nasıl yatak odasına gidebildin" deyince, "Ben o sırada uçuyordum. Yürümüyordum ki" diye cevap verdim. Çünkü aklımda olan tek şey İpek'i odadan almaktı. Ama yataktan İpek'i alışım kolay olmadı. Öyle bir sallanıyordu ki, bir an "çıkabilecek miyiz acaba" diye düşündüm sanırım. Hızla dışarıya doğru kucağımda İpek ile çıktım. Hemen arabaya yöneldik. Elimde sıkı sıkı tuttuğum telefonla belki daha sonra bize ulaşamayacaklarını düşündüğüm yakınlarımız için mesaj gönderdim "biz iyiyiz" diye. Ellerimin titrediğini ve kendimi dışarı attığımız için rahatladığımı hatırlıyorum. Sosyal medya ile kısa süre içinde depremin nerede ve kaç şiddetinde olduğunu öğrendik. Merkezi epey yakınımızda olduğundan çok çok şiddetli hissetmiştik. Arabanın içinde sabah saat dörde kadar kaldık. İpek'im de Allah'tan hiç uyanmamıştı. Artık içeri girelim dedik. Bense kapıya yakın olma içgüdüsüyle odaya geçmektense salonda kalmayı tercih ederek İpek'i de alıp içeri geçtik.  Ancak daha sonra uyanıp yatak odasına gitmek isteyince kızımız, biz de mecburen o tarafa geçtik ama tedirginlik sürüyordu. Zira ardı arkası kesilmeyen artçı sarsıntılar devam ediyordu. Kendimizi telkin edecek cümleler kuruyordum, "Deprem normal bir olaydır. Zaten şiddetlisi oldu. Daha şiddetlisi olmaz. Hem zaten ev sağlam." falan filan diye sonra o ürkütücü sesle birlikte bir geliyor sarsıntı "dınk" diye kalıyorduk. Ne telkin ne bir şey.... Sabahı sabah ettik. İki ya da üç saat uyumuştuk ki İpek uyandı ve tabii ki biz de.

Deprem haberlerinin sosyal medyada yer almasıyla herkeslerin Bodrum'da olduğunu gördük :))))
Hatta İstanbul'da rastlaşamadığımız yurt dışından ziyarete gelen arkadaşlarımızla da bu sayede- yani deprem haberleri ve yer bildirimleri paylaşımı sırasında, tam olarak aynı bölgede hatta çok yakın olduğumuzu öğrenince- buluştuk. Kaldıkları otele gittik.

Dolayısıyla ertesi gün yani Cuma günü yeniden kaldığımız yerden devam ettik. Yavaş yavaş normale dönüyorduk. Alışmış mıydık? Hayır. Sarsıntıları hala zaman zaman hissediyorduk. Ama yine de bir şekilde normale dönmeliydik.

Cumartesi günü için önceden plan yapmıştık. Yunan adaları turumuz olacaktı. Tüm işlemler yapılmış ücret ödenmişti. Ancak deprem sonrası hele ki Kos adasında epey hasar olunca turumuz oraya gitmeyecekti. Diğer iki adaya da ( Rodos ve Symi ) doğrudan sefer yoktu. Biz de en doğrusunun turu iptal etmek olduğuna karar verdik. Planlar alt üst olunca kalakaldık mi. Yeni bir plan mı yapsak derken haliyle keyifsizlikten onu da boş verip Bodrum da devam edelim tatile dedik. Ve biraz da Bodrum keşfi yaptık. Deprem sonrası Bodrum'dan geri dönüş yapanlar olmuş, bazıları tatillerini yarıda kesmişti. Belki de sürekli artçıları hissetmekten tedirgin olup tadı kaçanlar oldu. Açıkçası ben Bodrum'un o an için her yerden güvenli olduğunu düşünüp, hele hele deprem riskinin en çok olduğu yerlerden biri olan İstanbul'a dönmeyi aklımdan bile geçirmemiştim. 

Bodrum'da yeni yerler keşfimize Pazartesi akşamı başladık. O kadar Bodrum'a gelip Gümüşlük'e gitmemiş biri olarak bu eksikliği gidermek için derhal bir plan yaparak akşam yemeğimiz için bir yer buldum. "Soğan Sarımsak".( Ayrıntılar için tıklayınız.) Öyle sıcak öyle hoş bir mekandı ki hem gün batımını izleme hem de harika menülerinden tatma imkanı bulduk. Manzara da lezzetler de enfesti.

