Sahne Tozu Yuttum.....

Yorum Ekle



Neden bu kadar çok seviyorsun? dedi, düşündün mü?
neyi? dedim.
sahnede olmayı, tiyatroyu, alkışı dedi
durdum önce bir
tanınmak, bilinmek, takdir edilmek, sevilmek, beğenilmek
tamam bunların hepsi vardı ama tanımlamak için yetersiz geldi.
bu kadar sığ olamazdı...
daha doğrusu bu istekler pek çok insanın hoşuna gidecek şeyler. Herkes ister beğenilmeyi, sevilmeyi, takdir edilmeyi...
benimki bunların yanında başka bir şeydi.
dedim ki kendimi orada buluyorum. Oynarken ya da şarkı söylerken, dans ederken var oluyorum. Ya da kendimi tamamlıyorum. Bir başka ruha bürünüyorum ve o heyecanı seviyorum, çalışmalardaki enerjiyi, ruhu, tempoyu seviyorum. 
ben iken bir kaç ben daha olmayı seviyorum.

Üniversite yıllarımdan beri tiyatro ile ilgileniyorum. Tiyatro kulübünde 2 yıl ders aldım. Oyun sahneleyemedik. Ben katılamadım daha doğrusu yoğun ders programım yüzünden. Mezun oldum, çalışma hayatına başladım. Bir süre sonra yine bir oyunculuk eğitiminde buldum kendimi. Çeşitli zaman aralıklarında oyunculuk, seslendirme, diksiyon, doğaçlama dersleri aldım. Öğretmenlik hayatına başladığımda almış olduğum oyunculuk derslerini öğrencilerime aktardım. İngilizce öğretmeniyim. Ancak tiyatro dersini gönüllü olarak isteyerek verdim. Öğrencilerimle oyunlar sahneledik. Türkçe ve İngilizce. Yani yönetmenlik yaptım tabiri caizse. 

En son seslendirme eğitimi ve derslerine devam ediyordum. Ardından hamilelik dönemi ve İpek geldi. 3-4 yıl her şeye ara verdim. Çalışma hayatına yeniden döndükten kendimi toparladıktan sonra yeniden kurslara başladım. Ve en son Aralık 2017'de Sahne Tozu Tiyatrosu'na başlayarak Haldun Dormen'den ders almaya başladım. Bu diğerlerinden farklı bir deneyimdi. Sevgili duayen Haldun Dormen müzikallerden seçmelerle çalışmalar yaptırıyordu. Aslında yine oyunculuk dersleri almak oyun sahnelemek istiyordum ancak olay seyrini değiştirip beni müzikale yönlendirdi. İyi ki almışım dediğim bu kararla hem Haldun Dormen ile tanışma ve bu keyifli süreci, o enerjiyi paylaşma şansını elde etmiş, hem de yıllardır hayalini kurduğum sahnede olma deneyimini yaşamıştım. Değerli besteci söz yazarı Serpil Günseli'nin piyanosuyla şarkılarımızı eşlik etmesi ve bizlere şan dersi vermesiyle önceden almadığım eğitimleri de tamamlamış oldum.

Haldun Hoca çok donanımlı bilgili disiplinli bir öğretmen ve çok değerli bir insan. Her birimize ayrı ayrı zaman ayırarak ve bizleri tanıyarak oyunculuk deneyimlerini bizimle paylaşarak bizlere yön verdi. Kendisi de çok inanarak ve isteyerek büyük bir gayret ve emekle 7 ay bizleri çalıştırdı. Çalışmalara en önce kendisi gelir, birimiz bile eksik olsa ya da yanlış bir şey yapsa fark eder ilgisini hiç eksik etmezdi. Ve o tatlı sert halleri.... Kolay değil 30 kişi aynı anda çalışıyorduk. Bazen kendimizi kaptırıp sohbete dalma veyahutta hareketlerle ilgili bir şeyi birbirimize sorduğumuzda tatlı sert çıkışır "Yeter yahu bi susmadınız. Bakın yoruluyorum sesim gidiyor. Aaaa oyunum var yarın . Tamam artık konuşmuyorum " gibi cümlelerle kızardı kimi zaman. Ama bizler de hocamızı çok sever sayar ve ağzının içine bakardık. Ne de olsa öğrenecek çok şey vardı kendisinden oyunculuğa dair, hayata dair......

