İtalyaaaa ( Part 1 )

Yorum Ekle
Nihayet üç ay aradan sonra yazabildiğim daha doğrusu tamamlayabildiğim İtalya maceramı yayınlayabildim. Çok yakın bir arkadaşımın düğünü sebebiyle gittiğim üç günlük kısa ama dopdolu geçirdiğim ve üstüne üstlük türlü maceralar yaşadığım gezimi uzun uzadıya yazdığım için iki bölümde yayınlamaya karar verdim. İlk bölüm için buyurunuz...... Keyifli okumalar.


 Yaklaşık 1.5 saatlik yolculuktan sonra Bari'deydim. Pasaport kontrolüne kadar yürürken kendinizi çok sade bir yerde hissediyorsunuz. Sakin, telaşsız ve bizimkine nispeten gayet sıradan, gösterişsiz bir havaalanı. İnsanlarının rahatlığı ve koşturmacasız hali yansımış sanki daha ülkeye ilk girişte karşılama alanına. Şansıma uçak da hiç kalabalık eğildi. Üstelik bagajım da olmadığı için uçaktan ilk inenlerdendim. Çabucak pasaport kontrolden geçtikten sonra bana verilen talimatlar doğrultusunda, önce merkeze gidecek otobüse bakındım. Merdivenlerden aşağı inip dışarı çıkar çıkmaz gördüm otobüsü. Ben biner binmez de kalkınca zamanın benim yararıma işlemesine sevindim içimden. Merkezde inip Lecce'ye gidecek treni sormak için bir kaç kelime İtalyanca öğrenmiştim. "Trene per Lecce"... Tren biletini aldıktan sonra gösterilen yere doğru ilerledim. Tren 15 dakika sonra kalkacaktı. Şimdilik her şey yolunda gidiyordu. Çalışmayan telefonum dışına....

Uçaktan iner inmez eşime, anneme, ve beni istasyondan alacak arkadaşıma mesaj gönderdim. Ancak iletilmediğini gördüm. Hızla yürürken "nasılsa birazdan gider" diye düşünerek telefonu cebime koyup devam ettim. Otobüste tekrar baktım. Hala gitmemişti mesaj. Peki ama nedendi? Şu anda bu konuya odaklanamıyor, bir an önce trene yetişmeye çalışıyordum. Trene bindiğimde, uçaktan ineli 1 saat olmuştu. Vardığımı öğrenmek isteyenler için uzun bir zamandı bu. Trende telefonu kurcalamaya başladım. Hala anlayamıyordum. Yurt dışı paketinı karşılayan tarifem olduğunu Turkcell'den daha önce öğrenmiştim. Tarifem yurt dışına açıktı. O halde neden internete giremiyordum. Neden kimseyi arayamıyordum? Bir süre sonra yaptıklarımın bir işe yaramadığını gördükten, çabalarım sonuçsuz kaldıktan sonra, geceden kalma uykusuzluk ve yorgunlukla, daha 2 saatlik yolum olduğunu düşünerek hafif bir uykuya daldım. Bilet toplamaya geldiklerinde telefonumu gösterip neden kullanamadığımı sormaya çalıştım. Sormaya çalıştım diyorum zira İngilizce bilmiyorlar ve bende de o kadar İtalyanca yok :) Keyifli bir tren yolculuğundan sonra ( her şeye rağmen her anın tadını çıkarmak gerek ) saat 17.00'de Lecce'ye vardım. Esas şimdi çalışmayan telefonumla ne yapacaktım? Arkadaşım beni istasyondan alacak Leverano'ya götürecekti. Leverano Lecce'nin bir ilçesi ve arkadaşımızın düğününün olduğu yerdi.

İstasyondaki dükkanlara girip beden diliyle ve yine de çağrışım yapar umuduyla İngilizce konuşarak derdimi anlatmaya çalıştıysam da bir sonuç elde edemedim. Lakin ortak wifi kullanım alanı yoktu. Bu sefer de canım fena halde kahve çektiğinden bari bir kahve içeyim de kendime geleyim diye düşündüm. Kahvemi alıp gelene geçene "speak English?" sorusunu sorarak, telefonu gösterip yardım alabilir miyim diye bekleyerek başka ne yapabileceğimi düşündüm. İstasyonun önündeki taxilere yaklaşıp Leverano'ya beni götürebilir mi diye sordum. İyi ki elimde Guiseppe'nin (arkadaşımın müstakbel eşi) kartı vardı. Orada da ev adresi yazılıydı. Eh kendimi garantiye almıştım nasılsa düğün vaktinden önce oraya varırdım. Lecce -Leverano arası yalnıca 20 dakikaymış. O sırada bilet satılan bankoya gidip  telefonumla ilgili sorun olduğunu anlatmaya çalışınca bana "Windt" diye bir yer gösterdi. Orası neresi diye bakınırken bizim Turkcell bayii gibi bir yer olduğunu anladım. Ve içeri girip "English?" soruma "Yes" cevabını alınca birden aydınlandım. Derdimi anlatıp çaresizce ne yapabileceğimi öğrenmeye çalışınca, oranın abonesi olmadığım için bir şey yapılamayacağını, yeni hat almamın da bir sürü prosedüre bağlı olduğunu öğrendim. Görevli  kişi telefonumu isteyip ardından  bir şeyler yapınca telefonuma mesajlar gelmeye başladı. Meğer kendi wifi şifresini girmiş sağolsun.  Dünyayla yeniden bağlantım kurulmuş gibiydi. Gelelim dünyayla sanki bağlantım kopmuş gibi hissettiğim anlara. Kaybolmuş ve "hiç" likte gibi hissettiğim anlar:

