bu yıl nasıl geçti ?

Yorum Ekle


Geçen yıl, koşturmalı bir temponun içine girdik kızım ve ben. İkimiz de okula başladık. Hele ilk aylar  çok zor geçti. Evinden ayrılıp anneden ayrı uzun sayılabilecek bir süreyi öğretmen ve arkadaşlarıyla geçirmek, ev dışında farklı bir yerde, daha çok kuralları olan bir ortamda, kendi başına bir şeyler yapmak....tüm bunlara alışmak bir süreç gerektirdi elbet. Benim için de durum çok farklı değildi. Üç yıl çocuk odaklı, kendine ve çocuğuna göre programlayabileceğin günlerin geride kalması, çalışma hayatına geri dönüş, bunun yanında evde devam eden sorumluluklar ve okula uyum sağlamaya çalışan çocukla ilgilenmek....gibi gibi... 

Bu sene ise her ikimiz de daha çok uyum sağlamıştık. Hele benim için güzel bir yıldı diyebilirim. Çalışma hayatına adapte olmuş, plan ve programlarını hem kendine hem de çocuğuna ayrı ayrı yapabilen biri olmuştum. Geçen yılki bocalamalarım yerini daha düzenli ve planlı bir hayata bıraktı. Okuldan eve erken döndüğüm zamanlarda İpek gelene kadar vaktim varsa biraz kitap okuyabilmek, biraz kestirebilmek, biraz dışarı çıkıp dolaşmak, alışverişe kendim için çıkabilmek, bir arkadaşla buluşup sohbet edebilmek o kadar iyi geldi ki...Geçen yıl henüz sisteme uyum sağlayamadığımdan sanırım, hiç bir şeye yetişememe, kalan vakitleri değerlendirememe, okul hayatına alışamama gibi zorluklarım oldu. Hele sabah koşturması ve sürekli bir şeylere bir yerlere yetişme telaşı mahvetmişti. Demek ki zamanla alışılıyor, her şey yoluna giriyormuş. Sabah hazırlıkları otomatiğe bağlanmış şekilde daha stressiz ve pratik yürümeye başladı. Kendime kalan vakitlerimi önceden planlayınca daha verimli hale geldi. Dedim ya zamanla oturuyormuş bir şeyler. Çok şükür ki bu seneyi daha az hastalıkla, daha az mızmızlanmayla ve daha stressiz atlattık. Bu sene de olmadı mı İpek'in okula gitmek istememe halleri? Oldu tabii. Ama bunu doğal karşılayarak, suçluluk hissetmeden ve sakince yaklaşarak daha kolay çözdüm.

Seneye bakalım neler yaşarız. Ana sınıfı olacak. Sonra da 1. sınıf öyle mi? Nasıl geçiyor zaman. Okul, eğitim, sınavlar, gelecek.....offf ne kadar çok şey var düşünecek. Halbuki ilk okula kadar olan süreç ne güzel. Gitsin oynasın, eğlensin, sosyalleşsin, eh tabii bunları yaparken de bir çok şey öğrensin. İlk okul denince aklıma ilk olarak 1. sınıftan şikayet eden veliler geliyor. Okuma yazma çalışmaları, verilen ödevler, okuma bayramları, etkinlikler falan filan....Ben bunları istemiyorum. Ancak istemiyorum derken şımarıklık değil yaptığım. Bana bu mücadele ve kaygı bu küçücük yaşlarda çok lüzumsuz geliyor. Tabii tüm bunları başıma gelmeden söylemek zor. Neyse yaşayıp göreceğiz. Öyle büyük laflar etmeye de gerek yok. Yeri gelmişken azıcık içimi dökmeye çalıştım. Hoş okul konusu başlı başına başka bir yazının konusu. Ona da daha sonra değiniriz.

Sevgilerimle......



İpikonun 5 Yaş Doğum Günü Kutlamaları ( Part 1 )

Yorum Ekle


Her zaman diyorum ki, doğum günü gelmeden çok önce başlayayım hazırlıklara ki sıkışmayayım. Aradan 1 yıl geçiyor ve ben yine son dakika koşturmacalarında....