İlk başladığımda ne tür bir çalışma olacağını önceden kestiremediğimden koro halinde şarkı söylemek çok cazip gelmemişti. Sonra sonra o şarkılara koreografi eklenince, şarkıları söylememiz güzelleşince ve hele ki solo performanslarımız başlayınca aldığım tat ve heyecan tarif edilemez olmuştu. Çalışmalar bitmesin istiyorduk. 30 kişinin ayrı ayrı solo şarkısı. Her şarkıya koreografi ve hemen hemen herkesin her şarkıya katılımıyla oldukça yoğun, kolay olmayan ve uzun bir performans sergiliyorduk sahnede. Bir süre sonra her çalışma sonrası birlikte geçirdiğimiz vakitle yetinmemeye başladık. Ve bir çay içimlik olsun sohbet etmeye bir yerlerde oturmaya başladık.Hatta kimi zaman sevgili hocalarımız da bize eşlik etti. O sohbetlerin ve içilen çayların, kutlanan doğum günlerinin kahkahaların, gülüşlerin kimi zaman hararetle tartışılan konuların tadı bambaşkaydı. Farklı yerlerden farklı yaşlardan ve mesleklerden bir çok kişinin ortak bir amaçla ve aynı ruhla oraya gelişi bir kısmımızı gerçekten birbirine bağladı. Birlikte çok hoş ve unutulmayacak  bir anı oluşturduk. Çok tatlı çok değerli insanlar tanıdım. İçimizde bir kaç ay sonra evlenecek bir gelin adayı bile vardı. Kendisinin bekarlığa veda gecesini de birlikte yaptık. Düğününü de...
Sevgili Haldun Dormen'in organize ettiği Afife Jale ödül törenine hep birlikte katıldık. Haldun abimizin ( kendisine böyle hitap etmemizden hoşlanırdı ) sahnelediği oyunlara gittik. Ve finalde unutulmaz bir yemekli eğlence ile bir dönemi noktaladık.

Çalışmalarımız 7 ay sürdü. Toplamda 3 kez ayrı sahnelerde performans sergiledik. Bir televizyon kanalıyla röportajımız oldu. Hatta oyunumuzu İzmir'de bile sahnelemek niyetindeydik. Ancak organizasyonda bazı aksaklıklar neticesinde maalesef 3 oyunla sezonu kapattık.

İçimde kalmış bir ukde idi sahneye çıkmak. Üstelik bu çıkışımla hem oyunculuk isteğimi tatmin etmiş, hem şarkı söyleme zevkini ve heyecanını sahnede tatmış, hem de çok sevdiğim dansı da içine katarak "Müzikallere Selam" adında harika bir performansta görev almıştım.

İlk günün heyecanı: İlk gösterimiz Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezi'nde idi. Prova için bir kaç saat önce orada olmuştuk. O gün yağmur fırtına alarmı vermişti meteoroloji. Beklediğimiz pek çok seyirci gelememişti o sebeple. Ancak yine de salonun bir kısmı dolmuştu. Provalar gayet güzel geçti. Ve "Hazır olun 5 dakika sonra sahnedesiniz" komutu geldiğinde heyecandan ziyade sabırsızlık içindeydim sahneye kavuşmak için. Heyecanım yerini mutluluk ve gurura bırakmış, alkışlar eşliğinde sahneye çıkarken adeta bir büyünün içine girmiş hayal aleminde ilerliyordum. Prova ile birlikte toplamda 4-5 saat sahnede kalmamıza, üstelik ayağıma zar zor olan ayakkabı ile -çünkü esas ayakkabımın topuğu kırılmıştı- hareket etmeme rağmen sahneden indiğimde ayaklarım acıyordu belki ama umurumda değildi. Ne yorgunluk, ne ayaklarımın acısı ...tek düşündüğüm nasıl olduğumuz nasıl göründüğümüz ve izleyiciler tarafından beğenilip beğenilmediğimizdi. Ve olumlu eleştiriler aldık. Çok olumlu. Başta hocamız olmak üzere çoğu izleyenimiz başarımızı takdir etmiş, bizi övmüştü. Acayip bir şeydi bu be. Vayy be.... İşte sonunda olmuştu. Alkışlar....beğeniler....takdirler...ve müthiş bir doyum ve aidiyet hissi.......