Trenden inmiş tanımadığım, dilini bilmediğim ve hiç kimseyle iletişim kuramadığım bir yerde, beni merak edenlere dahi haber veremediğim bir anda hissettiklerim....boşlukta, hiçlikte, hiç bir yerde, kendimle baş başa ve oldukça hafif hissettim. Bazen tuhaf düşünceler gelir aklıma, tuhaf hayaller. "Şu an uzay boşluğunda, her şeyden uzak, kısa bir an için bile olsa kaybolsam", derim. Belki de o anlık sorunlardan uzaklaşma arzusu, kendini dinleme ve kurtarma isteği. İşte o an sanki bu hayalimi yaşadığımı hissettim. Hiç kimseyle bağlantı kuramadığınız, dilini bilmediğiniz, daha önce bulunmadığınız bir yerde durmak. İşte bu anı yaşamak için bir süre sadece durdum. İstasyondan çıkıp durdum ve etrafıma bakındım. Garip bir haz veren durum vardı. Zaten ben bir kahve içeyim keyfinin de ancak böyle bir açıklaması olabilirdi. Her durumda keyifli bir an yaratmak.

Kahveden sonra kafam daha çok çalışmış olacak ki, bilet satan yere de sorup windt denen yere gitmem ve telefona kavuşmam bu sayede oldu. Sonunda arkadaşım beni almaya geldi. Hazırlanıp düğüne gitmek için vaktimiz bile kalmıştı.

Düğün......... ( devamı bir sonraki yazıda..)





Yaza Hazır Mısınız?

Yorum Ekle

Yaz aylarına yaklaştıkça cildimize, vücudumuza, kilomuza ve görüntümüze daha bir dikkat ettiğimiz gerçeğine dayanarak, ben de bu konuda biraz araştırma yapmak istedim. Cilt bakımı yaptıracaksak nasıl bir bakım istemeli ya da nereleri tercih etmeliyiz? Kilo verme ve beden incelmesi uygulamalarında nelere dikkat etmeliyiz? İstenmeyen tüylerden kurtulmak için hangi cihazlar güvenli? 

Tüm bu soruların cevaplarını almak için daha önce bir kaç kez gidip hizmetlerinden memnun kaldığım Dermathica Güzellik Merkezi'nin kapısını çaldım. Kurucusu sevgili Elif Zor ile çok hoş bir sohbetimiz oldu. Sohbet sırasında verdiği önemli bilgiler ve güzellik sektörüyle ilgili doğru bilinen yanlışlarla ilgili konuşurken, bu sohbeti bir röportaja döndürmeye ve bu önemli bilgileri paylaşmaya karar verdim. İşte röportajımız. Keyifli okumalar... 



jaleceanne: Elif Hanım öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

E.Z 1975 Ankara doğumluyum. Türkiye'nin ilk yeni doğan yaşam ünitesinde hayata döndürülmüş prematüre bir bebeğim. Hasta bir çocukluk geçirdiğim için oyun alanım çoğunlukla ev oldu.  Oyuncaklarım da daha ziyade annemin makyaj malzemeleri, takıları, topuklu ayakkabılarıydı. Dışarıda oynamak bisiklete binmek gibi seçeneklerim olmadı. Bu sebeple güzellik estetik çok küçük yaşlardan itibaren bir parçam olmuştu. Başarılı bir okul hayatım oldu. Uludağ Üniversitesi İşletme mezunuyum. İşletmecilik alanında otel sektörüne kendimi yakın görüyordum. Okuldaki başarım sayesinde de hocalarım beni bir çok 5 yıldızlı otele tavsiye etmişti. 4. sınıftayken Conrad otelinin ön büro yöneticiliğine aday gösterildim ve kazandım. O dönemde çocuklarımın babasıyla flört aşamasındaydık. O da saç ekimi üzerine bir klinik açmıştı. Kendisi Hollanda'dan Türkiye'ye yerleşmişti ve Türk ticaret yapısını çok iyi tanımıyordu. Bana beraber çalışma teklifinde bulundu. Kararım kariyerimi belirleyecekti. 1992 senesinde erkeklerin bakım dediğimiz şeyleri daha efemine bulduğu bir dönmede saç ekimi merkezi açmak cesaret verici bir şeydi. Benim de çok ilgimi çekti. Ya otelcilik sektöründe kariyer yapacak ya da estetik ve güzellik sektörüne geçecektim. Tercihimi estetik yönünde yaptım. Kısa zamanda bu sektörde büyük fark yarattık ve şubeleştik.