İpikomun doğum günü 16 Temmuz bilindiği üzere. Ancak yazın ortasında kutlayacak insan evladını bulmakta zorlanınca ve hatta kendimiz dahi İstanbul'da bulunmayınca çareyi doğum gününü erkene almakta buluyoruz.

Şimdiye kadar hep çok keyif aldım bu hazırlıklardan ve bizzat kendim yaptım. Süslemesinden pastasına, hediyeliklerinden menüye, mekana kadar her şeyiyle ilgilenip bir çoğunu da kendim hazırladım. İlk 3 sene işim daha kolaydı. Çalışma hayatına henüz başlamamışken bu gibi işler çok daha keyifli bir meşgale oluyordu bana. Uzun araştırmalar, el emeği, mekan aramalar filan hepsi epey bir zaman alıyordu.

Ancak ne zaman okul hayatı başladı( yani geçen yıl oluyor bu ) baktım olacak gibi değil yetişemiyorum hiç bir şey düşünmeden okulunda kutlama yapılmasına razı oldum. Hem arkadaşlarının da okulda doğum günleri kutlanmıştı. İpek için de hoş olacaktı. Ancak okulda kutlamanın bir dezavantajı benim orada bulunamamamdı. Haliyle okul gününde yapıldığından ben de kendi okulumda çalışmaktaydım. Hem zaten okulunun da aileyi kutlamaya almama gibi bir prensibi de vardı. Neyse sonuçta telefonla okul civarında bir pastahaneden pasta sipariş ederek, ve daha önce istediği şekilde tabak, bardak servis alışverişi yapıp okula göndererek  arkadaşlarıyla bir kutlama yaptılar.              
                                                              Geçtiğimiz yıldan
 Sonrasında ise ikinci üçüncü hatta dördüncü  kutlama bile geldi arkadan  🙊🙊🙈🙈. Şöyle ki; ikincisi aile ve yakın arkadaşları arasında yaptığımız bir kutlama oldu. Pastahaneden sipariş edilen temasız pasta ve yine temasız en sadesinden alınan tabak bardak v.s. ile şimdiye kadar olanların en sadesi oldu.  
Geçen yılın yorgunluğu ( benim iş, kızımın okul hayatına başlaması) da ancak bunu gerektirdi. Üçüncü kutlama artık gerçek gününde yani 16 Temmuz'da tatilde kutlandı.
 Ve yine tatilde bir kaç gün sonra bu kez de amcasının yaptığı bir sürprizle restoranda bir kez daha pasta kesme şeklinde gerçekleşti. Biz bu kutlama olayını biraz abartıyoruz anlayacağınız. Elbette ki bu durumdan en çok memnun olanlar önce kızım, sonra da ben :)))


Bu sene de ilk kutlamamızı geçen hafta okulunda gerçekleştirdik. Uzunca bir süredir bana doğum gününün ne zaman olacağını sorup duruyordu. Ben de Haziran ayında olacak diyordum. Haziran gelir gelmez heyecanla hangi gün olacağını beklemeye başladı. Bu arada okulda bir arkadaşından gördüğü prenses Bella kıyafeti istediğini söyledi. Ben de şimdiye kadar öyle prenses, peri v.s gibi giysiler almadığımdan hatta kendisinin de bebeklerine dahi ilgisi olmadığından ve çizgi filmlerini bile izlemediğinden o konuda bizim için bir ilk olacaktı. Çok da fazla ilgili olmamasına içten içe sevindiğim de ayrı bir gerçek. Neden bilmem şimdiye kadar olan doğum günlerinde de ne öyle popüler karakterler olsun istedim temamız, ne de ünlü çizgi film filan. Bize özgün farklı bir şeyler istedim hep. O yüzden de ilk doğum gününde deniz kızı ve deniz altı konsepti seçmiş, her tür detayı o konuya göre bizzat araştırarak, elde hazırlayarak yapmıştım. 2. doğum gününde de bu kez deniz kızını çiçek kızla değiştirdim. Temamız çiçek kız oldu. Detaylarda çiçek konsepti kullandım. Ve 3. doğum gününde çok sevdiğimiz kitap okumaktan yola çıkarak temayı kitap olarak seçtim. O kadar güzel kaynaklara ulaşıp o kadar orjinal fikirler oluşturduk ki her biri çok özel günler oldu bizim için. 4. doğum günü yukarıda da bahsettiğim gibi, yoğunluk ve yorgunluktan en sade haliyle kutlanmış bir doğum günü olmuştu.