Bodrum'da kahvaltı etmek istersek nerelere gidelim diye bir araştırma yapınca karşıma Ortakent'te bahçe içinde, içinde sular akan, hayvanların olduğu, mükellef kahvaltı veren bir yer çıktı. Adı da "Rüzgarlı Bahçe". Ancak mekana gittiğimizde gördüklerimiz, kurumuş bir dere, bir kaç kedi, boş masalar ve bakımsız bir bahçeydi. Girmemizle çıkmamız bir oldu.
Neyse ki biraz ileride hakikaten hoş bahçesi ve gayet iyi kahvaltısı olan bir yer bulduk. "Bodrum Tadında" adı. Beğenmezseniz ödemeyin şeklinde kendinden emin bir yaklaşımla bizi buyur eden mekan sahibi hemen bize yer gösterip kahvaltıyı hazırlattı.
Sevdiğim Ege kahvaltılarından bol otlu, peynirli, taze ve lezzetli .....
Hamağımız bile vardı. :))

Akşamında istikamet Gündoğan oldu. Orada da bir kaç mekan belirledim. Gündoğanda restoranlar zaten sahil kenarında sıra sıra dizilmiş, seçim yapmanızı kolaylaştıracak bir şekilde konuşlanmış.

Benim aklımdaki yer meşhur midyeci Şehmuz Usta'nın yeriydi. Güzel de bir teras yapmışlar. 
Ben midye sevmiyorum. Ama buranın kalamar ızgara ve tavasını da övüyorlardı. O yüzden ben tercihimi kalamardan yana kullanırken, eşim midye tavasını denedi. 

Menülerin orjinalliği.....


 Geceyi meşhur Bitez dondurmacıda bitirdik. Yemeden dönmeyin dedikleri dondurmalarından balbadem, tahin, karadut ve mandalinayı tabii ki değerlendirdim. Çikolata ve damla sakızlıyı da unutmadım tabii :))))

Yunan adaları olmamıştı ama Bodrum'u gezmek, daha önce gitmediğimiz yerleri görmek de çok keyifliydi. Ancak garip ve komik olan bizim ikinci kez planlayıp da gidemeyişimizdi. Geçen yaz da aynı programla Bodrum'dan sonra Yunan adalarına geçecektik. Ne oldu? 15 Temmuz....Bu sene deprem.... Neyse... Ne diyelim? Sağlık olsun. Vardır her şeyde bir hayır. Bizim bu bahtsızlığımızla epey dalga geçildi tabii. "Siz tatile çıkmayın. Yer yerinden oynuyor. Oturun oturduğunuz yerde insanlara bir rahat verin" şeklinde cümlelerle bizi yıldırmaya çalışsalar da :)))) ben şansımızın üçüncü teşebbüste döneceğini düşünüyorum. 

Bodrum'dan ayrılınca İstanbul'a dönmeden önce bir uğrak yerimiz daha oldu. Orası da iki yıldır denk getirip ziyarete gidemediğimiz, İstanbul'dan yeni göç edip Foça'ya yerleşen arkadaşlarımızın eviydi. 
( Demek ki üçüncü de tutturuyoruz....!! )

Foça anılarımızı ve gezilecek yerlerini de bir başka yazıda kaleme alayım müsaadenizle....

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın........

"Soğan Sarımsak" Diye Bir Yer

Yorum Ekle
Gün batımını izlemek için.... Gümüşlük ayrıcalığını tatmak için.... Farklı bir atmosferde bulunmak için....Birbirinden lezzetli özel tatlar için...Kendine has, sade ama zevkli, keyifli ve incelikli dekorasyonu için... eh madem ki sayın gurme Vedat Milör tavsiye etmiş, bir de onun için gidin.....


Bir Hoş

Bir Doku

Bir Tat

Bir Ruh

Kumların üzerinde, denize çok yakın hatta neredeyse ayaklarınız denizin içinde...Salaş ve rahat. Özel tatlar masanıza kadar gelerek tanıtılıyor. Ardından siparişler alınıyor. En çok bahsedilen humus, soğanlı tepsi böreği, kabak çiçeği dolması ve köpoğlu siparişi veriyoruz hemen. Ana yemek olarak yine methini duyduğum taze adaçayıyla yapılmış fırında çipura. Her birinin lezzeti birbirinden güzel ve özel olan "Soğan Sarımsak" için yolunuz Gümüşlük'e düşerse mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biri diyebilirim. 
Biz bu lezzetlerin tadına varırken, biraz balık ve ardından makarnasını yiyen minişimiz, hemen oracıkta bulduğu arkadaşlarla kumda oyun keyfi yapıyordu. Ne güzel şeydir çocukluk. İki üç cümleyle anında kurulan arkadaşlıklar, samimiyetle oynanan en zevklisinden oyunlar, yer, zaman, mekan farkı gözetmeksizin tadına varılan anlar.....
Kalkma vakti gelince zor ikna edebildik. 
Çayımızı da içtikten sonra oradan ayrıldık. Fiyatlara gelince, belki ortalamanın biraz üzerinde ama en azından verdiğinize değiyor.