Jaleceanne: Dermathica nasıl doğdu?

E.Z: Önceleri Hollanda firmasının Türkiye distribütörü olarak görünüyorduk. Daha sonra Türkiye'nin çok büyük bir pazar olduğu anlaşılınca onlar da Türkiye'nin bazı şehirlerinde şube açmak istediler. Bu da sözleşmemize aykırı olduğu için biz sözleşmeyi feshettik. Kendimiz bir franchise oluşturduk. Ve çok kısa sürede 15 şubesi olan saçsızlığa çözüm merkezi haline geldik. O dönemde hep aklımda olan şey bu işi kadınlara yöneltmekti. Çünkü işimiz gereği bir çok plastik cerrahla çalıştık, medikal estetik paralel yürüttüğümüz bir alan oldu. Yalnızca erkeklere değil kadınlara yönelik faaliyet olsun istedim ancak firmamız içinde teklifim kabul görmedi. 3 sene önce eşimden ayrıldıktan sonra, kadınlara yönelik estetik danışmanlığı şeklinde bir yer oluşturmak istedim. Bu işi bilerek yapmayı, kendimde mutlu olduğum şeyleri insanlara sunabilmeyi istedim. Öncelikle kendimi bilgilendirmeyi hedef aldım. Paris, İtalya ve Amerika'da çok yoğun eğitimler aldım. Bu eğitimler çerçevesinde gelişmiş  ülkelerin kozmetikten medet ummayı bıraktıklarını, aslında kozmetiğin sadece cildin dermis tabakasını besleyen, esas melanin dediğimiz kısımda oluşmuş travmalara ulaşma gücü olmayan pazarlama balonları olduklarını gördüm. Kozmetiğe gereksiz paralar harcamış olduğumu fark ettim. Kadınların güzelliğinin cilt altı sağlığından kaynaklandığını keşfettim. Bu yönde çalışan kliniklerden medikal estetik eğitimi aldım. Zaten plastik cerrahi kısmı geçmişte eğitimini aldığım bir alandı. Bütün bunları birleştirdim. Kendi alanında profesyonel pek çok kişiyi bir araya getirerek Dermathica'yı kurdum.

Jaleceanne: Dermathica'yı kurarken en çok neyi hedeflediniz?

E.Z: Güzellik ve estetik sektörü özellikle kozmetikle birleştirilen sektör çok büyük bir pazar. Her kadının bulaştığı bir sektör. Dolayısıyla çok kirli bilgi var. (Zayıflama cihazlarının, epilasyon cihazlarının çok çeşidi olması, Avrupa da tedavülden kaldırılan cihazların burada mucize cihazlar gibi pazarlanması..vb..) Biz burada insanları yapamayacağımız şeylerle heveslendirmiyoruz, kozmetik ile geçici ve çok da fayda sağlamayan yöntemleri kullanmak yerine, cilt altı dokusunu zenginleştirmeye, cilt altı dokusunu daha sağlıklı hale getirmeye çalışıyoruz. Merkezimizde krem bile satmıyoruz.

Jaleceanne: Çünkü gücüne inanmıyorsunuz. Peki kremler ne gibi ihtiyaçları gidermek içindir?

E.Z:  Krem kırışıklık ve leke gidermez. Ancak sizi güneşten korumalı ve cildinize nem vermelidir. Dünya artık daha natürel, parabensiz, kimyasal içerikleri daha minimum olan ürünlere yöneliyor. Tabii piyasada agresif bileşimleri olan, cilt yüzeyinde nokta atışı yapabilecek, cildi birden sıkılaştırma potansiyeli olan, botoks etkisi yaratacak agresif ürünler de var.  Ancak bu ürünler ciltte ilerideki dönemlerde başka kayba sebep olabileceği yıllarca ve gelişmiş üniversitelerce kanıtlanmış araştırma konuları olmuşlar. Biz de bu tür flash etkili olan uygulamalar yok.

Jaleceanne: Güzellik ve bakım denince akla çoğunlukla ilk önce cilt bakımı gelir. Sizce cilt bakımı kaç yaşından itibaren ve nasıl yapılmalıdır?