Bu sene 5. doğum gününe gelince; okul kutlamasındaki tema prenses Bella kıyafetinden yola çıkarak Disney Prensesleri oldu. Bir kere de böyle olsun diyerek o yönde çalışmalar yaptım. Öncelikle elbisesi için çok özel bir tasarımla sevgili Özge'den @perahandmade bize bir kostüm dikmesini istedim ve Bella kostümü rica ettim. O da sağolsun harika bir iş çıkartarak bize güzeller güzeli bir elbise dikti. İpikomun elbiseyi görünce ve giyince olan sevinci anlatılamaz bir şeydi.


Doğum günü setine ulaşmak zor olmadı. Çünkü diğer doğum günlerinin aksine çok bildik bir konu seçince kaynaklara ulaşmak çok daha kolay oluyordu. Disney prenses çıktılarından cup cake topers yaptım. Afiş, tabak, bardak, masa örtüsü, maskeler ve balonlar hepsi aynı konsepttendi. Doğum günü pastasına gelince prenses temasını değil, çok sevdiği çizgi film karakteri olan "Gökkuşağı Ruby" temalı olmasını istedi.




Sonuçta her şey istediği gibi oldu. Arkadaşlarıyla gönüllerince eğlendiler, dans ettiler. İpek'in de arkadaşlarına küçük bir armağanı oldu. Bu şirin kitapçıkları da çıktısını fotoğraf baskısı alarak arka kapağına da masalın hikayesini yazarak oluşturduk. 



Bu sene de bir kutlamayla kalmayacağız. İlerleyen günlerde detaylarını paylaşacağım. Yukarıda bahsettiğim İpek'in geçmiş doğum günlerinin ve yaptığım hazırlıkları yazdığım yazıların linkini aşağıda tekrar paylaşıyorum. Sizlere de fikir almak isterseniz kolaylık olsun diye.....

1 Yaş Doğum günü tık tık
2 Yaş Doğum günü tık tık  ve tık tık ve tık tık buraya da tık tık
3 Yaş Doğum günü tık tık
4 Yaş Doğum günü ve 5 Yaş Doğum günü bu yazıda yer almakta....

Sevgilerimle.......
Hoşçakalın.....




Okullar Kapandı...Peki Ya Şimdi?...

Yorum Ekle

Tatilin ilk gününden merhaba çocuğunun okulu tatile girmiş ve dışarıda çalışmayan anne ya da babalar,

Önümüzde 3 ay gibi bir süre var. Çocuklarıyla vakit geçirmek istemeyen aile elbette yoktur. Ancak okulun düzen ve programına alışmış çocuklar ve aileler tatilin hele hele ilk günlerinde haliyle bocalar. Programlanmış bir rutine uymaya alışmış çocuklar sürekli bir eylem bekler. Anneler de kendi alıştıkları rutinden kolay kopamayacaklarından bir takım zorluklar yaşarlar. ( Kahvaltı sonrası henüz toplanamamış bir masa, keyifle içilemeyen bir kahve, ortalığın saat 7.00 itibariyle karma karışık olması dolayısıyla hissedilen içinden çıkılmazlık hali, bir yandan ortalık toplama, yemek düşünme, çamaşır yıkamak için kirlileri ayarlama gibi işlerle yoğunlaşırken, öte yandan birbiri ardınca gelen sorulara cevap vermeye çalışma, günün planını senin ne yapmak isteyeceğin değil, çocuğun nasıl eğlenebileceği ve isteyeceği şekilde yapma çabası......gibi gibi...)

Çocuğunun okulu tatile girmiş ancak çalışmaya devam eden anneler; size de merhaba. 