Sonraki 2 gösteride de aynı duyguları yaşamak, , her gösteri gününde başka başka heyecanla ilk heyecanımızı da üzerimizden atmış olduğumuzdan belki daha bir farkında olarak anı yaşamak unutulmazdı. Son oyunumuzu izlemeye gelen eşim, kızım ve diğer aile fertlerinin varlığıyla farklı bir heyecan yaşadım. Aylarca şarkılarımı söylememe eşlik eden ve provalara gidişimde bazen hayıflanan ancak sahnede beni izlemek için önce çok büyük bir istek duyup ardından biraz gönülsüzce gelen kızımın gözünden izlemeye çalıştım kendimi. Sanırım beni sahneden ve oradaki benliğimden kıskanmıştı. Benim dünyalara değişmeyeceğim kızım tiyatro ve sahne tutkumu hissedip beni onlarla paylaşmaya gönülsüz olmuştu bunu anlamıştım. Biraz da kendi içindeki istek ve belki kendisinin de orada sahnede olmaya istekli oluşu sebep diyebiliriz. Nitekim benimle birlikte kulise gelirken hiç unutamayacağım ve hepimizni gülümsemesine neden olan cümlesi noktayı koymuştu. "Anne ben de sahne tozu yutmak istiyorum".... Elbette meleğim kalbinde gönlünde ne yatıyorsa ileride gerçekleştirmen için elimden geleni yaparım.
Bir anlamda kızıma, her insanın hayallerindeki arzuya ulaşabilmenin, uğrunda çaba göstermenin ve oraya varmanın mümkün olabileceğini de göstermiş, kendine inanmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu vurgulamış olduğumu düşünüyorum.

Hiç bir zaman hiç bir şey için geç olmadığını, isteklerimize ve hayallerimize ulaşmanın belki biraz özveri belki biraz inanç ve kararlılıkla mümkün olacağını belirtmek isterim. Tabii çevrenizden verilen desteğin de önemi var. Şimdi de Oscar kazanmış sanatçı edasıyla bir kaç teşekkürü etmeyi bir borç bilirim...İlk önce bana destek olduğu, mutlu olduğum bir şeyi yapmam için yanımda olduğu ve hatta solo şarkımı seçmemde bana yardımcı olduğu için eşime, maddi manevi gerektiğinde beni destekleyen, işten çıkıp kızımın yanında gelip çalışmalara yetişmemi sağlayan ablama ve beni izlemeye gelen gelemeyen, destekleyen ve yanımda olan ailem ve dostlarıma, ve elbette bu eğitimleri aldığımız kıymetli hocalarımız Haldun Dormen, Serpil Günseli ve koreografide Özgün Akacca'ya gönülden teşekkür etmek istiyorum.

Umarım herkes, içinde varsa bir ukdesi, varsa bir arzusu yerine getirsin. Ama bence ilk olması gereken kararlılık ve kendinize olan inancınız.  Yaşanacak olan doyum ve tamamlanmışlık hissine değer.

Mutlu, umutlu, heyecan dolu ve coşkulu günler dilerim...
Sevgilerimle....



Trilye

Yorum Ekle

Harika bir hafta sonu planı yaparak arkadaşlarla Bir Trilye gezisi planladık. 
Yolculuğumuzu deniz yoluyla yapacaktık ancak hava muhalefeti nedeniyle arabayla gitmeye karar verdik. O zaman bu fotoğraf nedir diye soracak olursanız, karşı yakada (Asya) oturan arkadaşımızın aracıyla gideceğimiz için geri kalan biz üç kişi önce arkadaşımızın evine giderek çıkışı oradan yapmaya karar verdik. Beşinci kişi ise bizi zaten Trilye'de bekliyordu. Kendisi zaten Trilye'deki şirin mi şirin butik otelin sahibi olup bizi davet eden nazik arkadaşımızdı.
Gayet keyifli geçen yolculuğumuzun ardından Trilye'ye vardık.  
Trilye Butik Otel, bir aile işletmesi. Pınar ve ailesi üç katlı otelin en üst katında kendi evlerinde yazları oturmaya devam ediyorlar. Alt katındaki odaları ise birbirinden zevkli dekore ederek butik bir otel haline getirmişler. Odaları tek tek gezerek bilgi vereceğim yazının ilerleyen satırlarında merak etmeyin..
Pınar'ların evinden görünen keyifli manzara. Dolayısıyla otel konumu itibariyle çok ilgi gören bir açıda bulunuyor. Önce biraz bu şirin beldeyi tanıyalım.
Trilye, Burasa'nın Mudanya ilçesine bağlı bir belde. Mudanya 'ya 20 dakika uzaklıkta eski bir Rum kasabası. Attığınız her adımda tarihi bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. Kırmızı kiremitlerle kaplı tek bir çatı gibi görünen mimari doku, dar sokakları ve eski mahalle kültürünü devam ettiren insanlarıyla huzurlu bir yer. 
Cumbalı evleriyle, dar ve dolambaçlı sokaklarıyla, kiliseleri, camileri, çeşmeleri ve asırlık çınar ağaçlarıyla sanki yıllar öncesinden kalma bir zamanı yaşıyormuş hissine kapılıyorsunuz. 
Kasabada yaşayanlar genellikle zeytincilikle uğraşıyorlar. Bu yüzden de olsa gerek beldenin adına şimdilerde "Zeytinbağı" diyorlar. Ama ben Trilye adını nedense daha çok seviyorum. 
Trilye'nin merkezinde çok şirin dükkanlar var. 
Trilye Çarşısı