Sağlık ve esenlikle, afiyetle kalın....
Hoşçakalın.....Sevgiler.....

Tatil Güncesi 1 ( İzmir )

1 Yorum

12 Temmuz’da Yenikapı’dan kalkan feribotla Bandırma’ya, oradan da İzmir’e olacak yolculuğumuz saat 14.00da başladı. Sabahın köründe olmayışı iyiydi. Alelacele çıkmak durumunda kalmadan yola çıktık. 2.5 saat süren feribot yolculuğumuz keyifliydi. Feribotun içinde hareket halinde olabilmek, yemek içmek çocukla yolculuğu kolay kılan etmenlerdi. Size de tavsiyem yolculuğunuzun ,varsa böyle bir ihtimali, bir kısmını bu şekilde geçirmeniz. Malum arabada çocuk oyalamak çok kolay olmuyor. Feribotun içinde bir de oyun parkı oluşu zaten bir avantaj. Ama burada komik bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Çocuklar oyun parkında oynarken, haliyle birbiriyle çekişir, bağırır, paylaşamama durumları olur. Ama araya anneler girince vay hallerine. Vay ki ne vay. Herkese göre kendi çocuğu haklı ve öncelik onda olmalı. Kavganın sebebini anlayamadım ama neden seninki önceymiş, benimki neden sonraymış, o insin bu binsin… falan filan aldı beni bir gülme. Sonra da baktım sesler artıyor, uzaklaştım oradan. Bu dünyada bir tek senin çocuğun mu var güzel kardeşim ne girersin çocukların arasına. Senin yapacağın çocuğunu uyarmak sadece. Başkalarına sataşmak değil. Ama kendi çocuğuna sahip çıkman gerek tabii. Neyse bu konuya ileride tekrar geleceğim. (Benim de yaşadığım bir şey var, onu anlatacağım )

İzmir'e varışımız akşam saatlerindeydi. Arkadaşlarımızın yaşları 9 olan ikiz oğulları var.( İpek onlardan "abilerim" diye bahseder hep. Hatta insanlar benim 5 çocuğum var filan zanneder. Kuzenimin kızı var ona da ablam der. Bir de yeğenimin kızı var ona da kardeşim der. Valla 5 çocuklu kadın olmuşum haberim yok :))) Çocuklar bir araya gelip harika vakit geçirince tatilde biraz esnemenin rahatlığını yaşadım. İlişmedim pek. Tatilde yatma kalkma saatleri biraz oynayabilir. Hoş bizimkinde yatma saatleri oynuyor ama kalkma saatlerinde hiç bir değişiklik yok. Biraz uyu di mi yavrum. Yok 7.00 bilemedin 7.30 uyanıyor çocuk.

Nasıl olsa erken kalkıyoruz diyerek önce plaja gidelim sonra da gezeriz biraz diye düşündük. Sığacık plajlarından birine gittik. 2-3 sene önce Sığacık'ta tatil yaptığımız, ev tuttuğumuz günler geldi aklıma. Seviyorum burayı. Sakin şehir, hatta yavaş şehir anlamına gelen “cittaslow” diye de bir ünvanı bile var. Her şeyi güzel ama denizi bir soğuk bir soğuk anlatamam. Bildiğin buz. Ama hakikaten buz. Hani buzu eline alırsın da elini acıtır ya o hesap. Yüz yüz alışamıyorsun. Temiz, berrak, keyifli, balıklı ama soğuk işte. Geçirdiğimiz güzel günün ardından akşamın ve ertesi günün planlarını yapmaya başladık. ( Akşam planı gerçekleşemedi tabii kiii. Çocukla bütün günü plajda geçir. Bir de akşama hal mi kalsın? Şaşırdın kızım sen herhalde. Eski tatillerin sandın. Yap akşam üstü keyfini plajda deniz kenarında. Sonra git dinlen. Nitekim öyle oldu. Ne de güzel oldu. )




 Benim niyetim bu gelişimizde İzmir’den Şirince ve Çeşme’ye de geçmekti. Ne de olsa toplamda 5 gün ayırmıştık İzmir’e. Şirince ilk görüşte aşık olduğum şirin bir köy. Çeşme’ye de yıllar oldu gitmeyeli özledim dedim. Cuma günü için Şirince planı yaptık ve hatta kalma hayalleri kurduk. Benim de aklımdaydı orada en azından bir gece geçirmek. Sevgili Eminem de ister imiş meğer. Tabii hızlıca planlar yapıldı. Yerler araştırıldı ancak karar verilemedi. Kalacak yer işini oraya gidince oluruna bırakmaya karar verdik.  
Vee Cuma günü Şirince.