Ben kısmen bu gruba girmekteyim. Kısmen diyorum çünkü Haziran ayı sonunda ben de çocuğumla birlikte tatile girmiş olacağım. Bir öğretmen olarak mesleğimin çocuğum ve benim açımdan en avantajlı zamanına gelmiş bulunuyoruz. Ancak yukarıda vermiş olduğum örneklerin çoğunu ben de yaşayacağım. Zira maaşallah son derece hareketli ve enerjik bir kızım olduğundan zaman zaman onu eylemekte zorlanmıyorum desem yalan olur. Düşünün ki normalde okuldan dönünce, sanki sabah yataktan daha yeni kalkmışcasına enerjik ve kimi zaman huysuzluk ve mızmızlığı tavan yapmış bir çocuğu karşılıyorum, kendim de okuldan az evvel gelmiş olarak. Dolayısıyla tatilde bu geçirilen süre daha uzun olunca yoruluyorum zaman zaman. Kendim de tatildeyken daha kolay oluyor tabii başa çıkması ama yine de bütün gün emrine amade hissediyorum kendimi. Bu tabii ki abartılı bir tabir oldu ama hissettiğim bazen bu. Demek istediğim asla her dediğini emir addedip yerine getirmek değil, ama onu düşünerek karar almak, iş yapmak, dinlenmeye çalışmak, dışarıya çıkmak, yemek yapmak, oyunlar oynamak, görüşeceği arkadaşlar organize etmek.....

Bütün bu anlattıklarımı  geri dönüp en az 30 kez okuyorum ki acaba yanlış anlaşılacak bir şey yazmış mıyım? Çocuğuyla zaman geçirmeyi sevip sevmemek değil, ne kadar severseniz sevin onlarla olmaktan yorulunup bunalınacağının normal olduğu anlatmak istediğim. Çünkü bazen çeşitli yorumlara rastlıyorum. Okullar kapandığı için çocuklarıyla evde ne yapacağını bilemeyen hatta şakayla karışık dert yanan annelere verilen sert tepkiler görüyorum. Anneler de insandır. Kendi çocuğu bile olsa sıkılabilir, yorulabilir, başa çıkmakta zorlanabilir...Eh peki bunlar normal de dile getirmesi mi anormal. Kabul ediyorum bazı ifadeler çok sevimsiz ve yanlış olabilir. Belki ifade ve dile getirişi eleştirebiliriz ama duyguları yok saymayalım lütfen. 

Bir insanın en çok ihtiyaç duyacağı şeylerden biridir kendine zaman ayırması. İtiraf etmeliyim ki, kızım okula başladıktan sonra kendime kalan zamanlar çok kıymetliydi benim için. Hoş ben de aynı zamanda çalışmaya başladım ama çalışırken bile kendi kendinize kaldığınız oluyor. Hele hele çocuğunu bırakacak kimsesi olmayanlar için okul bir cankurtaran aynı zamanda. Bu kişilerin de çocuğu okula başlayacağından ötürü sevinmesini ya da okullar kapanınca hafiften üzülmesini yadırgamıyorum. 


Bugünden itibaren yazılarıma biraz daha ağırlık vereceğim. İşlerim hafiflediğinden ve yakında tatile gireceğimden daha çok vakit ayırabilirim sanıyorum yazmaya. Gerçi vakit ayırabilir miyim ayıramaz mıyım İpikom varken :)))) bilemiyorum ama göreceğiz..

Tatil süresince yapılabilecek etkinliklere, gezilecek yerlere, evde oynanacak oyunlara yer vereceğim. Sizlerden de gelecek tavsiyeler olursa seve seve burada yayınlarım. 

Herkese iyi tatiller diler, her gününüze keyifle ve kıymet bilerek geçmesine niyet ederek başlamanızı öneririm...

Sevgiyle kalın.....Hoşçakalın.......



"Mutlubi" Nasıl Bir Seçenek?