E.Z: Cildin 21 günde bir ölü hücreleri atan bir mekanizması vardır. Ölü hücreler cildimizin gözeneklerini kapatır. Bunlara ilaveten tozlar, kozmetik kalıntılar, makyaj kalıntıları da bu ölü hücrelere eşlik eder. Cilt gözenekleri zamanla kapanır. Cilt oksijeni alırsa altta cilt sağlığını oluşturacak bileşimleri etkiler. Kapanan gözenekler de cildin oksijen alımını azaltır. Dolayısıyla cilt oksijene ne zaman ihtiyaç duyarsa, bakımına o zaman başlanır. Mesela ben 12 yaşındaki kızıma, amacı yalnızca temizlikten ibaret olan temizleme jeliyle yüzünü temizleyerek, cilt bakımını yapmasını tavsiye ediyorum. Hormonal denge kızlarda on sekiz yaşından sonra oturur. Bu da demek oluyor ki profesyonel bakıma da 18 yaşından itibaren başlanabilir.

Jaleceanne: Cilt bakımı uygulamalarınızdan biraz bahseder misiniz?

E.Z:  Genel cilt bakımımız var. Bununla ilgili pek çok tanıtım kampanyamız oluyor. Bundan başka
içeriğinde yoğun besleyici maddelere alışmış olan kozmetiklerle cilt bakımı yaptırma beklentisi olanlara yönelik "luxury" denilen içeriğinde havyar bakımı, somon dna içerikleri olan lüx cilt bakımı seçeneklerimiz var. Medikal cilt bakımı, masajla takviye edilen cilt bakımı, sivilce izlerini gidermeye yönelik dermapen dediğimiz özel bir teknik uyguladığımız cilt bakımı, cilt altı kolojen dokuyu onarmaya yönelik "roller" bakımlarımız var. Leke bakımı, akne bakımı gibi... Öncelikle cildin analizini yapıyoruz ve ihtiyacı olan bakımı yapıyoruz.

Jaleceanne: Sivilceleri sıkmak ya da cilde buhar vermek yanlış bir uygulama mıdır?

E.Z:  Kişinin cilt yapısına göre karar verilmelidir. Çünkü kimi cilt, altta yağ butonları barındırır ve yüzeyin daha çok oksijen geçirmesi için sivilcelerin sıkılması gerekir. Kimisi de cildin yapısı çok incedir ve temizlerken cildin leke butonları aktif hale getirilebilir ve bu yüzden sıkılmamalıdır. Bence sıkmak ya da sıkmamak cildin yapısına göre verilen profesyonel bir karardır.

Jaleceanne: Peki bize diğer hizmetlerinizden bahseder misiniz?

E.Z: Ben medikal estetik, zayıflama ve beslenme üzerine danışmanlık yapıyorum. Danışmanlık önemli bir konu. Kadınlar ihtiyaçlarını belirliyor ama tercihlerini başkasında beğenerek yapıyor. Başkasının yüzünde beğendiği bir uygulamayı kendisinde istiyor. Oysa yüzümüzde mimik denen bir unsur var ve bu yüzden uygulama kişiden kişiye göre değişir. Kişinin istediğini değil doktorun tespit ettiği, sorunu ortadan kaldıracak yönlendirmeler yapmaya gayret ediyoruz. Plastik cerrahi konusunda da danışmanlık sağlıyoruz. Mesela göğüs protezi, liposuction, yüz germe, boyun germe gibi uygulamalarda, kişilerin doğru kişilerle buluşmasını sağlıyorum. Sektörel bilgilerimi, aldığım eğitimlerle birleştirerek kişilerin neye ihtiyaçları olduğunu belirleyip gerekli doktorla buluşturuyorum.

Bundan başka lokal zayıflama cihazlarımız var. Cihazları seçerken en gelişmiş, en uzay görüntüsü veren cihazları değil, bugüne kadar bu alanda kendim neyden sonuç aldıysam, başka kliniklerden, yurt dışında aldığım eğitimlerden, kişilere hangi cihazların en iyi sonuç vereceği, başka zararlara yol açmayacağından emin olduğumuz cihazları almaya dikkat ettim. Kavitasyon yaparken ısıl işlem uygulan tekniğe yer vermemeye dikkat ederiz.

Jaleceanne: Isıl işlem nedir? Neden zararlıdır?

E.Z: Dokudaki yağ potansiyeli yağ dokusunu eritecek tekniklerle cilde ısıl işlem verilir. Fakat yüzeyde sıcağı artıracak teknikler belki yağ dokusunu eritir ancak kılcal damarları yüzeye taşır. Ve bu da potansiyel varis sorunu ortaya çıkabilir.

Jaleceanne: Epilasyon yaptırırken nelere dikkat etmeliyiz?