 Nereden başlasam bilmem ki. Nasıl bir masal dünyası ise burası, beni benden alan bir yer. Önce yemek yiyelim ardından da Şirince turu atalım dedik. Yemek yediğimiz yer çok şirin bir gözlemeciydi.
Hatta yemek öncesinde gözlemeci teyze çocukların kendi gözlemelerini yapmasına izin verdi. İpek'in o kadar hoşuna gitti ki, oraya vardığımızda az biraz huysuzluk yapıyordu, o sayede geçiverdi :))))

Keyifli ve lezzetli yemeğimiz ardından turumuza başladık. Meğer biz şimdiye kadar Şirince turu yapmamışız. Rehberimiz Emine olunca daha önce görmediğimiz yerleri de gördük.





Nişanyan evleri 
Hele hele bu odası.... 





 Hele hele tepelerde nasıl güzel yerler var. Akşam olmaya yakın dolaş dolaş yorulduk elbet. Meşhur Şirince şaraplarını alacağımız yere götürdü bizi Emine. Gerçekten kaliteli şaraplar yapılıyordu burada. Fabrikasyon olanlardan çok daha doğal ve içimi çok daha hoş. Ayrıca dükkan sahibinin anlattığına göre ertesi gün baş ağrısı yapmayan, doktorların kan yapıcı özelliğiyle önerdiği sağlıklı şarap bunlarmış. Kargo ile gönderim yaptıklarını da söyleyince kartını da aldık .

Dükkana gelen müşterilerden hatıra notları. Neler yok ki...Şiirler, yazılar..... 

Sohbet esnasında kalacak yer tavsiyesinde bulundu bize dükkan sahibi. Hadi bir de orayı görelim dedik. Adı gibi masal gibi bir yerdi “Masal pansiyon”.

Üst katta iki oda, arada bir sofa ve tam aradığımız gibi bir ev. İki odayı tutunca çocuklar uyuduktan sonra sofada sohbet edebilme ihtimalini düşününce burası için çok çabuk karar kıldık. Akşam yemeğini de yedikten sonra sevgili şirin evimize çıktık. Çocuklar yattıktan sonra da sofada oturup aldığımız şarapları test edelim dedik. Nasıl keyifli bir akşam geçirdik anlatamam. 


Sabahında “Ocakbaşı” diye bir yerde yapılan kahvaltı keyfimize keyif katacak cinstendi.


 Kahvaltılar edildikten sonra biz İzmir’ e doğru yola çıktık. Arkadaşlar ise Aziz Nesin köyünü  gezmeye görmeye gittiler. Sonradan bana söylediğine göre daha çok büyük yaştaki çocuklar, hatta liseye, üniversitelere hitap eden bir köymüş. Görmeyi çok isterdim ama İpek biraz daha büyüsün daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Biz İzmir'e yeğenime gitmek üzere yola çıkmıştık. İpek’imin kardeşim dediği yeğenimin kızına gidişimiz kızımı oldukça heyecanlandırdı tabii. Kızımın büyüdüğünü kardeşiyle ilgilenirken gördüm. Öyle bir sahiplenme, ilgilenme, koruma beklemiyordum doğrusu. Demek ablalık da yaparmış benim kızım. Onunla konuştuğu dil. gösterdiği özen öyle hoşuma gitti ki demek ki bizden de öyle davranışlar görmüş ki uyguluyor diye de sevindim. Cumartesi günümüzü birlikte parkta, evde ve hep bir arada geçirdik.




 Pazar günü ise hep birlikte Karaburun plajına gittik. Karaburun Dalış Merkezi'nin yakınındaki plajda günümüzü geçirdik. Ve ben ilk kez dalış denemesini gerçekleştirdim. Ayrıntıları bir önceki yazımda paylaştım.> burada. Karaburun dönüşünde de İpikomun gerçek günündeki doğum gününü de birlikte kutladık. Böylelikle doğum günü kutlamaları finalini yaptık :))))
Dostlarla bir kez daha..... 

Unutulmaz bir gün ve geceydi bizim için. 

Ertesi gün ise Bodrum'a yolculuk vardı. Tatilin devamı bir sonraki yazımda olacak.

Not: Tatilde çocuğu olan arkadaşlarla görüşmek ayrı bir önem taşıyor. Neden derseniz hem çocuğunuz akranlarıyla vakit geçiriyor eğleniyor diye seviniyor, hem de siz tatilin biraz olsun tadını çıkarabiliyorsunuz. Şiddetle tavsiye......:)))