4 Yorum
Özel günlerde kişilere hediye almayı çok severim. Ve fakat bunun için bollll zamanım olmalıdır. Çünkü içime doğmalı, alacağım hediyenin kişiye göre olduğunu hissetmem gerekir. Gerçekten ayrı bir keyif alırım bu serüvenden.

Kimi zaman da alelacele alınmış hediyeler olur. İçim bir huzursuzlanır. Oldu mu olmadı mı, adet yerini bulsun diye mi oldu? Hiç haz etmem bu gibi durumlardan.

İşte böyle yeterli vakit ayıramadığım ama yine de farklı bir şey, kişiye hitap eden bir hediye arayışında olduğum zamanlar için birazdan size bahsedeceğim  alternatif  hediye sizler için de harika bir seçenek olabilir.


Özel tasarım çiçekler, minik bahçe tasarımlar öyle güzel bir dünya yaratmış ki, içinde kendi hikayesini barındırıyor. Bu farklı ve özel tasarım ürünlere ulaşabileceğiniz adres ise mutlubi.com. Mutlubi.com dan seçebileceğiniz çeşitli ürün yelpazesinde siz de aradığınızı bulduğunuzu düşünüyorsanız şimdi size çok özel bir fırsat sunmak isterim.


2017 sonuna kadar geçerli %15 indirim kuponunuz olacak. Beğendiğiniz bir ürünü satın almak istediğinizde kupon kodu yerine jalece yazmanız halinde ürüne %15 indirimle sahip olacaksınız.


Keyifli alışverişler ve karşılığında sevgi dolu gülüşler ....

Sevgiler.....


Yaş Ve Yol Almak

1 Yorum

İnsanın hayatında belli evreler olduğunu ve her evrede bir oluşum tamamladığını düşünüyorum. Kimileri bu evreler arasında sancılı geçiş dönemi yaşarken, kimileri içinse geçilen evrelerin farkına varılmaz. Ancak hayat hep aynı sekansta devam etmez. Yaşanan her evrenin getiri ve götürüleri olduğu gibi farkındalık dereceleri de vardır. Şu anki satırları tamamen kendi düşünce ve deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum. Hayatımın evreleri ve gelişen farkındalığımla beraber aldığım yaşla birlikte yol almak.

Bugün benim doğum günüm( evet doğum günümde yani 25 Nisan'da yazdım ama bitirmemiş ve yayınlayamamışım :( ......) ve anlatmak istediğim her yeni yaşımla beraber katettiğim yollar. Yaşamımdaki değişiklik ve kattığım yeniliklerle eriştiğim Ben.....

Bu bir kişisel gelişim yazısı olarak adlandırılabilir ancak "kişisel gelişim" denince nedense söylemek istediğim basit kalıyor gibi geliyor. Belki de nedeni bu kavramın hayatımıza sokuluş ve popülerleştirilmesi esnasında gerçek anlamını yitirmesi. Çünkü bana göre kişisel gelişim dediğimiz şey sıradan ve basmakalıp kişisel gelişim kitapları ( hepsini kast etmiyorum tabii ki çok anlamlı ve değerli olanları mevcut ) okuyarak şıp diye olabilecek bir şey değil. Kimilerince bu gözle bakılıp içi boşaltılarak değerlendirildiğinden gerçek anlamını yitirdiğini düşünüyorum.

 Neyse gelelim kendi kişisel gelişimim ve varoluşumun anlamını keşfetmeye çalışmam ve yaşımla beraber aldığım yola. Kişi kendini bilir, tanırsa baş etmesi daha kolay olur. Herkesin eksik olan, fazla gelen ya da ideal yönleri vardır muhakkak. Eksiğiyle fazlasıyla farkında olmanın önemi o yönlerimizi ele alış ve kullanışımızla çok şeyi değiştirir çünkü. Kendimi bildim bileli olayları etraflıca düşünen, insanlara değer veren, karşısındakiyle güçlü empati yapan bir kişi olarak, bu özelliklerin her ne kadar olumlu olduğunu düşünsem  de bende biraz aşırısı olduğunu varsayarak üzerinde durmam gerekiyor.