E.Z: FDA denilen bir departman var. Cilt altında ışınların nereye kadar gittiğini ölçer. Türkiye'de bu cihazları ölçen cihaz yoktur. Dolayısıyla pek çok klinikte FDA onayı yoktur. Çünkü bu ek bir maliyet getirir. Işınların sadece kıl köküne gittiğinin belgesi olan bir epilasyon yaptırıyoruz. İnsanlara güvenli epilasyon sunmuş oluyoruz. Cilt altında başka bölgelerde başka frekanslarla yapılan hiç bir işlemi uygulamıyoruz.

Jaleceanne: O zaman epilasyon yaptırmak isteyenler neye dikkat etsinler?

E.Z:  Yaptırdıkları epilasyon merkezinin FDA onayı var mı yok mu mutlaka dikkat etsinler. Bunun için sertifika istesinler. Bir de vücudumuzdaki her tüy eşit değildir. Bu cihazlar içerisinde farklı kıl köküne göre farklı işlem yapanlar vardır. Ancak agresif yoğun tüyler için geliştirilmiş cihazları yüz için kullanan klinikler var. Bu da yüzde lekeyi teşvik eder. Bu yüzden bilinçli yaptırmaları gerekir. Örneğin 4 mevsim cihazlar var. FDA onaylı cihazlar da bu anlama gelir. Biz burada epilasyon yaptırmaya gelenlere de  danışmanlık veriyorsunuz. Sonlandırmayacağımız epilasyon işlemini kabul etmiyoruz. Kökü beyaz olan kıl kökünü hiç bir cihaz sonlandırmaz. Hangi frekanta epilasyon yapacağımızı belirliyoruz. Cilt altında milyarlarca kıl kökü var. Yüzeydekini yok ederken alttakini aktive etmemek gerekir. Bunu da çok bilinçli bir şekilde yürütmek gerekir. Kişinin kullandığı ilaç olup olmadığı, hormonal tedavi var mı yok mu gibi özel durumlarını ona göre değerlendiriyoruz. Amaç sadece kılı sonlandırmak değil, sağlıklı bir şekilde sonlandırmaktır.

Jaleceanne: Son olarak zayıflama ve doğru beslenme  konusunda bir kaç pratik bilgi paylaşır mısınız?

E.Z: Kilo almak ihtiyacınızdan fazlasını vücudunuza yüklemektir. 30 yaşından sonra metabolizma yavaşlar. Akşamları daha çok taze çiğ sebze meyve yemek gerekir. Çok su içmek önemli. (3-3.5 litre)Spor bilincimiz yok. Halbuki sporu olmazsa olmaz şeklinde görmeliyiz. Mesela ben 7.30-8.30 arası mutlaka yürürüm. Güne metabolizmamı hızlandırarak başlarım. Aslında yaşam biçimimizi değiştirmekle, beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmekle adım atmalıyız. Çok fazla kilosu olanlar için de önerim, spor, beslenme ve özellikle ciddi kilo fazlası olanlar için geliştirilmiş cihazlardan yardım alma şeklinde olacaktır.



Bu güzel röportaj ve verdiği aydınlatıcı bilgiler için Elif Zor'a çok teşekkür ediyoruz.




Jaleceanne.com

1 Yorum








Yenilendik....Tazelendik.... Geliştik...Birazcık da Büyüdük...

Jaleceanne.blogspot.com artık yeni sayfasında. Bundan sonra jaleceanne.com sitesi olarak devam edeceğim yoluma.  Web sitem ile daha ileriye taşımak istediğim sayfam yolunu bulacak ve ilerlemeye devam edecek. 

Blog yazmaya başladığımda sayfa tasarlamak, düzenlemek bana o kadar yabancıydı ki, sırf bu yüzden blog sayfası açmaktan uzak duruyordum. Sonra yazılarımı yazmaya başlayınca onları yayınlayacak bir kanal bulmak gerekliydi. O günlerde pek çok blog sayfasını inceliyordum. Google dan araştırarak nasıl blog sayfası oluşturulacağını öğrendim. Sonrası adım adım geldi. Google ın ücretsiz olarak sağladığı domain sitesi olan blogspot bana uygun geldi. Çeşitli tasarımlar deneyip son haline getirene kadar belki saatlerimi verdim. Kendimi o kadar önemsiyor o kadar inanılmaz bir şey yaptığımı düşünüyordum ki, o motivasyonla o dönem peş peşe hemen hemen her gün yazı yayınlıyordum. Hiç bilmediğim bir alanda blog sayfası düzenlemede denemeler yanılmalar düzeltmelerle epey yol aldım. Çeşitli sitelerden yardım aldım. ( bloghocam.blogspot.com gibi ) Hatta blog yazmaya ilk başladığımda akıllı telefonum bile yoktu. Hamilelik döneminde ve kızımı dünyayı getirdiğim ilk senede telefonla hiç işim olmadı. Elime bile almıyordum neredeyse. O yüzden de akıllı telefona hiç ihtiyaç duymadım. Hatta uzak bile duruyordum fikrine. Ancak ne zaman ki 2013 senesinde ilk yazımı yayınlamaya başlayıp, blog dünyasına girince sosyal medyanın önemini ve gerekliliğini gördüm. Blogger olarak kurduğum bağlantılar ve hatta blog yazarak karşıma iş imkanları çıkması, marka danışmanlığı yapmak girince işin içine, ben de bir akıllı telfon edindim. Evet kabul ediyorum benim bu dünyaya girişim biraz geç oldu. Blog hayatıyla sosyal medyaya karışmam aynı anda olmayınca tanıtımda biraz geç kaldım. Çünkü orası çok ayrı bir mecraydı ve
çok çabuk tüketip değişiyordu. Ayak uydurmak ve aynı hızda gitmek gerekiyordu.