Dolayısıyla pek çok doğal ürünler satan dükkanlara da rastlamak mümkün oluyor. 
Zeytinyağlı sabunlar, küçük eşya ve ev aksesuarları, ahşap oyma ile yapılan süs eşyaları ve daha neler neler... Kendinizi tutamayıp hepsini almak istiyorsunuz.
Çarşısını, sokaklarını gezdikten sonra limana inip denizin kokusunu alalım istedik. Hele bu mevsimde..... ( Aralık ayında gitmiştik ) öyle sakin, öyle huzurluydu ki...
Böyle manzara bulmuşken fotoğrafların ardı arkası kesilmeyecekti elbette. :))))

Şimdi sevgili Pınar'ın şirin mi şirin, huzurlu ve özel butik otelini tanımaya geldi sıra. 
Buradaki binalar genellikle iki ya da üç katlılar. Trilye Butik Otel de terasıyla birlikte 3 katlı bir yer.
Daha kapıdan içeriye girerken farklı atmosfer sarıyor sizi. O kadar belli ki, özenle ve itinayla, tek tek seçilerek, işini seven birinin elinden çıkmış olduğu. Konuklarının kendini özel hissetmesi ve rahat etmesi için her detayı düşünmüş Pınar. Her tarafta mis kokulu lavantalar, çiçekler, sabunlar, duvarlardaki resimler, hepsi de size kapıda "Ne iyi ettin de geldin" diyor sanki...
Yılbaşı üzeri olduğu için merdivenlerde ışıklandırma ve süslemeler de yapılmıştı. Pınar, özel günlerde de otelini minik detaylarla hazırlayıp, her zevke hitap ediyor...
Odaların ayrı ayrı isimleri var. Beyaz, mavi, pembe ve sarı oda olmak üzere toplam 4 odadan oluşuyor.
Beyaz Oda adından da anlaşılacağı üzere bembeyaz olarak dekore edilmiş.
Sadelik ve rahatlığın ön planda olduğu odaların tertemiz olup mis gibi kokması da dikkat çekiyor. 
Özellikle sevgililer günü gibi günlerde en çok tercih edilen odanın dekoru yıne pembe şirin detaylardan oluşuyor.
Benim en sevdiğim oda. Mavi Oda. Sevgili Pınar eşimle geldiğimde bizi bu odada misafir etmişti.
En büyük oda olmakla birlikte deniz manzarasına doğrudan hakim olmasıyla da cezbetmişti beni.
Veee Sarı Oda
Bence her mevsim ayrı güzel Trilye.
.................
 Biz Aralık ayında gittiğimizden kışın bu gibi nimetlerinden faydalandık. Bakının aşağıdaki iki fotoğraf.
Sobanın üzerinde kızarmış ekmekler ve....
Kestane.
Dostlar sofrası....
Kış diye teras keyfi yapmayacak değildik herhalde. Kahvelerimizi alıp terastan enfes manzara eşliğinde sohbet bize soğuğu bile unutturdu.

Ertesi gün sabah erkenden sahilde yürüyüşe çıktık. Öyle huzurlu ve sakindi ki...
Sonrasında Pınar bizi kahvaltı için birbirinden güzel manzaralar eşliğinde yukarılara doğru tırmandırarak keşfe çıkardı.  
Hayranlıkla izlerken açlığımız bizi kendimize getirdi de fotoğraf çekmeyi bırakıp mekana vardık. 
Bu keyifli kahvaltının ardından şiddetli bir yağmur başladı. Onu izlemenin keyfi de ayrıydı.
Bağevi Kahvaltı Restoranının nazik çalışanları bizi aşağıya kadar indirdi de o yağmurda sırılsıklam olmaktan kurtardık. 
.................................
Yola çıkma vakti gelmişti. 

Dostlarla bir arada olmak harikaydı. ( Her şey için tekrardan çok çok teşekkürler Pınar'ım. )
Kız kıza bir kaçamak yapmak harikaydı. ( Hepinize ayrı ayrı teşekkür kızlar )
Canım kızımı özlesem de iki günlük kendime ayırdığım zaman harikaydı. ( Teşekkürler sevgili eşim )
........
Trilye harikaydı.

Bence mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri. Hatta gitmişken en azından bir gece kalmanız gereken yerlerden. Zamanın burada farklı aktığını, havanın bir başka solunduğunu ve yaşamanın tadına varıldığını tecrübe edeceksiniz. 
Trilye Butik Otel ile ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşmak isterseniz size aşağıda linklerini veriyorum. 

Sevgiyle ve dostlukla kalın. 
Hoşçakalın.......