Başkalarının dertlerine ortak olmak, çözüm aramak, destek ve yanında olmak başka bir şey, kendini bu soruna adayıp çare bulamazsan kendini suçlamaya varacak kadar kaptırmak başka bir şey. Olan biten bir şeyi ayrıntısıyla düşünmek başka bir şey, olayın derinlerine inip türlü çıkarımlarda bulunarak sonunda kendine dert edecek bir şey bulmak ya da iyi yönünden bakamamak başka bir şey. İnsanlara değer verip saygı duymak başka bir şey, değer verdiğin halde karşılığını bulamadığın gibi değersiz görülmek başka bir şey. Demek istediğim kişi önce kendini sonra başkalarını mutlu etmekle sorumludur.

Bu konuda kaydettiğim aşamadan bahsedecek olursam, gittiğim terapilerin, okuduklarım ve yazdıklarımın büyük katkısıyla ve öncelikle bilerek ve farkında olarak aldığım kararlarla şu an çok daha iyi durumda olduğumu söylemek istiyorum. Sizi zorlayan, memnun olmadığınız ya da değişmesini istediğiniz yönlerinizi terapi yardımıyla ve kendi isteğinizle aşmanın mümkün olduğunu gördüm.

Her şey kendini sevmekle başlar. Kendini mutlu etmek ve kendine değer vermekle anlam kazanır. Çevrendeki kişilere en başta çocuğuna ve ailene de ancak böylelikle faydan dokunur.

Bu yazının burada bitmediğini hissediyorum. Ancak bu kısmını artık yayınlamak istiyorum. Yazının başında da bahsettiğim gibi doğum günümde yazmaya başlamış ve bir türlü tamamlama vakti bulamadığımdan öylece bekleyen yazıma artık yol vermek gerektiğini düşünüyorum. Devamı gelince onu da yazarım.

.............................................................................................
Sevgilerimle...........Kendinizi seveceğiniz ve mutlu günleriniz olsun......

İtalyaaaa ( Part II )

Yorum Ekle
önceki yazının devamı....

Düğün

Son derece eğlenceli bir düğün, keyifli ve keyfine düşkün insanlar, samimiyet ve sıcaklık olarak özetleyebilirim sanırım o gece yaşadıklarımızı.  İtalyanlar müziği, eğlenmeyi, konuşmayı, muhabbeti, insanı yani kısacası yaşamayı seven insanlar olarak benim gönlümü fethettiler.

Uzun uzadıya süren nikah kıyılmasının ardından, aperatif servisi dedikleri ama oldukça kapsamlı bir sunumla ilk kutlama aynı salonda yapıldı.( arada bir salon değiştiriyorduk :))) Nikahın uzama kısmına gelince nikah memuru, bildiğin aileden biri gibi sohbetlere ve kutlamalara da katıldı. Öncesinde komik hikayeler anlatıp, davetlilerle sohbet etti. Gelin ve damada takıldı. Yani oldukça neşeli bir merasim oldu. Hatta o kadar uzadı ki, biz tüm düğün orada olacak sandık. Benim bildiğim nikahı kıyıp giden memur yerine, fotoğraflarda bile yer alan, eğlenceli bir memur vardı karşımızda.


Bir süre sonra  yemek servisi yapılacak olan süslenip hazırlanmış salona alındık. Masalara yerleştik. Müzikle birlikte birbiri ardınca pek çok şey servis edildi. Sıcaklar, soğuklar, ara sıcaklar, ara soğuklar, ana yemek, ara yemek, hangisi hangisi olduğunu anlamadan peş peşe gelen yiyecekler, içecekler. Dedim ya eğlenmeyi ve yemeyi seviyorlar, aynı zamanda yedirmeyi de seviyorlar belli ki. Deniz mahsülü ürünlerin ağırlıkta olduğu yemeklerde pek çok çeşide yer verilmişti.

Müzikle birlikte dans etmek de kaçınılmaz olmaya başlayınca, herkes yavaş yavaş pistte yerini alıyordu. İçten, samimi, sıcak bir eğlenceydi bu. O kadar bizden ve bizim gibiydiler ki kendimizi hiç yabancı hissetmedik.