Özellikle instagram hesabı ile jaleceanne daha da gelişti. Her ne kadar çalışma hayatına geri dönüşümle birlikte eskisi kadar zaman ayıramasam da, blog yazmak ihmal etmek istemediğim, hep geliştirmek istediğim bir alan oldu. Bu nedenle bir adım daha ilerleyip web sitesi olmaya karar verdim. Ve jaleceanne.com olarak artık karşınızdayım. Yeni sayfamı, yeni içerik ve düzenlemeleriyle beğeneceğinizi umarım.

Yeni sayfamla birlikte bir başka yenilikten de bahsedeyim. Artık jaleceanne youtube kanalım da var. Abone olur, beğenirseniz çok mutlu olurum. Paylaşacağım konularla ilgili çeşitli sürprizlerim olacak.

Bütün bunlar siz sevgili okurlarımla, değerli yorumlarınız ve katkılarınızla daha güzel....
Sevgilerimle.....

Mart Başlarken...

Yorum Ekle
Mart ayına girdiğimiz ilk günlerde yazmaya başladığımdan yazının başlığı böyle oldu. Herhalde ortasına gelmeden yayınlarım :)))))    ( Yine neredeyse ortasını bulmuşum )
Sinema


Bu ayın filmi kesinlikle La La Land. Bence Oscar ödül töreninde yapılan yanlışlığın altta yatan bir anlamı vardı. Belki de ödülü esas hak eden filmdi. Benim ödülüm bu filme. Tutkunun bu kadar güzel ve hassas işlendiği, seyirciyi alıp götüren, iyi oyunculukla, gerçekten iyi yönetmenin birleşimi, konu ahım şahım olmasa da, izleyene geçen duygu ve anlam bana yetti. Müzikal olarak da müzik ve dansıyla ayrı bir bütünlük katan filmi kaçırmamanızı tavsiye ederim. Mutlaka sinemada izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. İyi seyirler....

Kitap
                                                                     Tutunamayanlar

Okumaya başladığım ancak belki de okumaya henüz hazır olmadığım kitap. Önceden beridir hep okumak istediğim, nedense okumaya başlayınca bir türlü içine giremediğim kitap oldu. Bir süre ara verip yeniden başlayacağım. Bu arada okuyan varsa yorumlarını alabilirim.


Tiyatro-Etkinlik

Odada 4 Mevsim





Uniq Hall sahnesinde Kasım ayından beri gösterimde olan tiyatro oyununun müzikleri Vivaldi'nin Dört Mevsim eserine ait. Konusu ise; odasında nasıl vakit geçireceğini bilmeden canı sıkılan bir çocuğun yardımına bilge sinek Bay Cızbız çıkar. Vivaldi'nin eşsiz müziğinden yararlanarak küçücük odanın içinde bir dünya yaratırlar. Danslarla ve görsel efektlerle zenginleşen oyunda çocuklar, hem hayal güçlerinin sınırsızlığını hem de müziğin nasıl bir anlatım gücüne sahip olduğunu keşfediyorlar. 4 yaş üzeri çocuklarınızı götürmek, sanatsal zevklerini geliştirmek, hayal dünyalarını genişletmek, klasik müzikle tanıştırmak için harika bir seçim olduğunu düşünüyorum. Biletlerini Biletix'ten ya da gişeden alabilirsiniz.

                                          Oyundan sonra sahnede fotoğraf çektirme faslı





Müzik
La La Land filmini izledikten sonra, caz müzik dinleme isteğim artınca D&R da görüp anında aldığım bir albüm. Ustalara Saygı serisinin ilk albümü "Caz Denince Akla Gelenler", albümünde Caz müziğinin büyük yorumcuları ve en önemli şarkılarına yer veriyor. 2 CD'lik albümde 30 şarkı yer alıyor. Kafa dinlerken, kahvaltıda, akşam yemeğinde, sohbet ederken, kitap okurken, araba kullanırken, canın romantizm çekerken.......bence o kadar çok yakışıyor ki....Dinleyin..