Daha sonra yeniden başka bir salona tatlı ikramı için davet edildik. Yine açık büfe şeklinde hazırlanmış tatlı masasında birbirinden lezzetli seçenekler vardı. Kesilen pasta, açılan şampanyalarla devam eden kutlamanın son durağı ise, epey ilerleyen saate rağmen restoranın dış mekanı idi. Davetliler arabalarına binmeden önce yine müzik eşliğinde ikram edilen shot ile eğlenceye son noktayı koydu.

Eve vardığımızda saat sanırım 3'e geliyordu. Her şey çok güzel geçmişti. Eve döndüğümüzde biraz üşüdüysek de büyük bir çabayla yakmaya çalışılan şöminenin eşliğinde yaptığımız sohbet bizi ısıtmaya yetmişti.

Karakol Maceramız

Ertesi gün arkadaşlar arabanın yanına gitmem ve polisle konuşmam için uyandırdılar. Neler oluyordu, polisle ne işimiz vardı? Meğer bir önceki gece düğünden gelirken arabayı park ettiğimiz yer karşı komşunun araba çıkışını zorlaştırdığından dikkat edin engellemek demiyorum zorlaştırdığından polise şikayet edilmiş ve ceza yemiştik. Hemen hazırlanıp arabanın yanında geldiğimde polis değil kızgın komşular vardı karşımda. Beni çağırmalarının nedeni ise onlarla İngilizce konuşarak iletişim kurabilme olasılığımdı. Lakin arkadaş grubumuzda İtalyanca bilen kişi de yoktu. Durumu komşulara açıklamaya çalıştım ve arabayı oradan çekip eve döndük. Düğün ertesi yani cumartesi günü niyetimiz kahvaltıdan sonra Roma'ya doğru yola çıkmak ve geceyi orada geçirip ertesi gün yani Pazar günü benim Roma havaalanından İstanbul'a dönüşüm şeklindeydi. Ancak planlar tutmadı.

Kahvaltı için dışarıya çıkmak için arabaya bindik. Biraz yol almıştık ki polis bizi durdurup bir şeyler anlatmaya başladı. Neyse ki yanımızda İtalyan arkadaşımız vardı da polisin ne dediğini anlayıp neler olduğunu anlamamıza yardımcı oldu. Yoksa polisle hem de dilini bilmediğin polisle muhatap olmak pek hoş olmayacaktı. Gerçi bu şekilde bile pek hoş olmadı ki bizi bir müddet orada tuttuktan sonra birlikte karakola gitmemizi istedi. Gece arabayı kullanan kişinin karakola gelmesini istediklerinde o anda evde olan arkadaşımızı almak için eve gidelim dedik ancak içimizden birini orada tutmak suretiyle ki bu kişi de arabayı kiralayan arkadaşımız olmalıymış. çabucak eve  gidip geldik. O sırada karakolda mahsur kalan arkadaşımız hoş vakitler geçirmemiş elbette. Dilini bilmediği pek de sevimli görünmeyen polisler arasında pasaportu alınmış olarak beklemek elbette can sıkıcıymış. Geri döndüğümüzde trajikomik halimize gülüp söylenip pasaportlarımızı kontrol edildikten sonra alıp karakoldan çıktığımızda ne yola çıkacak ne de gezecek halimiz vardı. Planlar aksamış, gün gitmişti. Önce birer kahve içip kendimize gelelim dedik.






Vakitler geçtikçe Roma'ya gitmek benim için anlamsızlaşıyordu. Artık gece bile değil,sabah karşı uçağa yetişmek üzere oraya  varmış olacaktık. Arkadaşların zaten acelesi yoktu. Beni uçağa yetiştirmek için hemen çıkmak durumunda kalıyorlardı. Aklıma bileti değiştirme fikri geldi. Uçuşumu Roma'dan değil de Bari'den yapsam hem acilen yollara dökülmemiş hem de Lecce'nin tadını biraz daha çıkarmış olacaktık. Ancak THY yurt dışı uçaklarda bilet değişimi yapmıyordu. Çaresiz biletimi yakacak, Bari'den uçacak yeni bilet alacaktım. Öyle de yaptım. Ve şimdi iyi ki de yapmışım diyorum. Çünkü Lecce'den Roma'ya 7 saatte belki de kaybolarak daha uzun sürede gidecek, koştura koştura uçağa binecek gereksiz bir telaş içinde olacaktım. Hem Roma'ya yetişme derdi kalmayınca hepimiz gevşeyip Lecce'yi,  insanlarıyla bütünleşmiş, huzur, rahatlık ve eğlence vaat eden şehri gezme kararı aldık.
Her köşe buram buram tarih kokuyor
Katedraller




Dar ve sarı sokaklar



Lecce uzun ve dar taş sokakları, pencerelerine çiçek asılmış evleri, sarı duvarları, antikacıları, butikleri ve meydanlarıyla, etkileyici amfi tiyatrosu, sokaklardaki müzisyenleri, tarihi yapıları ve katedralleri ile tarihi ve nostaljik olduğu kadar, sıcacık, samimi ve rahat bir yer. Rahattan kastım insanların yüzünden telaş okunmadığı, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği ve yeme içme gezme ve sohbet etmenin gayet ön planda olduğu bir yer oluşu.

amfi tiyatro
Lecce'nin meşhur kapıları

Piazza...Toplanma alanları meydanlar










Lecce gezimizden çok keyif aldım. Akşam yemeğimizi de pizza ile taçlandırarak olmazsa olmazlardan birini daha yerine getirdik. İtalyanların yemek kültürleri bizden farklı. Sabahları bir kahve ile güne başlıyorlar. Yanında bazen bir kruvasan, bazen bir kurabiye ya da benim de çok hoşuma giden briochi yiyorlar. Öğle yemeği saatleri şaşmıyor. 13.30'da herkes öğle yemeğinde. Belki de en önem verdikleri öğün. Çeşitli ve bol seçenekli öğle yemeklerinden sonra zaten bir dinlenme saatleri var. Tam da telaşsız ruhlarına uygun günün geri kalanına enerji depolamaya yarayan siesta nın ardından işlerine devam eden insanlar, iş çıkışlarında kafelerde buluşup çok sevdikleri sohbetlerini ihmal etmiyorlar. Akşam yemeğinde yine hafif bir atıştırmalıkla karınlarını doyuruyorlar. Ve içilen onca şaraba, yenilen o birbirinden lezzetli tatlılara kurabiyelere rağmen kilo almıyorlar. Belki bunda beslenme saatlerinin  belki de stressiz yaşantılarının ilgisi vardır. Çünkü bilinen bir gerçek ki stres kilo da aldırıyor :)))


Bölgeyi dolaşırken, bir tiyatro çıkışına denk geldik. İçeriye bakıp tiyatro salonunu gördüğümde kendimi Rönesans döneminde hissettim. O süslemeler, o oturma yerleri ve sahne. Maalesef oyun bitmiş seyirciler dağılmıştı. O muhteşem tiyatroda fotoğraf çekmemek olmazdı tabii.




Keyifli ve eğlenceli geçen Lecce turumuz ardından eve dönüp ertesi gün yola çıkmak için hazırlık yaptık.

Sabah kahvelerimiz ve tadına doyamadığım briochilerimizi yedikten sonra Bari merkeze doğru yola çıktık. Arkadaşlarımız bizi trene kadar yolcu etti . Ardından Bari'deydik. Uçuş öncesi alışverişler de yapıldıktan sonra gayet keyifli bir uçak yolculuğundan sonra İstanbul'a vardık.

İpek'imden ilk en uzun ayrılışımdı. Öpüşüp kucaklaşmamızın ardından İtalya ile ilgili sorular sordu. Birlikte de gitmek istediğini söyledi. Umarım en yakın zamanda hep birlikte bir gezi daha ayarlar, bu kez Roma'yı da dahil edeceğim bir program hazırlarım.

Keyifli gezi planlarıyla ve sağlıcakla kalın....
Sevgilerimle.....