Mekan Keşfi

Nişantaşı'nda kahve içmek için Moc'a giderken, kahve öncesi bir şeyler atıştıralım diye bir yer ararken rastladık BUN'a. BUNedir diyecek olursanız, ne yiyeceğinize bir türlü karar veremediğinizde, canınızın ne istediğini bilemediğinizde, farklı bir şeyler olsa da yesek dediğinizde karşılığını bulacağınız bir yer bana göre. Tertemiz bir mutfak, hızlı servis ve lezzetli menülerle bizden tam puan aldı BUN. Falafel seçeneğini görünce canımın nasıl da çektiğini fark edip siparişi verdim. Falafelli salataları, balıklı alternatifleri ve daha bir çoğuyla benim için favori bir mekan olacağa benziyor. Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin. Ayrıca sipariş de alıyorlar.



Gezilecek Yer

Abant. Ayrıntılı yazısı ve fotoğraflar için tıklayınız.http://jaleceanne.blogspot.com.tr/2017/03/abant-gezimiz.html#more


Abant Gezimiz

Yorum Ekle
Geçtiğimiz sömestr tatilinde Bolu Abant'ı tercih ettik. Muhteşem doğasına bir de kar manzarası eklenince hem doğası için, hem de biraz kar keyfi yaparız diye göl kenarındaki otellerden biri olan Büyük Abant Otel'de kaldık. Otel 5 yıldız kategorisinde temiz, konumu iyi olan bir otel. Ancak daha önce de söylemişimdir ben butik otelleri daha çok seviyorum galiba. Yine göl kenarında olan bir başka otel gördük çevreyi dolaşırken. Toplam 9-10 odalı butik ama şahane bir oteldi. Bir dahaki sefere orayı tercih ederim kesin..
Abant'a giderken Gökdere'ye uğramak gerektiğini kahvaltı etmek için mekan ararken görmüştüm. Fırsatı kaçırmayıp kahvaltı için Gökdere tesislerine gittik ve memnun kaldık. Öğleden sonra Abant'a otelimize vardık. Akşam olmadan çevreyi turlayalım istedik. Gölün etrafını gezerken, araba, fayton ya da yaya yürüme şeklinde tercihte bulunabilirsiniz. Mevsim bahar olup yürüyüşün keyfi çıkacak gibi olsaydı yürürdük ama etraf karlı kaplı olduğundan ve ortadan da arabalar geçtiğinden yürümenin pek de cazip olmayacağına karar verip arabayla dolaştık.

 Turumuzun ardından da yine göl kenarında hoş bir yer olan Göl Cafe'de kahve ve sahlep molamızı verdik. Gürül gürül yanan şöminenin yanı başında içilen kahvelere doyum olur muydu? Su ya da ateş gördüğüm yerde fotoğraf çekmeye doyamadığımdan ve o güzel anları da ölümsüzleştirmek için elbette fotoğraflar çekildi.
Bu da böyle farklı bir çalışma oldu. Evet o gölge ben oluyorum :)))))





Her türlü keyif yapılır :))))) 

Kahve molasının ardından biraz daha dolaştık.
Kayak yapmaya Kartalkaya'ya gidemeyenler ve fazla zamanı olmayanlar  için çevrede eğlenceli bir kayak pisti yapmışlar. Bizden kaçmadı tabii ki...
Derhal gerekli ekipmanlar tedarik edildi ve sonra gelsin eğlenceee ....




Tepeye kadar tırmanıp oradan aşağıya kendini bırakmak yorucu olduğu kadar anlatılmaz coşkuluydu aynı zamanda. Yaklaşık bir saatlik eğlence hepimize yetmiş artmıştı bile. Dönüşte otele geçip akşam yemeğine kadar dinlenmek istesek de, enerjisi bitmek bilmeyen bebeyi çocuk oyun odasına götürmek gerekiyordu. Ne de olsa önceden sözünü almıştı. 
Akşam yemeği seçenekleri açısından tatminkar ancak benim gibi zor beğenen biri için fazla yemeği bir arada görmek yine iştah kapatıcıydı. Butik otel istememin bir diğer sebebi de sanırım bu. Ben açık büfeden ziyade, masama servis edilen ve daha az kişiye çıkan yemekleri seviyorum. Yine de yemeklerin başarısız olduğunu söyleyemem. İpek bile yiyecek bir şeyler bulduysa bu bizim için artı bir özellikti. 
Ertesi gün kahvaltının ardından biraz daha dolaşıp, Göl Cafe'ye de uğradıktan sonra, yola çıkmak için hazırlandık. Yolda bir yerlere daha uğramak varsa yeni yerler keşfetmekti niyetimiz.
Mudurnu tam da böyle bir yer oldu. Nerede kalınır diye soracak olursanız bölgede konaklar çok meşhur. Her biri 100 seneyi aşkın süredir var olan, tarih kokan nostaljik yerler. 



Hacı Şakirler Konağı 170 yıllık bir konaktı. Eşsiz tarzda dekore edilmiş odalarıyla, ortak yemek masasında servis edilen yerel yemekleriyle burası adeta anneanne, babaanne evine yapılan bir ziyaret ve misafirlik tadında bir yerdi. Kalabalık olarak bir kaç aile mutlaka gelmeye karar verip maalesef öğle yemeği yiyemeden mekandan ayrıldık. Zira yemekleri yapan konağın hanımı arkadaşlarıyla gezmede olduğundan, evin beyi  kendisinin yemeklerini tercih etmeyeceğimizi söyleyerek bizi bir sonraki sefere bekleyeceklerini ekledi. 

Abant Gölü ve çevresini bahar ayında yeniden görmek, Mudurnu'ya da küçük bir ziyaret gerçekleştirmek için yolumuz buralara düşeceğe benzer. 
Keyifle....Sağlıkla....Sevgilerimle....

Uniq İstanbul

2 Yorum
Geçtiğimiz aylarda yeni bir yer daha keşfettik. Hatta bu keşfi hep beraber yaptık. Şöyle ki, televizyonda izlettiğimiz( tabii ki sınırlı saat ) nadir kanallardan biri olan Da Vinci Learning'te tanıtımını gördüğümüz matematik sergisini görmek için Unique İstanbul'un içinde açılan The Zone Maslak'a gittik. Günlerdir dilinden düşürmediği yere varınca, ağzı kulaklarındaydı elbette.
Maslak Ayazağa'da yer alan Unique İstanbul AVM olarak ender sevebildiğim yerlerden oldu diyebilirim. Hem kalabalık değil, hem aşırı büyük değil, hem de çocuklara farklı alternatifler sunuyor. The Zone işte böyle farklı bir yer. 
Girişte önce bir form dolduruyor, çocuğun yaşını söyleyerek nelerden yararlanabileceğinizi öğreniyorsunuz. Matematik sergisi ve içeride gireceğiniz diğer bölümler, kapıda ödediğiniz fiyata dahil. Daha doğrusu sergiyi gezmek ücretsiz ancak içeride eğlence merkezi de olduğu için belli bir ücret ödemek durumundasınız. 
Sergiden içeriye girince matematik dünyasının nasıl da büyülü ve ilgi çekici algılanıp yaşanabileceğini görüyorsunuz. Matematiğe eskilerden yaklaşımım çok daha farklıydı. Zerresini anlamadığı daha doğrusu anlamlandıramadığımı düşünürdüm. Sonradan farkına vardım ki, matematik çok daha başka bir şey ve hayatımızın her anında var. Neyse matematiğin felsefesine girersem başlı başına başka bir yazı çıkacağını seziyorum ve burada noktayı koyuyorum. Gelelim sergiye..





Sihirli aynalar. En sevdiklerimden...


Harika değil mi?





Kesirlerle matematik bundan daha güzel anlatılır mı? Pizza ve dilimleri. Kes kes bul.











Sergi başında size rehberlik eden bir kişi geliyor. 










Farklı da uygulanabilir tabii.

Haritada İstanbul, İzmir ve Trabzon'u bulduk.
Karşımızda gördüğümüz panoda herkesin doğum tarihinin olduğunu duyunca bakakaldık.







Ritmi dinleyip kendi müziğini yapan minik sanatçılar





Beğenerek ve keyifle gezdiğimiz serginin ardından büyük trambolin alanına geçtik. Nasıl kendimizden geçtiysek.....
Anne kız coştuk da coştuk. 60 kg altı olma şartı vardı. Eh ben de neyse ki o sınırın epey bi altında olunca :)))) pek bi eğlendik doğrusu...


İtiraf etmek gerekirse  Uniq İstanbul'un da tanıtımını yapacağım bu yazıyı yazıp yazmamakta kararsızdım. Neden biliyor musunuz? Başta da söylediğim gibi kalabalık olmayışı ve farklı atmosferiyle sevdiğim nadir AVM'lerden olunca, ister istemez "henüz bir çok kişi tarafından keşfedilmemiş bir yer olduğundan" fazla duyulmasını istememiş olabilirim. 
Ama gayet faydalı ve etkili matematik sergisi, çocuklara hitap eden The Zone oyun alanı, paylaşmam gerektiği ve başkalarının da faydalanması gerektiği arzumu yenemeyerek işte artık yayınlıyorum. 
Bence gidin bir an önce ve keşfedin. Uniq İstanbul ile ilgili daha çok yazım olacak. Gittiğimiz ama henüz yazamadığım etkinlikler de başka bir yazıya kalsın. 


Sevgilerimle...